Malum aylar önce uzunca bir yolculuğa çıktık bir “ibadet” şevki ile. Bu şevkin merkezine il il ilçe ilçe okul okul dolaşmak ve gençlerimizi yeniden bizi biz yapan, bin yıl boyunca bu dünyaya hükmetmemizi sağlayan milli ve manevi dinamiklerimizle yeniden buluşturabilme sevdamız kök salmıştı ve kısa süre içinde bunu girip çıktığımız yerlerde nispeten başardık da.
Ancak umduğumuz ile bulduğumuz, olmak isteyip de olduklarımız arasında derin bir uçurumla karşılaştık bu meşakkatli yolda. Tanıdığımız insanlardan, girip çıktığımız kurumlara; şahitlik ettiğimiz yaşam hikâyelerinden gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, vicdanımızın şahitlik ettiği en ufak ayrıntıya kadar “neden bu haldeyiz” sorusunun cevabı yüzümüze hatta benliğimize çarpan cevaplarla karşı karşıya bıraktı bizi. Tefekkür bombardımanı kah zihnimizde ve gönlümüzde insana ve insanlığa dair türlü pencereler açtı, kah gördüklerimizin altında ezildik yeryüzünün hakkını veremeden gökyüzüne el açtığımız için.
Bu mahcubiyet deryası içinde “insan yanımızla” çırpınırken gördük ve anladık ki en büyük hastalığımız samimiyetsizliğimiz.
Evet, samimiyetsiziz her birimiz…
Alacağı diplomayı geleceğinin garanti belgesi zannedip tek rızık kapısı sandığı diplomasıyla hak ettiğine inandığı yere ulaşamayınca dünyası başına yıkılan öğrencimizden, peygamberlik mesleği olarak addettiğimiz kutsal bir mesleği dahi sırf çoluk çocuğunun nafakası olarak görüp bu mesleği sınıfta ders anlatmaktan ibaret bilen öğretmenimize; işin kutsiyetini ve “şifaya vesile olma” gibi yüce bir nasipdârlığı bir tarafa bırakıp hastasını ekmek kapısı gibi gören doktorumuzdan, suçlu olduğunu bildiği halde sırf kavuşmayı hayal ettiği dünyalık uğruna “adalet” kavramını göklere havale edip müvekkilini berat ettirmeyi başarı sayan avukatımıza; mahallenin berberi olmakla imamı olmak arasındaki farkı idrakten yoksun, toplumun karanlığına ışık saçması gereken kanaat önderi imamımızdan; mesai saatini lak-lak’la doldurmayı marifet sayan memurumuza, mesaisinin içini lakaytlıkla boşaltan işçimize kadar marifetten nasipsiz, idrak yetimi algılarımızla cehenneme çeviriyoruz dünyayı ötelerde yazık ki cennet hayalleri kurarak.
Oysa ki iman ettiğimizi sandığımız değerler manzumesi insanı diğer yaratılmıştan farklı kılan unsurun kendi yapıp ettiklerinin hesabını üstlenebilmesi olduğunu haykırıyor. Bu nedenle olsa gerek ki dünya tarla, ahiret ise hasat yurdu. İnsanda dışa bakan mânânın idrakine erebilen nasipliler ise böylelikle kullara karşı güzel ahlâkla muamele etmeyi dünya tarlasına tohum olarak ekiyor, içe bakan mânâda ise Rabbine görünür olduğunu unutmadan kulluğuna devam edip ahiretteki hasada hazırlanıyor.
Bu gün gibi aşikâr gerçeklere ve iman iddiamıza karşılık tahammülsüzlüğümüz, halden anlamayışımız, hiç olduğumuzu fark edemeyişimiz, gözümüzdeki dal budak dururken karşımızdakinin gözünün çapağına uzattığımız parmağımız, sen diyemeyişimiz, birbirimize emanet edildiğimizin şuuruna eremeyişimiz, kibrimiz, riyamız, tamahımız, şehvetimiz, cimriliğimiz, kendimizi bir şey zannedişimiz, ben deyişimiz, benim deyişimiz dahi samimiyetsizlikten hep.
Malımızdan, uykumuzdan, vaktimizden, sevdiğimiz değerli şeylerden vermeyi unutmamız; gönül almayı, dua almayı, dert almayı, yük almayı unutuşumuz; eğitimden kültüre, şehirden ahlâka, liyakatten mihenge, şahsiyetten üsluba kadar başımıza gelen tüm musibetlerin ana sebebi bile samimiyetsizliğimiz.
