Yazmak, ölümün ötesine geçmek. Yazmak, yoktan var etmek. Yazmak, insansız düşler kurmak…
Yok, böyle başlamamalıyım. Üşengeç beynin, depresif girişi gibi oldu bu söylem.
Madem yazma endişesini bir kalecinin duruşuyla özdeşleştirdik, o halde konuyu entelektüel paradigmalar sınırsızlığından, kişisel değerler dizisi sınırına çekip ele almak en doğru yaklaşım olacaktır.
Nasıl, penaltı çizgisine konan topa vurma gücünden önce futbolcunun düşünsel ve fiziki konsantransyonu,” sonucu değiştirecek en önemli ilk güçse, yazma eylemin de de;
Esma’ül Hüsna’nın “Adalet” vasfı, yazmanın temel vurucu gücüdür bende. ”Allah’ın adaletinden Allah’a sığınırım” Her adil sahibinin ve uyguladığı adaletinin O’ndan geldiğini kabul edip, bu gücü kullanabilme yeteneğidir yazmak! Ve el-Adl adıyla fikirleri çatıştırıp, kıyaslar yapmak, kıyastan sonuçlar çıkarmak. Yazılanları algılatabilmek için hem bilgi hem zeka gerektiren metaforik benzetmelerle ip uçları verip, okuyucunun sonuca gitmesini sağlamak.
Kişiden kişiye değişir elbet nedenleri. Benim için yazmak; dolup dolup içimi boşaltmak, bir nevi kendimi aramak, kendimle yüzleşmek. Kelimelerle konuşarak hesaplaşmak. Belki de tutunmak hayata! Ölmüş kuşakların kâbus gibi geleneklerini, yaşayanların üzerinden çekip alma hevesi en çokta! Kuramlarım, teorilerim, poetikalarım, yazmanın bilmem kaç kuralı cinsinden tekniklerim yok, alabildiğince zihin akışım karar veriyor ilerlememe. Yazarken düşünmekte diyebiliriz buna. Toplumsal, bireysel çatışma ve çelişkilerin kelimelerle ifade edilişi ve düşüncenin yeniden üretilişi eylemi. Galiba biraz da sevmek gerek.
-Hımm… Oldu mu şimdi bu giriş?
-Maşallah maşallah olmuş… Sen de Paulo gibi yazıyı başlığa sığdırmışsın!
-Ani gelişine ne ad vereyim bilemedim Şero, neyse hangi başlık?
-İyi insan olanı olsun, çomaklı olanı bozar beni. Şu başlık:“ Piedra Irmağının Kenarında Oturdum Ağladım”
-Yeter, daha kalem oynatma, kelimeleri israf etme bence. Hem siz yazan tayfası seversiniz, okuyanlara boşlukları doldurtmayı, o başlıktan kırk milyon fantezi düşünce çıkar ampirik okuyucuya.
-Fantezi, ampirik okuyucu… Açalım mı?
-Yani şey gibi; Samanyolunda gündüz pikniği yapıcaz, gibi…
-Anlam kayması diyorsun?
-Öyle de denebilir. Gizemli ol biraz, bırak onu da okuyucular çözsün. Yazmak deyince bak neyi hatırıma getirdin!
-Tütüncüye koştun mu kız sen de Sait gibi? Ya, “Yazmasaydım çıldıracaktım” dediğin oldu mu? Çakıda yontmuşsundur sen şimdi, aman geri kalmayayım ustalardan diye.
-İlahi, devri âlemde ne kâğıt kaldı ne çakı! Sözse ismiyle müsemma! Yazmasaydım çıldıracaktım değil de “çıldırdıkça yazdım” diyor yazanlar bu çağda. Bense:
“Yazmasaydım sizin gibi olacaktım”
-Bi kızardın bi sesin yükseldi, stres mi yaptın sen şimdi boş yere? Başlığa baktım da penaltı, kaleci, endişe…
-Her işin bir stresi oluyor tabii, yazı yazmak da meşakkatli iş, odun kesmeye benzemiyor neticede! Yazma eylemini içte duyulan sonsuz endişe duygusu var eder. Stres dediğin de şudur ki; kurada Bayern Münih çıkınca Forest’in; “Bayern Münih nedir abi, Khaleesi’nin ejderhasını çekseydiniz” sözlerinde var, ben de yok o kadar ürkünç endişe! Kaleciyle oyuncunun göz göze geldiği anda ki yaşanan o iç titreten koşulsuz teslimiyet duruşu yeterli endişe hali bence. Duruşunu iyi ayarlayamadıysan kaleci topun, yazan, kelimelerin golünü yer!
