Bilmem kaçıncı seçim öncesi:
-Af çıkaracağızzzz…
-Barış yapacağızzz…
-Sorunun hassasiyetle üzerinde duracağızzz… Vatandaşın problemi çözülecekkk…
-İmar affı geliyorrr,
İmar Barışı geliyorrr… Binası yasallaşmayan, ruhsatsız, iskânsız kimse kalmayacak! Aklına esmiş yapmışsın, ama biz affedeceğiz. Vatandaşımızı kaçaklık durumundan çıkaracağız, vatandaşla kavga etmeyeceğiz. Korkma! Hazineninse arazi, “yapı kayıt belgesi” ni esas tutacağızzz.
Getir rayiç bedeli, al tapuyu! Fiyatı cüzi tutacağızzz… Çözümü bu kadar kolay yapacağızzz…
Tertemiz bir sayfa açacağızzz…
Bilmem kaçıncı vaat!
Utanmasalar Balzac’ın Paris’ini de vaat edecekler halka!
Vatandaş inanır devletine!
-Beyan ettim, yapı kayıt belgemizi aldık, bitti mi işlem memur bey?
-Bitti bitti, seçimler bitti!
-Rapor nerde?
-Ne raporu?
-Teknik rapor, o olmadan, işlem bitmez. Hem imar barışına girmiyor seninkisi!
-Ama bitecek dediniz, açıkladı bakan bey!
-Demek iyi bakamamış, barışamayacağız sizinle. Arazi, üçüncü kişilere ait özel mülkiyette, gidin onlarla barışın kardeşim.
-“Gidecek yerimiz yok. Mağduruz. 60 yıldır buradayız.”
-60 yıl!
-60 yıldır madem “suç işliyordum” neredeydiniz?
Yıl 1964! Evimizi yapmışız. Verilen haktan yararlanmışız,
5. İnönü Hükümetinden bu güne 40 küsur hükümet kurulmuş, hiç birinin aklına gelmemiş mi suçumuza ceza kesmek?
-O kadarını bilmem, kentsel kriz yaşıyoruz. “Devlet Kuşu” konmuş evinizin bacasına, karar çıkmış;
-Yıkılacak.
-Sırada ki işlem…
Duruyoruz burada. Bir seçimlik vaatlerle bu işler yürümez! Siyaset ve hukuk karşıya geldiyse, hukuk değiştirilip siyasete uyarlanamaz. Adalet her şeyin temelidir. O bozuldu mu işler vahim demektir.
Bu işlem bitmeden sırada ki işleme geçemeyiz, devletimin memuru! Devletimiz de hak var, hukuk var. Kanun var. Anlayalım önce vatandaşın derdini.
64’ten beri burada oturuyor vatandaş, altmış küsur yıl eder!
Benim vatandaşım ne yapacağını bilir denmiş, vatandaş bildiğini yapmış!
Sosyal, demokratik, hukuk devleti normlarını üzerinde taşıyan bir devlet, vatandaşını mağdur etmez. Sosyal devlet, vatandaşını kendi haline bırakmaz. Eğer ki kendi kaderine terk edilmişse, ne hali varsa görmeyi de elbet öğrenir. Mağarada ateş yakma dönemi atlatıldığına göre barınma ihtiyacı için dört duvara bir çatı elbet çatılır! Başkaca yol gösterilmediyse zamanında, devlet ile millet elbet çatışır.
Hassasiyetle sorunun adı konulmalıdır. Sorun, ne kaçak yapı sorunudur, ne tapu, ne iskân sorunudur. Sorun öncelikle insani bir sorundur!
Nerde görülmüş devletin gelip, vatandaşın evini başına yıktığı?
Yık kurtul ya da kes elektriğini, suyunu içinde yaşayanları bezdir; evini, ocağını terke zorla, öyle kurtul!
Kurtulduk mu sorundan?
Tabii ki hayır!
“Adaletin kestiği parmak acımaz” sözü, hükme bağlanmamış mahkeme kararları için geçerli değildir! Ya, bekleyeceksin kanunlara dayanarak hâkimin verdiği hükmü, ya da… Ya da sız;
-Yıkım ekibi hazırlansın, yıkıma gidiyoruzzz… Öyle mi? Olur mu böyle usulsüzlük? Eskilerimiz dememiş mi:
“Usul olmadan vusul olmaz” diye! Hem “Evlerin kapısından giriniz” de denmiş, çatısını, bacasını yıkıp da girmek niye?
