Elimde kitap uyuyakalmışım.
Şiddetli bir sarsıntı ve bağrışma sesleriyle fırladım ayağa. Bir ana başım dönüyor sandım çünkü odamda ne varsa beşik gibi sallanıyordu. Epeyce süren bir sallanmadan sonra “deprem” olduğunu anladık.
O an, ne kadar aciz ve savunmasız bir varlık olduğunuzu, aslında tüm dünya yaşamının gelip geçici olduğunu daha iyi anlıyor ve sanırım elinizdeki başta can nimeti olmak üzere size sunulan tüm rahmete ne kadar nankör olduğunuzu gözünüzden kalkan perde ile daha iyi farkediyorsunuz.
Gelmekle adım attığımız ama gitmeyi hep ötelediğimiz; “ansızın”, hiç hesapta yokken gelen ve tüm zerrelerimizce bürünüp kendimize ait sandığımız dünyadan gitmenin adı olan “ölüm” korkusu ve gerçeği hepimizin gündemine oturdu evvelsi gece başta Elazığ, Malatya, Diyarbakır olmak üzere geniş bir coğrafyayı sallayan depremle birlikte.
İnsanlıktan nasibini alamamış, idrak ve feraset yetimi birkaç makus paylaşım ve söylemi katmazsak da yaşadığım coğrafyaya bir kez daha hamd ettim tüm zerrelerimle; dil, din, ırk, renk, mezhep, düşünce ayırmaksızın nasıl çok kısa süre içinde bir bütün haline geldiğimizi gördüğümde gözlerim yaşararak.
Biz; çaresizlik, korku, panik sarmalı içinde debelenip dua kanallarını sonuna kadar açarken; Rahman bir kez daha “ben buradayım”, “ölüm var”, “bu dünya hayatında hancı değil sadece yolcusunuz”, “sizler çok böbürlendiniz ama gördünüz mü ne kadar da acizsiniz benim heybetim karşısında?” mesajlarını ardı ardına sıraladı.
Hiç unutmadım ve unutacağımı da sanmıyorum o sahneyi.
Van depreminden birkaç gün sonra idi. Muhabir, enkazların üzerinde bitkin bir halde oturan orta yaşlı bir adama yaklaşmış ve sormuştu, “neyiniz var, iyi misiniz?” diye!
“Artık bişeyim yok!” demişti adam ve eliyle 4 enkazı işaret etmişti.
“Bu 4 bina da benimdi. Burda ben ve eşim, burda oğlum ve gelinim, burda kızım, burda da torunlarım oturuyordu. Allah mal dahil hepsini benden sadece birkaç saniyede aldı ve beni bir başıma bıraktı”.
Başını önüne alıp derin bir “ah” çekerek “Siz hiç birkaç saniyede herşeyinizi kaybettiniz mi? Ben kaybettim bak” demişti gözleri dolu dolu ve devam etmişti;
“Sen yıllarca aynı yastığa baş koyduğun eşinin paramparça olmuş cesedini gördün mü enkaz yığını arasında? Bahçene sırayla dizilen cenazelerin yaz sıcağındaki kokusunu almadan enkaz çalışmalarına katılanlara su dağıttın mı? Hastane morgunda duanın ipine sarıldın mı Allahım ne olur bana bağışla onları diye yalvar yakar. Var git evladım bişeyim yok artık çünkü veren, aldı hepsini.”
Bence içsel bir hicret, yürek ülkemizi ‘inşa’ zamanı.
İşim bilimsel yönü ilgi alanıma girmiyor. O konuda derinlemesine araştırmalar zaten günümüzde yeterince var.
Ama her deprem gerçeği bana Kur’an-ı Kerim’de 145 geçen defa geçen “hayat” ve yine 145 defa geçen “ölüm” kavramlarıyla birlikte kıssaları ve kavimlerin helak edilmelerinin sebeplerini anımsatıyor. Hani bizim geçmişte yaşanmış bitmiş olarak gördüğümüz, “masal” olarak addettiğimiz ama her satırı ve her ayetiyle “diri” olan ve kıyamete kadar da bu diriliğini koruyacak olan olaylar silsilesini.