-Abiii, nerden bulup sıkıştırdın şimdi adamın sözünü iki satır arası stresli endişe budur diye!
Bırak o kalemi elinden yavaşça yere ya da çek parmaklarını klavyeden dizlerine. Elin hamura değsin git börek aç. Yazdığın konuya bak hele! Çehov’un tüfeğini almışsın yine eline, patlıyor her kelimende.
-Yazmak! Çok pis tav oldum eyleme. Allasen git yat zıbar, Uyuyamazsan elektronik keçi zıplat, olmadı çocuk tekerlemeleri mırıldan, sabaha endişen neyin kalmaz. İlham perilerine de söyle pikniğe gelsinler benimle.
-Niyeymiş o?
-Biz düşünen, düşündüğünü yazan adam sevmiyoruz be kızım, zorlama!
-O zaman beni seversiniz?
-Niye ki?
- E, ben adam değilim!
-Kime laf yetiştiriyorsam… Ben, yorma beynini diye çırpınıyorum. Kim okuyacakta yazıyorsun, bu devirde insan insanı dinlemiyor bile!
-Hem yazmıyorum ki ben. Ben, kendimle konuşarak, cebelleşiyorum.
-He canım he yazmıyorsun sen. Sen, günlerin köpüğünü alırken kelimelerine reiki yaptırıyorsun. Hem yazmak nedir ki çokça saçmalamak değil de! Öyle olmasa;
-Başlamaz mıydı İlahi Kitabımız “Yaz” diye!
-Tam burası işte, biz de neden klasik olacak kitaplar yazılamıyorun cevabını verdin! Yazılamıyor çünkü yazmak için yaratmak gerek!
-Haşa! Yaratan yaratmış yaratılacak her ne var ise! Kaderin defteri, Levh-i mahfuzda, olmuşları, olacaklarıyla, kâinatın kaderi yazılmış bir kere!
-Yazmakta bir nevi yaratmak değil de ne? İşte yazabilmek içinde öldürmen gerek içinde ki gerçek yaratıcıyı! Nasıl anlatsam da yanlış anlaşılmasam. Şöyle de diyebiliriz, bir süre inancını askıya almak ya da İnançsızlığın askıya alınması için okurla antlaşma yapmak!
-Peh peh kızım mm iflas etmişsiniz siz. Ben engel olmayayım sana. Durduk yerde fitne çıkaracaksın dünyada. Sen şimdi Sahra Çölündeki kum tanelerini, Atlantik Okyanus’undan aştırıp, Amazon’da ki yağmur ormanlarına yağdıracaksın. Eee, pek tabi o fosforlu yağmurlarla yaşıyor ağaçlar, sen yağdırmasan o yağdırmasa ölsün mü şimdi ormanlar. Yaz sen yaz, ne zaman ki sıra “Ölü Ciğeri Yiyen Adamlara” geldi çağır beni. Malum aramızdalar, mezarlarına tükürmek bari bana kalsın!
Bir ses, günleri yakıyorlar, zamanı, hayalleri, geçmişi, geleceği, yeri, göğü, bulutları yakıyorlar diye fısıldıyor! Dünyayı fitne yıkacak!
Suç bu suç…
Birileri yıkıyor, birileri düşlüyor, ben rüya görüyorum. Uyuşmaz fikirlerle görüntüleri bir araya getirip gerçeği sorguluyorum. Anlatabilmek için yaşıyorum, nihayetsiz zıt zamanlarda.
Ben yazıyorum… Ne kolay iş değil mi bunca zahmetli dünya işinin arasında?
Size ille de suç mu lazım?
Öyleyse ben de tutup vururum kelimelerimi. Canlı canlı yüzerim derilerini. Merhamet denen duygu yoktu madem baba bildiğim de ben de katil olurum bildiğimce.
