“İnsanları geçimsiz yapan sevgisizlik, birbirine düşman eden iletişimsizlik, güzellikten yana yok eden ne varsa ilgisizliktir” diyor Konfüçyüs.
Hepimizin yüreğini dağlayan, içimizi acıtan, yüreğimizi kanatan bir vahşet bomba gibi düştü gündeme medyanın bir süre önce yaşanmış olayı servis etmesiyle birlikte. Kaybolan vicdanımızın, üstünü örttüğümüz basiretimizin, artık sadece adını anabildiğimiz ferasetin bileşkesi olması gereken marifet bakışını kaybettiğimiz için de her birimiz beddualar dizdik, lanetler okuduk bu makus olaya ve gidişata.
Bu vahşetin sorumlusunun 46 yaşında, gaz lambasından bilgisayar çağına geçişin hormonlu çocuğu olduğunu, sahip olduğu kültürün hızla yozlaştığını, manevi dinamiklerinin kaybolduğunu unutarak.
Çocuklarımızı yetiştirirken dahi güç pompaladığımızı, gücün hakta değil hakkın güçte olduğunu özümsettiğimizi, arkadaş ve iş ortamından elimizdeki gazeteye tv ekranlarına kadar psikolojik şiddetle iğfal edilen beyinlerin esaret altına alınan beyinlerin “güce” odaklanacağını ve bu amacına ulaşmak için de “şiddet” kullanacağını atlayarak.
“Çifter çifter yarattım” ilahi ikazına eklenen ve çağlar ötesinden zamanın kalbine üflenen Veda hutbesindeki “Kadınlar size Allah’ın emanetidir” nebevi haykırışını kalbimize indirmeden sadece dillendirerek.
Toplumun anası kadını bizzat dinsel terminoloji kullanarak, erkeğin kölesi olarak lanse etme çabasına sessiz kalmakla içten içe destek vererek.
Bitti mi, hayır. Ama sayfalarca sürebilecek bu tespitler toplumsal hale gelen sorunun sadece bir yüzü.
Zira 17 saniyelik bir görüntüdeki yürek yakan “ölmek istemiyorum” haykırışının vicdanlarımıza kazıdığı bu vahşet salt erkek hegamonyası üzerine değerlendirilecek bir konu değil.
Cinsiyetinin farkına varır varmaz evlilik hayalleri ile büyütülen ve “güçlü erkek, koruyucu erkek, sahiplenici erkek” imajının içselleştirildiği, kadının cinsel bir obje olarak sergilendiği kapital bir kültür içinde büyütülen kız çocuğuna öğretilen çaresizliğin öbür tarafında doğurduğunun kölesi yapılan kadının bizzat kendisi var.
Rabbin “erkeğin himayesine” verdiği ama meallerimizde dahi bizzat Allah adına yalan söylenerek “kadınlar dövülebilir” desturunun verildiği; erkek egemen bir toplumda erkeğin kölesi ilan edildiği; bırakın emanet olarak algılayamayı idrak yetimliğimizde basiretsizliğin dibine vurduğumuz toplumda “ben mutluyum, huzurluyum” diyen kaç tane kadın tanıyorsunuz? Ya da bin bir umutla kurdukları aile yuvalarında “sevgi” tohumlarını son ana kadar yeşertme gayreti içinde son noktaya kadar mücadele eden “kadın”ın ailedeki rolü ne?
Ataerkil bir yapının insanlığın varoluşundan hemen sonra ortaya koyduğu “erkek” hegamonyası içinde “kadın” nerede?
Kafalarında yarattıkları adeta bir “erkek ilah” sanrısı içinde kadına biçilen “kölelik”rolünde (kendi nefsim dâhil) kaçımız vebal altında?
Artık buram buram vefa, aşk, sevgi kokan huzur dolu hikayeler nerede kaldı?
Annelerimizin, ninelerimizin, babalarımızın, dedelerimizin aşkları, sevgileri, evlilikleri neden son nefese kadar sürdü de bugün resmi verilerle son on yılda boşanma oranları yüzde 740 artmış durumda?
İffet abidesi Meryem’ler; Allah’ın bizzat selam gönderdiği Hatice’ler, vefa timsali Fatıma’lar, Peygamber’in kördüğümü Aişe’lerden günümüz Havva’larına ulaşan mesajlar nerede kayboldu, biz ipin ucunuz ne zaman kaybettik?
