Bir ülkenin Anayasası intikam Anayasa’sı olamaz. Yani bir Anayasa ki kim uyguluyorsa onu kendileri lehine çevrmekte, dolayısıyla kendileri gibi düşünüp yaşamayanlar veya başörtülüler bu anayasa ile zülme maruz kalmaktalar.
Ondan sonra da Türkiye’nin yöneticileri yeni bir Anayasa tartışması açmaya ihtiyaç duymaktalar.
Zaten bugünlerde gündeme gelmesinin sebebi mevcut Anayasa’nın, özellikle 2021 Türkiye toplumunun fıtratına ters düşmesi, kültür ve yaşayışına zit olmasıdır.
Öğrencilik dönemimizde İş Hukuku dersini veren hocamız Prof. Dr. Selçuk Özçelik o zaman demişti ki;
“Arkadaşlar bu Anayasa bizim toplumumuzun yapısına uygun bir Anayasa değildir. Bundan öncekiler de bu Anayasadan farklı değillerdi.
Neden? Çünkü bizim ülkemizin insanlarının kültürü farklı farklı olduğundan doğumun kültürü batıya, kuzeyin kültürü güneye uymaz. Dolayısıyla bu kanunlar da doğudakiler için ağır gelmekte, batıdakiler için ise hafif gelmektedir.”
Bundan dolayı ülkemizin sınırlarındaki toplumu adil bir şekilde idare edecek bir Anayasa bugüne kadar hazırlanamadı.
Neden?
Çünkü bütün toplum kesimlerini temsil eden, bilge insanlar bir araya gelerek, Anayasa hazırlamıyorlar. Hazırlayanlar da kendi durumlarını nazara alarak, yahutta bölgesinin olaylarını dikkate alarak Anayasa hazırlıyorlar. O zaman kanunlar dikkate almadıkları yerlere ağır geliyor.
Bir bakalım 1960’ta ihtilal olmuştur.
1970’te ihtilal olmuştur.
1980 de ihtilal olmuştur, 1990 da ihtilal olmuştur adeta böyle ihtilaller her 10 yılda bir tekrarlamıştı.
1997’de de 28 Şubat muhtırası verilmiştir. Bunlar böyle devam ede gelmektedir.
Ne oluyor bu durumda, eğer kuvvet kanunda olmazsa, kanun kuvvetlerinin eline geçiyor. O zaman da istediği gibi tasarruf edebiliyor. Bu da adaletsizliğe, zulme, mazlumu ve zalimden ayırmamaya götürmektedir.
İşte bakınız eğer Türkiye’nin tamamını temsil edebilecek akil kişiler ve Türkiye’deki mevcut söz sahibi partilerin sözcüleri, akademisyenler ve daha artık bu sahada yetkili ve etkili kim varsa bir araya gelerek oturup, Ülkemize uygun bir anayasa hazırlamaları kaçınılmazdır.
Ama bir zaman sonra bu da toplumun yapısına uygun gelmeyecektir. Çünkü kanunlarımız caydırıcı olmazsa, o zaman kanun uygulamanın bir anlamı olmaz.
Şimdi önümüzdeki günler 28 Şubat geliyor. Ben de bu vesile ile 1960 ihtilaline kadar hatırladığım olayları tekrarladım.
O zaman askeri idare sıkıyönetim ilan etmişti. Herkes kendinden korkar bir durumdaydı. Güvenlik güçleri önüne gelenleri de derdest edip soruşturma yapmadan içeri atılmaktaydı. Artık hakim karşısına çıkana kadar kimsenin aklına gelmezse, vay onun haline...
Neticede 1970’te tekrar anarşi terör üremeye başladı. Artık insanlar arasında ayrımlar başladı ve hatta 70 ile 80 Li yıllar arasında öyle oldu ki ihtilaflar, ayrımlar, Sünni ve Alevi, komünist ve milliyetçi kavgasına dönüştü. Adeta ülke perişan bir haldeydi ve o zaman ülkenin başında bulunan idareciler diyorlardı ki; ne yapalım kanunlarımız caydırıcı değildir. Onun için de suçun önüne geçemiyor. Hangi imkanı vermedik de size terörü durdurun dedik. Ya da siz hangi imkanı istediniz de vermedik. İşte terör durdurulamıyoruz diyen devletin başındakilerin bu ve buna benzer beyanları ve düşünceleri, ister istemez ihtilali tetikleyen bir olay oldu. Ve 1980 ihtilali geldi ondan sonra 1982 Anayasa’sı askeri vesayetten ve baskıdan kurtulmak için, milletin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiş oldu.