Yıkım; Dünyanın bilinçsizce gövdesini sallayıp, insanların dünyalarını başlarına yıkan doğal bir afet değilse insanlık suçudur!
İlahi adalette; Yağmur eşit yağıyordu oysaki çatıların üzerine.
Dünyalık adalette;
Rüzgâr dinlemedi yağmuru.
-Ne eşitliği? dedi. Zayıf olana yaşama hakkı yok bu dünyada!
Esti, öyle bir esti ki yerle bir etti çatıları.
Yağmur gözyaşlarını döktü çatıların üzerine; Dünyalık adalet bu, gücü yeten yetene. Varsa gücün, boğaz baronlarının yalılarını yıksana dedi yağmur, rüzgâra.
Rüzgâr güldü, yağmurun sözlerine, Dünyalık adalet, adaletli değilse, İlahi adaletin tecelli edeceği ahretlik adalette, hakkını helal etme kimseye!
Ne söylense boşa düştü;
Vurdumduymaz hallerde, döndü sokağın köşesinden koca lastikli ayaklarıyla iş makineleri, koca koca demirden dişlerini gösterdi,
Kaçın, yıkım ekibi geliyor diye bağrıştı mahalleli, “Kaçın, Demokrasi Geliyor” der gibi!
Görmenin bütün şahitliği gözlerimde, çatısında bir ömürlük hayat asılı kaldı yıkılacak evin.
Kimden, nereye kaçacak ev ahalisi;
Boğazında düğüm düğüm bir acı,
Ağlamaktan kırmızılaşmış yüzü, uykusuzluktan şişmiş gözleriyle gelen yıkım ekibine içi titreyerek bakan bir kadın belirdi kapının eşiğinde. Ayakta duracak hali kalmamış, besbelli. Gün ışığının getirdiği rızka razı, elinde kırma, çatı da yıkımın en tepesinde bir adam. Bakmayın kırmasına, kimseleri kıracak değil! Yıkık bahçe duvarının önünde kalabalık bir karaltı, çaresiz bekleyişte…
Yasal pencereden bakınca görülenlerle, insani pencereden bakınca görülenler çok farklı!
Zorla tahliye değil de ne bu şimdi?
Sesler çoğaldı, dişli canavar ilerledikçe;
-Çökme tehlikesi mi varmış, çökertmeye gelmişler komşunun evini?
-Öyleymiş!
-Ömer Efendi bi yanlışlık olmasın? Ben altmışıma merdiven dayadım, bildim bileli o ev orada! Şimdi mi akıllarına gelmiş, diye sormazlar mı adama? (Ben sordum aynı soruyu üç beş satır önce duymadılar beni)
Hadi seni duymadılar; Biz ki; Doksan dokuz günah defterine Kelime-i Şehadet affı ile müjdelenmişiz, bunu da mı duymamışlar? Affetmek büyüklük alametidir!
İmar affı dediğiniz ne ola ki? Büyüktür devletimiz de,
-Binanın ana girişinin numara aldığı taraftan rayiç bedel alırken de mi gelmemiş akıllarına?
-Hazine arazisiymiş, Hayati Bey!
-İmar affına başvursalarmış ya! Dediydim gidin başvurun 30 yıl ceza kesmezler, iki saatte acısını çıkarırlar diye,
-“Boşuna para mı yatırtıcan” bize diye de azarı yemiştim. “İyi olur elden, kötü olur senden bilirler” diye de karışmamıştım sonrasına. Şimdi söz dinler mi bu amir?
-Tarihi yapıda yok ortalıkta,
Donatı alanı olacak yerde değil… Olsa bizimkilere de dokunurlardı, demi Ömer Efendi?
-Dokunurlardı ya, dönüşecekmiş evlerimiz. Dönüştüğümüz, döndüğümüz yetmezmiş gibi!
-Şimdi siz yıkıma gelmişsiniz ama güzel kardeşim, bir öncekiler izin vermişti, buna ne diyeceksiniz?
Hem bakın yıkım amirim: “ evin kapısı rüzgârdan, penceresi güneşten değil”
-Orasını bilmem, yıkın dediler, geldik!
-Ben mi verdim yıkım emrini? Aldım mı emri, babamı tanımam dedi, amir Cezmi.
-Aldın mı emri Cezmi Bey?
-Aldım, aldım. Üç kez hık hık hık dedi başkan!
-Ağa bu amir kimdir, bildiniz mi?
Çandarlı’nın Hamamını, Altuncuzade Tekkesi’ni, Revani Mescidini yıktı bu amir.
