Soru: Evlenecek kişi nelere dikkat etmeli?
Cevap: Evlilik de insanın mutlu olmasında önemli bir amildir. Peki, insan nasıl ve ne şekilde eş bulmalı ki hedeflediği saadeti elde edebilsin? Bunu da Hz Peygamber (s.a.v.) beyan ediyor; "Kadınla dört şey için nikâh yapılır: 'Güzelliği, malı, asaleti ve dînî için. Siz dindar olanını seçin, mutlu olursunuz. '" (Buhârî, Nikâh 16) Hadîsi şerifte kadın ifadesi geçse de tavsiye erkek için de geçerlidir. Yani evlenecek kimse kadın ise evleneceği erkekte öncelikle dindarlık, güzel ahlâklı olmak gibi vasıfları aramalıdır. Evleencek gençler, evlilik hayatında mutlu ve huzurlu olmak istiyorlarsa, evlilik ve güzel geçimle ilgili bilimsel ve dinî kaynaklar incelenmeli, gereken inanç, ibadet ve güzel ahlâkla ilgili bilgiler edinmeli ve ona uygun davarnış sergilenmelidir.
Soru: Evlilik öncesi arkadaşlık yapmanın (flört) hükmü nedir?
Cevap: Birbirleri ile evlenmeleri câiz olan, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadınla bir erkeğin arkadaşlık yapmaları bizim geleneğimizde olmadığı gibi, dînimizde de câiz değildir. Ergenlik çağına gelmiş erkeklerle kızların arkadaşlık etmeleri câiz olmaz. Erkekler erkeklerle kızlar da kızlarla arkadaşlık ederler. Bir erkeğin kız ve kadın arkadaşı, bir kadının da erkek arkadaşı ancak hayat arkadaşı (eşi) olur. Gençler, İslâm’a uygun bir evlilik yapmalı, İslâm dinî evlilik dışı ilişkileri (flörtü) yasaklamış, zinâya götürecek söz ve davranışlardan uzak durulması istenmiştir. (İsrâ, 17/32)
Soru: Nişanlı iken nelere dikkat etmeli?
Cevap: Nişanlanma sadece tarafların evlenme niyetini açıklayan bir evlenme vaadinden ibarettir. Bu itibarla, nikâh yapılmadıkça nişanlanmakla kadın ve erkek birbirine helal olmaz. Nişanlılık dönemi kişilerin birbirlerini tanıyacakları dönemdir. Bu dönemde kız ile erkek dinen birbirlerine yabancı oldukları için kapalı bir mekânda yalnız başlarına kalamaz, el ele tutuşamaz, birbirlerine sarılamazlar. Nikâh kıyılıncaya kadar birbirine yabancıdır. Aralarında mahremlik devam eder. Evlenecek kişiler, konuşmak ve birbirlerini daha yakından tanımak amacıyla herkeze açık mekânlarda oturmaları, makul ve meşrû karşılanabilir. Nişanlıların, telefon, internet vb. iletişim araçlarıyla görüşmeleri, edep sınırları dâhilinde, aşırıya kaçmadan ve fitneye sebebiyet vermeden olursa caizdir. Nişanlı olmakla taraflar birbirine karşı evli gibi davranamaz. Nişanlılıktan sonra da önceden olduğu gibi aralarında iki yabancı insanın görüşmesinde bulunan bütün sınırlar mevcuttur. Bu bakımdan mahremiyet sınırlarına dikkat etmeleri gerektiğini bilmelidirler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) “Sizden kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla baş başa kalmasın. Çünkü bunu yaparsa üçüncüleri şeytan olur.” (Buhârî, Nikah 111-112) buyurmuştur. Sözlü veya nişanlı olanlar, yalnız başlarına kalmaları doğru değildir. Ancak yanlarında üçüncü bir kişi bulunması veya herkese açık bir yerde olmak şartıyla karşılıklı konuşmaları mümkün ve caizdir.
Soru: Sözlü ve nişanlıyken nikâh kıydırmanın mahzurları var mıdır?
