“Evren adeta bir saat gibi işleyen bir mekanizmadır.” önermesiyle ifade edilen anlayış, Yeni Çağın, dolayısıyla modern dünyanın algılama biçiminin özetiydi. İçinde yaşadığımız çağa henüz isim konulmadı. Her ne kadar İnternet Çağı, Teknoloji Çağı, Bilim ve Akıl Çağı diye adlandıranlar olsa da hiç biri resmiyet kazanmadı. Belki de içinden geçtiğimiz zamanın tanımını yapamadıkları için ismini de koyamadılar. Bilim insanları “Antroposen” olarak adlandırılan “yeni insan- yeni zaman-insan zamanı” anlamına gelen, yeniçağa geçilmesi görüşünde birleşiyorlar. Bu bilgilerle, içinden geçtiğimiz zaman arasında bir uyum var mıdır? Yoksa olaylar ve durumlar rastlantısal mı gelişiyor? Bilim insanları bu soruları yanıtladığında yeniçağın ismi de konacaktır.
Bugünün insanı, kendi aklının yarattığı teknolojinin içinde bütün gizleriyle birlikte kayboldu. Bilim, o kadar gelişti ki zamanda, ürkütücü boyutta bir düşünce sıçraması yaşandı. Doğal zekâlar, yapay zekâları yarattı. Bir fişlik canı var denilen yapay zekâlar, yapay zekâları yaratırsa ne olur dünyanın sonu, ya da o fişi çekecek zamanı olmazsa insanın, ne olur insanlığın sonu? Şimdilik bilmiyoruz. Şu an tüm dünyada kapılar kapalı, açık pencerelerden insan sesleri akıyor dünya sokaklarına… Sokaklara yayılan sesler özgür. Ama seslerin sahipleri değil. Bütün başlar, parlak ekranlarda tutsak. Bu şimdiye özgü bir davranış değil. Çok uzun zamandır böyleler. Ve insan; izleniyor, dinleniyor, bilgileri depolanıyor…
Bugünler, geleceğin ilk günü tezini ortaya atanlar yanılıyor. Aslında her şey bir soruyla zaten başlamıştı! Sadece bu derin kırılma ve dönüşümü, teori ile pratiği, akıl ile olgusal dünyayı birleştiremeyenler sezemedi. Soru şuydu:
“Şu internet denen zımpırtı nedir?”
Bu soruyla başladı her şey. Ve o günden sonra tüm hayatımızın orta yerine geldi kuruldu, şu internet denen zımpırtı. Ardından Beta sürümü başlatıldı. Öncelikle konuyla bağdaştırma yapabilmemiz için beta sürümünün ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Gerisini beyin kendi algısını kullanıp, nasılsa çözecektir. Beta, yazılımın ilk sürümündeki sistem testlerinden ve eksiklik testlerinden geçirilmeyi belirtir. Bu sürümde amaçlanan farklı donanımlar altında yazılımı sorunsuz çalıştırmadır. Tüm kullanıcılar tarafından gerçek verilerle test edilen yazılımın test sonuçları, yazılım testçileri tarafından yakından takip edilir. Bazı geliştiriciler ise beta yerine, ön izleme, teknik ön izleme, erken erişim gibi isimler kullanabilirler. Yeni sürümde yeni özellikler eklendiyse bunlar doğru çalışmayabilir. Ya da var olan yazılımın son sürümü çok fazla hata iletisi çıkartıyorsa, geliştirme takımları hata ayıklama yapabilirler. Beta sürümdeki tüm hatalar düzeltildiğinde yazılım kararlı bir sürüm halini alır.” Yaşam döngüsünde yerini alana dek, özgür ansiklopedi –Vikipedi- bilgisi burada dursun!