Kim bilir belki de bu yüzden iman ettiğimiz peygamberimizin mesajını anlamak ve bunlara tabi olmak konusundaki eksiklerimizi kapatmak için mabetlerimizin içini, dışını, kubbesi ve hatta duvarlarını en güzel şekilde süslüyor, altınlarla kaplama yoluna gidiyoruz. Şahitlik ve sahiplik edemediğimiz manevi güzellikleri başkalarına gösterip orda nefsimizi tatmin eden maddi güzellikleri arıyoruz belki de.
Evet, hepsi iman ağacının dallarında asılı, ama her biri sadece birer kuru yaprak, kokusuz çiçek, tatsız meyve...
Bu ağacın röntgenini çekip elimize aldığımızda sadece tıp ehlinin anlamakta nasiplendiği manasız şekiller çıkmıyor üstelik. Dağ başındaki okuma yazma dahi bilmeyen ama samimiyeti iliklerine kadar işlemiş çobanımızın dahi anlayabileceği bu resim karesinde insan olarak vicdanımızı yaralayan her olumsuz davranışımızın temelindeki “samimiyetsizlik” ben buradayım diyor.
Peki, neden bu samimiyetsizlik?
Olaylar ve yaşanmışlıklar “duygusu” itibariyle bizi tatmin ettiği için “bilgisi ve kaynağını” sorgulamaz durumda olduğumuz için sanırım. Her geçen gün kaynayan fitne kazanıyla birlikte kalplerimiz ile zihinlerimiz arasındaki bağlantıyı kopardığımız için de zihinlerimiz insanca işlemekten uzaklaşıyor, zeminimiz temellerinden kopuyor, bu kopuşla birlikte de nefis vicdanın talebesi olmak yerine imamlıkta ısrar ediyor ve insanı “aşağıların en aşağısına” sürüklüyor. Böylece de Muhammedi davetin bin bir güçlükle yerleştirdiği tüm değer, inanç, hedef ve idealler de teslimiyete kör, kulluğa sağır, gölgelerin esiri olmuşların gözü önünde değiştiriliyor.
Tam da bu noktada “hiç mi iyi kimse yok?” dediğinizi duyar gibiyim.
Olmaz olur mu?
Kulluğun şanıyla elinden geleni yaparak Hacer Anne misali gayret eden, İsmail Nebi gibi karşılarına çıkan bıçakları Hakk’tan gelen bir sınama vesilesi bilen, İbrahim Aleyhisselam gibi ateşlere atılırken bile O(cc)’nun dışında başka bir aracıya ihtiyaç duymayan, Nuh Aleyhisselam gibi imanın hakkını vererek karaya gemi yapıp Rabbin suyu göndereceğine inanan ve Rabblerinin huzuruna çıktıklarında nelerden sorguya çekileceklerse onları tastamam yapmak için uğraşanların hatırına Rabbimin hala muradı var üzerimizde ve kanımca bu küçük azınlığın hatırına dönüyor dünya..
Peki, soralım mı kendimize “neden bu haldeyiz” diye?
Ama samimiyetle, eğip bükmeden, kıvırmadan, mertçe, “kim ne der” diye düşünmeden, ‘ne desinler’in hesabına hiç girmeden ve olmak istediğimiz kişiymişiz gibi yapmayı bırakarak…
Çünkü kul olmak gibi bir derdi yok bir çoğumuzun. Almayı istediğimiz ev, gördükçe iç geçirdiğimiz binek, aylık gelirimizin bilmem kaç katı kadar kullandığımız telefon, kazanmayı hayal ettiğimiz para kadar meşgul etmiyor kalbimizi kul olmak. Bu dünyada garip bir yolcu olduğumuzu, gelmenin gitmenin ilk adımı olduğunu, hayat dediğimiz şeyin aslında altında biraz eğleştiğimiz bir ağaç gölgesi olduğunu unutmuş durumdayız. Giderken geride bırakacağımız her şeyin daha fazlasını avuçlarımıza almak istiyor; yanımıza alacağımız yegâne sermayenin azını bile tutamıyoruz ellerimizde.
Haydi itiraf edelim! İyilikleri, güzellikleri dahi Allah’ın sevgisine ve rahmetine mazhar olabilmek için değil korktuğumuz şeyler başımıza gelmesin diye yapar haldeyiz bir çoğumuz.