Oysa kıyamazdım onların gözyaşlarına bile. Akıttıkları yaş içimde sel olur, beni boğardı. Saftı benim kelimelerim. Onlar ki ne zaman kötü yolun yolcusu olmaya meyl ettiler, Zerdüşt’ün buyurduklarına kulak verdim.
-Şuursuzca ilerleyen çağ insanına, “üçün sonsuzluk olmadığını” anlatabilmek için yazıyorum…
-Bırakın yazmayın!
- Neymiş efendim, okyanusta inci tanesiymiş gerçekler. Balığın derisini saydamlaştıracakmışsın da anlayacakmışlar sözün derinliğini, cevizin kabuğunu kıracakmışsın da ulaşacaklarmış özüne… Sen kılçığa kılıç dersin, kılıç kalkan oynamaya kalkar mehteran takımı! İşin yoksa kırk takla attır kelimelere. Zaten bir söylediğiniz tutmuyor diğerini. Sorsan zamanı sıfırladık, sözler şifreli. Eksiltili sahnelemelerle özet geçtiğiniz sahte hayatlar gibi değil gerçeği. Geri kırıldımın zaman kaymasında ki çift çizgiselliğin muhatabı anlamıyor, “siz” zamirini! Sebepler ve maruz kalanların değişti zaruretleri. Bırakın iyisi mi yazmayı, çizmeyi nasılsa her kes anlayacağı gibi anlıyor. Sizinkisi boş gayret. Millet, interneti gidince dünyanın sonu geldi sanıyor. Eğlencelik görseller olmadan ilgisini çekmiyor okumak.
-Ne yapalım yani, harflere dansöz kıyafeti giydirip oturak âlemin de darbuka mı çalalım, aralara baldırı çıplak kelimeler mi koyalım? Ruhumuzu satışa çıkardık daha ne yapalım, ruhlarımızı birleştirebilmek için. Bacalara aceleci alevden bukleler yaptık, avuçlarımıza kızıl ateşler aldık, aksiyon yapmadık, dünyaya ayna tuttuk! Canımız bir deliye gülmek istediğinde kalktık aynaya baktık.
-Çok sert oldu be ya! İnsanlar yılgın, bıkkın, yorgun. Demem o ki; Michael Cheval tablosunda ki kemanıyla sudan çıkan kızın görüntüsü bile şaşırtmaz artık insanı! İhtiyarın, fırında gemi yüzdürmesi bile güldürmez yüzleri bu çağda.
-Oysa gayretimizdi, kemandan akan suyun üstünde kuğu gölü balesi, balondan insanlar, uçan pastalar, gökyüzünde yanan mumlar altında fraklı beylerle dans eden çakma leydilerin eteğini kaldırdık ansızın, bahanemiz yüzleri güldürmekti… Bak bulutlarım kan damlatmaya başladı bile, haliyle alındık boş gayret sözüne.
Kötülerin elinde bıçak, vurdukça acısını çeken biz. Onların işledikleri cinayet, bize düşen masum insanların kapanmamış gözleriyle konuşmak. Şapkalı sihirbazlar hokkabazlıkla zaman satarken kentlerin yalnız insanlarına, bizler sirkin palyaçoları gibi parmaklarımızın ucundan beyaz güvercinler uçuruyoruz, tılsımlı kelimelerimizle dünyaya. Acımasızlığın, merhametsizliğin, sevgisizliğin dibine vurmuş insanlık pek bi gayretli, yazmak işi boş gayret öyle mi?
-Öyle! İki kere iki dört terbiyesizlik değildir bizim gerçekliğimizde!
-Su götürmez iki kere iki dörttür matematikte. Fakat gerçek sayılarla yansımalarının sonucu dört etmek zorunda değildir ve hatta “Kapanlar, terbiyesiz kuş beyinlileri avlamak içindir” bizim estetiğimizde!
-Sen devam et ben aldım periyi gidiyorum pikniğe. Sözün bitmeden yetişiriz, kıvılcımlı kelimelerini az kullan boş yere dünyayı ateşe verme!
-Madem öyle her kes işine baksın bildiğince!
“Olmak ya da olmamak” İşte bütün mesele buysa, kadere nasıl hizmet ettiğimizi göstermek gayesiyle buyurun, Şoştakoviç 7. Senfonisi eşliğinde “Boş Gayretler Kumpanyasına”, kopmuş ayağının postal ipleri elinde bir asker, koltuğunuzu gösterecek size.
