“13 Kasım 1918 tarihi, müttefik devletlerin İstanbul’ a girdiği günlerdir. İngiliz donanmasına ait zırhlılar, İstanbul Boğazı’na girip buraya demirlemiş, toplarını Osmanlı Devleti’nin merkezi olan Dolmabahçe Sarayı’na çevirmiştir. İşte bu sırada yaveri, Salih Bozok’un gözyaşları içinde Mustafa Kemal'e dönerek, boğaza demirlemiş İngiliz zırhlılarını göstermesi üzerine, Mustafa Kemal:
“Geldikleri gibi giderler” demiş, böylelikle ülkenin bir gün bağımsızlığına kavuşacağına dair inancını dile getirmiştir.
Bu inançla, 16 Mayıs günü denize ilk indiğinde adı “Trocadero” olan, 1893’te Osmanlı denizcilik kuruluşu “İdare-i Mahsus” tarafından satın alınan ve ismi “Panderma” olarak değiştirilen, 1910’da da “Osmanlı Seyrüsefarin İdaresi” nin adını “Bandırma”ya çevirdiği posta vapuruyla, 19 kişi tarihi yolcuğuna başlar. Bandırma Vapuru söylenenlerin aksine ne eski, kırık dökük, pusulası dahi olmayan bir takadır ne de kaptanı İsmail Hakkı, Karadeniz sularını tanımayan acemi bir kaptandır! Bandırma yelken ve buhar donanımlı, demir uskurlu,279 grostonluk yolcu ve yük gemisi olarak inşa edilmiştir!
İsmail Hakkı (Durusu) tarihi yolculuğu, seyir defterine şöyle kayda geçer: “Hareketimizden bir gün evvel Paşa beni idareden Harbiye’deki dairesine çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Sureti hareketimize dair bir takım izahatta bulundular. Lazım gelen cevapları verdim. Ertesi gün de öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün zevalde gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler.
Derhal hareket ettik. Boğazdan çıkarken müthiş bir fırtınanın icrayı hüküm etmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun, yolumuza devam kararı vermiştik. Maiyetlerindeki zevatı deniz tutuyor ve herkes birer birer kamaralarına yatıyorlardı. Mamafih Paşa bir köşeye dayanmış oturmakta ve kendilerinde fıtri bir haslet olan harikulbeşer metaneti kalbiyelerinin asarı olarak bilafütur ve daimi bir tefekkür içerisinde bulunmakta idiler. Son hızımız olan yedi mil ile Karadeniz’in biaman dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana İnebolu ve Sinop’a uğrayarak, bin türlü müşkülat içerisinde bir gün şafak vakti Samsun’a vardık.”
“…1335 (1919) senesi Mayısının 19´uncu günü Samsun´a çıktım.´´ “Ben Samsunu ve Samsun halkını gördüğüm zaman, memlekete ve millete ait bütün tasavvurlarımın yerine getirilebilir olduğuna bir defa daha inandım.” dedi Atatürk.
Geldi, gördü, inandı!
İlk İstanbul’a akabinde tüm yurda Samsun’dan bir telgraf çekildi!
“…Halk yüreğinden doğan bir hareket başlıyor, bunu özellikle vurgulayın!” Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!
“Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı; o da milletin egemenliğine dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. İşte daha İstanbul’dan çıkmadan düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar olmuştur. Bu kararın dayandığı en sağlam düşünce ve mantık şuydu: Temel ilke, Türk milletinin onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsızlıkla sağlanabilir. Ne denli zengin ve refah olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan daha yüksek bir işlem görmeğe layık olamaz! Yabancı bir devletin himaye ve korumasını kabul etmek insanlık vasıflarından mahrumluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği kabul etmekten başka bir şey değildir. Oysa Türk’ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet, tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.”
“Öyleyse ya istiklal ya ölüm!”
İşte, kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır.
Parolasını alan, Bağdat’tan Viyana’ya, Podolya bozkırından Afrika çöllerine kadar durmadan pala sallayan Anadolu insanı, son lokma ekmeği ve son damla kanı ile vatanını müdafaaya koyuldu.