Çünkü akıllarımız sürekli “çıkarlarımızı” gözetiyor; “külfetsiz nimet olamayacağı” gerçeğini atlayarak nimet olunca toplanıyor, külfet olunca dağılıyoruz. Nefsimiz istediğinde aklımız bu hesapsız istekler için makul görünen gerekçeler uyduruyor, üzeri örtülmüş vicdanımız ise tüm bunları aklayıp kendimizi kandırma uğraşında yardım ediyor. Her biri kul olmak adına sunulan bu lütufları hayır yerine şerde kullanınca da kendimizi kendi ellerimizle ateşe atıyor; inançlarıyla mutmain olmayıp çıkarlarının peşine düşen her belde ve neslin inananları gibi ne dinimizi terk edebiliyor, ne de kendimizi Rabbimizin rızasına adayabiliyoruz.
Yanisi hırçın bir nehre düşen dal parçası misali kapıldığımız dünya akıntısında gönlümüzdekilerle hesaba oturabilecek güçten yoksun manevi yetimler halini aldık. Cehenneme çevirdiğimiz şu dünyaya sema bile ağlarken kalplerimiz kupkuru.
Peki, çözüm ne? Var mı umuda dair iki kelamımız?
Elbette var ve hep olacak inşallah. Zira bir yüzümüz hep umuda dönük. Aralanan irfan kapısı başka birine gebedir çünkü ve dembedem dönüşmekte olan kalplerimiz bir halden diğerine inkılap eder sürekli.
Kimsesizlerin bayramı, mahzunların mutluluğu, dertlilerin dermanı, kalbi kırıkların dostu, dizlerinde takat kalmayanların çalacak kapısı olmak istiyorsak, yeryüzünün yalnızca mazlumlarının yüzünü güldürmekle yetinmeyerek zulümlerine engel olup zalimlerin dahi kendisine muhtaç olduğu adaleti inşa etmek zorundayız.
Başka?
Görmenin gözle, konuşmanın dudakla, duymanın kulakla, yürümenin sadece ayakla olmayacağını sezinlemek, artık gözsüz görmenin nasıl'ını, dudaksız konuşmanın niye'sini, sözün kulaksız duyulanını, yolun ayaksız yürünenini bulmak; eylem ve söylemlerimizi birbirine uydurmak zorundayız.
Başta kendi nefsim ilkin kendimizi inşa ederek dilimizle değil halimizle sabrı ve hakkı tavsiye eden bir nasihat; asra yemin edenin hatırına işleyeceğimiz salih amellerle insanların hüsranına perde olmalıyız. İnsanlar ortaya koyacağımız amellerle sırf kendisi için yaşamanın ölmekten beter olduğunu anlamalı ki; bir başkası yaşasın, dirilsin, diriltsin diye ölebilmenin yaşamaktan güzel olduğunu fark edebilsin.
Bunu da; sulhu tesis eden ihlas sahibi salihler, hakikate şahitlik edip can dahil tüm varlarından geçen şehitler, hakikati davranışlarıyla doğrulayan sıddıklar ve bunların hepsine Allah’tan geleni ihsan etmekle yükümlü olan kandil misali Nebileri yoldaş ederek başarabiliriz.
Evet, her dem yeni bir iş ve oluşta olan, kalpleri evirip çeviren Rahman; hak ile batılı ayırmak, hal ile kâli eşitlemek, dillerdekinin kalplere inip inmediğini sınamak için kullarını çetin imtihanlara tabi tutuyor ama yazık ki bir çoğu böylece kayıp gidiyor. Zira kılıçtan keskin, kıldan ince olan insan kalabilme mücadelesinde aklın abdesti ilimle alınıyor, gönlün abdesti ise aşk ve teslimiyetle.
Belki de asıl mesele bu abdestin sağlayacağı teslimiyetle nefes alıp verir bir haldeyken yani can henüz tendeyken Ya’sin Süresi’nden nasip bulup aklen, ruhen, kalben dirilerek diriltmeyi ve böylece emaneti asıl sahibine teslim ettikten sonra arkasından Ya’sin okunan toprak altındaki dirilerden kılınabilme meselesi.
Öyle ya; kul rahmeti öncelerse onun en çok neye muhtaç olduğunu en iyi şekilde bilen Allah, bu haceti giderecek tecelliyle icabet eder elbet. Ancak verilmiş olana vefa göstermenin gelecek olan nimetler için başlı başına bir davet sayılacağını unutmamak şartıyla. Zira geniş zamanlarda ekilmeyen tohumların kış ortasında meyve vermesini beklemek hayalperestlik olur.
Müebbet muhabbetle…
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Erol AYDIN
Bu benim hayatım...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)