1960 Anayasasına göre farklı maddeleri nedir? Hukukçular bunu ortaya koyarlar ama maalesef o Anayasa’da işte görüyoruz, bugün bizim ihtiyaçlarımıza cevap veremiyor.
O günden bugüne 28 Şubat’ın bana hatırlattıklarından kısaca bir anımı söyleyeceğim. Maalesef biz ilim Üniversitesinde çalışıyoruz ama ne yazıkki ilimle meşgul olmak yerine, şekille, kılık ve kıyafetle meşgul olmaya başlamıştık.
Süleyman Demirel Üniversitesinin kuruluşu devam ediyor. Biz büyük bir gayret içerisindeyiz. Enstütülerin kuruluşu ve işler hale getirilmesi bizim üzerimize bırakılmış. Ona gayret ederken, mastır ve doktora öğrencileri toplamaya çalışırken, bir de baktık bizim icraatımız nazara alınıp destek verilecek yerde, yaşantımız nazara alınmaya başlandı.
O zaman Hürriyet gazetesinde şöyle bir yazı çıkmıştı. Türkiye’de üniversitelerde öyle öğretim üyeleri var ki; kendileri beş vakit namaz kılıyorlar ve beş vakit namaz kılmayan öğrencilerini de derslerinden geçirmiyorlar. Bunlardan bir tanesi de Süleyman Demirel Üniversitesi diyerek, direk adres gösteriyorlardı. Zaten o zaman beş vakit namazını kılan ne kadar vardı?
Bu esnada Enstütü Sekreterimiz başı örtülüydü.
Üniversitesi noktasında acaba biz eğitimi tabana nasıl yayalım ve insanları cehaletten nasıl kurtaralım. Dünyada kabul gören mesleklere nasıl yönlendirelim. Bunların düşünülmesi yerine, falanca Enstitünün Sekreterinin başı örtülüymüş. Ne demek? Bu dönemde, bu devirde başörtüsü...
Derhal hesabını görün!
Neticede, baktım ki enstitü sekreterim ağlıyor. Hocam ne yapacağım ben, çok sıkıntılı durumdayım. Galiba başımı açacağım?
Neden dedim?
Emekliliğine de 2-3 ay var dedim.
Dediki işte benim örtüm senatoda konu edilmiş.
Dedim ki bu konu baş örtüsü ile ilgili, size ne? Senetonun genel düşüncesi, sana herhangi bir şey söylenmeden, sen niye üzülüyorsun ki?
Bu sefer de, hocam size zarar gelebilir dedi.
Ben de bırak bana gelen zararı, ben onun hesabını veririm. Sen böyle düşüncelerle kendini rahatsız etme dedim.
Başörtüsü de senin tercihindir, ister örtersin, ister açarsın, ama onun bunun sözüyle veya bana zarar gelecek düşüncesiyle, başörtüsünü açma yoluna sakın gitmeyin dedim.
Elhamdulillah oda açmadı ve neticede emeklisi de geldi, başörtüsüyle emekli oldu.
Burada bir hakkı da yerine vermeden geçemiyeceğim.
O zaman zaten üniversitenin yönetimi malum, yani sol zihniyete sahip bir yönetimde ve neticede idareciler de ister istemez onlar gibi düşünceye sahip olanlar oluyordu.
Benim senatoda bulunmadığım, yukardaki konuşmanın yapıldığı gün, Enstitü yönetim kurulu üyemiz olan bir Dekan, sekreteri şiddetli bir şekilde müdafaa etmiş. Demiş ki modern bir örtüdür türban değildir. Bu senatonun konusu olması abestir demiş.
Ben de bu vesileyle kendine tebrik ettim.
28 Şubat muhtırasında mağdur ve muzdarip onlar olmuştur.
En yakınımdan başlayayım.