Her bir kavmin helakına sebep olan günahların sebep olduğu Gazabullah’ı irdeleğinizde ise karşınıza iki korkunç gerçek çıkıyor;
İlki “iyi” olanların da “kötü”lerle birlikte helak edildiği gerçeği ki burada “pasif” iyiler ısrarla uyarıldıkları halde “aktif” iyi haline gelip “kötü”leri engellemedikleri için cezalandırılıyorlar.
İkincisi ise o kavimlerin her birinin helakına sebep olan günah, haram ve yasakların artık günümüzde “kanıksanır” hale gelmekle birlikte yazık ki artık bir şehirde, bir mahallede hatta bir evde işlenir hale gelmesi.
Ben Gazabullah’ın harekete geçmemesini sadece artık zamanın “ahir”i yani bitimi olarak okuyorum. Yoksa zaten yarattığı her şeyin “ölümlü” olduğu ve “ecel” şerbetini içeceğini defalarca hatırlatıyor ilahi kelam.
Bu, madalyonun aslında bizim ötelediğimiz, kaçtığımız, üstünü örttüğümüz yüzü aslında.
Madalyonun bir de öteki yüzü var. Hayatın içinde akıp giden, hayatın atar damarlarında atan ikinci yüzü. Yani bir böcek, kelebek, arı olarak değil de “insan” olarak gönderildiğimiz bu dünyada vermeye çalıştığımız ve artık yazık ki “kıldan ince kılıçtan keskin” o yol ayrımında “insan kalma” mücadelesi.
Deprem olur olmaz dil, din, renk, düşünce, mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm zerrelerimle hamd etmeme sebep olan bir yardımlaşma hareketi Edirne’den Ardahan’a, Hakkari’den Muğla’ya mümbit coğrafyamın her tarafında hayat buldu. Kimimiz kavli duasıyla, kimimiz fiili duasıyla tek yürek olduk ve Rabbimin rahmetini celbedecek bir beraberlik ruhu koyduk ortaya.
İyi de neden sadece başımıza bir felaket geldiğinde?
Neden sadece böyle günlerde?
Neden ölümü, kardeşliği, birliği, beraberliği, yardımlaşmayı, merhameti sadece böyle günlerde anar hale geliyoruz? Neden acziyetimizin farkına böyle günlerde varabiliyoruz?
Neden Rabbimizin bu şefkat tokatlarından sonra nefretin yerini merhamet; kinin yerini kardeşlik; şirkin yerini tevhid; batılın yerini hak; karanlığın yerini aydınlık; maddenin yerini mana; alışkanlıkların yerini aşkınlık; hüsranın yerini gufran; küfranın yerini şükran; kabuğun yerini çekirdek; aracın yerini amaç; malumatın yerini marifet; sözün yerini davranış; rivayetin yerini riayet; tasarrufun yerini tasadduk; israfın yerini paylaşma; hırsın yerini huzur; tamahın yerini kanaat; benliğin yerini birliktelik; Kabil’in yerini Habil, hevanın yerini takva, öfkenin yerini itidal almıyor?
Veya neden “benim” le başlayan cümlelerle kavgamızı başlatamıyor, taşıdığımız canın dahi ‘bize ait olmadığını’ fark edemiyoruz? İçtiğimiz suyun, giydiğimiz hırkanın, ayağımızdaki ayakkabının, ağzımıza aldığımız lokmanın üzerinde dahi bir tasarruf hakkımız olmadığının farkındalığını neden elde edemiyoruz?
Çektiğimiz her ızdırap, ona neden ve nasıl düştüğümüzü ve ondan nasıl kurtulacağımızı gösteren işaretler taşırken acılarımızı gözleyerek kaderin ve kalemin sahibinin bize ne öğretmek istediğini keşfetmemiz gerekmiyor mu?
Haydi başımızı ellerimizin arasına alalım ve “doğum, cinsiyet, aile ve ölüm” olarak nitelendirilen ‘cebr-i kader’ dışında herşeyin irademize bırakıldığı bu dünyada yaşımız kaç olursa olsun; yaşanmışlıklarımız ne olursa olsun tefekkür deryasında kulaç atalım;
Şu an, evet hemen şuracıkta, ben bu satırları yazarken ya da siz okurken; bize “emanet” edilen “can”ın asıl sahibi bizden emanetini alsa…
Ne kattık bu dünyaya?
Dünya ne kaybederdi yokluğumuzla? Gidişimizle kaç iş aksardı ? Kaç kişinin canı yanardı? İnsanlar sizi, beni gidişimizden sonra “ne şekilde” anardı?