Bakın dünyaya;
İki yıl önce kaleme aldığım ve araştırması yaklaşık altı yıl süren “Hz Havva’dan Günümüze Kadın” adlı iki cilt eserimde kadının tarihsel serencamını ele almış; dinsel terminoloji kullanılarak kadının nasıl köleleştirildiğini ayan beyan gözler önüne sermiş ve “doğurduklarınızın kölesi olmayın” diye haykırarak eklemiştim; “onlar, kendi suçlularını doğurdular. Etrafınıza bir bakın hepsi, yetiştirdikleri tarafından taciz ediliyor, yetiştirdikleri şiddet uyguluyor ve tecavüz ediyor. Yetiştirdikleri, aleyhlerinde yasalar çıkarıyor.” diye.
Her platformda haykırıyorum;
İnsan insana emanettir. Eşler, evlatlar, kardeşler mal değildir, mülk değildir, köle değildir! Alınmaz, satılmaz, rızası hilafına davranılmaz. Kâinatın en muhteşem ayeti ve en büyük kutsalı olan insan kıymetlidir, canı azizdir. Boşandı, artık sevmiyor, başkasını sevdi, itaat etmiyor, velayet vermiyor diye kimse kimsenin canına kast edemez, yaşam hakkını elinden alamaz. Asıl imtihanın yaşatmak üzerine kurulu olduğu dinsel terminoloji bunu tüm âlemleri öldürmek olarak lanse eder.
Bu anlayış hakim olmadıkça öldürülen her annenin arşa yükselen her ağıdın üzerinde parmak izimiz olacaktır maalesef. Çünkü söylemlerimiz eylemlerimizi yalanlıyor ve söz sadece dudaklarımızda kalıyor, gırtlağımızdan aşağı inmiyor.
Peki bu işin çözümü ne ?
Aileden başlaması gereken değerler eğitimini yeniden canlandıracak sistemsel, toplumsal ve bireysel önlemler almak tabi.
Çocuklarımıza okullarda beyinlerine ders kitaplarındaki müfredatları boca etmek yerine sevgi ve vicdan kavramlarını ikame ettirecek yaşanmışlıklar sunmalı, yetişkinler olarak terbiyenin model olma yolundan geçeceğini idrak etmek zorundayız.
Sayısı her geçen gün artan şiddet olaylarının asıl sebebi olan öfke, saldırganlık, sosyal güvensizlik zemini oluşturan, aile birliğine zarar veren ve şiddete teşvik eden medya argümanlarının halka yayılmasının önüne geçmeliyiz ki kanımca yaşanılan vahşet görüntülerinin medyaya yansıması bile başlı başına bir infial ve nasıl bir ruh haline sahip olduğumuzun göstergesi.
Evet, insanlar kullanmaya alıştıkları herşeyin Allah’ın nimeti ve emaneti olduğunu, bununla kendilerinin ve çevrelerindeki insanların sınandığını unuttular. En sonunda da gözlerinin gördüğü, ellerinin yettiği herşeyi kendi malları zannettiler. Düzenlerini devam ettirmek için de cahiliyye döneminde olduğu gibi halkı fırkalara ayırdılar ve sahip oldukları imkanlarla ahalinin gözünü boyama uğraşına girdiler.
Alemlere rahmet olanın deyimiyle yalnızlığın özgürlüğüne, imanın samimiyetine, aşkın yarasına ve derdin mucizevi gücüne talip olmanın bedeli ağır, yolu meşakkatli. O yüzden demişti ya bilseler yapmazlardı diye.
Bilselerdi dua için arşa kalkan eller ile eziyetlerin en kötüsüne niyetlenen eller aynı olur muydu?
Peki bilginin bunca kolay ulaşılabildiği bir çağda gerçekten "bilmiyorduk" bahanesine sığınmak sizin de aklınızın midesini bulandırmıyor mu? Haddinden başka herşeyi bilen günümüz insanı Muhammedi davetin binbir güçlükle yerleştirdiği tüm değer, inanç, hedef ve idealler teslimiyete kör, kulluğa sağır, gölgelerin esiri olmuşların gözü önünde değiştirilirken huzur-u ilahide "bilmiyorum" diyebilir mi gerçekten?
Doğrudur, vakit kişinin kendi gölgesinin üzerinden atlayıp yüzünü nereye çevireceğini bilmesi gereken bir vakit. Bu yüzden de niyazlar herşeyin özüne vakıf olana. Her varın aşikâr ettiklerini de gizlediklerini de O bilir, varlığın her hal ve ahvaline o hükmeder. O’na duyduğumuz tevekkülle “Allah bize yeter!” sözlerini dalga dalga semaya bırakırken peşin çalışan tüccar diliyle değil, sadece hayra ve rıza makamına talip bir gönülle arşa hicret etmek lazım.