Benim kızım Anadolu imamhatip son sınıfta okuyordu. 7-8 kız arkadaşı ile birlikte sınıfın çalışkan öğrencilerindendi.
Bir dershane de bunların bu gayretlerinden dolayı, çocuklara özel sınıf açmıştı.
Ne var ki 28 Şubat gelince ben hatta o gün isparta’da değil Ankaradaydım.
Kızım ağlayarak beni aradığını gördüm.
Neden alıyorsun diye sorduğunda;
Baba bugün Anadolu İmamhatip lisesinden ayrılmazsak, yarın başımızı açacaklar.
Onun için bugün biz açık liseye geçiş yapıyoruz dediler.
Düşünme zamanı da yoktu.
Ben bir şey söyleyemedim, bu 7-8 arkadaşıyla birlikte ayrılıp, Açik Liseye geçtiler.
Açık Liseden birincilikle mezun oluyorlardı. Ama gel gör ki mezuniyete yakın bir günde, açık lisenin müdürü, evet açık lisenin müdürü ağlayarak beni arıyordu.
Müdür bey hayrola nedir bu haliniz dedim? Dediki hocam, sormayın bu öğrencilerimiz adına yani Anadolu İmamahatip lisesinden geçen öğrencilerimiz, maalesef Milli Eğitim Bakanlığından gelen bir yazıyla, 40 kredilik daha ders almaları gerekiyormuş.
Oysa bunlar şimdiden almış oldukları dersler, Fen Lisesi seviyesinde, bu bunlara nasıl reva görülüyor. Bu çocuklar bu ülkenin vatandaşı değil mi?
Ben de dedim ki;
Müdür bey üzülme, mahkemeye müracaat ederiz ve haklarını ararız.
Müdür bey dediki hocam sen ne diyorsun, bunu reva görenler de bunu istiyor ki bu çocuklar Üniversiteye girmesinler.
Bunların bu bilgileri mahkeme sonuçlarına kadar kalır mı?
Peki ne yapacağız dedim.
Dedi ki artık sayısaldan değil, üniversite imtihanına genel kültürden girecekler tamam mı?
Siz öyle istiyorsanız öyle olsun dedim ve neticede genel kültürden girdiler.
Herkes üniversitede istedikleri yeri kazandılar.
Yine 28 Şubat tarihinde oğlumuz ise Anadolu Lisesi yabancıdil hazırlıktan sonra ikinci sınıfı okuyordu. Üniversiteye giriş puanlarına sınırlama getirildiği gibi, bir de tehtit altında bulundurulmaya başladılar.
Çünkü bu okullardan mezun olanlar artık işe girmeleri zorlaşacak, özellikle de devlet işlerine girme imkanları olmayacaktı. Lise mezunlarıyla aynı eğitimi almalarına rağmen katsayıları daha düşük olacaktı. Hatta daha da ileri gittiler bu okuldan mezun olanlar fişlenecekler, ömür boyu onlar için bir dezavantaj teşkil edecekti.
Bu durumda ve tehdit altında anadolu imamhatip lisesinden istemeye istemeye kayısını alıp ortaokula gitmek zorunda kaldı. Bu travma onlara yetti de arttı bile. Ondan sonra tabi o verimi hiçbir zaman elde edemedi. Çünkü unutamayacağı bir mağduriyet yaşadı. Onun için 28 şubatın benim üzerimdeki etkileri 1988’de hacca giderken yaşadığımdan daha ağır oldu.
Hatta benide tehtit ettiler o zaman demişlerdi ki burada bazi hocalar kitapların önsözüne Risale-i Nur‘dan kısımlar ve paragraflar yazıyorlar. Onların işine hemen son vereceğiz.
Bunu bana bizatihi söylediler, ben de dedim ki; evet ben “tabiat sanattır sanatkar olamaz” diye kitabıma yazdım.
Aksini iddia eden varsa hodri meydan, gelsinler beni ikna etsinler. Ben de oradan kaldırıyım. Neticede tabi ki niyet ortaya çıktı, bizim dindar oluşumuzu çekemiyorlardı.
28 Şubat‘ı da fırsat kabul ederek acaba biz aleyhimizde nasıl bir muamelede bulunabilirler onun hesabını günlerce yaptılar.
