Prof. Dr. ŞABAN SAĞLIK’a ithafen
Bazen ne bildiğiniz kelimeler ne kurduğunuz cümleler yeter, söylemek istediklerinizi anlatmaya. İnsan aklı bir yolunu bulur yine de üzüntüsünü anlatmanın. İnsanlık hallerindendir, üzüntülü el, gözyaşlarını saklamak için her damlasını söz yaşı yapar kalemiyle. Hüzün, hıçkırır durur kâğıt üzerinde.
Sabahın sükûnetine, akşamın köhne vakitsizliğine sıkıştırır yüreğinden kopup gelen yağmurun seslerini. O yağmurun sesine hapsedersiniz hissettiklerinizi. Her bir yağmur damlası çare olacağına yanan hüzün yangınına, daha bir alevlendirir yangını. Ve zamansız uçtu göçmen kuşlar dersiniz, zamansız uçtu…
İnsanın güçsüzlüğü mü yoksa bilinçsiz duygusallık mı yaptığımız?
Ya da bilinçli bir duygusallık mı güçsüzlüğümüz?
Konu insan ve insan duyguları olunca her ikisi de mümkün olasılık. Her ne kadar hayatların altından akan sır nehirlerini bilemesek de ve her ne kadar hüznün özgürlüğünü dile getirebilme varsa da kişisel kararların üzerinde fikir yürütmek sınırı, had sınırı kadardır. O had sınırı; “bir çocuğun babaya karşı duyduğu saygıdır! Nasıl babalar her gizli düşüncelerini çocuklarına anlatamazlarsa, yakışıksız uyarmalar ve akıl vermeler de çocukların babalarına yapabilecekleri davranışlar değildir!”
Bu bilinçle demlenmiş kelimelerin yüzünü dökmek gerek şimdi ortalığa. Taşınca duygular, sükûnete sığınamıyor benim düşünce evimin sakinleri. Yazabildiklerim akar da yazamadıklarımı yutkunurum… Ve sevmem Dil’i geçmiş zamanla anlatmayı, bilirim sevdiklerini kayıp zamanlara kaptırmaktır, o zamanının dilini kullanmak…
Proust, romanlarında geçmiş zamanı bir Japon oyunuyla anlatır. “Su dolu bir kabın içine kâğıt parçaları atılır. Bu kâğıt parçaları ıslanır ıslanmaz, birbirinden ayrılır ve dağılmaya başlar. Bu dağılma korkutur insanı. Geçmiş zamanın tek tesellisi vardır. O da iyi günleri hatırlamak! İnsan hayatının özeti de budur işte; geçmiş zamanın tesellisi iyi günleri hatırlatan kocaman bir hatıra defteri olması.
Kötü zamanları ne yapacağız mı dediniz?
Bazı insanlarla yoktur hiç kötü zamanınız ve kötü tek bir kare anınız! İmkânsız gibi değil mi? Bu tür anılar, insanın ötesinde bir yerlerde hissedilir. Zamanın belirsizleştirildiği, sembol ve motiflerle daha da anlaşılmaz hale getirilen, bir estetik romanın iki kahramanı gibi yaşanır.
Ol’dan Öl’e her an yaratıcı yaratma, insan değişim halindeyken,
Şimdi nasıl yazmalı bu gidişi?
Bir boşluk içimde.
Gidenin kalanlara bıraktığı o ağır boşluk. Bir şeylerle doldurmam gerek. Gramofona bir taş plak koyuyorum. İçimde ki boşluğu, uçuruma çeviriyor.
Alâeddin Yavaşça; “Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgârına” diye başlıyor. Sözler dinleyeni o rüzgârın önüne atıp, hüznün düşkünlüğüne sürüklüyor. Kapatmıyorum. Sözleri boğazımı düğümlüyor. Gökyüzü siyah yorganını çekerken üzerine, bundan alası olamazdı melankoliyi yaşamanın diyorum.
Ben susuyorum, koca boşluğu şarkının sözleri dolduruyor. Belleğimden anılar akıyor. Anıların bıraktığı izde, söylemekte geç kalınmış sözlerin hikâyesi başlıyor. Bir işe başlamadan elinizi kalbinizin üstüne koyun, güzel bir iş yapıyorsanız kalp sakindir diyen sözü dinliyorum. Bakıyorum, kalbim sakin.
Fakat
Bir acı var hissettiğim. İliklerime kadar beni saran. Uzaklara dalıp dalıp içleniyor nefesim. İnsan ömrü ne çok ayrılığa şahit oluyor. Mevzunun varmak değil de yolda olmak olduğunu bilmesem güceneceğim yolcuya. Ama mevzu yolda olmak işte. Kelimeler zorluyor beni. Çünkü bir gidiş nasıl anlatılır bilmiyorum. Çünkü ben hiç giden olmadım.