Cevap: Evlenmeye uzun bir zaman varken kıyılan böyle bir nikâhın mahzurları da olabilmektedir. Nikâh kıydırıp serbest hareket eden gençler, maalesef bağlayıcı bir durum olmayınca ayrılabilmektedirler ki, bu hiçbir şekilde tasvip edilemez. Nikâhtan kastımız, evlenmektir.
Soru: Mehir hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap: Mehir: Evlenme sırasında erkeğin kadına ödediği veya ödeme yükümlülüğü altına girdiği para veya mal demektir ve kadının hakkıdır. Yüce Allah şöyle buyurur: "Kadınlara mehirlerini cömertçe verin. Eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarsa onu âfiyetle yeyin." (Nisâ 4/4) Nikâhtan sonra, mehrin tamamı peşin ödenebileceği gibi, bir kısmı peşin ve bir kısmı daha sonraki bir tarihte ödenebilir. Peşin ödenen mehire “mehr-i muaccel,” Ödenmesi ileri bir tarihe bırakılan mehre de “mehr-i müeccel,” adı verilir. Bir zaman belirtilmemişse vefat veya boşanma halinde ödenmesi gerekir.
Soru: İki kişi kendi aralarında nikâh kıyabilir mi?
Cevp: Dini nikâhın iki şartı vardır. Birisi, evlenecek kadınla erkeğin kendilerinin veya vekillerinin hazır olması, "icap/kabul" olarak bilinen evlendiklerini ifade etmeleridir. Diğeri de, nikâh kıyılırken iki şahidin hazır bulunup kadınla erkeğin sözlerini duymalarıdır. Peygamberimiz, "Şahitler bulunmadıkça nikâh olmaz" (Buhârî, Şehâdât 8) sözüyle bu şartı belirliyor. Şahitler olmadan, "Allah biliyor, görüyor, Allah şahit" demekle nikâh olmaz, evlilik gerçekleşmez, kadınla erkek birbirlerine helâl olmazlar.
Soru: Evlenmenin kaderle ilgili yönü nedir? Eşlerin birbirlerini seçmesi kader midir? ‘Evlenirken elin kolun bağlanır, hiç istemediğin biriyle evlenirsin, hiç boşuna israr etme, kaderinde kim yazılıysa onunla evlenirsin’ gibi sözler doğru mudur?
Cevap: Hayır tam doğru değildir. Şöyle ki: her şey kaderle ilgilidir. (Kader, Allah'ın olmuş ve olacak her şeyi bilmesidir... Bu açıdan insanların iradesini ilgilendiren konularda insan iradesine bırakılmıştır.) Fakat bu, kaderin yazılmasında eşlerin birbirlerini seçmesinin veya seçmemesinin etkisi vardır. Bu, ihtiyari (kulun seçimine bağlı) bir kaderdir. Öyle olduğu içindir ki, Rasûlullah (s.a.v.) bu konuda şöyle der: “Kadınların hayırlılarıyla evlenmeye bakın.” (İbn Mâce, Nikâh 48) “Kadın (genellikle) dört şey için nikâhlanır: Malı, soyu sopu, güzelliği ve dindarlığı; sen dindar olanını seç ki huzur bulasın.” (Buhârî, Nikâh 15) Görüldüğü gibi evlilik konusunda kulların, irade ve fiillerine dikkat etmeleri istenmiştir. Dolayısıyla kişi, bu konuda da meşru ölçülere dikkat ederek kendisine uygun olan en hayırlı kararı verip ona göre davranmalı ve nihaî takdiri Allah’a havale etmelidir.
Soru: Kadın mı üstün, erkek mi?
Cevap: Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armut mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olmaz. Kadınla erkek mukayese edilerek, Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz denemez. Allah Teâlâ, kadını, erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fiziki yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemeyen iki şey, birbiri ile kıyaslanamaz. Bir erkek kalkıp da, “Madem kadın-erkek eşitliği var, niye kadınlar da bizim gibi yer altında, kömür ve maden ocaklarında çalışmıyor?” dememeli. Çünkü kadının bünyesi buna müsait değildir. Bazı ülkelerde, kadın böyle zor işlerde çalıştırılıyorsa da, bu bir hak değil, zulümdür. Herkese, bünyesine uygun iş verilmelidir!