Yoksulluk içinde, yorgun bir halk, dünya emperyalistlerine tek başına bayrak açtı… Yapılan kongreleri, yayınlanan tamimleri, çekilen zorlukları, savaşın seyrini ve kayıplarımızı zaten çok iyi biliyoruz. Her şeye rağmen bir millet, millet olma şuuruyla ayağa kalktı ve dünyada emsali görülmemiş bir kurtuluş destanı yazdı…”
Mustafa Kemal Atatürk ve 18 silah arkadaşının tam 100 yıl önce, Samsun’da karaya ilk adımını attığı; Tütüncü İskelesindeyim. Bandırma Vapurunun kaptanı İsmail Hakkı Durusu’nun anılarını okuduğum kitabı kapatıp, akıllı karışıklık içerisinde; Tütüncü iskelesinden, Mıntıka Palas’a uzanan yola bakıyorum… Ortalık sakin.
Bu şehrin asıl hikâyesini başlatan, o günleri yaşamış birinden dinlemek, zamanın ruhunu daha iyi anlamış olmak, iyi geliyor!
Sabah’ın erken saatlerinden beri gökyüzü koyu bulutlarla kaplı. İnsanı bunaltan bir hava.
Uygun adım arkamdan gelen, görünmeyen ayak sesleriyle irkiliyorum. Tanrısız kuşlar uçuşuyor, hırçınlaşan uçsuz bucaksız denizin üzerinde. Poyraz sertleştiriyor, denizin dalgalarını. Budala rüzgâr, önüne katmış takaları sürüklüyor açık denize. Salter’in nutku tutulmuş olacak ki, Rum tercümanın sesi yankılanıyor, Samsun Sancağında:
-“Taburum emrinizdedir!”
Ey Salter, “hasta adama” tabur emanet etmek sonradan çok dokunmuş olmalı. Vay! Eteklerini toplayıp iki ökçesi üzerinde geri dönenler; o utanç verici dönüşü biliyoruz hiç unutmadınız! Geçmez o kuyruk acısı…
Gülerek, tarihin içinden geçiyorum.
Kurtuluş yolunun ortasında, Kâtip Memduh Efendiyle karşılaşıyorum. Elinde geminin kayıp seyir defteri. Telaşla şifreli mesajları gösteriyor. Anlıyorum, acelesi var. Yolundan çekiliyorum. Şehrin yeni hikâyesi bu değil diyor, Memduh Efendi hızlıca yanımdan uzaklaşırken: Gereken tedbirlerin alınması, milletle iç içe çalışmak ve memleketin saadeti ve bağımsızlığını tehlikeye sokan durumları bu memleketin bir ferdi olarak rapor etmek bittabi görevim.
-Oysa oyun bu şehirde bitmiş, düşman mat olmuştu!
Bir büyük yıkılışı bu şehirde kurtuluşa çevirmiştik, bu şehir de hasta diye tabir edilen ülkeyi ayağa kaldırmış, ülkeyi bir daha ölmeyecek şekilde diriltmiştik,
Belli ki eski zaman acıları vardı, Memduh Efendi’nin göğsünü titreten! Çok şeyler yitirmişliğin acısını, yaşamayan ne bilsindi.
-Mazur görünüz acelem var; Ana çekirdek kırılmalı. Mevzu derin, telgrafların şifrelerini çözüp, karargâha ulaştırmam gerek.
Sakine Hanım siz izah ediniz, diyor: Her işin bir görünen bir de görünmeyen tarafları olduğunu.
Bir kadın hastane yönünden koşarak yanıma geliyor. Elleri dolu. Cephede ki askerleri sıcak tutsun diye dokuduğu çamaşırları denklemeye çalışırken konuşmuyor. Bakışlarıyla bir şeyler anlatmaya çabalıyor. İşaret ettiği yöne bakıyorum;
Hindi besleyip, patates yetiştiren bir kadın, tahta barakasından çıkıyor. Elinde tahta bir sandık. Sandığın içi kafaları koparılmış hindilerle doldurulmuş. Kızıl bir erkek tahta sandıkları sırtına vurup, bizim semt pazarında satmak için uzaklaşıyor.