Ne kadar basit değil mi bir cümlede özetleyivermek, dişlerinde pis bir turuncu sırıtışla, şizofrenik trump’etin dünya insanına ettiklerini! Barış istiyorduk, kalemlerimiz elimizde savaşa durduk!
Bir umut diyorum yazıyorum Ve her şeye rağmen başları mavi bulutlara değen yemyeşil hayat ağaçları ekmek toprağa, toprakta sonsuzluğu avuçlarında tutmak, bir kum tanesinde evreni keşfetmek ve bir saatte nihayetsizliği yakalayabilmek için.
Benim küçük dünyamın büyük düşleri var. Anlamıyorlar beni, ben de anlamıyorum onları.
Hoş nasıl anlaşılır, arklardan su yerine kan akıtmak. O kanda kelimelerini yıkayıp, yaşananları temize çıkarmak. Ne kadar kolay, gözlerinin önünde, bir otel lobisinde hunharca öldürülen kadınları faili meçhullere kurban etmek. Bin bir gece masallarının hep gecesinde gezinmek. Uykusuz saatlerin metal yorgunluğu vurunca kalemlerin ucuna, kolaydı imdat seslerini görünür etmek.
Tahammül gerek oysa bir genç kızın bacak arasından sızan kanı kurutmaya çalışırken, yaşam ahlakını sorgulamaya ya da bir askerin bedeninden çıkan kurşunun kanını, anaların ak sütüyle karıştırıp, “Üzülme, Allah sabredenlerle beraberdir” tesellisiyle, ağıtlar yakıp kelimeleri emanet bir acıyla ağlatmaya, insanüstü bir tahammül gerek.
Ne kolay iş!
Her gece siz rahat döşeklerinizde uyurken, dünyanın dört bir yanında sıcak cinayetler işlenirken, insan inlemelerini dinlemek. Kolay iş, uyuşturucu krizine girmiş bir gencin karşısında çaresiz kalmak, arka sokakların köhne duvarlarına omuz olmak, sarı pavyon ışıklarının sayelerinde dolaşan kirli adımların altında kalmak, kolay iş. Büyüyemeyecek çocuk ruhlara, böğürtlen kışı masalı anlatmak kadar kolay! Büyüyenler soruverse, Heidi’nin ayakları neden çıplak, neden Pamuk Prenses yedi cüce adamla aynı evde kalıyor diye Polyanna yalancılığı yapmak kolay…
Safran rengi gün ortalarında, gündüz düşleri yaratmaya çalıştınız mı hiç? Ya, kokmuş cesetlerin arasında yatmışlığınız oldu mu sizin? Gecelerin o en ıssız saatlerinde açılmış mezarlarda ölülerle konuşmaksa en kolayı! Mezar kazıcıların kazması, Ölü yıkayıcıların su tası oldunuz mu hiç? Ya ölülerin yattığı kerevitten teneşirin, hissettiklerini hissetmeyi denediniz mi hayatınızda bir kez bile? Ya, son durakta alna çarpan dokuz tahtanın hangisinden ses geldiğini merak ettiniz mi hiç? Aklınıza bile gelmedi değil mi?
-Bana mı öyle geldi, siz biraz ürperdiniz mi? Ürpermeyin, o boş gayretli işler biz de!
Bilmek ve bildiğini Yaratana bildirmek aczinde, can çekişen son nefeslerin su taşıyıcısıyım. Aldıkları son nefesin sıcaklığı var yüzümde. Dudakları arasına sıkışıp kalan son kanlı sözleri duymanın, son bakışlara şahitliğin yükü var üzerimde. Ve kötü ağızlarda son tövbelerin günahkâr soluklarını çekmişim içime. Ana rahminden kazınan ceninlerin son bıçak darbesiyim. Haram lokma yutanların, dar boğazlarında sıkışıp kalmışlığım, kesilecek gırtlağın, hırıltı sesi olmuşluğum var. Kelimelerle anlatılması imkânsız bakışların, çaresiz seyredişlerin o kahredici döngüsünde “Hiçliğin heykelini” yontuyorum gecelerce. Geceler ki itiraflara gebe. Yüreğimdeki taşları atıyorum dilimle.