Kadın ve erkek elbette ki fiziksel anlamda birbirlerinden farklı yapılara sahiptirler. Ancak kadının fiziksel olarak, erkeğe oranla daha güçsüz olması, onun toplum içerisinde erkekten daha az değer görmesi için bir sebep değildir. Dolayısıyla, kadın erkek eşitliği mi; yoksa adalet, uyum ve birbirini tamamlamak mı? Allah katında her iki cins arasında değer ve hak açısından eşitlik vardır. Ancak kadın ve erkek yaratılış özelliklerine göre, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak ayrı ayrı görevlendirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim, kadın ile erkek arasında bir ayrım yapmamaktadır. Kadın ve erkek, her ikisi de Allah'ın emir ve yasaklarına muhatap olmada eşit tutulmaktadır. Hz. Peygamber, bütün insanların insan olmaları itibariyle bir tarağın dişleri gibi eşit gördüğünü, kimseyi üstün görmediğini şöyle ifade etmiştir: “Ey insanlar! Şuna dikkat ediniz ki, sizin Rabbiniz birdir; babanız birdir. Arabın arap olmayana, Arap olmayanın araba; beyazın siyaha, siyahın beyaza Allah korkusu dışında hiç bir üstünlüğü yoktur.” (Ahmed, Müsned, V, 411) Hz. Peygamber (s.a.v.), bütün insanların insan olmaları itibariyle bir tarağın dişleri gibi eşit olduklarını vurgulamıştır. Kadın ile erkeği bir bütünün iki yarısı şeklinde tanımlamıştır. (Tirmizi, Tahret 82) Bunun için, İslâm’a göre üstünlük, ancak takva ile yani Allah’a karşı sorumluluk bilinciyledir. (Hucurat 49/13)
Şu halde, İslâmiyet kadına fazla değer vermiyor demek, din karşıtlığından başka şey değildir. Kur’ân-ı Kerim’de erkek ve kadın, herkesin yaptığı ibadet ve tüm hayırlı işlerin, Allah katında değerlendirildiği, boşa gitmeyeceği haber verilmekte ve şöyle buyrulmaktadır: "... Erkek olsun, kadın olsun ki hepiniz birbirinizdensiniz içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını boşa çıkarmayacağım..." (Âl-i İmrân, 3/195) Kur’ân-ı Kerîm’de gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eşit konumda olan bir kadın portresi çizilmektedir. Kadın Allah’ın kulu olması bakımından erkekle eşit seviyededir; dinî hak ve sorumlulukları da aynı düzeydedir. (Âl-i İmrân, 3/195;Tevbe, 9/71)
Demek ki, yaratılışta, Allah'a kul olmakta, ibadette, duâda, suç ve cezada, yani kullukta, hürmet ve saygınlıkta, kısaca insan oluşta kadınla erkek arasında fark yoktur. Yüce Allah şöyle buyurur: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat, 49/13)
Âyet-i Kerime’de ifade edildiği üzere Allah katında en üstün varlık olarak erkek veya kadın zikredilmemiş, her iki gruptan da takva bakımından Allah’a karşı gelmekten sakınma, emir ve yasaklarına itina ile uyma anlamında üstünlük zikredilmiştir. Gayet net bir şekilde Allah katında kadın-erkek ayrımı olmadığını anlıyoruz. Sonuç itibari ile Kur’ân’a göre bir insanın kadın mı erkek mi olduğu değil, iyi bir Müslüman olup olmadığı önemlidir.
Soru: Ailenin başkanı erkek mi, kadın mı?