Zenginler fakirler; bağımlılar bağımsızlar, aşağıdakiler yukarıdakiler sanal özgürlüklerinde başıboş gezinirken, ağlama duvarı yaptıkları parlak ekranlarına, şu notu yazıp çıkıyorum:
Gözetleniyorsunuz! Bir el, dünyanın ayarlarıyla oynuyor. Kızıl peruklu, tüylü çobanlar, kırmızı kar yağdırıyor üzerimize. “Yirmi altı kelimelik sırrı” binlerce yıldır saklayanlar, yine dünyanın üzerinde parmak tıklattı. Beyaz eldivenlerime kan sıçrama olasılığı yok. Çünkü ben, beyaz eldiven giymem. Anlatamadıklarımın sonuna üç nokta koyarım. Bunun ne kraliçenin cesediyle, ne ustayla, ne çırakla hiç mi hiç ilgisi yok. Boşuna beklemeyin, artık dünya iyi bir yer olmayacak hiçbir zaman. Ne zaman ki, 11 ikiz kelimesini kendi elleriyle öldürdü beyaz Adamlar, o gün başladı dünyanın felaket günleri. Arada olur, kelimelerim ölür benim de. Ama ben üzerlerine yaban mersini serpiştiririm, defneyaprağı değil. Taziyeye gelenler nedense üç kez öpüşürler. Üç kez öpüşenlerden de değilim. Bunu yapanlara da hayretimi gizlemem. Şimdi elimdeki taşı, cama sürteceğim. Alef-mem-şin harfleri görünürse camda, papazın günahları dökülecek ortalığa, görünmezse, çekik gözlü Budistlerin günahları. Bakın, ölü canlar dolaşıyor sokakta. Nehrin batı kıyısındakiler hep birlikte bağrışıyorlar; Veronika ölmek istemiyor, Veronika ölmek istemiyor… Genellikle böyledir, ölmenin uyumak olduğunu sananlar, öyle olmadığını anladığında çıkar ancak sesleri! Sesimiz şimdi geliyor mu Batı kıyısı? Ali ile Ayşe de ölmek istemiyor, Aşti ve Avaşin, Nadia ve Luda da ölmek istemiyor! Kalemim işaret parmağıma üç kez nazikçe dokunuyor. Şimdilik burada durmam gerektiğini anlıyorum.
Kaç gün oldu evdeyiz. Camdan sokağa bakıyorum. Sokaklar insansız. Oysa dünya insanlar için yaratılmıştı değil mi? Cennetten bile kovulmayı başarmış insan, sokaklardan kovulmuş çok mu? Diyor iç sesim. Nasıl bir nesilmişiz ki görmediğimiz felaket kalmadı. Sanırım bu yaşananlar en büyüğü. İçinden geçtiğimiz bu belirsiz günlerde dünya devletlerinin alacağı her karar, insanların gelecekte nasıl yaşayacağını da belirleyecek. Fakat alınan her kararın, seçilen her yolun bedelini biz ödeyeceğiz.
Normal akışında seyreden hayatlarımız bir anda nasıl da değişiverdi. Her şey aniden oldu, aynı hızla yayıldı, kararlar alındı. Peki, süreç bittikten sonra neler yaşayacağız? Kaldığımız yerden hiçbir şey olmamış gibi devam mı edeceğiz yolumuza? Sanmıyorum. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını artık biliyoruz. Korku, zamanı salladı. Bizler, ölüm ırmağının kenarında oturduk, ağlaşıyoruz. Ağlarken,
Değişiyoruz…
Yeni oluşumlar, yeni hareket şekilleri, yeni tutumlar geliştirmeye mecbur kaldık. Alışık olmadığımız durumlar yaşıyoruz. Her an başımıza bir felaket gelecekmiş gibi yaşamaktan yorulduk. Tedbir olarak gönüllü ev hapsindeyiz. Evlerimiz sığınak gibi. Erzaklar, deprem çantaları, maskeler, eldivenler, deprem düdükleri… Ev ortamında konuşmaya çokta alışık olmadığımız konular konuşuluyor. Her duruma karşı acil eylem planlarımız var. Algılarımız darmadağınık. Bu dağınıklığın içinde bilişsel ve duyusal olarak yeniden yapılanıyoruz. Örneğin çevrimiçi eğitime geçtik. Bu bizim için yeni bir durum. Eğitim diyoruz, artık okula gitme zorunluluğu olmadan da ne güzel ilerliyor, değil mi? Hem yolda geçen kayıp zaman da kalktı ortadan. Biz, bu durumu beğendik. Bunu kendi hür aklımızla onayladık mı? Onayladık. Düşünmeye zamanımız yok. Acil bir durum var ortada. Sürecin hız kesmemesi için uygun görülen yol ve yöntemler elbet onaylanacak. Zorlama yok. Baskı yok. Sadece kabul var! Virüs illetinden kurtulabilmemiz için önümüze getirilen her yasaklı çözümü, iyi vatandaş olup, kabulleniyoruz!