Bir defasında 28 Şubat‘tın akabinde üniversite giriş imtihaninda beş arkadaşımıza, giriş imtihanında görev vermediler.
Görev vermeyenlerden bir tanesi de ben idim. Ben Üniversiteteyi kazanan mühendis adayına meslek sahibi olma eğitiminde görevli biriyim. Bu imtihanda görev vermeyi mahsurlu görüyorsanız, derslere sokmayın. O daha önemli bir görevdir, dedim.
Dekan bu sorularıma cevap vermek istemedi ama bir ara ağzından kaçırdı ki; istihbarattan mahzurlu görülüyorsunuz.
Bunun üzerine ben de Dekanlıktan noter kanalıyla, bana neden görev verilmediğini sordum.
O zaman çok değerli bir Valimiz vardı. Allah rahmet eylesin. Bu konuyu makamına giderek görev verilmemesi konusunu kendilerine ilettim.
Sayın valim hemen istihbaratı aradı. Orada ilken hemen istihbarattan cevap aldı. İstihbaratın böyle bir bilgi bulunmadığını, yakında da böyle bir bilgi gelmediğini söylediler.
Bunun üzerine ben bana yazılı cevap verilmesini istemeyen dekan bizzat yanıma gelerek çoluğunun çocuğunun üzerine yemin ederek, ne olur beni yanlış anlama, hakkında konuşulanlar böyle idi. Noterden gönderdin yazdığını geri al.
Şu anda sana hemen üniversite giriş sınavlarında görev verdik, yazınız geliyor. Beni anlayışla karşılayın, dedi.
Bu seferde de görevi ben kabul etmedim, reddettim.
Ancak biri baş örtülü diğer dört arkadaş da benim takip ettiğim yolu takip ederek, onlara da üniversite giriş imtihanında yeniden görev verildi.
Bütün bunların ortak yönü neydi biliyor musunuz? Beş vakit namazlarını kılıyor olmasıydı. İşte 28 Şubatın meyvelerini saymakla bitiremeyiz.
Ama Rabbim 1988’de olduğu gibi bunda da müslümanlar aleyhindeki planlarını onların başlarına geçirdi.
1988 dedim kısaca bahsedeyim.
Hacca giderken enteresan bir şey olmuştu. Ben yıllık iznimi yurtdışında geçirmek için dilekçe verdim. O zaman Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı Fakültemizin Dekanı bana soru yöneltti?
İzinli yurtdışında nerede geçireceksin.
Ben de cevaben dedim ki Suudi Arabistan’da. Sonra bir ay geçti ondan sonra tekrar bana dekan sordu?
Yazılı olarak sorduğu soruda bana:
Suudi Arabistan da büyükelçiliğinden sorduk, Suudi Arabistan’da nerede izin geçirilir?
Onlar cevap yazısında izin geçirenler ya Umre’ye veya Hacc’a gidiyolarmış diye yazdılar. Siz izninizi Suudi Arabistan’da ne maksatla geçeceksiniz?
Ben de hacca gideceğim demedim de, o zaman Diyaneti İşleri Başkanlığının hacca gitme hazırlık yazısı elimdeydi, onu verdim. Dekana dedim ki; izinimi yurtdışında geçirme sebebim ekte bildirilmiştir.
O yazıda da zaten şu tarihte hacca gidecek şu tarihte de dönecek diye yazıyordu.
Neticede elhamdülillah farz ibadetini ifa etmek için gittik ve Suudiarabistan’dan döndüğümüzde soruşturma açtılar.
O zaman bölüm başkanım bizatihi kendimin okuduğum üniversitemden de hocam, dediki Cahit’cim bu dekan sen hacca gittin diye senin işine son verecek. Seni üniversiteden atacak. Bunlar bahane, haberin olsun.
Bahane de ben izinde iken bir dersi benim üzerime veriyorlar o dersi ben yürütmemişim, başkası yürütmüş.
Ayrıldığı için onun imtihanlarını benim yapmam gerekiyormuş. Böyle bir görevlendirme de yönetim kurulu kararı ile oluyor. Fakat yönetim kurulu kararı yoktur.
