Hayatların da bir kez bile gerçek acı yaşamamış gibi gülen insanların sahteliği var şehrin bakışlarında. İplik iplik yağan yağmurun altında ıslanırken yorgun bedeni şehrin, dilinde hüzzam mavisi şarkılar var. Dur durak bilmeyen kalabalığın uğultusu ve tıp tıp sesli hanım böceklerinin sahte balkımaları sarmış caddeleri. Şişeye hapsedilmiş adamlar, kadınlar, çocuklar ve Akasyalar…
Annelerin seslenişlerinde, mecburi gülüşlerin kaybedişleri var.
Evine bir ekmek alamamış, omuzları düşük babaların hayat artığı çaresizlikleri.
Ufacık tefecik kadınların kırmızı şemsiyeleri… Yalnızlığın ürkek bakışları.
Bacalardan çıkan dumanlar kesilince, saramadıkları tütünün dumanını ciğerlerinde tüttürmeye başlayan, Fabrika Kızlarının beyaz gelinlik hayalleri.
Haylaz sıska çocukların, ıslak göğe kaçırdıkları uçurtmalarının kopuk kuyruğu asılı kalmış telgraf tellerinde… Sorumsuzluğun rahatlığı.
Kendini bülbül zanneden bir karganın şarkısı, kumruların boğuk boğuk mırıltıları, pencereden uçan kuşların ağıtları, rüzgârın bulutları okşayan eli, musluğun tıslama sesi, gülüşen menevşelerin kokusu…
Duvar diplerinde yatan evsizlerin, kedilerin, köpeklerin üzerini sapsarı gündoğusu yaprakları ile örten; Ağlak kentin güneşçileri…Kim kapattı dünyanın lambasını?
Balığın burnu, sivrisineklerin kuyruğu, kuzuların sessizliği… Kıpırtısız kalplerin sesi!
Ve yukarılarda en yukarılarda homurdanan kaz sesleri… Susuz yaşanacak bu yaz!
Katar katar ördek sürüleri geçiyor doğuya, kılavuz ördeğin kanadı kırık. Elektrik direğine ağ atmış örümceğin teki, ağında onlarca karasinek. Ağlamakla gülmek arasında bir garip hüzün var dudaklarında.
Sarı sıcak akşamlarda otlar çamurlanmış. Çürümüş yapraklar, toprak terlemiş. Papatyaların boynu bükülmüş. Çınarların yeşili kaçmış. Başakları yel kırmış, ovalar hışırtısız. Elma da ki kurt, çekirdeğin ihaneti ağacın bedenine. Sümüklü böcekler de ne yavaş yürüyor, ballı incir ağacının kurumuş dallarında. Sevmek için ölümü bekleyenler varmış eşiklerde. Acı bir boşluk var, mezarcı kazmasında.
Hişşşş… Sessiz olun Hayvan Çiftliği orası. Çakallar tavukları boğazlıyor, duyduğumuzu anlamasınlar. Siyah bir toz, bir damla kan. Muazzam ufak tefek cinayetlerde ölen, büyücü çırağı.
Bildiğiniz kış sıkıntısını yazın ortasında yaşayan bir kadın, penceresinden şehrin mezarlığında uçuşan mavi kanatlı kelebekleri seyrediyor. Kendi kendine konuşan kadının belli ki bir hazin hikâyesi var içinde. Boğazında düğümlenen kelimeleri, söylenmemiş sözleri, yaşayamadığı hayalleri…
-Köyden indik şehre böyle oldu! Diyor kadın.
Kapıları üç kat kilitli akıllı evlerde, Karaca Ahmet sessizliği var.
Şehrin, faytona koşulan yorgun bir at gibi inlemesi de ne tuhaf tam da bu sözün üzerine.
Sığıntı gibi yaşamların kıyısına sürülmüş, sahipsiz acıların kadınları, erkekleri, çocukları, karıncaları ve çölde susuz kalmış da yeniden diriliş bitkileri gibi kaynağına dönmeye çalışan kurak bırakılmış bir şehir, ırgalıyor bedenini. Yaşam sanrısı başlıyor üzerinde.
Şehrin kıyısında, insanlığın tenhasında ağlayan ama ağlamasına ses bulaşmayan insanların o eğri büğrü sesi dolduruveriyor sokağı bir anda.
-Yeissskiler alıyom, hurdalar alıyom, yeiskiciiiiii…
Tıknefes soluyan, vakur tavrıyla helal lokma peşinde çabalayan eskiciyle göz göze gelen kadın, Çin ipeği gömleklerimle, bakırdan güğümlerimi değişir misin mandal sepetiyle? Diye soruyor camdan aşağı, sokaktaki eskiciye.