Kim söyledi normal olduğumu ve hatta kimse beklemesin benden normal olmamı!
Emekçilerin alın terinde sabahladım gece vardiyalarında. “İşçilerin alın teriyle gusül abdesti” alanların günah sıvısının sıcaklığında öldürdüm ben masum kelimelerimi. Siz gibi değilim sizden değilim diyebilmek için yazdım sayfalarca!
Ötekileştirdiklerinizin kapı aralığında asılı kalmış öfkenin ta kendisiyim. İzin vermediniz sizden farklı olana yaşama şansı. Oysa sizin içinizdeki siz de en az onlar kadar farklıydı! En az onlar kadar günahkâr, onlar kadar acımasız, en az onlar kadar kötü, gün ışığı görmemiş düşünceleriniz, şiirleri yakabilecek kadar insafsız eylemleriniz vardı.
Gecenin ışık bahçeleri altında romantizm yaparken siz, loş ışıkların sakladığı masa altlarında on yedilik kızların üstlerinde gezinen şehvet düşkünü, para kirine bulanmış elleri kırmanın derdindeyim. Hayatın kötüye kullandığı kızların kirpiklerine sakladıkları intikam oklarının ucundan bakıyorum size. Yer altı babalarının korkularında, transların sesinde ki naiflikte, normallerin ahlak yasalarıyla bastırılmış duygularındaki ikiyüzlülüklerdeyim. Göz kamaştırıcı hayatların koridor aynasıyım. Beyin loplarında serseri mayın gibi gezinen düşüncelerin gizemindeyim. Zamansızım! Benim yerim yurdum belli değil. Zaten “zaman da gerçek değil…” Ölüler evinde dolaşıyoruz sersefil, kimse farkında değil.
Bir düşün en kötü yerinde rastlaşmış gibiyim sizinle. Bir metropol genel evindeki hayat kadınının kırmızı rujundan, bulaştım gömleğinize. Adını bilmediğim bir kentin sokaklarında sarhoş naralarına meze ettim kelimelerimi acımasızca. Kuşluk vakitlerinde binalar uyku mahmurluğundan açamazken gözlerini, ihanetin dağınık yatağında ki beyaz çarşaf olup, öylecene kalakaldım utanç içinde. Ben kolaya kaçtım yazdım, çünkü yazmak utanmaydı biraz da utana utana emperyalizmin babasız bıraktığı çocukların kalbiyle yazdım.
Bir çocuk parkının ulu çınarları altında, eteği beş karış açık kadının sol çaprazında oturan adamın güpe gündüz fırıldak gibi dönen gözbebeklerinden baktım çevreme. Zehir tacirlerinin ölüm maşası olmuş torbacıların, köşe başlarında gençlere uzattığı zehrin tozu oldum. Korkudan titreyen dizlerin, dayaktan kapanmış gözlerin, bir köşede unutulmuş aç bedenlerin isyanı var dilimde. Kundağı kirletecek kadar gözü dönmüş bir nefsin karşısında, beyaz kundak olup insanlığımdan tiksine tiksine yaşadığım şahitliklerim var Ben’im! Allah sizi yaratacağına taş yaratsaymış dediğim çok insanı kelimelerimle öldürdüm, katilim!
Ve sezgilerim var! Yaratan bizden nefret etti diyebilecek kadar da çizgilerimi geçtim! Havrada, camide, kilisede değil benim gerçeğim. Ezan seslerinin, çan seslerine karıştığı bir âlemde doğru yolun yolcusu olduğumun tek işaretidir, “kimsesizlerin kimsesi” olduğumu söyleyen şah damarımdaki inanç sesim! Yeri gelir çarmıhın son çivisi olurum, yeri gelir Mina’da besmele çeker; Allahu ekber rağmen li’ş-şeytani ve hizbih” diyerek şeytan taşlarım.
