Hurdacılar; "Eskici geldi hanııımmm…" diye bağırarak mahalle aralarında dolaşır, evlerden gelen eski eşyaları bazen yenileriyle takas yoluyla, bazen para karşılığında alırlar, aldıklarını toptan satarlardı.
Lakin kurumlarda haber toptancılığı yapan ajansların çalışma yöntemi daha başka…
Ahir zamanın kapitalist çarkları arasında gazetecinin emeğini sömürenler hurdacılar kadar dürüst değiller.
İletişim çağında yaşadığımızı iddia ederken, asıl kaybettiğimiz şeyin iletişimin ahlaki temelleri olduğunu her geçen gün acı tecrübelerle müşahede ediyoruz.
Hakikati duyurmak, milleti haberdar etmek gayesiyle yola çıkılan yolda öylesine garip, öylesine hakkaniyetten uzak, öylesine tuhaf sistem kuruludur…
Manzarayı dışarıdan seyredenlerin, "nasıl iş?" demekten kendini alabilmesi mümkün değildir.
Meseleyi daha müşahhas hale getirelim, perdenin arkasındaki tuhaf çarka yakından bakalım.
Günümüzde irili ufaklı bazı kurumlar, kuruluşlar, sivil toplum örgütleri yahut ticari teşekküller, bünyelerinde basın departmanı bulundurmaktadır.
Kurumlar; basın halkla ilişkiler departmanı tesis edip, istihdam ettikleri, emek sarf eden personeline ciddi maaşlar, dolgun ücretler öderler.
Haber üretirler; bültenler, yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, videolar servis ederler.
Üretilen haberlerin nihai hedefi, varış noktası neresidir?
Elbette gazetelerin mürekkep kokan sayfaları, televizyonların ekranları, internet haber siteleri hasılıkelam medyanın ta kendisi...
İşte garabet tam burada başlıyor…
Ajanslar, ürettikleri haberleri basına ulaştırabilmek üzere kurumların kapılarını çalıyorlar, haberleri alıp geniş ağlarına dağıtmak üzere kurumlardan yüklü miktarlarda abonelik bedeli tahsil ediyorlar.
Kurum, kendi öz haberini duyurmak üzere aracı konumundaki ajansa hatırı sayılır meblağ, aidat ödüyor.
Ancak işin sonraki boyutu, ajansın haberleri medyaya sunuş, pazarlayış biçimiyle tamamen karanlık, dipsiz hal alıyor…
Ajanslar, halihazırda kurumlardan abonelik bedeli veya aidat alarak dağıtıma soktukları haberleri, kullanmak isteyen basına, gazetelere veya internet sitelerine ayrıca parayla satıyorlar!
Haberi kaynağından, üretenden para alan yapı; diğer taraftan o haberi yayınlayarak kuruma iyilik yapacak olan mecradan, "Haberimi ancak bana abone olursan kullanabilirsin" diyerek adeta Deli Dumrul haracı talep ediyor.
Kurumlar;
"Haberlerimiz her mecrada yer alacak değil mi?" diye sorduklarında, ajans yetkilileri "Tabii tabii, her mecrada yer alacak" diyor.
"Hayır, sadece bize abone olanlarda yer alacak" demiyor, diyemiyor.
Üstelik abonelik şartını yerine getirmeyen, lakin o kurumun kamuoyuna duyurulmasını şiddetle arzu ettiği haberi sayfasına taşıyan medya mecralarını derhal mahkemeye veriyorlar.
Şimdi lütfen aklıselimle düşünün şu yaman çelişkiye bakın!
Ortada haber metni var; haberi üreten kurumun kendi haber metni...
Haberi üretsin diye kurum kendi personeline maaş ödüyor, kesesinden para çıkıyor…
Kurum, haberi geniş kitlelere dağıtsın diye ajansa abonelik bedeli ödüyor…
Ajans hem haberi verenden hem haberi alandan kazanç devşirerek her iki taraftan da para kazanıyor.
Peki, zincirin son halkası, asıl yükü çeken basın?
Kurumların "Halk bizi duysun" diye ürettiği, ajansların çifte kavrulmuş kazanç elde ettiği vahşi düzende, gazetelerden, medyadan beklenen basından beklenen nedir biliyor musunuz?
O haberi bedavaya yayınlamaları!
Kurumlar; tonla para harcadıkları, ajansları ihya ettikleri PR çalışmalarını bedel ödenmeksizin, adeta basının mecburi göreviymiş kabul edilerek yayınlanmasını bekliyorlar.
Herkesin üzerinden para kazandığı haber zincirinin son halkası olan medya sadece ‘hamallık’ yapmakla mükellef tutuluyor.
Üstat Necip Fazıl Kısakürek o meşhur, o muazzam mısraı sanki günümüze, medyadaki adaletsiz, adeta ahlaksız nizamı öngörerek söylemiştir:
"Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa..."
Hem haberin kaynağından hem hedefinden kazanç sağlayan, her iki tarafı haraca bağlamış tekelci ajans hegemonyası…
Diğer yanda kendi şanını yürütmek üzere her türlü masrafı göze alırken, iş o haberi halka ulaştıracak basına geldiğinde cebinde akrep taşıyan kurumlar...
"İzah etmeye gayret ettiğim vicdansız düzenin sürdürülebilir yanı yoktur" diyeceğim, lakin resmi haber ajansının kurulduğu günlerin aksi istikametinden abonelik sistemine geçti günden beridir çarklar böyle işliyor.
Haberin, emeğin gerçek değerini bulduğu, hakkaniyetli sistem inşa edilmedikçe...
Son söz Oğuz Atay’ın;
"Bat dünya bat..."