Deneyimliyoruz. Yaşadığımız mikroplu günler, yapılan deneyimlerin itirazsız kabul süreci gibi görünüyor! Evet, ben sürecin işleyişindeki rahatlığa izin verdim. Dışarı adım atarsam ölümcül bir virüsle karşılaşacağım korkusunu içime salan algı hariç, hiçbir zorlama uygulanmadı üzerimde. Finansal işlemlerimi dışarıya adım atmadan yaptım. Alışverişlerimi de sanal marketlerden. Bir daha ne banka işlemlerim için şubeye giderim, ne de kendimi yoracak market alış verişim için markete. Açarım internetimi; eklerim sepete, gelir kapıma. Deseler ki banka şubelerine, marketlere artık gerek yok, kapatıyoruz. Hiç itirazım olmaz. Başkaldıracak, itiraz edecek bir durum yok ortada. Deneyimledim, çokta rahattı! Ve hatta artık Bitcoin kullanalım. Malum elden ele dolaşan paralar mikrop taşıyıcısı.
Bugünüm ile yarınım arasına giren, minnacık bir virüs, düşüncelerimi büyük değiştirdi. Olaylara karşı tutum ve davranışlarım yeniden şekillendi. Salgını durdurmak için alınan her uygulamaya onay veriyorum. Normal zamanlarda söylense kabul görmeyecek her şeyi yaşıyoruz. Bu kargaşadan sağ çıkmayı başarabilirsek, hepimizin kuracağı cümle aynı olacaktır:
HER ŞEY BİR ANDA OLDU. BİZ DE NE OLDUĞUNU ANLAYAMADIK
Salgının durdurulması için hemen hemen tüm dünya devletlerinin aldığı önlemler aynı. Yayılımı durdurmanın en etkili yolu olarak sosyal izolasyonun gerekliliği gösterildi. Süreci yönetenlerin söylemi, sert kurallar barındırmadı. “Lütfen herkes içeriye” inceliğinde verildi mesaj. İnce mesajı almayıp dışarıda kalanlara en sert tepkinin, içeriye sorunsuz çekilmeyi seçen taraftan gelmesi de bir o kadar anlamlıydı. Kural koyuculardan daha sert, daha acımasız, daha saldırgan gösterdiler tepkilerini. Kızıl maske ile damgalayalım hasta olanları diyenler bile oldu. -Tıpkı Nazi toplama kamplarında tutulan insanların renkli peçlerle işaretlenmesi gibi- Ardından, vatandaşların takip edilmesi ve kurallara uymayanların cezalandırılması gündeme getirildi!
Sağlık Bakanı, basın açıklamasında evde karantina altında olanları takip edecekleri bir sistemin yakın zamanda uygulamaya geçeceğini duyurdu! “Salgınının azaltılması ve hastaların izolasyonu için “Pandemi İzolasyon Takip Projesi” hayata geçecek, dedi! Otomatik çağrı teknolojisi aracılığıyla bu kişilerle anında iletişime geçilecek ve kendilerinden izolasyon altında bulunmaları gereken yere dönmeleri istenecek. İhlale devam edenlerin durumu, ilgili emniyet birimleriyle paylaşılacak, gerekli idari önlem ve yaptırım uygulanması sağlanacak. Proje kapsamında elde edilen veriler, salgınla mücadele dışında hiçbir amaçla kullanılmayacak ve salgın riski sona erdiği tarihte imha edilecek. Verilerin başka bir hiçbir amaçla kullanılamaması devlet güvencesinde olacak!” Diyerek bitirdi sözlerini.
