“Bu yazıyı altı yıl önce yarım bırakmıştık, altı yıl sonra tek cümle ekleyip bitirdik.”
Türk Halkına, kültürel düalizm yaşatan tek kelime belki de “Ergenekon”!
Benim başlığı atarken konunun içeriği hakkında oluşan ilk düşüncelerim ile başlığı ilk okuyanın beyninden geçen düşünceler ne yazık ki paralel değil artık! Oysa uzlaşım olabilmesi için toplumsal doğrular arasında mutlak kesişim şarttır. Bu günlerde olağanlaştırılmaya çalışılan düşünce; yakın tarihimizi,4yıl,9ay gibi bir süre meşgul eden bir büyük dava adı olması.
Gerçekte öyle mi peki?
Aynı toplumun insanlarıyız. Neden aynı kelime, farklı anlamlar çağrıştırıyor?
Yoksa algılarımız mı düzleştiriliyor?
Bir kelime düalizm yaşatıyorsa bize, bunun nedenlerini yine felsefi bir yaklaşımla çözmeye çalışmak en mantıklı yoldur. Felsefe bu yaklaşıma “Kartezyen Şüpheciliği” demiş.
Kartezyen şüpheciliğinin açılımı: “En küçük bir doğru olmama ihtimali taşıyan bir şeyi doğru kabul etmeyin” Olayları mutlaka sınamalı, yanlış ya da yanıltıcı olmadığından eminseniz kabul etmelisiniz. Aklınız da en küçük bir şüphe varsa o olayı inkâr etmelisiniz!
Aklımızda küçük değil büyük şüpheler var!
Çünkü biz “Ordu Milletiz!”
Çünkü biz askerimize güveniriz!
Dünya zor günlerden geçiyor. Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyada devletler için zor olduğu kadar, insanlar için de mutsuz günlerden geçiyoruz. Düşünceler ve idealar karmakarışık. Bazen insan olarak ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Neye inanıp, nereye yöneleceğimizi bilemez oluyoruz.
Halk için, halka rağmen ama halksız eylem planları.
Anlamak güç. Zaten biz halkız, anlamasak da olur. Birileri bizim için anlıyor, düşünüyor, bizim refah ve huzurumuz için harekât planları hazırlıyor. Olmadı harekât planları yerle bir ediliyor. Peki, bu halkın kendi yararına olan durum ve olaylar zincirinden neden haberi yok?
Ya da gerçekten haberi yok mu sanılıyor?
Tarih akıyor. Hem insanlık tarihi hem devletlerin özel siyasal ve toplumsal tarihi akıyor. Derin izler bırakarak akıyor. Sıradan halkın akıl yürütmeyle algılayamayacağı olaylar yaşanıyor, yaşatılıyor. Ama kime sorsan halk için yapılıyor. Bu düşünceye göre ya halk değiliz ya yapılanların hedef kitlesi biz değiliz!
Dünyanın kuruluşundan bu yana ülkelerin ve insanlık tarihinin izini sürsek, her dönem bir buhran dönemi. Savaşlar, yokluklar, acılar eksik olmamış sırtımızdan. “Filler tepişir çimenler ezilir” misali, büyük ağabeyler yukarıda tepişiyor, altta halklar eziliyor!
Biz halkız bilmeyiz, görmeyiz!
Hele ki şifreli dönemlerin gizli ibareli yazışmalarını hiç algılamayız!
Devletimizin kaynakları, milletin parası nerelerde karalanır aklanır aklımız yetmez düşünemeyiz! “Zem zem kuyusundan çıkan yeşil doların ”ne zem zemini ne yeşil dolarların akıbetini de bilmeyiz!
Devletin derinini, yapının paralelini göremeyiz!
Devlet otoritesi, devlet gücü kime nasıl kullandırılmış hiç merakta etmeyiz!
Duymuşuzdur, görmüşüzdür bir yerlerde yazılıdır: “Egemenlik Türk Milletine aittir ”diye bunun hakkını aramayız. Arayamayız. Çünkü devletimize güveniriz.