Eskici, başını kaldırıp cama;
-Gel güzel ablam değişiriz de bunca şey varken tezgâhta neden mandal sepeti be ablam, hani yanlış anlama çok garibime gitti de?
-Netçen? Çamaşır mandalı olmaya karar verdim büyüyünce.
(Küçül de cebime gir bakışı)
-Kızma güzel ablam. Anladım büyüyünce.
-Baktım hayata tutunamıyorum, Ayşe Teyze’nin misss gibin beyaz çamaşırlarına tuttururum kendimi diye mandal alıcam, dursun köşede…
Çalçene yarışı yapmada benle ver benim mandallarımı, al Çin ipeği gömleği koy eskici bahçene. Eskileri vermekle de kurtulmuyor ya insan, kurtuldum diye kendini avutuyor işte.
Mesela anılarımı satsam sana ne verebilirsin karşılığında bana?
…
-Eskici şaşkın şaşkın dalıp gider çok kısa bir süre kadının suratına. Ya soruyu anlamadığından ya verecek cevap bulamadığından olacak boş vermişlikle karışık vurdumduymaz bir halde işine döner.
-Bi baksaydın be abla sana lazım başkaca bir şeyler var mı tezgâhta?
Kadın sırf sözden kaçmak için hızlıca göz gezdirir, eskicinin eski, eskici tezgâhına. Ama durur birden. Naylon terliklerin altındaki kitapları görür kadın.
-O kitaplarda ne öyle? Ver bakim sen onları hele. Okunmamış her kitap yenidir biz de.
Bir şamata bir kargaşa kadın elinde mandal sepeti, kucağında kitaplar çıkar evine söylene söylene.
-Ne güzel kadınmışsın sen ablam, ayaküstü ne çok hayat dersi verdin mülayim mülayim eskicilik yapan birine… Hayata mı insanlara mı yenilmişliğin ıstırabı olduğunu ancak kendisinin bildiği, bin bir düşünceyle sokağın köşesinden döner, gözden kaybolur eskici, yepisyeni yeni eskileriyle. Mahzunun kendi yoktur ama küskün sesi halen sokakta yankılanır.
Yeissskiciii…yeiissikiler alıyom, hurdalar alıyom, yeiski banyo kazanları, yeiski sobalar, yeiski gömlekler, pantullar alıp yerine leğenler, mandallar, naylon terlikler veriyom …yeiiissskiciiiii…
Ihlamur ağaçlarının haziran sıcağında patlayan tomurcuklarının ortalığı tuhaf bir huzur bulutu gibi sardığı saatlerde, kimsesizliğine ortak radyosunu açıyor kadın da.
“Enginde yavaş yavaş günün minesi solarken” şarkısı çıkıyor bu kez bahtına.
-Galiba biz de solduk, zaman aldı bizi bizden diye kendi kendine söylenirken, bir taraftan da elinde ki kitapları karıştırmaya başlar…
Pazartesi yalnızlığında saçları ağarmış kadın, define bulmuş insan heyecanıyla elinde tutuğu kitaba bakakalır. Elinde ki bir kitap değildir aslında, duraklaması ondandır. Bir zamanlar babacığının küçücük bakkal dükkânından tanıdığı bir defterdir.
Zimem Defteri!
Bu arada radyoda şarkı değişir. “Kuytu bir köşe de ömrüm son bulsun” diyen sözlere sinirlenen kadın, radyonun düğmesine uzanıp, yaramazlık eden çocuğun kulağını büker gibi çevirip kısıverir şarkının sesini.
Beklenmedik bir misafiri ağırlar gibi saygıyla defterin sayfalarını çevirmeye başlar.
Anıların yaşattığı hisleri, içinde ki yaşam kırıklarının kırılışlarını mırıldanır bir taraftan. Sesinde gerçek bir gönül kırgınlığı ve gönlünü sızlatan buğulu bir özlemle dalar gözleri. Bir sözün bir şarkının anımsattığı yıllar ötesinden gönüller ve gözler bu defterin sayfaları arasında gözleriyle buluşmuş gibi bakar eski zamanlarına. Akşamüstü zamanlarının fasıllarını, şeftali çiçeği kokan bahçe sohbetlerini, ak kanaviçelerle bezeli sabun kokulu süt beyazı odaları, gümüş çemberli sandık kokularını, hesap işli örtüleri anımsar…
Bakkal İsmail’in kızı Sebahat olmaktan hep gurur duymuştum sözüyle başlar hikâyesi;
Az şey miydi mahalle bakkalının kızı olmak o zamanlar. Mahalleli ile aile gibiydik biz. Her kes sever sayardı babacığımı.
