Makale ve eserlerimde sıklıkla andığım hayatımın mihmandarlarından rahmetli dedem (ona ve ceddinize rahmet olsun), “seven sevdiğinin ahlâkı ile ahlaklanmıyor, ona benzemiyorsa o sevgi kuru bir avuntudur” derdi hep.
Aradan geçen çok uzun süreye rağmen bu sözü, öz itibariyle bugün zihnimde yoğurduğumda önümüze hemen ‘her iletişim ve ilişkide’ uzun bir yol haritası çıkarıyor önüme ama bence sözün işaret ettiği eylem oldukça net;
“Sevdiğine benzeyeceksin!”
Çünkü ilahi hitapla “vedd” olarak tabir edilen sevgi, aynı zamanda kâinatın da mayası ve taşkın bir ilahi sevginin ürünü olan kâinat ise, bu sevginin eseri.
Peki insan sevdiğine nasıl benzer?
Bence benzemek için ilkin ‘tanımak’ lazım, tanımak için de yakınlaşıp ‘ünsiyet’ kurmak!
Kitabi deyimle “kurbiyet” dediğimiz bu süreç, beraberinde ‘muhatabın her kimse’ fikrinden, zikrinden, duruş ve değerlerinden beslenmeyi de beraberinde getirecek ve adım adım bu sevgi iddiamız hayat bulup ruhuna kavuşacak. Amacı amacımız, yolu yolumuz, derdi derdimiz, davası davamız olacak!
Yani bunlar yoksa o sevgi; sadece kuru bir avuntu, hamasi bir slogan, ruhsuz bir cümleden öteye geçmez, geçemez.
Şimdi çok uzatabileceğim hatta ciltlere sığmayacak bu derin tespiti, dinsel terminoloji bağlamında alıp nakşedelim bizim Peygamber(sav) sevgimize!
O’nu(sav) sevdiğimizi söylüyor, ahlâkının varisi olduğunu iddia ediyoruz, doğru mu?
Peki bu sevginin yansıması olan veya daha doğru bir ifade ile yansıması gereken onun ahlâkından, merhametinden, adaletinden esintiler nerede hayatımızda?
Kendi evladını diri diri toprağa gömen bir toplumdan, yerdeki haşerat ezilmesin diye ayağına çıngırak bağlayan bir toplumu sadece 23 yıl gibi kısa bir sürede inşa ederek dünyada gelmiş geçmiş en büyük kişisel gelişim uzmanlığının örneği O(sav) iken, bugün kişisel gelişim drajelerinin yok satmasını bu sevginin neresine koyacaksınız?
Demek ki sevgi konusunu tam olarak idrak edememiş ve anlayamamış ki zaten peygamberlerin gönderiliş amacı, insanlığın doğru anlamasını temindir.
Zira insanlığın en kadim sorunu “anlama sorunu”dur.
İnsan, bu sorunu giderebildiği vakit; ilahi hitabın da belirttiği gibi bilgiyi elde edecek, üretecek ve başka yüreklere taşıyacak bir donanımla yaratılmış olup asıl görevi elde ettiği bilgi ile dünyayı mamur kılmaktır.
Bunu doğru yapması ise belirttiğim gibi doğru anlamasına bağlıdır.
Yanlış anlaması halinde bütün bu bilgi elde etme, üretme ve iletme süreçlerini bir yanlışa alet eder. Sonuçta da bugün olduğu gibi hem kendini yaratan kudreti yanlış anlar hem varlığı yanlış anlar hem kendisini yanlış anlar hem tabiatı yanlış anlar!
Bizim anlama konusundaki en büyük eksikliğimiz de burada devreye giriyor.
Misal az önce örnek verdiğim Alemlere rahmet olanı “anlayamamak” gibi.
Zira Allah, onu “örnek insan” olarak göstermiştir.
Bir insanı örnek göstermek, onun yeniden üretilebilir, yaşatılabilir ve yaşanabilir olduğunu söylemektir. Yani bedeni vefat etmişse bile ruhu, amacı ve davası diridir.
Bunun anlamı ise onun fikrini, bakışını, uğrunda ömür tükettiği davasını çağa taşımak, onunla çağdaş olmaktır. Yani iman iddiasındaki her ferdin Hz. Peygamber’i kendi şimdi ve buradasına mümkün olduğunca taşıması ve yaşamasıdır.