Cevap: “Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler” (Nisâ, 4/34) Tabiî ki, ailenin başkanı olmak; gurur kibir ve sert davranmaya sebep değildir. Sorumluluğun erkekte olduğunu göstermektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle beyan ediyor:“Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlığınızdan (elinizin altındakinden) sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum’a 11) Dolayısıyla aile reisi olarak erkek, gereken sorumluluğu yerine getirmelidir. Ailesini huzur ve mutluluk içerisinde idare etmeyi bilmeli ve onlara çok iyi davranmalı ve buna çok dikkat etmelidir. Kadın da, evin huzur ve mutluluğu için gerekeni yapmalıdır.
Soru: İslâm dinine göre kürtajın (çocuk aldırmanın) hükmü nedir?
Cevap: Dindeki hükmü bakımından kürtaj, ananın veya bir başkasının maddî veya mânevî müdahalesi ile cenînin rahimde veya dışarı çıkarılarak öldürülmesidir. Nitekim İslâm hukukçularının çoğunluğu hangi safhada olursa olsun çocuk düşürmeyi câiz görmezler. Mezheplerde hâkim görüş de budur. Meselâ Gazâlî, ilk dönemden itibaren çocuk düşürmenin câiz olmadığını ve cinayet olduğunu söyler. Ruh üflendikten sonra çocuk düşürmenin veya aldırmanın haram olduğunda ve bu davranışın cinayet telakki edileceğine İslâm âlimleri görüş birliğindedir. Ancak annenin hayatını kurtarma gibi tıbbî ve kesin bir zaruret ortaya çıkmışsa o zaman anne karnındaki ceninin tıbbî bir müdahale ile alınması câiz görülür. (TDV İslam Ansiklopedisi, c. 8, s. 364) Fakat bu konuda anne-babanın karar vermesinden ziyade uzmanlığına güvenilen tıp doktorlarının kararının esas alınması doğru olur.
Soru: Küçük yaşta vefat eden çocuklar âhirette anne ve babasına şefaat edecek mi?
Cevap: Şefaat etmeleri ümit edilir. Hz Peygamber şöyle buyurur: “Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için, bu çocuklar cehenneme karşı mutlaka siper olur.” buyurdu. İçlerinden bir kadın: “Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): “Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır.” cevabını verdi. (Buhârî, İlim 36) Düşük doğan çocuklarınıza isim veriniz. Ki, Allah bununla terazinizin sevap kefesini ağırlaştırsın. Aksi halde o Kıyâmet Gününde gelerek şöyle der: “Yâ Rabbi! Bunlar bana isim vermeyerek, benden elde edecekleri sevabı kaçırdılar.” (Câmiü’s-Sağîr, c. 3, Hds. 1075) "Bülûğa ermeden ölen çocuklar, cennette çok canlıdırlar, hareketli balık gibidirler. Onlardan birisi ebeveynini karşılar, elbisesinden tutar, Allah kendisiyle birlikte ebeveynini de cennete koyuncaya kadar bırakmaz.” (Câmiü’s-Sağîr, c. 3, Hds. 2364)
Dolayısıyla, kız olsun erkek olsun, bulûğ çağına ermemiş çocuğu ölen anne ve babalar, sabredip ecrini Allah’tan beklemek şartıyla müjdelenmişlerdir. Yavrusunun ölümüne sabretme ve Allah’ın hükmüne isyan etmeyip rızâ gösterme şartı, bu hadislerin ifadelerinden değilse bile delâletlerinden anlaşılmaktadır. Buhârî, Sahih’indeki bu konuyla ilgili başlıkta ölüme rızâ gösterme şartını açıkça belirtmiştir. (Buharî, Cenâiz 6) Nitekim Allah Teâlâ da, “Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir” (Zümer, 39/10) buyurmuştur.
Soru: İçkinin, uyuşturucu maddelerin, kumarın, zinânın, hırszlığın, faizin ve intihar etmenin dinî hükmü nedir?
