1. Davet; Anlam ve Mâhiyeti
Davet: ‘Davet’ kelimesi Arapça’da masdar olup sözlükte; çağırmak, seslenmek, nida etmek, duâ ya da bedduâ etmek, adlandırmak demektir. Ayrıca davet aynı kökten bir isim olarak, çağrı, nidâ, da’vâ, verilen söz, yemin ve ziyafet gibi anlamlara da gelir. İslâmî kavram olarak ‘davet’; İslâm’a, Allah’a ve O’na kulluğa bir çağrıyı ve İslâm’ı insanlara anlatarak benimsetmeyi ve uygulanmasını sağlamayı ifade eder. Kur'ân-ı Kerim'de davet kelimesi 6 âyette geçmekte olup, aynı kökten değişik türevleri 205 defa kullanılmıştır. Davet ve türevleri, bu âyetlerde İslâm'a ve İslâmî ilkelerin uygulanmasına çağrı yanında, Allah'a duâ/yakarış (Bakara, 2/186; Yûnus, 10/89; Ra'd, 13/14) insanların yeniden dirilip mahşerde toplanmaları için kabirlerinden çağrılmaları (Rûm, 30/25) gibi değişik mânâlarda kullanılmıştır.
Davet; "İslâm'a ve İslâm esaslarının uygulanmasına çağrı" anlamna gelir. Kur'ân-ı Kerim'de; İslâm'a çağrı, (Saff, 61/7) imana çağrı, (Hadîd, 57/8) Allah yoluna çağrı (Nahl, 16/125) Allah'ın kitabına çağrı, (Âl-i İmrân, 3/23) hakka çağrı, (Ra'd, 13/14) hayra çağrı, (Âl-i İmrân, 3/104) kurtuluşa çağrı, (Mü'min, 40/41) hayat kaynağına çağrı, (Enfâl, 8/24) esenliğe/mutluluğa çağrı (Muhammed, 47/35) gibi mânâlara gelen ifâdeler, davetin İslâmî inanç ve değerlerin kabul edilip uygulanmasını sağlamayı hedef alan bir faâliyet olduğunu, dolayısıyla hem gayri müslimlere, hem de müslümanlara yönelik olabileceğini göstermektedir. Buna göre tebliğ, irşad, vaaz, nasihat, inzâr, tebşîr, emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker gibi terimler de sözlük anlamları itibarıyla davetten farklı olmakla birlikte, uygulama ve gâyeleri bakımından aynı veya yakın mânâları ifâde etmektedir. Bu sebeple davet ve tebliğ başta olmak üzere bu kavramlar, sık sık birbirinin yerine kullanılmıştır.1
İslâm’a davet, onun ele aldığı bütün mevzûlarda geçerlidir. İslâm’ın dünya ve âhirete dâir getirdiği esasların tümünün beşeriyete intikal ettirilmesi, davetin muhtevâsına girmektedir. Bu bakımdan İslâm davetinin geniş bir uygulama sahası ve büyük bir muhâtap kitlesi vardır. Peygamberlerin, biricik vazîfesi kılınan tebliğ, Müslümanların da en başta yapması gereken vazîfelerinden biridir. Her Müslüman gücü, bilgisi, kültürü ve bulunduğu konum nisbetinde bu vazifeyi îfâ etmek ve kendinden başlayarak ulaşabildiği insanları bilinçlendirmekle, şuurlandırmakla mesuldür
2. İslâm’da Davetin Önemi
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 41/33) “İşte bunun için (Allah'a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Şurâ, 42/15) Bu ifadeler davetçinin davet ettiği şey ile amel etmesinin davetten bir parça olduğunu göstermektedir. Bu ayrıntılara çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Çünkü İslâm'ın varlığını sağlayan davet olmadan İslâm’ın etkin bir şekilde varlığından bahsetmek mümkün olmaz. Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ilk inen âyet olan “oku” (Alak, 96/1) ifadesi ile hem kendisi hem de diğer insanlar için okuması emredilmiştir. Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)’e inen ilk âyetlerden biri de: Kum fe enzir! “Kalk ve (insanları) uyar!” (Müddesir, 74/2) âyetidir. Rasûlullah (s.a.s.)’in İslâm'a davet etmesiyle hem İslâm hem de Rasûlullah (s.a.s.)’den sonra bu hayırlı risaleti taşıyanların en hayırlısını oluşturan ilk Müslümanlar meydanda var olmuştur. Bu ilk müslümanların davetiyle İslâm, diğer insanlara intikal etmiştir. Böylece bu güne kadar dava sürmüş ve Kıyamet gününe kadar da sürecektir.2 “İnsanlara hatırlat. Çünkü hatırlatma imanlı kimselere fayda verir.” (Zâriyât, 51/55) İnsan her zaman uyarılmaya, yol gösterilmeye muhtaçtır. İnsan öğrenmediği ve bilgilendirilmediği takdirde hata eder. Müslümanları yanlış fikirlerin etkisinden arındıran İslâm’a davet olmadan tevhid bilinci oluşmaz, şirkten küfürden, bid’at ve hurafelerden, haramlardan, günahlardan sakınmak mümkün olmaz. İslâm'a tabi olanların nefislerinde İslâm’ın arı ve duru olabileceği düşünülemez. İslâm'a davet olmadan İslâm'ın hayata hâkim olması düşünülemez. İslâm'a davet olmadan İslâm'ın güçlü bir şekilde dünyaya yayılması tasavvur bile edilemez İslâm'a davet ile İslâm, geçmişteki izzetine ve gücüne kavuşur. Bugün bizler buna ne kadar da muhtacız. İslâm'a davetle İslâm, tüm insanlar arasında yayılır. Bu nedenle davet, İslâm'da önemli bir husus ve hayati bir iştir. İslâm’ın gönüllerde yer edebilmesi ve yayılması için gerekli bir unsurdur.
Davet, İslâm’ın doğuşu ile başlamıştır, birlikte yürümüştür. Allah'ın yeryüzünün tamamını yok edeceği Kıyamet gününe kadar da devam edecektir. Bu sebeple İslâm'a davet; müslümanların hayatlarında önem kazanmalı, en fazla önem verdikleri bir iş olmalıdır. Bu uğurda vakitlerini harcamalılar ve emek sarf etmelidirler. Asr Sûresinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Asr’a yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan, ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâdır.” (Asr, 103/1-3) Demek ki, diğerleri zarardadır, ziyandadır, sonları perişanlıktır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Andolsun Biz, her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle onlardan kimine Allah, hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradığı sonucu görün.” (Nahl, 16/36) Allah’a kulluk yapmayanlar, O’nun emir ve yasaklarına uymayan, İslâm’ın hükümlerine karşı çıkanlara Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İşte bu size vaad edilen cehennemdir. Küfür ve inkârınız sebebiyle, yaptığınız kötülüklere karşılık bu gün girin ateşe (cehenneme)” (Yâsin, 36/63-64) denilecektir. “Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz.” (A’râf, 7/172) “Peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdik ki, peygamberler geldikten sonra, insanların Allah’a karşı herhangi bir bahaneleri olmasın.” (Nisâ, 4/165)
Bu gerçekleri Rabbimiz bizlere bildirmektedir. Dünyaya dalmamak, dünyaya aldanmamak esastır. Bize düşen bu fâni dünyanın geçici malına, mülküne, zevkine aldanmayıp Allah’a iyi kul olmaya çalışmaktır. Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Önce yakın akrabanı uyar!” (Şuarâ 26/214) “Ey insanlar! Kendinizi ve ailenizi (yakınlarınızı) yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten (cehennemden) koruyun” (Tahrim, 66/6) Allah’ın emrettiklerini yaparak ve yasak ettiği günahlardan sakınarak kendimizi ve yakınlarımızı cehennem ateşinden korumaya gayret etmemiz gerektiği gibi, aynı şekilde diğer insanların da cehennem ateşinden korunmaları için gücümüz yettiği ölçüde onları da hakka çağırıp bâtıldan sakındırmaya gayret göstermeliyiz.