Eğer kalmamız ile gitmemiz arasında bir “fark göremiyorsak” nedir var olmamızdaki amaç? Yeme, içme, uyuma ve üreme mi?
Ya iyi de bunu hayvanlar da yapmıyor mu?
Karnımızı doyurma, günlük geçim telaşı mı? Siyasi kavgalar, onu bunu çekiştirmeler, gıybet, dedikodu, hayatımızdaki pisliklere odaklanmak yerine kendimizi kusurdan beri görerek başkasının kusur, hata ve eksikliklerine odaklanmak mı?
( Başta kendi nefsim ) başımız önümüze düştü ve sükût ettik değil mi?
Çünkü, her birimiz yazık ki kendini kurtarma telaşı içinde dünya gailesinin girdabında boğulup gidiyoruz.
Evet pek çoğumuz namaz kılıyor, oruç tutuyor, sinirleri alınmış olsa ve yazık ki içi boşaltılmış olsa da zekatımızı veriyoruz ; hatta yetmiyor ömürde defalarca kez hacc yapan hemen her yıl umre yapan inananlar (!)ın sayısı gün geçtikçe artıyor.
Buraya kadar herşey güzel…
Peki, yukarda arz ettiğim gibi söz ve eylemlerimizde Allah nerede? İnsanlar bize bakınca Allah’ı hatırlıyor mu? Bizim yaşantımız etrafımızdakilere “takva” kokusu yayıyor mu? Biz yünlü seccadelerimizde saray yavrusu evlerimizde Firdevslere talip iken dışardaki kaç imdat çığlığına kulak kabartabildik, kaçının feryadına yetişebildik?
Kaç kişi vesilemizle Rahman’ın kelamına yöneldi? Kaçı bizim vesilemizle Halık’ı ile barıştı? Kaç yetimin başını okşadık? Kaç yoksul sofrasına konuk olduk? İnsanlar elimizden, belimizden ve dilimizden emin mi?
Ellerimizi açıp dua ettiğimizde eşimizin, çocuklarımızın, dostlarımızın ve sevdiklerimizin arasına kaç mazlum girebildi, kaç hastaya şifa dileyebildik, kaç yetim için gözyaşı döktük?
Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyorken kaçını kurtarabildik? Dünya üzerinde 1,5 milyar insan aç iken kaçına uzanabildik? Üzerine ölü toprağı seçilmiş hangi ruhta inşirah yaratabildik? Siyonist şeytanlık dört bir yanımızı sarmışken, emperyalizmin elinde inim inim inliyorken, kapitalizm bugün dünya üzerinde en büyük “din” iken kaç kişiyi HAK ile uyarabildik?
Bu din “güzel ahlak”tan ibaret iken kaç kişi bizim ahlakımıza hayran olup bu din-i mübine yöneldi?
Allah’a olan namaz, oruç, zekat, hacc borcumuzu (!) öderken ; O’nun en muhteşem ayeti olan ve bize emanet ettiği insanlara karşı adalet, merhamet, şefkat, rahmet, nezaket borçlarımızı ödeyebildik mi?
Bu dünyada başkasına faydası olmayan imanımızın ötelerde bizi kurtaracağına mı iman ettik? Madem öyle neden binlerce sahabi “tebliğ” uğruna yerinden, yurdundan, evinden, ocağından binlerce km ötede neden can verdi?
Güsul abdestimizde gösterdiğimiz hassasiyetimize karşılık kaçımızın hayatında kul hakkı hassasiyeti var?
Dün yüce Allah’a şükürler olsun ki; Vedd, Sanem, Hubel, Menat, Uzza, Lat ve daha nice putları yıktık. Acaba bugün; kadın, mal-mülk, ırk, şöhret, benlik ve özellikle de para putlarının kaçını yıkabildik? Namazlarda yukarıdaki 6 tane put aklımıza bile gelmiyorken, aklımızdan hiç çıkmayan alttaki 6 tane putu nasıl kıracağız?
Bugün yeryüzünde 1,5 milyar insan aç dolaşıyor, öte yandan bir adam tek başına bir kıtanın açlık sorununu çözecek servete sahip ve buna rağmen her gün hep haykırdığım gibi 32 bin insan açlıktan ölüyor!