Mahallede ne bir düğün okusunu ne de cenaze taziyesini kaçırırdı babam. Yol sorana anladığından emin olana kadar sabırla anlatır, darasını almadan asla şekeri, pirinci tartmaz, evlerin anahtarı teslim edilecek kadar güvenilirdi ona. Bütün mahallenin bakkal amcasıydı o. Hep güler yüzlü, samimi, vefakâr.
Mahalle bekçisi gibi dikkatle izlerdi gelip gideni, her şeyi bilirdi babam. Mahalleye kim taşınmış, kimmiş, nereden gelmiş, ne iş yaparmış, mahallenin muhtarı olsa bu kadar bilgiyi anca öğrenirdi. Bir hırlaşma olacak olsa mahallenin sözü geçen abisi gibi araya girer başlamadan bitirirdi kavgayı. Ve bir kez olsun kolonya şişelerine, haram karıştırmadı benim bakkal babam.
İki ekmeği deftere yazdıranın bir ekmeğini siler, kusura bakma bu ayda… Ama önümüzde ki ay hepsini kapatacağım diyene, boynunu büker ses etmez, bu ay ne kadar oldu borç diyene, hep eksik söylerdi. İşte mahalle sakinlerine ait borç hesap defterleri bu defterdi.
Zimem defteri.
Yine bir ramazan günlerindeydik bu defterin asıl hikâyesiyle tanıştım. Daha önce mahallemizde hiç görmediğim bir adam çıkagelmiş, zimem defterini istemişti babamdan. Rast gele sayfalar açılmış, sayfa sahibinin borçları hesaplanmıştı.
-“Silin borçları, Allah kabul etsin”
Dedikten sonra, defterin borcu silinen sayfalarını kesip çıkarmış, adama vermişti babam. Adam da geldiği gibi çıkıp gitmişti dükkânımızdan. Babamın yüzünde ki o huzuru hiç unutmadım. Naciye Hanım Teyzen çok sevinecek, bu ay askerde ki oğluna para gönderememişti bu borç yüzünden. Sonra Hakkı Efendi kızının nişanına para denkleştirme derdine düşmüştü nefes alacak az da olsa. En çokta Mümtaz Hoca için sevinmişti. Ödeyemediği birikmişleri yüzünden uğrayamaz olmuştu, sanki tek kelam etmişliğimiz varmış gibi… Sohbetini özledim derken gözlerinin pınarına biriken yaşların ışıltısını görmüştüm. İlk kez babamın gözünden yaş aktığına da o gün şahit olmuştum. Ah! Babacım ne kadar kadirşinas bir adamdı.
Borçluların gönülleri incitilmeden yapılmıştı bu işlem. Ne zengin kime yardım ettiğini bilmiş ne fakir kimin yardım ettiğini öğrenebilmişti. Sağ elin verdiğini sol el görmedi derdi babam. İnsanı onurluca yaşatmanın en güzel örneği idi bu geleneğimiz.
Şimdiyse… Kadının bakışları zimem defterinden, boş zemine düşmüştü.
Galata bankerlerinin ağına düştü halk. Doymadınız mı kul hakkı yemekten? Öyle ya, sokağa Çamlıca’dan bakanlar ne bilsin sokağın derdini. Altın koltuk da dua etmekle doymuyor açın karnı bilmezler mi?
Şimdiler de sokaklar iyi, binalar iyi, kıyafetler iyi… Ama insanların göz bebeklerinde ki yaralar korkunç. Hep bi huzursuz yüzleri. Paranın sıcak yüzünü unuttu insanlar kartla kredili yaşamaktan. Peşin fiyatına dokuza bölününce borçlar, veresiye yaşamanın faiz yükü söndürdü yaşam heyecanını.
Kıyafetleri son modaymış. Hıhhh! Mahalle terzimiz Mücella’nın kumaşa şöylecene bir kez bakıp, gelişine vurup makası, provasız diktiği elbiselerin eteğine su dökemez hiç biri.
Velhasıl;
İğneyi samanlıkta kaybettik, avluda arıyoruz. Kanadı kırık kuşlara benzedik, uçan kazları doyurmaktan. Bu ülkenin arka sokaklarında yaşam külfeti içinde kıvrana kıvrana yaşam mücadelesi veren insanlar var. Vatandaş kemerde delik bulamaz oldu.
-Duymuyor musunuz aç insanlar var aç! Hani komşusu açken tok yatan bizden değildi?
Orada kimse yok mu? Yokluk belasına deliliğin sularını geçti, cinnetin kıyısında yaşıyor bu insanlar.
Yokluğun yorgunluğunu ben size şimdi nasıl anlatayım? Halimden anlayan âlim, halimden bilmeyen zalim diye boşa söylememiş atalar. Şimdiler de hasta gönüller. Gönül dili de hal dili de unutuldu. Gönül yapmaya zamanı yok insanların. Çok meşguller çokkk.