Çünkü Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Mü’min erkekler, mü’min kadınlar birbirinin velileridir (dostları ve yardımcılarıdır), iyiliği emrederler (hakka çağırırlar), kötülükten alıkorlar (bâtıldan sakındırırlar). Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir.” (Tevbe, 9/71) Allah’a davet; hakka, doğruya, iyi, faydalı, İslâmî olan işlere davet... Yani Allah’a kulluğa davettir. Âyetlerden de görüldüğü gibi, hakka çağırmanın ve bâtıldan sakındırmanın, yani insanları İslâm’a davet etmenin önemi anlaşılmaktadır. Dolayısıyla mü’minler olarak Arapça terimiyle “emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker" yapmalıyız. İyilikleri emretmek (hakka çağırmak) kötülüklerden men etmek (bâtıldan sakındırmak) için çaba göstermeliyiz.
3. Davet Görevi
Davet, tebliğ, Hz. Âdem’le başlamış, öneminden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Rabbine davet et.” (Kasas, 28/87) “Hikmetle, güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır.” (Nahl, 16/125) buyurarak inananlara davet görevi bildirilmiştir. Peygamberlerin ayrılmaz vasıflarından biri de tebliğdir. Onlar, Allah'tan aldıkları emir ve yasakları insanlara ulaştırma ve yeryüzünde O'nun râzı olacağı bir hayatın yaşanması adına azamî gayret sarfetmişlerdir. Çünkü bütün peygamberlerin görevi tebliğdir.
Davet, tebliğ ve ıslah çalışmaları, ilk insan/ilk peygamberden son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kadar resuller ve nebiler tarafından yapılmıştır. Son peygamber Hz. Muhammedn (s.a.s.)’den sonra bu sorumluluk, onun yolunu takip eden Müslümanların sorumluluğu haline gelmiştir. Abdullah İbni Amr İbni Âs ra 'dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Benim tarafımdan (tebliğ edilen Kur'an'dan) bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız."3 Peygamber Efendimiz dinin tebliğine büyük önem vermiş ve ümmete de bu konuda birtakım mükellefiyetler yüklemiştir. Bu tebliğin esasını Kur'an ve Sünnet'in teşkil ettiğinde şüphe yoktur. Herkes Kur'an ve Sünnet'i mükemmel şekilde bilemeyebilir; fakat bir tek âyet bile olsa başkalarına bunu ulaştırmak bir vazifeyi yerine getirmek demektir. Kur'an'dan bir tek âyeti bilen kimse, o kadarını da bilmeyene nisbetle ilim sahibi sayılır. O halde bilen, bildiğini başka insanların istifadesine sunmak zorundadır. Peygamber Efendimiz birçok kere konuşmalarını bitirdikten veya bir bilgiyi ashâba aktardıktan sonra: "Bu sözlerimi, burada bulunanlarınız bulunmayanlara ulaştırsın" 4 buyururlardı. Sahâbîler bu emre uyarak, Rasûlullah (s.a.s.)'den işittikleri sözleri, gördükleri davranışları, onun tasviplerini ve her türlü bilgiyi çok iyi muhafaza ederek hem diğer sahâbîlere hem de kendilerinden sonraki nesillere aktardılar.
İnsanlar, tabiatları gereği her zaman irşad ve davete, öğüt ve nasihate muhtaçtırlar. İyiliği anlatmak ve kötülükten sakındırmak İslâm toplumunun inşa sürecinde temel amaç ve vazgeçilmez unsurdur. Davet sorumluluğu taşıyan birey her konuda titiz olmalı, ihmalkâr davranmamalı sabır ve metanet ehli olmalıdır. Müslüman birey, insanların ıslahı için çaba sarfetmenin, yeryüzünde tevhid ve adaletin hâkim olması için mücadele etmenin sorumluluğunun farkında olmalı, bu sorumluluğun da iyiliği anlatıp kötülükten sakındırmak olduğunu en güzel şekli ile ortaya koymalıdır. Müslümanın inancının gereği olarak iyiliği anlatıp kötülüklerden sakındırması gerekir. Bu mesuliyet, ümmetin her bireyi için, herkesin kendi konumuna, donanımına ve özellikleri ölçüsünde geçerlidir. İslâm, Allah Rasûlü tarafında tebliğ ve davetle ile yayıldı. Peygamberimize tebliğ görevinden vazgeçmesi için olmayacak şeyler teklif edildi.