Neticede imtihanda ben olmadığım için görevli arkadaşlar yapmışlar. 2 tane kağıt eksikmiş. Benim tabi onlardan hiç haberim yoktur ama bahane arıyorlar ya bunların hesabını benden sordular.
Ama ne var ki Isparta’nın düğünlerinin bazıları çok farklı olur. Düğünde tamamen yayla keçilerini keserler onu haşlarlar ve misafirlere ikram ederler. Öyle bir düğündü ben de Prof. Dr. Adnan Gülerman’ı ev sahibimizin düğün yemeğine davet ettim.
Ben yemekte durumu kendilerine açtım.
Dediki Akdeniz Üniversitesi’nin Rektörü Nejat’a bu durumu niye söylemedin?
Ben de dedim ki hocam kendi iç meselemizin ve dekanlığın meselesini, yani her şeyi Rektöre mi ulaştıralım? Uygun bulmamıştım.
Ne demek dedi bundan Rektörün haberi olmalıdır diyerek hemen telefonu açtı.
Nejat ne yapıyor senin bu dekanın, hacca gidenlere ceza veriyormuş. Üniversiteden atıyormuş haberin var mı?
Rektör Bey, Adnan Beye ne söyledi bilmiyorum. Döndü bana dediki bir şey olduğu zaman benim haberim olacak. Ben de peki efendim dedim.
Neticede Dekan, Rektör Beyden nasıl bir uyarı aldı ise bana bir uyarı cezası geldi.
Bunun üzerine ben de Rektör Beyi aradım. Rektör Bey söylemek istemezdim ama telefonda maalesef Dekana çok sinirli bir hitap yaptı. Bana da sen dedi merak etme, senin cezan yoktur, dedi.
Bir gün sonra da Dekandan, işte böyle böyle bir soruşturma vardı uyarı cezası almıştınız ya, şimdi o ceza kaldırmıştır, diye yazı geldi.
Yani biz bugünleri gördüğümüz için, ben 28 Şubat’ta da böyle bir şantajlarla karşı karşıya olacağımı bekliyordum.
İmtihanlarımız bitiyor mu? Hayır...
15 Temmuzda isyan harekatına hayatımız pahasına köprüde karşı durmamıza ve Sayın Cumhurbaşkanımız masumiyetimizi bildiği için mağduriyetimizi ikinci KHK ile gidermesine rağmen, daha sonra da tekrar maruz kaldığımız iftira ve ithamların hesabını şahsen vereceklere çok acıyorum.
Neticede bu ihtilaller hem ülke, hem maalesef eğitim, hem eğitim elemanlar yetiştirme noktasında büyük kayıplara sebep oldu.
Kaldı ki bu büyük kayıpları ekonomik noktadan ele almadım.
Elbette ülke noktasından çok kayıplar meydana geldi.
Şimdi bunları görünce ve anlattıktan sonra 28 Şubat‘ın maalesef nasıl bir darbe olduğunu söyleme hakkını okuyuculara bırakıyorum.
Peki ne kazandırdı 28 Şubat darbesi çok şeyler kaybettirdi, ülkeyi her açıdan çok gerilere götürdü.
Şimdi 2020 li yıllardan sonra bir bakınız ve15 yıldır istikrarlı bir idare var.
Millet istikrarı istiyor.
Çünkü istikrarsızlı ülkemiz her açıdan geri bırakmaktadır.
Ama maalesef bu istikrarda yetkililer İstanbul Anlaşması mı, sözleşmesi mi ne olduğundan toplumumuzun sonradan haberi olduğu bir sözleşmeye imza atmış.
Onun neticesinde bugün aileler patır patır yıkılarak, bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödemek zorunda kalıyor.
Tekrar ediyorum, Anayasa hazırlayacaksanız; toplumun yapısına uygun olabilmesi için, toplumu temsil eden anayasa olmalıdır.
Bu da ülkemizi her yönü ile temsil edebilecek, yani ehil insanların bir araya gelmesi ile teşekkür edecek bir kurul tarafından hazırlanmalıdır.
Allah ülkemizi istikrar birlik ve beraberlikden ayırmasın.
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Recep YAZGAN
Samsun’u Kimlik Bunalımına Sürükleme!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Mehmet Ali Çamoğlu
Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)