Gülüyorum son yazdıklarıma. İnsan tabiatı efendim, unutmaya meyilli. Şimdi bu gidiş olayını dramatize ettiğim düşünülebilir. Evet, ediyorum. Ve hatta trajediye dönüştürmeye meyilli kalbim. Tıpkı unutmaya meyilli olduğu gibi.
Çünkü
Trajik bir olay!
Platon’un çok sevdiğim bir önermesi vardır, konuyla bağlantılı, üzerinde yorum yapmayacağım fakat dursun burada.
“O; Sadece yanlış yönlendirilen bir akla hizmet eden ve yanlış bir içeriğinin sanat aracılığı ile doğruymuş gibi yansıtılmasına karşıdır.” İşte bu yönüyle tamamen Platoncu’yum. Durmadan değişen duyu dünyasına karşılık, ancak düşüncelerle değişebilen bir idealar dünyasına inanmışlıktır bu.
Mimesis’in hokkabaz aynasının hilesi bunlar var olmayan gerçeklikleri varmış gibi algılatıyor bize. Zaten Platonun sediri de sedir değil, bence de hayalet. Demem o ki; Katı bir gerçekliğin mecburiyeti değilse bir gidiş vazgeçilebilir(di). Zaten gösterilen sedirde sedir değilmiş!
Kendimden pay biçiyorum: Biz edebiyat insanıyız, bir anda coşarız, sele kapılıp kayboluruz. Kaybolduğumuzu da çok sonra ya anlarız ya hiç anlamayız. Ya da tehlikelerle burun buruna geldiğimizde dururuz.
Çünkü
Biz duygusal insanlarız. Duygusal bakarız her olaya. Edebiyat, kişilerin duygusal yanına hitap edip onu bu noktadan hareketle kararlar aldırdığı için çoğu zaman zarar verir.
Yok mu aramızda felsefeci bir arkadaş? Bir edebiyatçı, duygusala vuracak!
Durup soluklanıyorum burada. Şarkı başa sarmış devam ediyor.
“Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına.”…
Ay ışığında dolaşan birilerini sezinliyorum, Eflatunun mağarasının etrafında. Tam da ay, kanlı tutulmasını yaşadığı bir gecede. Ne romantik insanlar var, tutmuş sevdiğinin elinden, tutulmuş ay ışığında romantizm yaşıyorlar, diyeceğim ki;
Sokrates’in Glaukonla konuşması geliyor kulağıma. Romantizm çöküyor içimde, realizme geçiyor hayat, en keskin gerçekliği ile.
Siz diyorum, ne işiniz var orada?
…
Cevapta vermiyorlar. Ne olacak, asırlardır biri soruyor diğeri cevaplıyor. Yorulmuşlar zaar. Tamam diyorum, konuşmayın az bi soluklanın. Siz oturun sedire şarkıyı dinleyin. Ay da tutuluyor, en kanlısından onu seyredin. Üzerine uzun uzun konuşursunuz. Kusura bakmayın o aynayı alıyorum, bir süreliğine bana lazım.
-Hangi ayna diyor, Glaukon?
-Tabii ya ben böldüm, siz sohbete giremediniz. Birazdan Sokrates eline bir ayna verecekti, dünyaya tutturacaktı. O ayna! Neyse konuşun siz…
-Konuş konuş nereye kadar. Dimi ya! Arada bir hareket lazım.
-Verebiliriz tabii diyor Sokrates, ama yaptığın işin gerçekliği yoktur, bilesin. Yüzeysel gerçekliği gösterir o ayna. Hakikati iletmez, aksine hakikatten uzaklaştırır insanı!
-Biliyorum diyorum. Gerçekliği, yansımada göstermek zaten gayem. Görülen hakikatten uzaklaştırıp, düşünmeye sevk etmek!
Hoşuna gitmiş olacak ki onu anlamış olmam, gülümseyerek;
-Tamam, o zaman diyor, aynayı uzatıyor.
Elimde ayna dönüyorum masama. Asıl yapmak istediğim gideni bu gidişten vazgeçirecek bir ayrıntı yakalamak(tı). Belki gözden kaçmış, bir küçük ışık parıltısı vardır, onu gösterebilmek. Gözden kaçana değil de gönülden kaçana güvencim aslında.
Gönül yapmakla, gönül yıkmak arasında bir yerlerde verildiğini hissettiğim bu kararın, akıl gözüyle tekrar gözden geçirilmesini sağlayabilmek(ti). Bir yerlerde gizlenmiş gölge düşüncelerin varlığına inanıyorum. O gölge düşünceler görülüverse, giden gitmekten vazgeçer(miydi)?