Cevap: Yüce dinimiz. Aklı, malı, canı, nesli ve dinî korumayı esas almış, bu değerlere zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır. Bu sebeple İslâm Dinî, insanlara yararlı ve temiz olan şeyleri helâl, zararlı olanları (içki, uyuşturucu maddeleri, kumarı, hırsızlığı, faizi ve intihar etmeyi, zinâyı da haram kılmıştır), yasaklamıştır. (Mâide, 5/90-91;Mâide, 5/4-5; A’raf, 7/157)
Soru: Tüp bebek caiz midir?
Cevap: Cinsel ilişki olmaksızın kadının rahmine meninin girmesini sağlamak, eğer kocanın menisinin hanımına verilmesi şeklinde olursa bu uygulama caiz olur. Eğer kadına yabancı ve aralarında evlilik bulunmayan bir erkeğin menisi konulursa bu kesin haramdır. Zira bu zinâ anlamında bir iştir. Bu yöntem caiz değildir.
Soru: Doğum kontrolü caiz mi?
Cevap: Terim anlamıyla doğum kontrolü, eşlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olabilmeleri için gebeliği önleyici birtakım önlem ve yöntemlere başvurmaları demektir. Gebeliği önlemek demek, çeşitli sebeplerle çocuk istemeyen eşlerin tedbir alması demektir. Sahabe-i Kiramın bir kısmı ile müctehid ve âlimlerin çoğunluğu bunu caiz görmüştür. Evlenmenin gayelerinden birisinin ve hatta başta gelenin soyu devam ettirmek olduğu unutulmamalı ve devamlı kısırlığa yol açan önlemlerden sakınılmalıdır.
Soru: Tesettür farz mıdır?
Cevap: Bütün âlimler başörtüsünün/tesettürün farz olduğu konusunda hemfikirdir. Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbelî, yani dört mezhebe göre de başörtüsü/tesettür farzdır. (Bkz. Vehbe Zuhaylî, İslam Fıkhı Ansiklobedisi, c. 1, s. 454-466)
Soru: Tesetürde dikat edilecek konular nelerdir?
Cevap: Tesettür; vücut hatlarının belli olmaması ve câzibeyi gidermek içindir. Zaten tesettür câzibeli, çekici olmamaktır. Güzelliğini dışarı yansıtmak değil, gizlemektir, örtünme budur, tesettür budur, fakat günümüzde bazı kadınlar ve genç kızlar, başlarını örtüyor ancak, vücut hatları belli olmakta. . Bazıları da makyaj yapıyor, parfüm kullanıyor bu sayede de câzibeli olmayı artırıyorlar. Bu şekilde sadece baş örtmekle tesettür olmaz. Tesettür, sadece başı kapatmaktan ibaret değildir. Tesettür alanında yaşanan yozlaşmaya, tesetür defileleri de katkı sağlıyor. Tesettür tarz değil farzdır. Yani, kadın dişiliği ile değil, kişiliği ile ortamlarda olmalıdır. Örtünmek, Allah rızâsı içinse o zaman câzibeli giyinmek, süslenmek için değil; güzelliği, cazibeyi dışarıya yansıtmayacak şekilde giyinmelidir.
Soru: Süslenmek poya ve ruj kulanmak caiz midir?
Cevap: Resûlullah (s.a.v.): “Kadınlar koku (parfüm) sürünmeden evlerinden dışarı çıksınlar” (Ebû Dâvud, Salât 53) buyurmaktadır. Kadınların süslenmek için kullandığı boya, krem, pudra, ruj ve parfüm vb. süs maddelerini yalnız evin içinde kocası için kullanması câizdir. Fakat dışarıya çıktıkları vakit erkeklerin dikkatini çekmek için, kadınların kullandıkları süsler haramdır. (Yusuf el-Kardavî, İslâm’da Helâl ve Haramlar, s. 164)
Soru: Erkkelere altın yüzk takmak caiz mi?
Cevap: Hz. Peygamber bir hadisinde; İpek ve altın ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helal edilmiştir” buyurmuştur. (Tirmizî, Libas 1 ) Hadisi şerifte de açıkça belli olduğu gibi, erkeklere ipek ve altın yüzük haramdır, yasaktır.