Başım üstünde vızıldayan kurşunların önünde sipersizim. İnsanın insana acımadığı savaş meydanlarında, kurşunun çektiği ıstıraptayım. Başsız vücutların, oyulmuş gözlerin, paramparça olmuş minik bebek bedenlerinin kefeniyim. Duymak, görmek, işitmek istemediğiniz hayatların dayanılmaz ağırlığında, tüy misal uçuşuyorum. Allah’ın huzurunda neysem gerisinde de Ben’im! Cenneti versen bu imansızlara, emtia kapitalizmine uşaklık için, Kevser suyuna bent çeker, Huri kızlarını yoldan çıkarır denen bir çağ insanının karşısında, çaresiz kalıyor çok zaman kaderci kelimelerim. Bunca dünya hesabını görüp bir de arafta dolaşmaktan bezginim. Çırası insan olan ateşlerden çıkıp geldim, ateşin arkadaşlarına yarenlik ettim. Ahiret evinin vaatleri uzak görünse de bana yine de amenna! İrem bağlarını, bu dünyada kuramasam da içim rahat en azından denedim derim! Kimi ömre gazel, kimi ömre kesik dut dalı gibi isyankâr kelimelerim.
Berbat bir dünyanın ütoplarını kurmaya çalışacak kadar saksıyı çatlatmışım. Bu gayede Hitlerin karısı olmayı göze alabilecek kadar çılgınlıklarım var benim. Yeri gelir elimdeki siyanürü hiç tereddütsüz içebilecek kadar aşık bir kadın olurum, yeri gelir ağzımdaki siyanürü boşaltırım aşkın üstüne. Yusuf’un edep çizgisinde, Şirin’in açılmayan düğmelerinde, Züleyha’nın elini kesen bıçakta aşka özlemim.
Hayatın nabzında atan damar kadar size yakınım bir o kadar sizden değil! Hak ile merhamet arasında ne cennetlik ne cehennemliğim. Her şey olmaması gereken gibiydi, yeni bir hayat istedim, bildiğim yoldan saptım! Araf’ta ki pencerem, 7.kattaki kapım, dünyadaki odamdan baktım, Hiçliği gördüm, içimdeki sesi susturamadım, yazdım…
Hayatın düzeltmeye tenezzül etmediği hataların kayıt altına alınması değil de ne şimdi yazmak! Kelimelerim, kahır kanseri oldu, yeni doğanlar hastalıklı doğacak. Hiber gerçeklikte insan soyu da korkarım sevgisizlikten kuruyacak! Teneke beyinlere teneke kelimeler türetmek de bizim boş gayretlerimize kalacak!
-Kitapları, omuzlarının arkasından atanların, bu dünyaya fesatları bunlar! Ayı ikiye bölen bir inanış var ki zamanı gelecek diz çöktürecek ayn-i vücud olup tüm yerküreye. O güne değin “Kün fe yekün” rahatlığı var içimde!
Kızıl kuyruklu maymunu, mavi benekli imparator kelebeğine âşık ettim. Çember sakallı penguenlerden, Yakalı kutsal kel Aynakların dansını öğrendim. Çiçek böceklerinin soyulmuş iğrenç hallerini, Çöl kırkayaklarının ihanetini gördüm. Kuzey yıldızlarının yeşil ışığında yazdım yazılarımı. Bu dünyadan çokça uzakta varlığım. Kimilerine göre yok’ um, kimilerine göre hiç’ im! Tutup fırlatmışlarda uçurumdan aşağı, öylecene boşlukta asılı kalmış gibiyim. Semadan boşalan yağmurlara kelimelerimle tutunmuşum, sözcükler nefesim. Yazmanın işkencesini daha nasıl dile getireyim?
-Döndük biz “Agartha” dan! hala mı yazıyorsun sen? Bir şeyler eksik sanki yazında. Nerde güzellikler, nerde aşk, nerde meşk, bu dünya hep mi kötürüm kaldı bu devirde?
-Pikniğe giderken Şero, sağ omzumdaki ilham peri mi götürmüşsün de soldakine kaldı meydan! Güzellikler seyretmek istiyorsan “Hisseli Harikalar Kumpanyası” var! Boş Gayretler Kumpanyasından bu kadar!
-Yazmak, boş gayret diyenlere sanırım cevabını hakkıyla verdim.
Tavan arasındaki kadının acıları vardı.
Dünya, dedi kadın “cerahatli bir yaraydı, patladı!”
Farz et ki ben kolaya kaçtım, yazdım!
Acı Şero acımı dindirmenin yolunu buldum,
Yazdıklarımın tek satırından pişman değilim.
Yazdım!
“Yazmasaydım sizin gibi olacaktım.”
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)