-Yıkana değil, emri verene bakacaksın. Dayayıp iş makinelerini milletin gözüne, Voynuk Şecaeddin Camiinden, Zeyrek Evleri’ne kadar daha neleri yerle bir ettiler.
-Şimdi amirim, yol mu geçecekmiş evin çatısından, yoksa bulvar mı yapacaklarmış en genişinden?
-Ben bilmem. İsterlerse “çömlekçi” yapsınlar, yık emrini verdiler mi elime, yıkarım.
-E, amirim sen de onu bilmem bunu bilmem, sizce de garip değil mi, “Mahkemede bir dava sonuca bağlanmamışken” yıkım ekibinin çıkıp gelmesi?
-O zaman çıkışta mevzuu var. Yıkım ekibi, kapıya dayandığına göre.
-Çok iş dedi, Beyhude Hanım. Devletin vatandaşla mevzuu mu olurmuş Ömer Efendi? Olsa çözülürdü değil mi efendim?
Konuyu masaya yatırıp çözüm üretmekle, araziye çıkmadan üretilen çözüm zahmeti, bu yaşananlar!
-Bunun mahkemesi var, tebliği var, ibrazı var, kanunun nizamı var… Dedi uzak komşu Şerafettin. Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresinden emekli Münir Bey olsa şıp diye çözerdi meseleyi. Toplardı takdir komisyonunu, belirlerdi bedeli, belirlenen bedel ile satardı evi altmış yıllık sahibine. Hukuki muhatapları defterdarlıkta bir araya getirip, uzlaşma sağlayamamış mı maliye?
-O dediğin bu günde yapılıyor Şerafettin, sen adamı dinlemiyor musun? Dava diyor, halen mahkemelik!
Şerafettin sustu, Ömer Efendi sustu, kalabalık sustu. Sefil bir homurtu kapladı mahalleyi…
Boğazında yumru yumru yükselen öfkenin ateşi alnına vurmuş, ağzından dağ gibi sözler çıkan adam haykırdı;
-Yaklaşmayın, vururum kendimi!
Başlar çatıya çevrildi. Sonunu bildiğimiz arbede sahneleri.
-Dur bi abicim. Zaten bir yıkım var, bir yıkım da sen olma millete!
Geçirtin insanları handan hamamdan, yetmedi bir de canından mı vaz geçsin bu insanlar? Yanlışı yanlışla savunacak değiliz ya;
-Ne yapsaydı?
Gelsinler adamın altmış yıllık evini başına yıkmaya, sonra birader in aşağı, sakinleş… Durduk yere mi sinirden çıldırmış gibi boşluğu yumrukluyor bu adam? Keyfi gelmişte mi celalleniyor çatıda? El insaf, nehir olmayan yere köprü yapanlar, tellendirmişsiniz vatandaşı yine.
Yangın yoksa olay mahallinde bu acele niye? 60 yıldır yerinde ev kaçtığı yok bir yere, bekleyememişler mi 60 gün daha? Bu zulüm değil mi insanlara?
Bir evi mi yıkıyorsunuz şimdi, bir evi yerle bir etmek aslında hayatları da yerle bir etmek değil mi?
Enkaza döndürülen sadece duvarlar mı şimdi?
Yaşanmışlıkları;
Anıları,
Acıları,
Sevinçleri, bir insan hayatını anlamlı kılan her ne varsa top yekûn yıkıp bir kenara yığmak değil mi? O yıkıcı makinelerin kara lastikten ayakları altında kalan, yalnızca ruhsuz sandığımız eşya yığınları mı?
Vatandaşın öz yaşam alanından bu şekilde koparılması kabul edilebilir bir şey midir? Telafisi var mıdır, bu yıkımların? Anlar mı yaşamayan bu çaresizliği? Ayağa kalkmaz mısınız siz de? Siz de çıkmaz mısınız o çatıya?
Şimdi bu yaşananları sosyolojik olay olarak mı ele alacağız yoksa hazin insan hikâyeleri olarak ele alınıp, adalet saraylarının arşiv dosyalarında mı olacak yerleri?
Bir tarafta devlet, bir tarafta vatandaş!
Karşı karşıya gelmesi en sakıncalı iki taraf!
Öfkeli hıçkırıklar, bağrışlar, feryatlar arasında, yıkım amirini tanıyan Veysel; Encümen arşivlerinde ben de gördüm;
Adamlar, Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi’nin kapısında ki padişah tuğrasını kazıdılar, dozerin önüne koca bir tarihi kattılar sürüklediler, Kazasker Abdurrahman engel olamamış yıkıma sen mi olucan?
