Yeşil Çarşamba’mızda, AK Parti teşkilatlarında yaşanan sarsıntıları, "İşler neden iyi gitmiyor?" sualini sadece bugünün pencerelerinden seyrederek cevaplayamayız.
Zamanın ve mekânın bir ruhu vardır; o ruha mugayir her adım, er ya da geç bir doku uyuşmazlığı olarak tarihin sayfalarına kaydolur.
Ne zamanki Çarşamba Belediye Başkanı Halit Doğan, sürpriz bir şekilde Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak ilan edildi; işte o gün Çarşamba’nın hem idari hem de teşkilat hafızasında taşlar yerinden oynadı.
Ardından İlçe Başkanı Taner Özden’in belediye başkan adaylığından sürpriz bir şekilde vazgeçmesi ve vazifeyi bırakması, adeta yerel siyasette bir sonun başlangıcına kapı araladı.
O günden bu yana Çarşamba’da sular durulmadı; krizler, kaoslar ve belirsizlikler Ak Parti sevdalılarının sinesinde derin birer yara olarak kaldı.
DOKU UYUŞMAZLIĞI VE LİYAKATTEN SAPAN HESAPLAR
Hâlbuki Çarşamba, 2002’den beri sarsılmaz bir kale gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın davasına şartsız ve rekor destekler vermiş, iradesini bu kutlu yürüyüşten yana mühürlemiş feraset sahibi bir topraktır.
Ancak tabandaki bu berrak su, tavandaki ve teşkilattaki ihtiras rüzgârlarıyla maalesef bulandırıldı. Teşkilatın başına vekaleten, ardından asaleten getirilen Ersin Sandıkçı dönemi, mevcut krizleri teskin etmek bir yana, daha da derinleştiren bir basiretsizlik dönemi olarak kayıtlara geçti.
Gençlik kollarından gelmiş olmak, tek başına bir şehri ve o şehrin sosyolojik dinamiklerini göğüslemeye yetmez.
Nitekim 20 kişilik Belediye Meclisinde, sadece 3 üyesi bulunan CHP’ye encümen üyeliğinin kaptırılması, Çarşamba siyasetinin ne derece büyük bir yönetim zafiyetiyle baş başa kaldığının somut bir vesikasıdır.
Çarşamba'nın öz evlatlarıyla, o köklü ve kalbi dinamikleriyle uyuşmayan bu doku, kaçınılmaz olarak kötü bir finalle nihayete erdi.
Şimdi ise önümüzde yeni bir dönemeç, yeni bir imtihan var: Çarşamba İlçe Başkanlığı koltuğu boş…
Kulisler hareketli, mülakatlar yapılıyor, milletvekilleriyle birebir görüşmeler trafiği süratle akıyor.
Özellikle TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Mehmet Muş gibi anahtar isimlerin kapısını çalanlar, referans arayanlar, "Aday olayım da ismim duyulsun, reklamım olsun" diye gazete sayfalarına parayla haber yaptıranlar...
Yani Çarşamba’nın yaşadığı karmaşa ne ise, adaylık süreci de maalesef aynı usulde ilerliyor. İşin en vahim ve düşündürücü tarafı nedir bilir misiniz?
AK Parti’nin mefkûresiyle, o mukaddes dava ahlakıyla adı yan yana dahi gelmemesi gereken, bu toprakların manevi ve sosyolojik yapısıyla taban tabana zıt bazı isimlerin final listelerine yakın durmasıdır. İşte bu durum, felsefi manada bir davanın kendi öz değerlerine yabancılaşma tehlikesidir.
Bir tarafta Reis’e rekor destek veren cefakâr, sadık bir taban; diğer tarafta ise şahsi ikballerinin, maddi ve makam geleceklerinin bekası için liyakatli isimleri eleyip "yeter ki benim adamım olsun, geçmişinden bana ne" diyen muhterislerin hesapları...
DAVA ADAMININ TAYİNİ YA DA KANAMANIN DEVAMI
Nihayetinde, mesele sadece bir isim ataması değildir; mesele, bir hafızanın, bir aidiyetin ve bir inancın yeniden ihyası meselesidir.
Çarşamba siyaseti bugün yol ayrımındadır. Eğer bu makama atanacak zat; şahsi hesaplardan arınmış, özüyle, sözüyle, kalbiyle bu topraklara bağlı hakiki bir "dava adamı" olursa, Çarşamba’da sular durulur, kaybolan itibar geri gelir ve her şey aslına rücu ederek güzelleşir.
Fakat aksi bir tasarrufta bulunulursa –ki gelen iddialar ve kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar bu endişemizi haklı çıkarıyor– Çarşamba’da siyasi kanama durmayacak, bünye yabancı dokuyu kusmaya devam edecektir.
Siyasetin de bir ahlakı, bir fıtratı vardır; fıtrata karşı savaş açanlar, hüsrana uğramaya mahkûmdur.