Mücadele gücümüz yok mu? Var elbet. Fakat bu gücü kullanamayız!
Bizans oyunlarıydı, haçlı oyunlarıydı; böceğiydi, kulağıydı, darbesiydi, keser yolumuzu, direnemeyiz.
Ama
Bedelini öderiz!
Bir tek bunu çok iyi yaparız. Bedel öderiz. Hem de en ağırından öderiz.
Milleti, vekili, bakanı, bakmayanı fişleniriz, sesimiz çıkmaz kabulleniriz. Neyse cezası çekeriz.
Analiz ediliriz; yeniden yapılandırılmaya çalışılır, üzerimizden geliştirme, dönüştürme harekâtları yapılır ruhumuz duymaz!
“Hayaller Gerçek Galibalarla” aydınlık dergilere manşetler atılır, “Deli Saçması Sanmayın” duyun denilir,” “Aksiyonlara” kapak olur geleceğimiz, algılamayız!
İki sayfalık mektuplarla, Alo ihbarlarla ülkemizin geleceğinin tehdit edildiği bildirilir, biz duymayız!
“Sarıkızlar” ortaya çıkar, “Ayışığı” denize “Yakomoz” yaparken, elden “Eldivenler” düşer, biz görmeyiz!
Azmettiriciler, planlayıcılar, beyaz kuvvetler, siyah kuvvetler ülkemizde cirit atar, bizim için gecesine gündüzüne katar, alacakaranlık kuşağında işini görür; bunlar kimdir, amaçları nedir diye sorgulamayız!
“Karanlık eller” güya bizim aydınlığa çıkmamız için, bireysel, kitlesel katliamlar yapar, faili meçhuller, suikastlar yapılır; kaybettirilen masumlar olarak sokaklara dökülürüz,
Sokaklar kana boyanır,
Biz temizleriz.
Çuvalın içinde ki çürük elmalar temizleniyor denir, inanır susarız, ses etmeyiz!
Toplum olarak gerildikçe geriliriz. Ya sabırla sineye çekeriz!
Biz halkız, işaretleri algılamaz, yanan sönen ışıkları hissetmeyiz!
Gecekonduların çatısında başlayan, dalga dalga ülkeyi saran dalgalanmalar, hücre yapılanmalar bize etki etmez, ondandır duyarsızlıklarımız!
Biz Halkız!
Puslu havalarda, “Çınarlar” rüzgâr estikçe “Poyraz” ses verir duyarız! Duyduklarımızı, bildiklerimizi yüksek sesle konuşamayız.
Konuşturulmayız!
Oysa
“Hâkimiyet kayıtsız şartsız bizimdir” yazar adalet dağıtılan duvarlarda okumayız!
Fikrimiz sorulmaz fakat fikri takiplere, kovuşturmalara biz takılırız, kim kimi itibardan düşürdü, “Balyoz” kimin için havaya kalktı aklımıza takmayız!
Etnik yapıydı, dini kökendi, cemaatti, perde arkasıydı, perde önüydü anlamayız!
Paraleldi, dikeydi, teğet geçer bize, algılamayız; matematiksel sorunlarımız var halkça, kabul ederiz!
Yoldu, yolsuzluktu üstünde durmayız. Yaparlarsa yolları amenna, üstüne basar geçeriz!
Biz halkız!
Şahsi kırılmalarımız, istisnasız koruduğumuz değerlerimiz var. Her ne kadar şahsi dile getirsem de biliyorum ki benim gibi düşünen insanlar var. Kendimizden öte sistemler geleceğimize, yaşantılarımıza yön vermeye çalışırken bizimde söyleyeceklerimiz var.
Biz halkız!
Her şeyin farkındayız!