Koruyucu büyük kanatları altında, pazarımızı karıştıracak yine kızıl çekirge surat ile işbirlikçileri. Sahte kızıl bir korku kaplıyor şehrin üzerini. Sahil yolunu aşağıdan yukarıya, yeşil ağaçlar sarmış. 13 yapraklı Akasya ağacının altındaki bir mezardan Hiram Usta’nın ölüsünü kaçırıyor, Anka kuşları.
Sıkıntı büyük!
Bu gün verdiğimiz savaşın tarifi yok. Düz bir zeminde ilerlerken, zemin altımızdan çekilmeye çalışılıyor. Bir biri ardına yediğimiz şoklardan, psikolojik felç geçirdik. Yapacak çok şeyimiz var, gidecek başka yerimiz yok!
Tarih şahidimiz. Mutlak gücün biz de olduğunu anladığımız an, bozduk tüm oyunları. Bir kez başardık, yine başarabiliriz.
Sahil boyu bakışlarımı dolaştırıyorum;
Bandırma Vapuru burada olmalıydı, diyorum. Parçalanmış, jilet yapılmış olsa da yeniden inşa edilmiş olan, burada gözümüzün önünde olmalıydı. Üzerine çökertilmeye çalışılan sis perdesine rağmen, o sislerin arasından doğan güneş gibi, tarih güneşinin doğduğu bu şehri, o kucaklamalıydı.
Bunlar değil derken;
Sanki şehrin sembolüymüşçesine, şehrin tam karşısına dikilmiş, şehre tepeden, tehditkâr bakıyor gibi duran, şekilsiz binaya bakıyorum. Az ötesinde ters döndürülmüş üçgen çatılı çadırlar. Garip bakışlı kadın heykeli, nöbete durmuş aslanlar. Dilini anlamadığım yabancılar. Parayı onlara Tanrı’nın verdiğine inananlar için yapılmış top fırlatma alanları, hemen berisinde beyaz yelkenler, uğuldayan sesler…
Şehrin kenar mahallelerinde nefesi kesiliveren yoksul bedenler, başlarını eğerek geçiyor, kutsanmış zenginlerin önünden.
Ne yani?
Fetihlerle aldığımız topraklarımızı, şimdi daha iyi yaşamak için mi veriyoruz?
Kızıl çekirge suratın sesi geliyor pazar yerinden:
-Hepimiz kardeşiz. Barış içinde, eğlenerek yaşayalım. Bırakın artık vatanseverlik gibi saçma duygusallıkları diye bağırıyor, önündeki kafaları koparılmış hastalıklı hindileri, ilahiler söyleyerek satmaya devam ederken. Görüntüde dindar, sekiz imanlılar dinliyor.
Tahta sandıklara bakıyorum, hindiler neredeyse bitmiş!
Korkunç efsunlu yeni hikâyeler dinlerken, oyun yeniden kurulmuş. Şah ilk hamlede kaçmayı başarsa da vezirini ve kalelerini vermek zorunda karşılığında. Sonrası kaçınılmaz son: iki fil bir atla devirecekler şahı! Bir piyonla hücuma kalkıp, bitirmek varken oyunu, oyun uzadı!
Şimdi nasıl yapmalı da şahı ve halkı uyandırmalı?
Tam yüz yıl önce söylenmiş sözü hatırlat diyor, Sakine Hanım denkleme işini bitirip, veda ederken.
“Kollarımızda bir hasta adam var, nasıl olsa ölecek. Onu bir an evvel nasıl paylaşırız ona karar verelim”
-Tam yüz yıl sonra, o sözü yine söylediler.
Hasta adam!
Hasta adam mı?
Nasıl yani?
Dönüp dolaşıp aynı yere mi geldik şimdi…
Ya!
Mevsimsiz yıllarını, bu vatan için feda edenlere,
Ne cevap vereceğiz?
Çok yoruldular bu vatan için, bu vatan için gittiler.