Babam ahın sırrını bilir, gelene gidene ona göre davranırdı. Gönülsüz namaz göğe ağmaz derdi. Her gün namazlarını camide eda eden Hafız amcayı pek sevmezdi de kimselerin hoş gözle bakmadığı Abidin Bey amcayı içten içe severdi. Bir keresinde arkasından bakıp şöyle demişti;
-Camiye hiç aksatmadan giden tefeci, inancı zayıf vereceklisinden daha mı çok namusludur.
Zaman geçti;
Büyük sermayelere nasıl dayansınlar, küçük esnaf dayanamadılar tabiki. Onların gücü yetmedi, veresiyeciler sahip çıkmadı kapandılar bir bir.
“Sinekli Bakkal” koymuştu bakkalımızın ismini. Merak edipte soran olur belki anlatırım hikâyesini diye! Bıkmadan usanmadan tamı tamına kırk yedi yıl anlattı. Koca bir hayatı, o loş küçük dükkâna kilitleyip çıktı babam. Çok sürmedi babamın ceketi de asılı kaldı duvarda.
“Lütfen veresiye teklif etmeyiniz” yazısının altında dayanamayıp mahalle sakinlerinin çaresizliğine, verdiler her seferinde. Şimdi gidin, elli kuruş eksik çıktı sonra versem olur mu deyin, süpermarketlerin kasiyerlerine. Önce yüzünüze donuk donuk bakarlar, sonra ağızlarında kelimeleri yuvarlaya yuvarlaya;
-Amaa hanfendii akşamm kasamm eksik çıkar, der sen de aldıklarından bir kalem geri koyarsın rafa, elli kuruşu paşa paşa öder öyle alırsın alacağını… Modern çağın en büyük trajedisinin başrol oyuncusu olarak evinin yolunu tutarsın, elli kuruşluk utançla…
Hey gidi günler. O eski bakkalımızın kokusunu özledim. Gaz yağı kokusunu, baharat kokusuna karışmış, taze çekilmiş kahve kokusunu sonra kalıp sabun kokusunu özledim... Ve çocukluğumuzun aburcuburlarını özledim. Leblebi tozlarını, rengârenk şekerleme kavanozlarını, Vita yağlarının sarı yüzlerini, tipitip sakızlarının dostluğunu, Mabel sakızının üzerinde ki halka küpeli kızı, Elvan Gazozunun baloncuklarını,…
Defteri iyice göğsüne bastıran kadının gönül kabarcığından su damlamaya başlamıştı. Birden yerinden kalkıp kilere yöneldi. Orada ne zamandır biriktirdiği gazeteleri bir poşete doldurdu. Hızlıca karşı dairesinde oturan komşusunun ziline öyle bir basmıştı ki kapıyı açan kadın şaşkınlıkla ne oldu cenaze mi var deyivermişti.
-İşte onu diyeceğim; Hani markete gidecektik ya bu akşam, bundan böyle bakkalımızdan alırız ne alacaksak. Hem iyi hatırlattın;
Sen Avm’lere gidersin, cenazene bakkal İsmail gelir!
Hadi hadi çarçabuk çıkalım. Hem bi işimiz daha var insanlığımızı bize hatırlatacak bu ramazan günlerinde… Derken Zimem defterine gülümsüyordu kadın.
-Hem biliyor musun kız Naciye;
Ağustos böceğiyle karıncada ki karınca da bizim karınca değilmiş. Ben anlamıştım zati; Bizim karıncamız olsa kapıyı suratına kapatmazdı, kapısına ekmek diye gelenin.
Naciye söylenen sözleri anlamamıştı bir ihtimal ama bakkalın kızı Sebahat, geçmişe vefasını ödemiş olmanın huzuruyla daha bir rahatlamıştı.
Yaşamının kırk yamalı bohçasından dökülmüştü anıları ortalığa, toplamaya hiç niyeti yoktu kadının. Bırak dedi bırak dağınık kalsınlar. İhtiyacı olan alsın.
İçe işleyen bir edayla sokağa baktı kadın.
-Üzülme dedi üzülme eskici, yalnız değilsin bu şehirde. Asıl eskici benim, hayatın eskicisi! Yarın yine cam da bekleyeceğim seni. Kim bilir belki zimem defterinin balkısıyla yeniden kurarız bu şehri.
Hülya Bulut
Öztürk Samuk
Devlet Bazen Ölü Taklidi Yapar
Hamdi TEMEL
Kaynatılan Su Mikroplastiklerden Kurtulabilir mi!
Halil MERT
Millî Ekonomi: Güçlü Ve Büyük Türkiye'nin Omurgası
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Recep YAZGAN
Gerçekten tuhaf değil mi!
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Eyüphan KAYA
Koç alnına bir kara leke sördü!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Seyfettin BUDAK
İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi?
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)