Bu da onu “anmaktan” daha çok, “anlamakla” mümkündür. Anma çabaları ise onu anlamaya vesile olduğu kadar makbuldür. Yok eğer buna vesile olmuyorsa, aksine bir tür değer tüketim panayırlarına ve tatmin seanslarına dönecekse, ziyan ve hüsrandır.
Öyle ya ariflerin dilince her değerin arısı da olur sineği de. Bir değerin arısı onu üreten, sineği onu tüketendir. Değer ne kadar büyükse, arısı ve sineği de o kadar büyük ve o kadar çok olur.
Yani Alemlere rahmet olan biz Müslümanlar için çok çok değerlidir evet ama bunu söylemek kolaydır. Zor olan tarafı ise onu, taşıdığı ruhu, yüklendiği davasını, uğruna ömür tükettiği değerleri üretmek, taşımak ve yaşamaktır.
Şimdi bu açıklamalar ışığında bir kez daha sormak lazım, biz gerçekten onu tanıyor muyuz?
Tanıdığımızı iddia ediyorsak bu tanımanın vermesi gereken duygusal ve ruhsal bağlılıkla oluşan sevgi halesi neden yaşamlarımıza sirayet etmiyor? Biz, sevdiğimiz iddiasıyla haykırdığımız “örnek” insanın ahlâkının güzelliğine neden bürünemiyoruz?
Zihnimizin duvarlarında sayısını çokça artırabileceğimiz bu sorular cevap arayadursun şimdi de bize ruh üfleyen yaratıcımıza olan sevgimize bakalım;
Malumunuzdur, toplumun hangi kesimi olursa olsun ısrarla bozulduğumuzu ve bu kesimlerin hemen hepsinin görüş, duruş, fikir ve ideolojisinde ahlaki zaaflar olduğunu ısrarla dile getiren biriyim.
Bazıları bundan rahatsızlık duysa da ahlâk dediğimiz şey, yaratılış amacına (kitabi deyimle mâ hulika leh) uygun davranmak; vicdan çipine kodlanan tüm değerleri, farkına vardıktan (ergenlik çağına ulaştıktan) sonra son nefesine kadar bütün varlığını bu değerleri korumak için şahit kılmaktır.
Zira Rabbin nefesi olan insan; ayetlerin işaret ettiği tabirle Allah’ın ahlâkıyla ahlaklanmak, başka bir deyişle ilahi esmanın yansımalarını yaşamında diri tutmakla mükelleftir.
Evet, eğer insan sevdiğini söylediği yaratıcısını tanısa ve anlasaydı, kendi kartvizitinin başında da söylem ve eylemlerinde de O’nun Rahman ve Rahim sıfatlarından yansıyan bir şefkat ve merhamet yansırdı.
İster kabul edelim ister etmeyelim; eğer bu şefkat ve merhamet mahlukata koşulsuz yansımamışsa, Rabbin üflediği o tertemiz nefes, o pırıl pırıl ruh onu taşıyan tarafından kirletilmiştir. Zira (hep andığımız gibi) Müslüman olmak, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmaktır.
Hem kayıtsız şartsız teslim olduğunuzu iddia ettiğiniz Allah’ın zatını insanlara sonsuz şefkat ve merhametin kaynağı olarak tanıtacak, hem de O’na kayıtsız şartsız teslim olduğunu söyleyen bir Müslüman olarak O’nun sonsuz şefkat ve merhametinden O’nun yarattıklarına sizden taraf bir pay yansımayacaksa kusura bakmayın ama iman iddianız da ahlaki değerlere bağlılığınız da sadece bir söylemden ibaret olup yaşama geçmediği için yazmayan bir kalem gibidir.
Çünkü, ahlak dediğimiz o değerler bütünü bireyselleşemez, ayartılamaz, satın alınamaz, akla tabi kılınamaz. Zira o “yüce bir gönüllük” anıdır. Vicdanın sesini duyduğu onda bu ahlaki değerler bütününe tutunarak o sese cevap vermek zorunda hisseden kişi artık ahlakın manyetik alanına kapılmıştır ve onu sadece bu ahlaki bütünler tamamlayabilir.
O zaman diyebiliriz ki, sizin kendi ahlâkınız için ne dediğinizin hiçbir önemi yok. Önemli olan Allah’ın ve O’nun yarattıklarının sizin için ne dediğidir. Yalan dünyanın yalan göstergeleri içinden hakikatin bu işaretlerini seçmek ise, bu gözle bakabildiğinizde çok da zor olmasa gerek!
Ne dersiniz?