Uzun uzun anlatmayacağım. Sadece aklıma geliveren birkaç şeyi söyleyip gideceğim. Sonrası yine baharlar gelecek yine çiçekler açacak. Romanlar, şiirler yazılacak. Hamlet kral babasını yine öldürecek. Tarla kuşu Juliet’in öldüğüne inanan Romeo’nun elinde ki zehirli şişeyi kimse elinden almayı akıl edemeyecek, Romeo da ölecek. Tanpınar’ın Huzur’undaki huzursuzları okumaya, “İnsanın ekmeği, şarabın billur kadehi sevmesi gibi, İnkılabın Marx’ı sevdiği kadar Piraye’ye aşkını okuyup, sarhoşun şaraptan bıkışını, şarabın kadehten taşmasını, inkılabın Marx’ı aşmasını, Nazım’ın dizelerinde deneyimlenmeye devam edeceğiz…
Ama sizsiz!
Aklın ve kalbin aydınlığına dokunamayacak olan sizin ışığınız olmadan. Bu kalanlar için böyle. Elbet gidilen yerde, o ışık dokunmaya devam edecek akıllara ve kalplere.
Ve fakat!
Bazı gidişlerde sadece kendini götürmez giden! Arkasında, yeşermeden kalan umutları da götürür. Hadi gittiniz, o arkanızda kalan, yeni filizlenecek umutların düş kırıklığını ne yapacağız?
Zorumuza gidiyor!
Bizden fazla neye sahip ki o şehir, her değerimizi bir bir alıyor elimizden?
O şehir ki aile fotoğraflarımızı yırtıp yırtıp elimize veriyor, bizler Anadolu’nun makûs kaderine yenik düşmüş taşra şehirleri olarak onu seyretmek zorunda kalıyoruz? Duymuştum bir yerlerde, “Zaman hırsızıdır, kaldıramayana fazladır bu şehir” diye. Alışırsınız elbet, ama yorulursunuz o şehirde!
Hem neden gidesiniz ki?
Hani, deseniz ki beni büyütsün o şehir… Ondandır gidişim,
Siz de gülümsediniz, değil mi?
Ya da ne bileyim; Beyoğlu’nda yalıçapkını olma gibi bir hayaliniz, Ada sahillerinde bir bekleyeniniz olsa, diyeceğiz ki haklı bu gidiş, açın yolları bırakın gidilsin…
Yalnız!
Henüz büyü bozumu zamanlarına gelinmemişken, son kez söyleyeceklerimizi duymanızı istedik. Çünkü siz demiştiniz ki; “Birbirimize karşı ne düşündüğümüzü konuşalım her zaman. Sizi rahatsız eden bir davranışım varsa bunu duymak isterim.”
Evet, var hocam, gidişiniz bizi rahatsız etti!
Kalmalıydınız!
Karadeniz için,
Samsun için,
Üniversitemiz için,
Yeni Türk Edebiyatı için,
En çokta boş başaklar için,
Kalmalıydınız…
Ve evet var hocam, gidişiniz bizi rahatsız etti:
“Bildiğimiz tüm ezberleri bize bozduran, farklı, çok farklıydınız. Tüm klişeleşmiş hoca tanımlarından hiç birine koyamadığımız, herkes gibi olmayan;”
“İsminin önünde ki unvanları, statüsünü insanlığının arkasına gizlemiş, kapısını açamadığımız hocalardan ziyade kapısı öğrencilerine her daim sonuna kadar açık olan bir hocaydı…”diyor arkanızdan, burcu burcu sevgi kokan sözcüklerle öğrencileriniz. Hani “yüzüme söylenenlerden çok arkamdan konuşulanlar önemli benim için” demiştiniz. Bunu da bir vesile duyun istedim. Gittiğiniz yerlerde olur da bir şeylere tutunmak isterseniz size güç olsun, geride bırakıp gittiğiniz öğrencilerinizin duyguları…
“Hak verilmez alınır” inanmışız buna. Her ne kadar günümüzde haklı olan değil, güçlü olan kazanıyorsa da. Bizim şehrimizin hakkının elinden alındığına inanıyoruz ve kapitalist düzen bir kez daha yeniyor güçsüzü. (O)rası güçlü, sırf bu yüzden kazanıyor sizi!
Biliriz, yola çıkmayı aklına koymuş yolcuyu döndüremezsiniz yolundan.
Lakin
Pembe rüyalar gördürüp, büyülü bir hayat başlatmayacaksa size,
Varabileceğiniz başka bir son nokta yoksa hayalini kurduğunuz, o yolun size yaşatacağı belirsiz maceraları yaşama riskine değer mi bu yolculuk?
Hadsizliğimi hoş görün, sadece soruyorum;
İstanbul sokakları sizi anlayacak mı, ya da siz iç sıkıntılarınızı anlatabilecek misiniz yabancı Arnavut kaldırımlarına?
Belki de en önemlisi; o şehir, sizin siz olarak kalmanıza izin verecek mi?