BU VİRÜSÜN VARLIK NEDENİ ARTIK ÇOKTA MASUM GÖRÜNMÜYOR
Virüs vakası ortaya çıktığı günden beri tüm dünyada eş zamanlı başlayan komplo teorileriyle, gerçekler eşleşiyor mu? İnsanların uzaktan kontrol edilebileceği bir uygulamadan bahsediliyor. Sizin iyiliğiniz için deniliyor. Uzaktan ateşini ölçeceğiz, yaşamını kaybetmemen için seni evde tutacağız. Görünürde sorun içermiyor uygulama. Bunu da onaylıyoruz. Takii aklımıza komplo teorileri gelene kadar. Tamam, olur da; Ya ateşimin 40 derece olması gibi biyolojik sonuçlar benim sorunum olarak kalır, diğer bilgilerim, başkalarına ulaşır, farklı amaçlar için kullanılırsa? Sorusunu sorma gereği duyuyoruz. Bir adım ilerisinde ne var bilmiyoruz. Hayır, ben bunu istemiyorum deme ihtimalimizin oluşacağı, durun neler oluyor diye düşüneceğimiz anda; tablolar kaldırılıyor havaya, her gün dört haneli rakamlarla artan vaka sayıları, ölüm oranları sistematik olarak önümüze konuluyor. “Evde kalın” , “Ya evde kalırsınız ya ölürsünüz” telkini çok ağır istatiksel rakamlarla destekleniyor. İyileşenler de sevinip gevşemesin, tekrar virüsü kapma riskiniz sürüyor. Hadi bakalım, siz de ev hapsine. Girmezsen ne mi olur? Yapılacak bir şey yok. Rahmet dileyeceğiz ardından deniliyor.
Ehh! Zaten biliyoruz sonumuzu deyip, kaderci davranacakların önünü de kesmek lazım değil mi? Burada görevi sosyal medya devralıyor. Yeni kazılmış onlarca mezar, ölen insanların son fotoğrafları an an paylaşılarak, bak kardeşim deniyor; bu illetten ölürsen ne inandığın dinin esaslarına göre yıkanırsın, ne cenaze namazın kılınır, ne dininin kurallarına göre gömülürsün! Kireçlenip sessiz sedasız, abdestsiz namazsız, kefensiz helalsiz defin edilirsin. Yani insanların tüm kırılgan noktalarına dokunuluyor. Korkunun tepe noktasında çare diye önümüze ne konursa çaresiz boyun eğiyoruz. İnsan iradesinin, kendi hayatı üzerinde etkili olacak konuların karar aşamasında, devre dışı bırakılması, olaylara daha şüpheci ve tedirgin bakmasına neden oluyor. Karar alıcılar, yapılan paylaşımlarla karabasan gibi toplumun üzerine çöken, insan psikolojisini bozan sosyal alanlar içinde çare sunuyorlar önümüze: “ Biz, hastalarımızı tedavi edeceğiz. Siz, sosyal ortamlardan uzak durup, evde kalarak hastalığa yakalanmayacaksınız. Koronavirüs'ü işte böyle yeneceğiz. Birlikte yeneceğiz.” Telkinleri verilse de iki arada bir derede seçimler yapmamız isteniyor. Ya panik olmayacaksın ya sosyal ağlardan uzak duracaksın. Duramıyorsanız, biz bir çare daha üretiriz. Olmadı, yasaklarız oraları, sorun kökten çözülür. Unutmayın, her yasak sizin sağlığınız için! Serinkanlı bir zamandan geçiyor olsak, burada durup, sorgulayacağız. Haklarımız var diyeceğiz, kişisel özgürlük alanlarımıza müdahale diyeceğiz… Fakat zaman serinkanlı olmaya uygun değil. Ve biz, panik ataklar yaşıyoruz.