Belki de bu ahlâk körlüğünden dolayı kefenin cebinin ‘Allah adına; hak, hukuk, adalet için atılan her adımın bahşettiği ahiret akçeleri ile dolu olduğunun’ farkındalığını yakalayamayan bir feraset, dünyaya tapıyor ve onun gelip geçici heves, hırs, makam ve mevkilerine tamah ediyor.
Belki de bu yüzden bir taraftan bütün arzu ve heveslerini kuşanıp dünyaya koşanlar, diğer yandan cümle heva ve isteklerini yağmaya verip dünyadan kaçanlar etrafımızı kuşatmış durumda.
Belki de bu yüzden tembel, kolaycı, hayatı ezber yaşayan, hamasi nutuklarla galeyana kolaylıkla gelerek bütün sorunlarını hallettim sanan, düşünmeyi ar sayan, toplumsal hatalardaki sorumluluk payıyla yüzleşmekten ürken; tefekküre niyeti, vicdani muhasebeye çapı ve mücadeleye gayreti olmayan bir toplumda nifak tohumları kısa sürede fesat ağacına dönüşüp tekfir meyvesi veriyor!
Belki de bu yüzden “güvenmeyi” bu kadar özledik!
Belki de bu yüzden “Allah, yere göğe sığmayan varlığı ile benim mekânım, kulumun yüreğidir” demesine rağmen, biz yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini gösteremedik.
Belki de bu yüzden kimi ruhların yükselerek ve canlarını imanlarına şahit kılarak bize bir ülke verdikleri bu mümbit coğrafyada insanı bozan ve fıtratından uzaklaştıran bütün iğva düzenlerine karşı durup bir ‘isyan ahlakı’ oluşturamadık. Hastalıkta Eyüp, hasrette Yakup, zindanda Yusuf, ateşte İbrahim olamadığımız için de toprağı, insanı, inancı kirleten her ne varsa onunla savaşamadık.
Belki de bu yüzden kırıntıya hürmetimiz olmadığı için bir serçenin kalbini göremedik. Ağaçlara su verip adaleti yeşertmek yerine, dikenleri sulayıp zulmü büyüttük. Yüreğimizin kaldıramayacağı ağrılar edindik ama giderek mekanikleşen ve ruhunu kaybeden bir dünyaya söyleyecek diriltici sözler bulamadık.
Belki de bu yüzden unutuşun bütün pencerelerini ardına kadar açtık. Kaderin ve kalemin sahibi tarafından kurulan can saatini biz kurmuşuz da ölüm anını biliyormuşuz gibi rahatız. Haddini aşan bu rahatlık, zıddına inkılap ettiği için de aşındırdığımız güven duygusuyla “diğerinden kötülük bekleyen” kırılgan bir toplum haline geldik.
Belki de bu yüzden ruhlarımıza istikamet veremedik ve içimizin Hira’larını örümcekler kapladı. Ama bu Hira’ların kimsesizliğinde o sancılı doğumlar, kum tanesi olup çölün derdiyle kavrulan nebevi koku yok.
Belki de bu yüzden öteler için dünyayı araç kılacağımıza, öteleri anlamdan muaf ve büyüsü artık bozulmuş bu dünya için araç kılmaya başladık! Semiren bedenlerimiz ama aç ruhlarımızla kimsenin hakkı kaldırmaya takati kalmadı ve bu aymazlıkla ‘hak’ dediğimiz şeyi herkes kendi tekeline aldı.
Ve belki de bu yüzden insanlığın kahir ekseriyetinin bir kurtuluş ve esenlik bildirisi olarak algıladığı dinin mensupları olarak ezana, Kuran’a, İlahiye, mevlide bayılan ama aklını ve kalbini buluşturamadığı için haksızlık, hukuksuzluk, zulüm ve adaletsizlik karşısında da yayılan insanların ezici bir çoğunluğa sahip olduğu bir çağ düştü nasibimize!
Farkında olabilme temennisi sunacağım ama ilkin ne kaybettiğini bilmek gerek ki, insan onu aramaya çıkabilsin!
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Kadir Erol
İnsâni Yardım....!
Öztürk Samuk
Zemin Uygun, Kitle Müsait
Seyfettin BUDAK
Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin!
Halil MERT
Millî Ekonomi: Güçlü Ve Büyük Türkiye'nin Omurgası
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Recep YAZGAN
Gerçekten tuhaf değil mi!
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Eyüphan KAYA
Koç alnına bir kara leke sördü!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)