Peygamber Efendimiz, bütün bu teklifleri: “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz vallahi görevimden vazgeçmem”5 diyerek reddetmiştir. İslâm, bazılarının iddia ettiği gibi kılıçla değil tebliğ ile yayılmıştır. İslâm’ı yaymak için İslâm Peygamberi, metodun her çeşidini denemiş ve uygulamıştır. Bir âyette de: “Sizin içinizden hayra çağıran iyiliği emredip kötülükten vazgeçiren bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân, 3/104) “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Çünkü siz iyiliği emreder ve Allah’a inanırsınız” (Âl-i İmrân, 3/110) buyrularak da tebliğ hareketinin Kıyamete kadar sürdürüleceği bildirilmiştir. “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü güzel bir şekilde önle…” (Fussılat, 41/34) “Rabbinin yoluna hikmet ve güzle öğütle çağır ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele et.” (Nahl, 16/125) buyrularak da davetin Müslümanlar için vazgeçilmez görev olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle İslâm’ı bilmeyenlere, yanlış bilenlere, eksikliği olanlara, İslâm tebliğ edilmelidir. Allah’a davetin asıl sorumluları, İslâm toplumunu oluşturan her Müslüman erkek ve kadındır.
Davet, Allah’ın emri ve Rasûlullah’ın sünnetidir. Bu nedenle davet, mü’minler için çok önemli bir görevdir. Müslüman Ümmtein akıllı ve ergen her ferdi, erkek olsun kadın olsun bu görev ile mükelleftir. Bu mukaddes görev sadece âlimlere has değildir. Bazı kimselerin din adamı diye adlandırdığı gruba mahsus da değildir. İstisnasız her Müslüman bu görevin her türlü biçim ve şekilleriyle sorumludur.6 Allah’a davet, her Müslüman erkek ve kadına farzdır.7 Günümüzde mal, güç, kadın ve düşünce gibi dünyevi bütün imkanlar Allah yolunda ve onun rızâsına kavuşmasının önünde engel olma seferberliği içindedir. Onun için İslâm’a davet görevi farz-ı ayın durumuna gelmiştir.8 Davetin muhatabı tüm insanlardır. Davetin sahasının İman, İbadat, Muamelat ve Ahlâkî prensiplerdir.
İslâm dininde tebliğ, belli bir sınıfın değil, inanan bütün insanların vazifesidir. İslâm'da sınıf ayırımı yoktur. Her fert, kendi bilgi ve kültür seviyesine göre, başkalarına, İslâmiyeti yaşayarak tebliğe bulunup onları bilinçlendirmeye gayret göstermelidir. İslâm dini tebliğ yoluyla dünyanın her kıtasına ulaşmış bulunmaktadır. Doğru ve sağlam tebliğin tek bir yolu vardır, o da samimiyettir.
İnsanları etkilemek, İslâm’ı anlatmaktan önce onu kavrayıp bizzat yaşamaktan geçer. Yüce Rabbimiz’in buyurduğu gibi tebliğ edelim. “Ey resulüm, insanları Kur’an’la, güzel söz ve nasihatla Rabbinin yoluna (İslam’a) davet et. Onlara karşı, en güzel olan bir mücadele ile mücadele yap. Şüphe yok ki, Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir, ve o, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” (Nahl, 16/125) Tebliğ biz Müslümanlar için özel bir çaba değil, Müslümanların tabi hâlleriyle, insanlarla günlük görüşmelerinde dinlerini en iyi şekilde yaşamaları ve başkalarına sevdirmeleridir. Çünkü davet kulluk görevidir. İslâm'ın tebliği ve davet en büyük hayır olup, her Müslümanın üzerine gerekli bir görevdir. Her Müslüman bu görevin bilincinde olmalıdır.