Kor kazmalılara söz geçmez, in kardeşim aşağıya dedi!
Asıl yıkım işte buydu! O çatıda ki adamın bakışlarındaki korkuydu yıkım! Kapı eşiğinde bırakılan kadının yürek çarpıntısıydı.
Bizim çaresizliğimizde bu işte. Sahip çıkamadığımız hayatların, seyretmeye mecbur bırakıldığımız acıları… Deyin ki o acıların tesellisi olur mu? Demlenmiş yılların, bir an da parça parça sokağa dağılışını yaşamak zorunda kalan insana ne anlatsanız boş. Tüm teselliler eksik. Duvarların yıkılış görüntüleri, camların kırılış sesleri, çatının çöküşünü unutturur mu zaman?
Gözlerini sıkıca yumdu Gönül anne. Yaşamın kırılganlığı hiçbir şeye benzemiyordu. Yaşadığı mahalleden, komşularından ayrılma fikri belli ki fazlasıyla acıtmış canını. O iş makinelerinin önüne takılıp sürüklenenler, seyredenler için moloz yığını, bizim için koca bir hayat dedi;
-Ha! Eviniz yıkılmış, ha! Evinize bomba düşmüş, ne farkı var? Değil mi ki ortalığı darmadağınık eder ikisi de. Dün başınızın üzerinde bir çatınız varken, bu gün çatısız kalmak nasıl ağrılı bir acıdır?
-Efendi! İn aşağı uğraştırma devletin memurunu diye seslenen yıkım amiri, söylesene; 60 yıllık yaşanmışlıktan vaz geçmek saniyeler içinde kolay mı? Neydi ki bu insanların istediği? Biraz gün aydınlığı, az huzur, çokça gönül rahatlığı.
Yıkılan evlerin yerine yenileri elbet yapılır. Ya, yıkılan umutları, anıları ne yapacağız? Her şer ’de hayır görmekten yana olsa da içimiz, bu şer’in ahı var, efkârı var, feryadı var. Bunca şer’i nasıl hayra çevireceğiz?
Hazırlıksız yakalanmak göçlere ne çok acıtırmış meğer insanı. Hele arka odalardan son kalan eşyaları toplarken dökülen o gözyaşları var ya ne çok perişan eder. Orada sessizce sökülmeyi bekleyen dolap, suçlu gibi askılarda asılı gömlekler, duvar dibine fırlatılmış oyuncak… Ne çok anı vardır o küçücük odalarda. Duvarlarına sinmiş ne çok kahkaha. Salonunda dostlarla paylaşılmış sohbet kırıntıları, mutfaktan gelen yemek kokuları dolap tıkırtıları, belki de artık yaşamayan anne babanın adım sesleri koridorlarında… Oturma odasının eşiğinde, büyük oğlanın ilk düşüş ağlayışları… Limon ağacının dallarıyla yarenlik eden arka pencerenin beklenen özlemleri, yitirilenlerin mevlit sesleri, sünnet davullarının gümbürtüleri…
Bir ev yıkılır ne çok şey kalır enkazı altında. Kiminin çocukluğu, kiminin gençliği… Fenanın da fenasıdır, doğup büyüdüğün, gülüp oynadığın günlerin yok oluşunu seyretmek.
Fazladır velhasıl bir ev; dört duvar, bir çatıdan! Bir eve değil, anılara veda zordur.
Yıkım, ne kötü bir kelime!
Bağışlamasız, yürek burkan bakışlar bırakır ardında.
Şimdi söylesenize bir yıkım sadece ruhsuz betonları mı yıkar, yıkım sadece tuğlaları söküp, kiremitleri mi kırar?
Kırılmadı mı o kalpler?
Ve buyurulmadı mı “ Kalp kırmak, Kâbe yıkmak gibidir.” Ve inanmışlığın esaslarından değil midir;?
“ Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz.”
Amirim, sahi siz selam verdiniz mi ev ahalisine?
-Evi yapan başkası, kararı alan onlar ama sorumlusu benim öyle mi dedi, sakin bir sesle amir.
-Hadi kardeşim in aşağı uğraştırma bizi, daha aşağı mahallede yıkılacak üç ev var yıkımını bekleyen!
Rüzgâr sert esti,
Zeytin ağacının gövdesine yaslanmış bakır sini büyük bir gürültüyle yere devrildi. Evin en küçük oğluyla göz göze geldi amir.
