Merhum Turgut Cansever’in o veciz ihtarında ifadesini bulduğu üzere: “Şehri imar ederken gönülleri ihya etmeyi ihmal ederseniz, gün gelir ihya etmediğiniz o nesil, imar ettiğiniz şehri imha eder.”
Şehre ruh veren asıl cevher adalettir; adaletin zedelendiği, alın terinin zayi edildiği bir vasatta ne belediyecilikten ne de hakiki bir medeniyet davasından söz açılabilir.
Bugün Karadeniz’in incisi Samsun’umuzun gözbebeği Atakum’da şahitlik ettiğimiz manzara, ne yazık ki sadece yönetsel bir basiretsizlik değil, aynı zamanda derin bir vicdani ve ahlaki sarsıntıdır.
Hizmetteki aksaklıklar, ötelenen vaatler yahut idari zaaflar bir şekilde telafi edilir.
Lakin meselenin kalbinde öyle kanayan bir yara duruyor ki, hiçbir mazeret bu vebalin ağırlığını örtbas etmeye yetmez: Aylardır evine bir lokma helal rızık götüremeyen, hak ettiği maaşını alamayan Atakum Belediyesi emekçilerinin feryadı.
Alın teri kurumadan hakkı teslim etmek
Bizler, "İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz" buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz. Hak, hukuk ve emanet telakkisini siyasetin de hayatın da merkezine koyan bir anlayış için, emeğin karşılıksız bırakılması asla sıradan bir bütçe açığı olarak geçiştirilemez.
Seçim kazanılır yahut kaybedilir; siyasi kutuplaşmanın getirdiği heveslerle “Oh olsun, layığınızı buldunuz” demek, bizi insan kılan o kadim merhamet ve basiret terbiyesine bütünüyle terstir.
Serhat Başkan başarısız olabilir, kadroları kifayetsiz kalabilir, liyakat zinciri kopmuş olabilir.
Fakat belediyede çalışan, tek derdi evine ekmek, bebesine süt ve mama, yavrusuna bir defter, bir okul çantası almak olan o mazlum emekçiyi cezalandırmak; hangi siyasi, hangi vicdani kılıfa sığdırılabilir?
Burada cezalandırılan ne bir şahıs ne de bir partidir; doğrudan doğruya sofrasında aş bekleyen sabilerdir, hanelerdir.
Vebal ağırdır, hamiyet lazımdır
İmtihan kapıya dayandığında, siyasi hesaplaşmaları bir kenara koyup vicdanın sesine kulak vermek erdemin gereğidir. Atakum’daki bu düğüm, “batsınlar da görsünler” körlüğüyle seyredilemez.
Bu mesele artık partiler üstü bir vicdan imtihanıdır.
Samsun’umuzun dirayetli devlet adamı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımız Mehmet Muş Beyefendi’nin kuşatıcı aklına, Tekkeköy’deki benzer tıkanıklıkları suhuletle aşmayı bilen Büyükşehir Belediye Başkanımız Halit Doğan’ın çözüm odaklı iradesine ve Cumhur İttifakı teşkilatlarımızın hamiyetperverliğine ihtiyaç vardır.
Öte yandan, Atakum’un toprağından, imkânından nemalanıp servetine servet katan, bu kentin sırtından yükselen müteahhitlerin de ellerini taşın altına koyma mecburiyeti vardır.
Kazanç meşru olsa bile, içinde neşet ettiği cemiyetin derdine yabancılaşan sermaye bereketsizdir.
Siyasi hesaplaşmalar sandıkta görülür; hesabı sandıkta sorulur.
Lakin aç kalan sabinin, çaresiz babanın, boynu bükük ananın vebali hepimizin omuzlarındadır. Gelin, siyasi tenkitlerimizi saklı tutalım; fakat o mazlum çalışanlara bir an evvel ekmek, aş ve deva olalım.