Kimse zannetmesin algılamıyoruz. Her şeyi algılıyoruz. Biliyoruz. Duyuyoruz. Anlıyoruz! Tüm zorluklarını biz yaşıyoruz. Biz eziliyoruz. Hakarete uğruyoruz. Demokratik ve sosyal devlet olmanın getirdiği haklarımızı kullanamıyoruz. Muazzam bir bunaltı, ciddi sarsıntılar yaşıyoruz. Mantık, merhamet, güven sınırlarımız istismar edilip, kişisel yaşam alanlarımız zorlanıyor.
Tarihten gelen fıtratımız değiştirilmeye çalışılıyor;
Direniyoruz!
Tanıdık bildik hayatlarımızın içinde olması gereken sistemin dışında gelişen olaylara sessizce tanıklık ediyoruz. Hiç bilmediğimiz oyunlar, hasetler ve hallerle tanıştırıldık. Tahmin dahi edemeyeceğimiz dönüşümler yaşadık halk olarak. Şüpheye düştük, tedirgin olduk, zorlandık, yorulduk.
Olan ya da oldurulmaya çalışılan her şey anormal görünüyordu. Kesinliklere ihtiyacımız vardı.
Olaylar gerçekten göründüğü gibi miydi? Anlamaya çalıştık, anlamaya çalıştıkça eğildi, büküldü gerçekler, anlamaya çalışmaktan da vazgeçtik!
Neyi nasıl kanıtlayacaktık ki? Kendi kabuğumuza çekildik. Haklıyı haksızı sorgulamayı da bıraktık sonunda!
Öfkelerimiz, söyleyecek sözlerimiz vardı oysa. Bunca insan eliyle hazırlanmış küçük kıyametlerin arasında neden bir halk yaşamak zorunda bırakılır?
Soruyoruz!
İsyanlarımız var. Neden bizim varoluş tarihimizin en anlamlı kelimesi, yakın tarihimizin karanlıklarında yok edilmeye çalışılıyor?
Onların göremeyip, biz halkın gördüğü gerçekler var!
Dünyada kaç ülke var ki kendi öz kültürünü ve tarihini kirletir?
Tarihinden uzak düşen bireyleri de, sınırlı algılı bir bakışla onu korumak adına savunanı da, Türk’ün o muazzam geçmişine zarar vermiştir.
Biz halkız!
Diyeceğimiz o ki; Derin kültürümüzle uğraşalım. Girilen derinlikler, milletçe bizi yok etmekten başkaca bir işe yaramaz. Zaman bunun böyle olduğunu ispatlayacak bize!
Türk toplumu olarak bilinç yıkımına, kültürel soykırıma uğratıldık! Köksüzlüğe yönelme en büyük tehlikedir! Yakın tarihimize kara bir leke olarak yapıştırılmaya çalışılan olaylar, Türk’ün varoluş tarihinin isimlerini karalamasın.
Jung; “Bilinçdışı güçlerin anahtarı, bilincin elindedir ve psişik güçler arasındaki güç dengesini de vurgulayan odur.” der.
O bilinç, Türk Milletidir!
Temiz bir ülke istiyoruz!
Toplum olarak düştüğümüz en büyük yanlış, modern çağa ayak uydurma çabasıyla geçmişimizden ve geleneklerimizden uzaklaştık. Ait olmadığımız yaşam standartlarına uyumlanma girişimleri bizi bu sona getirdi.
“Ergenekon” kelimesi, ilk duyduğumuzda yaptığı çağrışımlarla değil; Türk Dünyasına, M.S 5.Yüzyılda girmiştir!
Tarih tekerrürden ibarettir. Sorgulayan bir millet, geçmişin hatalarına düşmez.
“Ergenekon”; Türk’ün varoluş destanının adıdır. Türk destanları, Türk Halkının geçmişin acı tecrübelerinden ders alınması için üretilmiş anlatılardır. Ergenekon Destanı yeni nesle ve unutanlara yeniden öğretilmeli, hatırlatılmalıdır. Ata yurdunu düşmana teslim etmenin altındaki görünür nedenselliklerden çok görünmeyen nedensellikleri sorgulamayı öğrenmeliyiz. Bunu yapmamanın bedelini Türk Milleti, yüzyıllarca öz yurdundan ayrı esaret altında yaşayarak ödemiştir.