-“Yapılacak iş değil ya” dedi, başını yana çevirdi. Bir tek o an sessiz kaldı kalabalık.
Sonrası yıkım başladı. Zaman çirkinleşti.
İlk darbe evin kalbine vuruldu, O’an yas çığlıkları yaşamın içinde kayboldu.
Direnecekleri kadar direndiler, yapabilecekleri bir şey yoktu. Bir kez daha hayat kimin haklı olduğunu değil, kimin güçlü olduğunu göstermişti. İçlerine ateş parçası düştü hane halkının, ruhlarında fırtınalar koptu. İradeli ol, dedi bir ses. Dayan komşum dedi öteki. Bir ömürlük emek yerle bir edilirken, insanda irade aramak ne kadar insani bir istek;
Haykırdı kadın; Siz dedi siz! insanların evlerini değil, yaşam hikâyelerini param parça ettiniz! Bir kadını ağlatan düzen yanlıştır dedi, kadının hem-sayesi. Hem-saye, aynı gölgeyi paylaşan demekti, siz gölgeleri ayırdınız. Geçmişleri yıktınız. Kırılan kolonlar, patlayan sıvalar… Koca dişlerini eve her geçirişinde bir parça koptu ev halkının bedeninden. Duvarın bir köşesine ağını atmış örümceğin yuvası da yıkıldı, ama bunu yıkım amiri görmedi. Sabah telaşları, akşam çayının demi taştı sokağa, amir saatine baktı.
Yanlış dedi, Ömer Efendi en başta yapıldıysa, ne yaparsanız yapın doğrulmaz! Sizi en başa döndürür, yanlışı orada düzeltirsiniz ancak! Asıl, yıkım çözümünü yaratan mantığı sorgulamak gerek. Evin yıkımı rüyalar arasında bile en kötüsüdür. Sonrasında büyük acılara işaret eder. Sizde de hata var komşum! Dere yatağına ev yapmak akıl kârı mıdır? Sel gelse evi götürse, suç devlete kesilecek. Vay efendim neden izin verdin. Devlette düşünüyor besbelli vatandaşını. Şimdi sözlerin ehemmiyeti yok, iş baştan yanlış Münir Bey.
Uğultulu kalabalığın, sahipsiz kelimeleri daha bir acıttı canını, ifadesiz duygular içinde sustu kadın. Haklıydı Ömer Efendi, kelimeler anlamsızdı artık. Zehir zemberek bir acı boğazına geldi tıkandı. Evinden arda kalan yığıntıdan bir avuç toprak aldı, ufaladı avucunun içinde ufaladı kadın. Bir avuç kuma dönüşüvermişti kaleleri.
İçi söküle söküle ağladı. Yıkık duvarlarda gezindi kadının elleri, vedalaşır gibi. Sesleri dinledi sonra. Derinden gelen sesleri dinledi. Kimlerin sesi yoktu ki o evde?
Kaybetmenin çaresiz bıraktığı bir garip ruh halinde ayağa kalktı kadın. Yıkık mutfağından korkularını, sevinçlerini, hayallerini aldı, içinde şimdiye kadar hiç hissetmediği eziklikle eğdi başını yere, bir başına döktüğü gözyaşlarını topladı kadın. Kısık sesle kendine söylediği, sonunu getiremediği sözlerini bırakmadı yıkıntılar arasında, onları da aldı. Koridorda gezinen adımlarını aldı, kıyıda köşede ailesine ait her ne varsa topladı kadın.
Derin bir nefes aldı sonrasında, evinin kokusunu içine doldurdu son kez. Kalbinin çırpınışını yatıştırdı sağ eliyle. Sol eliyle ceplerini yokladı, demir kapının anahtarı hala sıcacıktı. Kapısız anahtarın sıcaklığına sarıldı, dudakların da bir susuşun keskin çığlığıyla yürüdü gitti kadın. Ardına bile bakmadı.
Ama ardında bir şey bıraktı kadın.
Tek bir şey bıraktı,
Âhını bıraktı. Yıkımın tam orta yerine öylece bıraktı…
Yıkıla yıkıla; Zehir zemberek ayazlara kesti içimiz.
Bir âh bu âlemi viran eder, âh ile koman dilleri… Dünyada mekân sözüne inanmışlığımız yoktur, siz yine de yıkmayın bir dünyalık barındığımız evleri!
Çözümler; zaruretten doğar, çözün vatandaşların zaruretlerini!
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)