Adalet Bakanlığı tarafından 15 ili kapsayacak şekilde gerçekleştirilen “Ailem Güvende” operasyonlarının zamanlama itibariyle gecikmiş olmakla beraber, üzerine gidilen dernekler itibariyle tam isabet olduğunu belirtmeliyiz.
Lakin ailenin gerçek anlamda güvenli hale gelebilmesi, vakit kaybetmeden yasal düzenlemelerin hayata geçirilmekle mümkün olacaktır.
Cinsiyet değişikliği ameliyatlarına sınırlama getiren, yaş sınırını 18’den 25’e çıkartan düzenleme 12. Yargı Paketinden çıkartılmıştı.
Neden çıkartıldığını anlayamadık…
LGBT+ lobilerinin yayın organları, düzenlemenin sokak eylemleri sonucu geri çekildiğini belirtiyor, kamuoyuna kazanılmış hak şeklinde yansıtıyorlar.
Oysa düzenlemenin vakit kaybedilmeksizin çıkartılmasını bekleyen, gözleri Adalet Bakanlığı’nda ailelerimiz vardı…
Yasal düzenleme bekleyen ailelerin hüznünü, hüsranlarını anlatmaya kelime bulamıyorum…
Bana ulaşan iki aileyle bizzat görüşmüş, çocuklarının içine düştükleri durumu yazmış, dahası Ondokuz Mayıs Üniversitesi ile Uludağ Üniversitesi rektörlerini geri dönüşü mümkün olmayan endokrin uygulamasını başlatmamaları hususunda uyarmıştım.
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz’a, tıp fakültesinde Cinsiyet İptali operasyonlarının yapıldığını söylediğimde, “Benim yönetimimde nasıl olabilir, ortalığı ayağa kaldırırım, asla müsaade etmem” diye ayağa kalmıştı.
Sonraki görüşmemiz;
“Keşke daha önce haberimiz olsaydı. Şimdi geriye dönüş mümkün değilmiş. Hastanın yaşı müsait olduğundan ailesinin izni olmaksızın operasyon yapılabiliyor”
Hayrünisa’yı, Ferudun Hoca’nın verdiği sözü tutmaması, Ruh sağlığı Anabilim Dalı Başkanına sözünü geçirememesi sebebiyle kaybettik…
O şimdi cinsiyeti iptal edilmiş halde arafta yaşıyor…
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yürütülen cinsiyet iptali süreçlerinden, evladını korumaya çalışan endişeli babanın feryadıyla haberdar olmuştum.
Biyolojik, anatomik zorunluluk yerine yalnızca cinsiyet hoşnutsuzluğuna dayandırılan süreç, hormon müdahaleleriyle geri dönüşü imkânsız cerrahi operasyonlara doğu ilerlemekteydi.
OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın’ın tutumu derin hayal kırıklığı oldu.
Destek bekleyen babaya "Bizim doktorlarımız işinin uzmanıdır, ne yaptıklarını bilirler; dilerseniz istediğiniz yere şikâyet edebilirsiniz" diyerek meseleyi geçiştirmiş, kendisinden anne baba hassasiyeti beklenirken Türk Medeni Kanunu madde 40’ı dayanak yaparak mekanik, bürokratik dil tercih etmişti.
Esasen mesele yalnızca ameliyatları durdurmakla çözülmüyordu.
Haberlerimiz, yazılarımız neticesinde gösterilen tepkilerle OMÜ’de süreçler askıya alınınca, hormon yüklemesi yapılmış onlarca genç ortada bırakıldı.
Meselenin toptancı yasaklarla değil, fıtrata, rehabilite edici hekimliğe dayalı kapsamlı yaklaşımla çözülmesi gerekiyordu.
Lakin kimse farkında değildi.
Devam edelim…
Cinsiyet iptali operasyonlarında yönlendirme makamındaki isimlerin MASON localarıyla, Lions, Rotary kulüpleriyle ilişkileri dikkatimi çekti.
OMÜ Tıp Fakültesi’nde ruh sağlığı sürecini yürüten, cinsiyet iptal operasyonlularının ön değerlendirmesinde yetkili Prof. Dr. Ömer Böke’nin MASON olduğu ortaya çıkardım.
Prof. Dr. Böke, Samsun merkezli Şafak Locası’nın kurucu üyelerindendi.
Ardından Uludağ Üniversitesi Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aslı Sarandöl’ün Lions Kulübü etkinliklerinde boy gösterdiği ortaya çıktı.
Nilüfer Lions Kulübü’nün düzenlediği etkinlikte ‘Kadın Olmak’ konulu kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, geleneksel kalıpların kırılmasını savunan konuşmalar yapıyordu.
Meselenin üzerine gittikçe fesat merkezlerinin hedefi haline geldim;
KAOS GL adında, LGBTİ+ lezbiyen, gay, biseksüel, trans, interseks kişilerin cinsel yönelim, cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkları araştıran dernek her ay ‘homofobik nefret söylemi’ iddiasıyla yazarları fişlemeye başladı.
Her fişleme raporunda listede yerim hazırdı…
Üstelik…
İstanbul Sözleşmesi’nin çöpe gönderildiği günlerde bana dava açtılar.
Suçumuz neymiş bakalım; “Türkiye’de LGBT dernekleri gün geçtikçe semiriyor, şımarıyor, sapıklıklarının propagandasını yapıyorlar…” yazmışız.
‘LGBT’li sapıklar’, ‘Ülkemizde ahlaksızlığın öncüsü Kaos GL’ vs cümleler kurmuşuz.
Dört sayfalık şikâyet dilekçesi ezcümle; “Yazarın ifadeleri bütün olarak nefret söylemidir.”