(Göç Destanı okuyunuz!)
Özetle;
Ergenekon Destanı, yeniden doğuşu temsil eder. Dış güçlerin(Çin) etkisiyle yurtsuz bırakılan Türk Milleti, sezgi, inanç ve öz değerleriyle doğaüstü bir yolculuğa çıkar. Tek amaçları vardır; Türk Soyunu devam ettirmek! Ergenekon Dağı, Türk Milleti için, geçmişin ezen, yıkan, yok eden yaşanmışlıklarından, belirsizliğin çaresizliğinden kurtulmanın sembolüdür. Türk Milleti 400 yüz yıl süren bir dönüşüm sürecinden sonra yeniden var olmak için Ergenekon’dan ayrılır. Parçalanan bir toplumun kökende birleşmesidir yaşanan. Eritilen demir dağdan çıkış, özgürlüğü ve yeniden doğuşu simgeler.400 yüz yıllık sürecin göstergesi şudur; Ancak, halkların birlik ve beraberliği o toplumu düzen ve dirlik toplumu yapar.
Destanda adı geçen, Börteçene ve kurt simgeleri, esareti, tükenişi, acizliği, baskı ve zulmü kendisine yediremeyen bir milleti, yok olmaktan kurtaran “bağlılık” simgeleridir.
Destanlar durağan anlatılar değildir. Her çağda yeni koşullara uygun fakat eski kökene bağlı kalınarak yeniden üretilir. Bilinçlerde sorgusu yapılarak geleceğe taşınan bu edebi ve tarihsel eserler geçmişte yaşananlarla bu gün ve gelecek arasındaki deneyimlerden ders çıkarma köprüleridir.
Fetret, durumun gerçeğidir. İyi ve kötü yan yanadır. Doğruyu, iyiyi beslemezseniz, yanlışın, kötülüğün büyümesine yol açarsınız…
Destanlarımız, Türk Milletinin ruhunu yansıtır. Yeni nesle öğretilmelidir. Yaşanan toplumsal kargaşalardan kurtuluşumuzun tek yolu bunu başarabilmekte yatar.
Kuşlar ötüyor yine, acı çığlıklarla, Göç GÖÇ… Diye
Bilmeliyiz ki “Göç Destanı’nda duyulan bu acı çığlıklar, geleneğine, öz kütlerine sahip çıkamayan umarsız, duyarsız nesillerin sonunu gösterir. Esaret ve yok oluş!
Biz Türk Milletiyiz!
Atalarımızın Nal’ının bastığı yerde devlet olan bir milletiz!
Biz bu toprakların sahibiyiz. Sonlara da getirilsek, getirildiğimiz yerde, Anka kuşu misali, yanıp kül olur, küllerimizden yeniden doğarız!
Ve biz Türk Halkıyız!
Her şeyi görür, bilir, duyarız!
“Doğru güneş gibidir, mutlaka doğar bir gün buna inanırız! Biz Türk Halkıyız, sarsılırız, ama asla yıkılmayız!”
Biz gücümüzü tarihten alırız!
Ve yine inanırız ki;
Kişiler ve hükümetler geçici, devletler bakidir… Deyip, yazıyı bitirmemişiz!
Gelinen nokta sağduyulu her Türk vatandaşının o günlerde vicdanında davanın sonucunu öngördüğü gibi kesinleşti.
Tek cümle dava sonucu:
“Ergenekon adlı örgütün varlığı tespit edilememiştir!”
Tek cümle dava sonucunu yorumluyoruz:
Tarih, Türk Ordusunun vatansever, şerefli askerlerine bu iftiraları atanları ve onlara inananları asla unutmayacak!
Yazı şimdi bitti.
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)