Dil; cemiyetin hafızası, mukaddeslerimizi geleceğe taşıyan köprümüz ve varoluş kalemizdir.
Dil istila edilmişse; tefekkür, medeniyet, nihayet mukaddes değerlerimiz muhasara altına alınmış demektir.
Sokaklarımızı, tabelalarımızı, reklam panolarımızı, dimağlarımızı saran yabancı kelime salgını; masum lisan modası şeklinde görünerek kabul ediliyor olsa dahi, esasen topyekûn kültürel kimlik erozyonudur.
Üstad Necip Fazıl’ın feryadında vücut bulan o can yakıcı hakikat, köksüzleşme sancısına parmak basmaktadır:
“Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim... Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa hâlis Türk benim, bunlar işgalcilerim; Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim….”
Gelin, feryadı şimdi şehrimize, zamanımıza çevirelim:
"Astorya, Amazonya... Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa hâlis Türk benim, bunlar işgalcilerim; Allah Türk'e acısın, yalnız bunu dilerim..."
Batı hayranlığı, kavram karmaşası
Tarih boyunca asli hüviyetini muhafaza etmek üzere canı pahasına mücadele etmiş milletin evlatları olarak, bugün kendi öz lisanımızın yabancı kavramlar eliyle hırpalanışını sadece seyretmekteyiz.
Uzun yıllardır, Yusuf Ziya Yılmaz’dan Mustafa Demir dönemine kadar Samsun’daki o garabet Amazon heykelinin yıkılması gerektiğini söyleyen Samsunlu olarak; şimdi çocuk oyun alanlarının ‘Astoryaların’, ‘Amazonyaların’ istilasına uğrayacağını hayal dahi edemezdim…
Sayın Başkanım…
Muhterem Belediye Reisimiz…
Yabancı kelimeler, yabancı kavramlar, sadece tabelalarımızı işgal etmekle kalmıyor; nesillerimizin düşünme biçimini, hayata bakış açısını, yerli duruşunu zedeliyor.
Ülkeleri sadece askeri güçle fethedemezsiniz; dilini, dolayısıyla ruhunu esir aldığınızda işgal zaten tamamlanmış olur.
Bizler; medeniyet tasavvurunu Kelamullah’tan süzmüş, irfanla yoğurarak günümüze taşımış köklü bir kültürün varisleriyiz.
Lisanımıza sızan her yabancı tortu, bizi kendi medeniyet köklerimizden koparıp, Batı’nın amansız, ruhsuz modernizm bataklığına sürüklemektedir.
Hakiki aidiyet, tabelalarda parıldayan ithal isimlerde değil; Yunus’un duruluğunda, Fuzuli’nin derinliğinde, Akif’in asaletindedir.
Kendi öz yurdunda kendi diline yabancılaşan nesillerden geleceğe dair büyük iddialar taşımasını beklemek, onların medeniyet nöbetini devralmasını istemek safdillik olur.
ÖZ YURDUMUZDA LİSAN NÖBETİ
Dilde başlayan çözülme; ahlakta, fikriyatta çözülmeyi beraberinde getirmemiş midir? Kelimelerimizi kaybetmek, kalbimizi ve hafızamızı kaybetmektir.
Üstadın belirttiği üzere, eğer şehrin gerçek sahibi bizsek; işgalci zihniyetlerin dilimize vurduğu prangalara karşı "dur" demek bizim vazifemizdir.
Dilimizi muhafaza etmek, vatanı muhafaza etmekle eş değerdir.
Kalbimizi feryatla dolduran dil yozlaşmasından, kültürel katliamdan bizi kurtar Halit Başkan…
Cenab-ı Hak aziz milletimizi kendi ruhuna, aslına, lisanına yabancılaşma zilletinden korusun; basiretimizi açsın...
“Allah Türk'e acısın…”