4. Davetin Amacı
Davetin amacı insanları sadece Allah’a kulluk etmeye çağırmaktır. İslâmî davet şüphesiz ki kişilere, gruplara veya din adına sonradan ortaya çıkmış şeylere değil, Allah rızâsı için O’na ve O’nun âyetlerine bir çağrıdır. İyinin, güzelin, adâletin, insanlığın ve bunlara bağlı değerlerin kaynağı İslâm’dır. Kur’an, insanları Allah’a ve bu değerlere davet edip, kendisi de sâlih amel işleyen kimseleri doğru sözlüler (sadıklar) olarak niteliyor. (Fussılet, 41/33) Bu şekilde davet edenlerin başında da Allah’ın elçileri gelir. Onlar insanları Allah’a ve O’na kulluğa çağırırlar. Davet, yolunu şaşırmışlara ilk yardım müdahalesidir. İnsana bahşedilen hayatı Allah’ın istediği hayat tarzına çevirmeye çağrıdır. Davetin amacı, insanların doğru inanıp yaşamalarını, yani İnanç, ibadet ve güzel ahlâk sahibi olmalarını sağlamaktır.
5. Davetin Mukâfatı
İnsanları Allah'a kulluğa çağırarak hidâyetine vesile olmanın mükâfatını Yüce Allah şöyle belirtir: “Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: 'Gerçekten ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (Fussilet, 41/33) Yani asıl güzel söz insanları Allah'a çağıran, Kur’an'a uymaya davet eden sözdür. “İyiliği emretme, kötülükten sakındırma” şeklinde ifade edilen emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker görevi, fert, aile ve toplumun güven ve huzuru için hayâtî önemi haizdir. Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker İslâm dininin temel prensiplerinden biri olduğu gibi Müslümanların kurtuluşa ermelerinin yegâne sebeplerinden de biridir. Âyeti kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân 3/104) İnsanları hakka çağırmak ve batıldan sakındırmak, kurtuluşa ermenin bir gereği olduğunu âyette ifade edilmektedir. Sa’d (r.a)’den rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem (s.a.s), Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk’ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidâyete erdirmesi, senin için, en kıymetli dünya malı olan kırmızı develerden daha hayırlıdır.”9
Rasûlullah (s.a.s.): İbn Ebu Cafer (r.a)’den, Rasûlullah (s.a.s.) Muâz (r.a.)’a “dini öğretsin diye” gönderdiği zaman ona şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ’nın, senin sebebinle bir tek adama hidâyet etmesi, senin için dünyadan da, dünyanın içindeki şeylerden de daha hayırlıdır.”10 İşte asıl köşeyi dönmek böyle olur… Âyet ve hadislerden görüldüğü gibi, İslâm’ı tebliğ etmenin ve yaşanmasına vesile olmanın mükâfatı çok büyüktür. Ebu Hureyre (r.a)’dan Rasûlullah şöyle buyuruyor: “Bir kimse, doğru bir yola (hakka) davet ederse, ona tâbi olanların ecirleri kadar kendisi için ecir (sevap) olur. Bu, tâbi olanların ecrinden bir şey eksiltmez.”11
Bu hadis-i şerif, davetçinin sevabını ortaya koyma açısndan oldukça teşvik edicidir. Şöyle bir düşünün; Bir kimsenin Allah’ın dinine girmesine vesile oluyorsunuz, öyle ki bu insanın yaptığı amellerden hiç eksiltilmeksizin size de sevap geliyor. Yani o kimsenin kıldığı namazlar, tuttuğu oruçlar, verdiği sadakalar ve yaptığı diğer iyi ameller zerre miktarı bir eksikliğe uğramaksızın sizin hanenize yazılıyor! Hele bir de sizin hidayetine vesile olduğunuz şahıs bir başka insanın tevhidi kabul etmesine, İslâm’ı yaşamasına aracılık ederse o zaman onunda sevaplarından size eksiksiz yazılacaktır. Eğer o da bir başkasına vesile olursa, o zaman gelen sevapların mükâfatı kat kat fazla olacaktır. Böylesi bir insan adeta sevap üreten bir fabrikaya sahip olmuş gibi olur. Dolayısıyla davet yolunda ki gayretlerimizi artırmalı ve her ortamda tebliğ ve davet için fırsatlar kollamalıyız ki bu sayede sevaplarımızı kat kat artırmış olalım.