Gönlünüzü şen edebilecek mi yabanın rüzgârları?
Egzoz soluyup, gürültülü kalabalıklar da itişmek size göre mi?
O kadar şaşırmaya nasıl katlanacaksınız?
Ortasından nehir geçip, iki yakası bir araya gelmeyen şehrin üzerinde yaşayanların da iki yakası bir araya gelmezmiş, sizinki nasıl gelecek?
Hem siz o şehrin, bilmiyorsunuz ki kestirme yollarını! O yolların üzerinde tanıdık ayakların izleri de yok ki! Dostluğun sefaleti hiçbir şeye benzemezmiş, dost sefaleti mi çekmeye bu gidişiniz?
Siz kavgaları da sevmezsiniz, niye kavgaların kentine bu seyahatiniz?
Sizin çocukluğunuz, babanızın çocukluğuyla saklambaçta oynayamaz o sokaklarda. Ana şefkati sıcaklığında da sarmaz ki şimdi o şehrin güneşi sizi. Zira buz beton her yeri.
Bu saatten sonra:
Romantizm öğretilir mi üşümüş şehrin insanlarına, realizm soluyorken düşmüş yaşamlar Beyoğlu’nun arka sokaklarında!
Bunca düşmüş, düş kırıklarını mı tamir etmek yoksa niyetiniz?
Ya Karadeniz’in yetmiş bir tonunda var olan yeşilini de mi hiç mi özlemeyeceksiniz? Yeşili, yarım ekmek arası balığı, Kız kulesine karşı yerken, ekmek arasına koyan yeşillikte görürsünüz artık!
Şimdi,
“Köyümü bırahtım geldim böyük şehre. Taşı toprağı altınmış” cümlesini kuracak bir gerçeklikte de olmadığınıza göre…
Sefasını zenginlerin, cefasını fakirlerin çektiği bu şehirden bozma kente gitmeler niye? Ben ki on günlük tatil için gitmiştim. Henüz daha dördüncü gününde zor attım kendimi dönüş yoluna. Bir de dönüp arkama, umarım dedim, umarım uzun bir süre görüşmeyiz İstanbul!
-Hadi ya, o kadar mı dediğinizi duyar gibiyim. Emin olun o kadar ve daha fazlası…
Nasıl hocam biraz da olsa içinizin en derinine dokunabildi mi görüntüler? Görüntüler demişken unuttuk Sokrates’le Glaukon’u. Ben birkaç cümle geri koşayım, hem aynalarını vereyim hem siz düşünün o ara aynadan yansıyanları.…
Ay tutulması sona ermiş. Adamlarda konuşa konuşa insanları mutluluğa ulaştıracak, Devlet’i yazıp, bitirmişler bu arada.
Biz de sona bağlayalım yazımızı. İnsanlar niyeti ile kısmeti arasında yaşarmış hayatı nihayetinde. İnsan bir tek kendi düşüncelerinden emin olabilir. O da sadece yalnız iken!
Belli ki yalnız kalamamışısınız, hak ile hakikat arasındaki o ince çizgide!
Kalbimiz kalmanızdan yana(ydı). Elimizdeki hazineyi başka bir şehre kaptırmaya gönlümüz razı değil(di)! “Maksatları sebeplerinde arayın” denmiş: aradık, bulamadık bir sebep bu gidişe! Ve hiçbir hazırlığımız yoktu, sözsüz kaldık. Halce kırıldık!
Madem, süreç tartışılmaz, önemli olan sonuç:
“Yol Ayrımında”, “Üç İstanbul’un” en güzelini, “Esir Şehrin İnsanları” sizi “Esir Şehrin Mahkûmu” etmeden, “Huzur” içinde “İki Bahçe Bir Pencerede” yaşanacak ve “Güzel Hatıralar” biriktireceğiniz günler yaşatsın o şehir size…
Madem veda zamanı, hoşça kalın diyeceğim, usul böyle!
Siz de farkındasınız, vedanın böylesi hoşça değil.
Demlenmiş hüzün. Bir de ağırlık kalpte. Yok, başkaca tanımı vedanın.
Yok, hiçbir vedanın, hoşça kalanı.
Son dersimizde; “kendiniz gidin ama anılarınızı bırakın burada” demiştiniz. Buraya bırakıyorum anılarımızı, olur da hatırlamak istersiniz diye…
Zamanla değişen hiçbir koşulda güzel olamaz. Çünkü kendinden sürekli bir şeyler kaybeder, değişir ve bir süre sonra da kaybolur. Ama akıl ile kalbin aynı anda onayladığı her ne varsa zamanların dışındadır ve hep güzel kalır. Sizin gibi, hocalığınız, insanlığınız ve anılarımız gibi…
Yolunuz açık olsun, İstanbul iyi baksın size…
Ve
Hakkınızı helal edin bizlere…
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)