Bu yüzden de “güven adası” olması gereken müslümanı ve bu mümbit coğrafyayı bu hale getiren sebepleri büyük bir cesaret ve samimiyetle ele almalı; ünvanlarına unvan katmakla meşgul akademisyenler, milletin başına din adına menkıbe boca eden bezirganlar, öğretmenler, muktedirler, sorumlulardan başlamak üzere yediden yetmişe bir bilinç ve şuur oluşturmak adına sevgiyi, birliği, beraberliği, emanet bilincini inşa edecek ve toplumun tamamını ötekileştirmeden, ayrıştırmadan kucaklayacak çalışmalara bir an evvel başlamalıyız.
Koskoca güneşi cılız kıvılcımlarla değişenler ve yetinmeyip bir de ışığa küfredenler yüzünden bu hale gelen toplumun girdiği anafor, ancak sabır ve metanetle lehimize çevrilebilir. Dün, taşlara tapan Ebu Cehil misali mert kâfirlerle sınanıp dirayetini gösteren bu ümmet; bugün gönüller yıkan ama buna rağmen camileri gökyüzüne yükseltme yarışında olan iman sahipleriyle başbaşa çünkü. Biliyorum ki, fitnenin karşısında durabilmek için öncelikle kargaşaya son verip gönülleri birlemek lazım. Bunun için de “çelikleşmiş” bir sabra ihtiyaç var.
Unutmamalıyız ki;
Saflığı arayan gönüller ve hakkaniyete bakan vicdanlar inşa etmeden hak aramak, zulmü ortadan kaldırmaz. Nitekim yaşanan bu ahval ile asırlardır her fırsatta dünün mazlumları yarının zalimleriyle yer değiştirmektedir. Haklarını aramayı ve Allah’ın kendilerine çizdiği hududun nerede tükendiğini bilmeyenler kendilerini Hakk’ın emrine sunamaz; ilim ve idraki olmayan bir nefis ise, hangi durumda kime merhamet edeceğini ve nerede durması gerektiğini bilemez!
Bu yüzden yapmamız gereken şey nefsimizi kendimize imam kılıp onun dipsiz heva kuyusuna düşmek yerine; onu vicdanın öğrencisi kılıp içimizdeki kiri pası temizleyip çevremize sevgi, şefkat, rahmet, merhamet ve en çok da adalet tohumları serpiştirmek olacaktır. Hep söylediğim gibi iman ederek "kendi çağlarının" göğsüne iyilik, güzellik, doğruluk için; hak ve adalet için, dertleri ve acıları paylaşmak için omuz omuza verip tohum ekenler kurtulacak, gerisi ne olursa olsun hüsrana uğrayacak ve kaybedecektir!
Sonuç olarak bilmeliyiz ki sözün güzelini seçebilmek için öncelikle sözün tamamını fikretmek gerekir. Aksi halde akıl, güzel olanı seçmek yerine nefsin arzusuna kapılarak kolay olanı, hoşa gideni ya da rıza makamından koparak ya nefsine ya da başkalarına şirin görünebilmek için zor da olsa gösterişli bulduğunu tercih edebilir. Ama korkulması gereken asıl nokta hata yapmak değil, hatada ısrar etmektir. Zira Adem'i 'adam' kılan pişmanlığı ve tövbesi, İblis'i şeytan kılan ise hatasındaki ısrarıdır.
Müebbet muhabbetle…
Ömer Naci Yılmaz
Ateş Sazlığı Yakınca
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Seyfettin BUDAK
Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Hüseyin KURT
Bir medeniyeti yok etmek!
Bülent ERTEKİN
Engel Bedenlerde Değil, Vicdanlarda Başlar!
Adnan ÖZ
Samsunspor oyuncularında heyecan kaybolmuş!
Eyüphan KAYA
57 İslam Ülkesinde Eşzamanlı Referandum Şart
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Ahmet SAĞLAM
Mümin mi, Müslüman mı!
Recep YAZGAN
Çarşamba Belediye Meclisinde kazan derin siyaset
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Halil MERT
Bir Çöküşten Dirilişe Uzanan Yol
Nihat Güç
ABD-İsrail Ve İran Savaşı
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Ahmet DÜZGÜN
Fabrika Ayarlarına Dönüş
Songül KARAMAN
Evlerde Bereketi Çoğaltmak İçin Neler Yapılmalıdır-2
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Mehmet BOZKURT
Yeniden Bir Diriliş Gerekir!
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)