Açın ve Kur’an ayetlerini irdeleyin…
Göreceksiniz ki; Allah’ı en çok rahatsız eden şey kendi yarattığı dünyası üzerinde “aç, çıplak, susuz ve güneşin sıcağında yanan” insanların bulunmasıdır. Kur’an; kimsesizlerin, yoksulların, düşkünlerin, yetimlerin, eşitsizliğin çığlığıdır!
Allah müstağnilere, insanlar üzerinde hegamonya kuranlara adeta savaş ilan etmektedir!
Allah’ı en çok hoşnut eden şey ise, zenginler ve yoksullar arasındaki uçurumun giderildiğinin görülmesidir.
İlk 23 sürede Allah adeta mustağnilere yani mal, mülk toplama hırsı ile dünyaya tapanlara adeta savaş ilan etmektedir.
Yani; Allah, insanların ihtiyacı, umudu ve arayışında müzahir oluyor.
Mehdi bekleyenler… Umudu ve arayışı diri tutmak, canlandırmak, yaymak ve örgütlemek Allah’ın gören gözü, işiten kulağı ve yürüyen ayağı olmak demek değil mi?
Bakın ne diyor İlahi mesaj…
“Orada (yeryüzünde) aç kalmazsınız, çıplak olmazsınız, susuzluk çekmezsiniz, güneşin sıcağında yanmazsınız.” (Taha; 118-119)
Yani “yasak ağaçlardan” (adam öldürmek, hırsızlık, yolsuzluk, fuhuş, zulüm, işgal, şiddet, sömürü vb.) yediğiniz takdirde açlık, çıplaklık, susuzluk, yanma; ateş, kaos, deprem, sel, yangın ve krizden kurtulamazsınız…
Bunlar olmadığı takdirde yeryüzü sizin için “cennet” aksi halde “cehennem” olur…
Allah bizden ne zaman mı razı olur?
Son aç doyurulduğunda, son çıplak giydirildiğinde, son susuz suya kavuşturulduğunda, son yangın söndürüldüğünde…
Ve tüm bunlara neden olanlar alaşağı edildiğinde…
Sonuç mu ?
Yeryüzünün cennete veya cehenneme çevrilmesi bizim kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayıdır. Her kim her sabah üzerine güneşin yeniden doğduğu, çiçeklerin açtığı, nehirlerin aktığı, kuzuların melediği, kuşların uçuştuğu, insanların cıvıldadığı bu yeryüzü cennetini “yasak ağaçlara” dokunarak “cehenneme” çevirirse ettiğini bulacaktır. Her kim de cehenneme çevrilmiş yeryüzünü tekrar cennete dönüştürmek için çalışırsa karşılığını eksiksiz bulacaktır…
Ne dersiniz? Depremi Rabbimizin şefkat tokadı olarak okuyarak; uyanma zamanı gelmedi mi?
Aramızdan ayrılan tüm kardeşlerimizi rahmetle anıyor; yaralı kardeşlerime acil şifalar diliyor; gerek kavli gerek fiili dualarıyla birlik beraberlik tarlamıza ektikleri merhamet tohumlarını yeşerten ve yarına dair umutlarımızı yeniden canlandıran tüm kardeşlerimizin yüreklerinden öpüyor; böyle mümbit bir coğrafyanın ‘evladı’ olmamdan kaynaklı Rabbime tüm zerrelerimle hamd ediyorum.
Müebbet muhabbetle…
Halil MERT
İslam Dünyası Neden Paramparça?
Songül KARAMAN
İSLAM
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Eyüphan KAYA
Bir İslam Toplumunun devleti laik olamaz!
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Adnan ÖZ
Samsunspor böyle oynarsa önümüz açık!
Fatih ORUÇ
ABD-IRAK savaşı veya I. Körfez savaşı
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
Mehmet BOZKURT
Siyaset Kurumuna Sitemim Var!
Seyfettin BUDAK
Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu?
Hamdi TEMEL
Ramazan’da Baş Ağrısı ve Böbrekler
Özlem Gürbüz
Evren tek mi?
Nihat Güç
Rü’yet-i Hilal Meselesi Ve Diyanet İşleri Başkanlığı
Ravza ZEYBEK
Ramazan Ayı Özgürlüktür
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Fatma Saçak Akbulut
Sevmek
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)