GÖZETLEME POLİTİKASI
Pandemi İzolasyon Takip Sisteminin uygulanabilmesi için 6698 sayılı kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında biyometrik ve genetik verilerin işlenmesini mümkün kılan istisnai amaçları düzenleniyor. Sır saklama sorumluluğu, devlet güvencesinde olacak. Salgınla mücadele dışında hiçbir amaçla kullanılmayacak ve salgın riski geçtiğinde veriler, imha edilecek!
Bu uygulamanın dünyada çok zaman önce uygulanmaya başladığını zaten biliyoruz. İnsan Mühendisleri; Yüz tanımaya sahip kameralarla kişileri tanımlıyor. Hangi ırka mensup olduğunuzdan tutun, saç renginize kadar tanımlanıyorsunuz. Bu analizlere duygusal durumlarınız da dâhil. Sakinliğiniz, sinirli oluşunuz, sinirinizin oranı, suç işleme potansiyeliniz, yüzünüzde ki mutluluk ifadesine kadar, izleme verilerinin alanı geniş. İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail Güvenlik Ajansı’na kısa süre önce normalde terörizmle mücadelede kullanılan gözetleme teknolojilerini, koronavirüs hastalarının takibinde kullanma yetkisi verdi. Çin, insanların akıllı telefonlarını yakından takip ederek, milyonlarca yüz tanıma kamerası kullanarak, insanların ateşlerini ölçüp raporlamalarını sağlayarak Çin hükümeti yalnızca koronavirüs taşıma şüphesine sahip insanları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda hareketlerini takip edip, kimlerle temas kurduğunu da öğrenebiliyor. Şimdilerde damarlarınızda dolaşacak internete bağlı, nano teknoloji ürünleri ile parmak izleriniz, ses, yüz ve iris verileriniz üzerinde bir ID oluşturulması çalışmaları deneniyor.
Beyin büyütmelerin, implantların, bilincin ölümsüzlüğünün konuşulduğu, makinelerde saklanan zihinlerin nanorobotlara takılmasının planlandığı yakın geleceğin taş devrini yaşıyoruz sanki. On binlerce yıl öncesi mağara döneminden evrilerek geldiğimiz zamanda insanların parlak duvarlara, emojiler yapması boşa değilmiş. Sorgulayan akıllar yeni bir dönemin doğuşunu biraz şaşkınlık, çokça korkuyla izliyor. Pek çoğumuzda neler olduğunun ayırdına varamadan evlerinde ekşili mayadan ekmek yapmayı deneyimliyor. Korkutucu olan insanın, ruhsuz otomatlara dönüşüyor olması. Meğerse Kasparov haklıymış; Deep Junior’a karşında, insan soyunu temsil ediyorum derken. En yüksek sinir aktiviteleri yaşadığımız bu günlerde, belki de yapabileceğimiz en akılcı şey, anılarımıza sahip çıkmak. Düşünce bozukluğu yaşıyor gibi hissetsekte etrafımızdaki imgeleri nesnelere çevirdikçe düşünülenler gerçeklik kazanıyor. Eski Çağı kapatıyoruz;
YENİÇAĞI BAŞLATIYORUZ!
KRİSTAL ÇAĞ!
Hatırladınız mı?