Soru: Dinî açıdan nerelerde çalışmak uygun olmaz?
Cevap: Hz Peygamber şöyle buyurur: “Allah bir şeyi haram kılınca, onun bedelini de haram kılar." (Ebû Dâvud, Büyû 38, 63, 64) Kazancın meşru olabilmesi için uygun yerlerde çalışılmalıdır. İçki fabrikasında, meyhanede, kumarhanede, faizli muamele yapılan yerde, bankada fuhuş yapılan yerde, insanların aldatıldığı yerde, haram mal üreten, satan yerlerde, müstehcen ve din düşmanlığı yapılan yayın organında, din düşmanlığı yapılan yerde birde ibadete izin verilmeyen yerde çalışılmaz. İnsana nasıl yaşadın, nelerle meşguldün? Sorusu sorulacak. Nereden kazandın? Denilecek. Yüce Allah: “Kötülükte yardımlaşmayın’’diyor. ( Maida, 5/2) Ayrıca kötülüğe destek olunmaz ve olunmamalıdır.
Soru: Birden Fazla kadınla evlenmek caiz midir?
Cevap: Kur’ân-ı Kerimde şöyle buyruluyor: “Kadınlarla iki, üç, dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız.”( Nisa, 4/3) Âyet dörde kadar evlenmeye izn vermektedir. Ancak bu izin mutlak değildir; adalet şartına bağlanmıştır. Adalete riayet edemiyecekler için birden fazla kadınla evlenmek ciaz değildir. (Hayreddin Karaman, Aile ilmihali, Timaş Yay., İst. 2011, s. 264) İslâm'da dördü aşmamak şartı ile birden çok kadınla evlenmek, bir emir değil ihtiyaç duyulması halinde bir izin ve ruhsattır. Erkeğin güçlü, istekli, kadının zayıf ve isteksiz veya kısır olması, bir savaş sebebiyle erkeklerin azalıp kadınların çoğalarak hamiye mahtaç olmaları erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine bir zorunluluk olabilir. (Günümüz Meselelerine Fetvalar,TDV Yay., Ank. 1998, s. 82-83) Âyet-i Kerime’de Allah Teâlâ eşlerin birden fazla olması halinde kadınların her hususta haklarının gözetilmesini emrederken bu konuda kendisine güvenemeyen ve adaletsizlik yapmaktan korkanlar için tek eşin en uygun olacağını söylemiştir.
Soru: Kocanın karısını dövme hakkı var mıdır?
Cevap: Kocanın karısını dövme hakkı yoktur.
Soru: Evlilik dışı cinsel ilişkinin hükmü nedir?
Cevap: Evlilik dışı cinsel ilişki zinâdır ve zinâ haramdır. “ Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir. Kötü bir yoldur.” (İsrâ, 17/32) âyeti zinâyı haram kılan delillerden biridir. (Hayreddin Karaman, Helaller ve Haramlar, s. 102) Zinânın fert, aile ve toplum için zararları çoktur ve bu açıdan İslâm zinâyı haram kılmıştır.
Soru: kadın ev işlerini yapmak zorunda mıdır?
Cevap: Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre bu hususta hukukî bir görev bulunmasa da genellikle Hz. Peygamber’in evin dışındaki işleri damadı Ali’nin, evin içindeki işleri kızı Fâtıma’nın uhdesine vermesi örneğinden, ayrıca örf ve âdetin bu yönde olmasından hareketle bunun ahlâkî-dinî bir vazife olduğu belirtilmiştir. (TDV İslâm Ansiklopedi, c. 33, s. 303 )Erkeğin evin rızkını temin için dışarıda çalışıp çabalaması ve bunun sonucunda yorulması karşısında, kadının da evin işlerini görmesi gerekmektedir. Genellikle ailede işler taksim edildiği için evin işleri kadına aittir. Herkes yaratılışı gereği hangi işe meyilliyse ona o görev verilmiştir. Erkek gücü, kuvveti ve dayanıklılığıyla ekmeğini taştan çıkarırken; kadın da inceliği, zarifliği ve becerikliliğiyle ev işlerinin üstesinden gelmektedir. Dolayısıyla bir kadının yapacağı şeyler, eşi evine geldiğinde ihtiyaç duyduğu şeyleri hazır hale getirmesidir. Bu ihtiyaçların karşılanması, aile içinde mutluluğun kökleşmesine, saygı ve sevginin artmasına sebep olur.