Hz. Peyygamber (s.a.s.): “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır”12 buyurur. İnsanların hidayetine vesile olmak suretiyle, insanlara faydalı olmaya çalışalım… Çünkü genel olarak günümüzün insanı İslâmî anlayış ve yaşayıştan uzak bir şekilde haytını sürdürmektedir. Bu kişilerin dünya ve âhirette çok büyük sıkıntılı bir yaşantıları olur. Dolayısıyla davetçi olanlar, İslâm’dan uzak olanlara yardımcı olmalı tebliğ ve davet görevini ihmal etmemelidir. Davet, insanları cennete çağırmaktır. Bir insana yapılan en büyük iyilik, onun ebedi hayatının kurtulmasına vesile olabilmektir!..
İnanç, ibadet ve güzel davranışlarda bulunanlara dünya ve âhirette mutlu, huzurlu bir hayat vardır. Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu içerisinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Nisâ, 4/13) “Erkek veya kadın, kim mü'min olarak iyi amel işlerse, biz ona (dünyada ve âhirette) hoş ve mutlu, huzurlu bir hayat yaşatırız.” (Nahl, 16/97) Bu âyetlerden açıkça görüldüğü gibi, Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınırsak Allah’ın rızâsını, sevgisini, dünya ve âhiret saadetini kazanmış olururuz.
6. Davetçilere Tafsiyeler
1- Davetçi, öncelikle doğru inanç, ibadet ve güzel ahlâk sahibi olmalı. İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenmeli, yaşamalı ve nebevî usulle davet ve tebliğ etmeli. Çünkü davet, insanları dünya ve âhiret mutluluğuna çağrıdır. İman ve tevhidden sonra davetçide olması gereken en önemli haslet güzel ahlâktır. Güzel ahlâklı olabilmek için öncelikle kuvvetli bir imana sahip olmalı, şirkten, küfürden, bid’at ve hurafelerden uzak durmalı ve tağutu red etmeli, yani tevhid bilinciyle hareket edilmelidir, çünkü davetçinin en büyük imkânı, imanı ve sâlih amelidir, güzel davranışdır.
2- İslâm dininin gayesi, “Tevhid” inancını, bütün insanların gönüllerine nakşetmeleri ve onların güzel ahlâk sahibi fertler olmalarıdır. İslam’a, güzel ahlâka aykırı görülen davranışları, uygun bir lisan ile düzeltmeye çalışmalıyız.
3- Davetçi, Kur´an ve Sünnete uyan, karşılığını da sadece Allah´tan bekleyen, ihlâsla ve bütün gücüyle bu görevi yerine getirme gayretinde olandır.
4- Nasihatimiz önce kendimize sonra başkalarınadır. En çok öğüde ihtiyacı olan kendi nefsimizdir. Davetçilerin de davete ihtiyacı var. Davetçi sadece öğüt veren değil; aynı zamanda öğüt alandır. Davetçi, çağrılara kulak vermeli ibret ve öğüt almaya çalışmalıdır.
5- Nasihat, karşıdakinin iyiliğini düşündüğünü gösterir bir tarzda olmalıdır. Öğüt verenin kendi üstünlüğü ile övündüğünü gösterecek hiç bir davranışı olmamalıdır.
6-. Allah'a davet, insanları mutlak doğruya, tevhide, İslâm’ın ana esaslarına çağırmalıyız. Özetle; insanları bir cemaate, derneğe, kuruluşa çağırmayıp Allah’a davet etmek gerekir. İslâmî davet şüphesiz ki kişilere, gruplara değil, Allah rızâsı için O’na iyi bir kul olmaya (İman, ibadet ve güzel ahlâk sahibi olmaya) çağrı olmalıdır.