2000 doğumlu çocuğu olanlar beni daha kolay anlayacaktır. Z Kuşağı; Işık çağının, Kristal Çocukları onlar! O tarihte ve sonrası doğan çocukların özel çocuklar olduğu, DNA yapılarının bizlerden farklı olduğu düşüncesi bir şekilde aklımıza konmuştu. Kristal Çağ Çocuklarından birine sahip olmak önemli bir ayrıntıydı o günlerde. Nedenini şimdi anladığımız! Belirsizlikler yaşadığımız şu günlerde, o tarihte doğan gençleri gözlemlediğinizde her şeyi daha net görebiliyorsunuz. Rahatsız edici bir sakinlikleri var. Öz disiplinliler, ne çevrimiçi eğitimden ne de sokağa çıkma yasağından etkilenmediler. Çünkü onların hayatları sokakta değil, ellerinde ki ekranlarda! Onlar gerçek dünyanın sokaklarında değil, dijital dünyanın sokaklarında yaşadılar çocukluklarını. O nedenle olsa gerek yeni duruma uyum süreci diye bir sıkıntıları hiç olmadı. Çünkü onlar, zaten o dünyanın içine doğdular. İnternet denen zımpırtı kesilmediği sürece; ne en küçük bir rahatsızlıkları var, ne de şikâyetleri… Yaşama isyan edecek romantikler yetiştiremedi eski çağ. Onlar geçmişin hikâyelerini yazmayacak. Onlar unutacak. Sessizler. Evreni dönüştürmeye geldiklerinin farkında gibi, derin bakıyorlar. Sıkılmıyorlar. “İyi böyle” en çok kurdukları cümle. Tuhaf bir dinginlikleri var. Çalar saatleri duymuyorlar. Güneşin doğuşunu seyredemeyen ateşböceği gibiler. Karanlıkta parlıyorlar. “Seni o kadar iyi anlıyorum ki” cümlesini onlar için kuramazsınız. Çünkü anlamıyoruz. Çünkü hayatın içinden geçenlerle hayatın kıyısında yaşayanların yolu hiçbir zaman kesişmez. Biz, telaş içinde ölüm diyoruz; onlar, yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle süper, level atlıcaz diyor! Düşünce ve davranışlarını; komutlarla kodlarla şekillendiriyorlar. Bizim dünyamız kelimelerle, onların dünyası rakamlarla ilerliyor. Artık dünyanın eski hikâyesine nokta koymalıyız. Çünkü onlar, bilmediğimiz bir dille, yenidünyanın hikâyesini yazmaya çoktan başladılar…
Bu günlerde dünya insanı şaşkın. Elimizde boş ateşleme cetvelleriyle oradan oraya koşuşturan ilkel hesaplayıcılar gibiyiz! Tam da özgürlük belgelerimizi aldık, Tom Amca’nın kulübesinden kurtulduk derken, Bill Amca’nın malikânesinde bulduk kendimizi!
Akıl oyunları mı taht oyunları mı yaşadığımız günlerin senaryosu, artık çokta emin değiliz. Korkusunu yenip, rasyonel düşünmeyi başarabilenler; Yeni bir zamana evrildiğimizi, o kapalı kapılar ardından yeni bir insan olarak çıkacağımızı, yeni insanların yaşamını sürdüreceği, yeni dünyada geçerli olacak, yeni bir sistemle devam edeceğimizi kestirebiliyoruz. Virüsün hayatımıza girmesiyle önümüze konan her bir uygulama, total totalitarizme doğru gittiğimizin göstergesi! Bu bir güvensizlik yaratma eylemi değil. İster laboratuvarlarda üretilmiş olsun, isterse doğal bir yayılım; İster dünyanın güç dengelerinin savaşı olsun, isterse dünya insanını aşılama öncesine hazırlık; Ortada dünyayı felç eden bir virüs gerçeği var ve gerçeklerle inatlaşılmaz. Geldiği gibi gitmeyecek. Giderken arkasında, bir trajik hikâye ve milyon sayılı istatistik veriler bırakacak. Söylenenler, düz beyinle düşünen insanlar için, garip hayalî komplo teorileri gibi algılansa da, neler olacağını bu hikâyeden sağ çıkmayı başaranlar görecek…
Büyük insanlık tarihini kapatıyoruz. Dünyanın yeni sahipleri olacak nesil için, güncelleme başlatıldı.
1 Ocak 2000 ve sonrası doğanları koruma altına alıyoruz!
Kare kod okutuldu.
Tarih 1943
Beta sürümü güncelleniyor…
Tarih 2020
Güncelleme tamamlandı.
Virüs algılanmıyor.
“Eski dünya insanı” çevrimdışı.
Yeni dünya insanı online…
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)