İHAM’ın İsveç kararına atıf yapılarak;
“Anılan karara göre mahkeme, cinsel yönelim temelinde yapılan ayrımcılığı “ırk, köken ya da renk temelinde yapılan ayrımcılık kadar ciddi olduğunu vurgulamıştır… Şüpheli hakkında kamu davasının açılmasını talep…”
Benden başka LGBT lobilerinin hedefindeki diğer isim;
Hüseyin Kaçın…
Psikolog Hüseyin Kaçın’ın suçu, Eşcinsel Terapi Merkezi kurmaktı.
Kaçın, eşcinsel terapi merkezi kurmakla kalmıyor, her il merkezine devlet tarafından, ‘Eşcinsel Rehabilitasyon Merkezleri’ kurulması gerektiğini söylüyordu.
40 yıl önce LGBT lobilerinin baskılarıyla ‘Eşcinsellik hastalık değildir’ kararı alan, eşcinsellik türevlerini hastalık tanı listelerinden çıkartan DSÖ’ye meydan okuyordu…
LGBT oluşumları, dernekleri, sosyal medya operasyon kolları, lobiler aynı anda harekete geçerek;
“Eşcinsel rehabilitasyon mu olurmuş, siz Dünya Sağlık Örgütünden iyi mi biliyorsunuz?’ diye Kaçın’ı linç üstüne linç ettiler.
Tehdit edildi, saldırıya uğradı, ofisi basılarak yağmalandı…
Vazgeçmedi…
‘Eşcinselliğin Aile Hastalığı’ olduğunu, tedavi edilebileceğini söylemeye devam etti.
Söylemekle kalmadı, kurtulmak isteyenleri terapi seanslarıyla hastalığın pençesinden çekip aldı.
Sonra mı ne oldu?
Türkiye’nin tek eşcinsel terapisti Psikoloğu Kaçın’ın Fatih’teki merkezi CİMER’e şikayet edildi.
CİMER ne yaptı?
Şikâyeti İstanbul Sağlık İl Müdürlüğü’ne, oradan Fatih İlçe…
Sonuç?
Psikolog Kaçın'ın merkezi, Fatih Kaymakamlığı tarafından kapatıldı.
Yetmedi…
Sağlık Bakanlığı, Savcılığa suç duyurusunda bulundu.
İfadeye çağrıldı.
Seansları yarım kaldı…
Danışanları;
“…Evli barklı çoluk çocuk sahibi 50-60 yaşında adamlar eşcinsel sitelerinde, 15-16-17 yaşında çocuklarla ilişki yaşamaktadır.
Gay fuhuş mafyası Türkiye’nin büyük şehirlerini, beş yıldızlı otelleri kuşatmış durumda.
Devletin sorunlarımıza el atmasını beklerken tek dayanağımız, yegane sığınağımız Hüseyin Kaçın’ın eşcinsel terapi yapmasının engellenmesi bizleri derinden sarstı.
Lütfen gençlerimizi eşcinsel tehlikesinden kurtarın…” diyerek ilgilileri, yetkilileri uyarmaya çalıştılar.
Olmadı…
Kaçın tek başına mücadele ediyordu, LGBT oluşumlarının çeşit çeşit dernekleri, sayısız avukatları, yurt dışı fonları sınırsız destekleri vardı.
İyileşmek isteyen eşcinsellere baskı uyguluyor, yardım aldıkları psikologları şikâyet mekanizmalarını kullanarak yıldırıyorlardı.
Kaçın;
‘Madem eşcinselliğin tedavisi yok, olmayacağından eminsiniz, iyileşmek üzere mücadele edenlerden neden rahatsız oluyorsunuz?’ diyordu.
Değil mi…?
Psikolog Kaçın’ın terapilerine katılarak iyileşen, normalleşen, evlenerek aile kuranları gördükçe çıldırıyorlardı…
DSÖ envanterinde olmadığından eşcinselliği iyileştirecek diplomalı doktor, eşcinsel İyileştirme Terapisti unvanı yoktu.
Türkiye’nin tek eşcinsel terapisti, unvan yokluğu bahanesiyle çalışamaz hale getirildi.
Destek istemiyordu, köstek olunmasa iyiydi.
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketinin Türkiye’nin Yeni Nesil Terör Hareketi olduğunu savunuyordu.
LGBT oluşumlarını ideolojik tehdit, terör örgütü şeklinde tanımlayan Kaçın, FETÖ, PKK yapılanmalarının etkisinin azalmasıyla, LGBT hareketinin yeni dönemin ideolojik tehdidi haline geldiğini söylüyordu.
Kaçın, özellikle trans ameliyatlarının durdurulması, bütün süreçlerinin yasaklanması gerektiğini belirtiyordu.
“Danışanlar eşcinseller terapiye girdiklerinde heteroseksüel kimliğin yeniden kazanılmasıyla süreç sonlanır. İyileşmiş eşcinseller, ilerleyen dönemde evlenerek iyi birer eş, mükemmel birer baba olabilirler” diyordu.
Nihayet, LGBT lobilerinin hedefi olan Psikolog Hüseyin Kaçın'ın resmi web sitesi, huseyinkacin.com, mahkeme kararıyla erişime kapatıldı.
Sitesinin erişime kapatılmasının sebebi hususunda açıklama yapılmadı.
Bitirirken,
Türkiye’nin karar vermek zorunda olduğu esas mesele:
Eşcinselliği hastalık olarak kabul ederek;
BM’yi, DSÖ’yü, AB’yi, bilumum LGBT oluşumlarını, sosyal medya veyahut lobilerin baskılarına aldırmadan,
Eşcinsel Rehabilitasyon Merkezleri kurmak…