Soru: Anne çocuğuna bakmak mecburiyetinde midir?
Cevap: Doğan çocuğun bakım hakkı annesinindir. Nafakası ise babasına aittir. Eğer baba sütanne tutacak durumda değilse veya sütanne bulamazsa veya bulunduğu halde o bebek annesinden başkasının sütünü emmezse anne bebeğine süt emzirmeye mecburdur. Anne ve baba, dünyaya gelmesine sebep oldukları çocuklarına bakmak zorundadır.
Soru: Dinimizde, boşanmak konusu hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap: Talâk (boşanmak): Sözlükte “serbest kalmak/serbest bırakmak, bağından kurtulmak/bağını çözmek” anlamındaki talâk kelimesi fıkıh terimi olarak belli lafızlarla nikâh akdinin bozulmasını ifade eder. Kur’ân ve Sünnet’te talâkın meşruiyeti açıkça ifade edilmekle birlikte (Bakara 2/228-232, 236-237, 24) evlilik bağının önemli bir sebep bulunmadıkça keyfî şekilde sona erdirilmesi tasvip edilmemiştir. Erkeklere eşleriyle iyi geçinmelerini ve onların kusurlarını değil olumlu yönlerini görmeye çalışmalarını öğütleyen âyet ve hadisler yanında, (Nisâ 4/19; Müslim, Rađâ 63) “Helâl şeyler içerisinde Allah’a en sevimsiz geleni boşamadır” (Ebû Dâvûd, Ŧalâķ 3) ve, “Evlen, fakat boşanma, Allah zevk için evlenip boşanan erkek ve kadınları sevmez” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IV, 335) gibi hadislerde boşamanın dinen hoş karşılanmadığı açıkça belirtilmiştir.
Soru: Dinimizde fal bakmanın ve baktırmanın sakıncası var mıdır?
Cevap: Gaybden haber verme. Gelecekte olacak şeyler hakkında bilgi sahibi olmak için başvurulan çeşitli yolların en bârizlerinden biri faldır. Falcılık önceki devirlerde fal oklarıyla yapılmaktaydı, günümüzde ise iskambil, bakla, yıldız, kahve, kitap açma, suya bakma vs. gibi vasıtalarla yapılmaktadır. Falcılık, gaybdan haber verme iddiasında olduğundan bâtıldır. Falcılar, birtakım şeylerle geleceği gördüklerini, bilinemeyen hususları bildiklerini savunmaktadırlar. Rabbimiz Allah Kur’ân-ı Kerimde falcılığı yasaklamıştır. (Bkz. Mâide, 5/90) Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) hadis-i şerifinde şöyle beyan etmektedir: “Gayb habercisine (kâhin, falcı) gidip onun dediğini doğrulayan kişi, Muhammed’e gönderileni (Kur’an’ı) inkâr etmiş olur.” (Tirmizî, Taharet 102) Gaybdan haber verme iddiasının ne kadar büyük bir tehlikeye götürdüğü âyet ve hadislerden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir müslüman bu tür câiz olmayan işlerden uzak durmalıdır.
Süleyman Gülek
Eyüphan KAYA
Pansuman Tedbirlerle Aile Muhafaza Edilemez
Recep YAZGAN
Samsun BİLSEM’de Sahipsiz Bırakılan Yetenekler
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Kadir Erol
İnsâni Yardım....!
Öztürk Samuk
Zemin Uygun, Kitle Müsait
Seyfettin BUDAK
Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin!
Halil MERT
Millî Ekonomi: Güçlü Ve Büyük Türkiye'nin Omurgası
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)