İçimde bir yerler daha derin acıyor! Bir insan ömrü iki büyük işi başarmaya yetmezmiş. Onlar ömürlerini bu ülke için savaşarak geçirdiler. Türk Milletinin böylesi çok zor dönemleri oldu, bu millet bir büyük kurtuluş mücadelesi verdi ve kazandı.
Bu gün sıra bizdeydi,
Biz ne yapıyoruz?
Eksik kalıyoruz bir yerlerde.
Bir yerlerde hata yapılıyor… Kimse düşünmek istemese de;
Adalet mülkün temeli değil artık!
Hayat damarlarımız bir bir koparılıyor. Yaşam gerçekleriyle yüzleşemez olduk. Üsttekiler itibardan tasarruf etmedi, alttakiler açlığa şükretmeyi öğrendi. Kırılgan bir bütünlükte gelecek korkusu sardı içimizi. Sonsuzlukla kurduğumuz ilişkimizi bozdular. İkiz yasalarda mı 16. Çukurda mı oyun? Göremiyoruz. Çöktük mü çöküyor muyuz? Dilimizde kelimeler ağlar oldu. Tehlikeleri gördük. Sabırsızlandık, çığlık attık, bağırdık. Acı acıyı getirdi dur diyemedik. Kırıldık. Ötekileştirildik, ayrıldık. Dayatıldı, öfkelendik. Sövdüler, unuttuk. Kalp atışlarımıza endişelenir olduk. Korkutulduk, kısıtlandık. Yağmalandık, talana uğradık. Çiftçi perişan, işçi perişan, emekli perişan. Esnaf zorda. Hastalar ilaçsız. Toprağımız üretmez, fabrikalarımızın dumanı tütmez oldu, sustuk. Susmalarımız ihanetti. İhanetleri sorgulamadık. Hukuksuzluklara dur diyemedik. İhbarlar; savcılar, suçlamalar, kod adları, kafesler, terör, lobiler, dalgalar, yeşiller, küçükler, organize suçlar, kökenler, gizli kasalar, gergin gelişmeler… Şamar oğlanına döndürdüler halkı, deli gömleğimizin yerini sorduk. Ezber bozan beddualar ettik. Olmadı, sesimizi duyuramadık. Duyarsızlaştık. Minareden düşsek bile dik düşelim dedik. Düştüğümüz yerde, öylece kala kaldık. Üzerimize felaket yağmurları yağdı, biz yine şükrettik…
Tarih önünde utanacaksınız. Biz de utanacağız. Kırdık geçmişimizi, küstürdük geleceğimizi. Koruyamadık bize emanet edilen Türkiye Cumhuriyetini.
Neler oluyor?
Sevr mi hortladı, topraklarımız mı bölünüyor?
Tekinsiz sokaklarda, isimsiz korkularımız var.
Herkes bir başına,
Herkes yorgun, herkes yok.
Memduh Efendi şifreli mesajları gösteriyor uzaktan, belli ki çözmüş.
Bandırma Vapuru’nun ruhu diyor ve kayboluyor sisler arasında.
Gerçek ile fantezi düşler arasında dünya ülkeleri satranç oynuyor topraklarımız üzerinde. Arenada dolaşan tabiriyle ülkemiz, milliyetimiz, inancımız ve Türklüğümüz üzerine kurulan bu oyunda zayıf ve ayakta uyuyan oyuncular için kurulmuş-dört hamlede- çoban matı olmak üzereyiz!
Rakiplerin tehdidini görmeliyiz. Zig zag atağa düşüp, kendi isteğimizle çatala gelmeyelim… Daha sözümü bitiremeden, surattan mat oluyorum.
Bol ışıklı alışveriş merkezinin bol ışıklı tabelalarına takılıyor gözlerim.
Bu memleket bizim mi, onların mı?
Geldikleri gibi gitmişlerdi,
Gittikleri gibi geri mi geldiler yoksa?
Şahın ve oyuncuların tek bir şansı var şimdi!
Bakalım o şansı kullanabilecek miyiz?
Hülya BULUT
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)