7- Davetçi kadrolar yetiştirilmeli. Davet okulları açılmalı. Günümüz İslâm davetçileri kendilerini maddî ve mânevî ilimlerle donatmalı ki hem kendilerine hem de çevrelerine ışık olabilsinler, çevrelerindeki insanları şirkin, günahın bataklığından kurtarıp İslâm’ın nuruna ulaştırabilsinler. Bu da öncelikle sağlıklı bir “İslâm Toplumu”nu oluşturmaktan geçmektedir.
8- Davet biliniçinde olmalı. Her Müslüman âlim olamaz ama her Müslüman aslında bir davetçidir ve davetçi olmalıdır. Evet, her Müslümanın birilerini davet edeceği mevzular vardır. Her Müslüman çok rahat bir şekilde, Yahudi, Hıristiyan, ateist, deist, komünist ve benzeri İslâm’a zıt olan dinlere ve idolojilere tabi olan kimselere davette bulunmalıdır.
9- Davet, yolunu şaşırmışlara, gaflet içersinde olanlara ilk yardım müdahalesidir. Davet ile sadece karşıdakinin kurtuluşunu değil kendi kurtuluşumuzu da hedeflemiş oluyoruz.
10- Davet, her tarafa yayılmış olan yangın ve tehlikeye karşı bir uyarıdır. Bu nedenle daveti ihmal ve göz ardı etmek, yangını göz ardı ve ihmal etmek anlamındadır.
11- Hakka davet, Hak’kın, Hak’ka inanan üzerindeki hakkıdır. Hakikati bulan kişiye düşen, başkalarının da o hakikati bulmasına yardımcı olmaktır.
12- Tebliğde öncelik, muhatabın durumu dikkate alınarak, yani hangi noktada olduğu tespit edilerek belirlemeliyiz ve ona uygun davet metodu uygulamalıyız.
13- Tekfirden sakınmalıyız.
14- “Kendimi tam düzelteyim, islâm’ı eksiksiz yaşayayım ondan sonra davet ve tebliğ yaparım” düşüncesinde olmamalı. Bir yandan kendi eksikliklerini gidermeli, diğer yandan da davet görevini yapmalı. Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münkeri asla terk etmemelidir
15- Hz. Peygamber’in tüm hayatı davetti. Müslüman’ın tüm hayatı davetten ibarettir. Davet, Müslümanlar için hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Müslüman’ın davette yerini alması kaçınılmazdır. İslâm, ihlâslı davetçilerin sayesinde bizlere ulaştı, bizden sonrakilere de davetle ulaşacaktır, bu sebeple davete çok önem vermeliyiz.
Dipnot
1. Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, TDV İslâm Ansiklobedisi, c. 9, s. 17
2. Mahmud Aptullatif İveda, İslâm’a Davet Metodu, Köklü Yay., Ank. 2007, s. 21
3. Buhârî, Enbiyâ 50; Tirmizî, İlm 13
4. Buhârî, İlim 9; Müslim, Hac 446; Ebû Dâvûd, Tatavvû 10; Tirmizî, Hac 1
5. M. Yusuf Kandehlevi, Hadislerle Hz. Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık, c. 1, s. 54
6. Prof. Dr. Aptulkerim Zeydan, İslâm Davetçilerine, s. 352
7. Prof. Dr. Aptulkerim Zeydan, a.g.e., s. 353
8. Prof. Dr. Said Ramazan el-Buti, İslâm’a Davet Metodu, Madve Yay., İst. 1987, s. 9
9. Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 9; Meğâzî, 38; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 34
10.Abdullah İbnu’l Mübarek, Kitabü’z- Zühd ve’r-Rekaik, çev. Adil Teymur, s. 305, Hds. 1375
11. Müslim, İlim 16; Ebû Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, İlim 15
12. Buhârî, Mağâzî 35
Süleyman GÜLEK
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Kadir Erol
İnsâni Yardım....!
Öztürk Samuk
Zemin Uygun, Kitle Müsait
Seyfettin BUDAK
Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin!
Halil MERT
Millî Ekonomi: Güçlü Ve Büyük Türkiye'nin Omurgası
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Recep YAZGAN
Gerçekten tuhaf değil mi!
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Eyüphan KAYA
Koç alnına bir kara leke sördü!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)