Dünyaya, eşyaya, ekonomiye, siyasete, eğitime bakış açısını kapitale odaklı zihinsel ve kültürel kodlarla komple değiştirerek; medeniyet kisvesi adı altında tüketim delisi, bencil ve makinelere teslim insan modelini yaratmayı başaran muktedirlerin ontolojik bir felâket üreterek dünyayı “ilahı para olan” kapitalizmin ruhsuz hegemonyasının pençesine terkettiği bir süreci yaşıyoruz hep birlikte.
Dünyanın kıyamete sürüklenmesinin ateş fişeği olan bu hegamonyanın baş döndürücü değişiminin bir sonucu -bana göre bedeli olan- covid 19 denen koronavirüs dünyayı hızla dolaşmaya devam ediyor ve kanımca Ademoğlu yaşadığı gezegende yeni bir felsefe, yeni bir sosyoloji, yeni bir psikoloji, yeni bir siyaset ve yeni bir ontolojiyle “yepyeni bir yol” ayrımına girdi.
“Biz”e gelmeden önce bu noktaya nasıl geldiğimize değinmek istiyorum ilkin.
Zira dünyada ve ülkemizde yaşanan sorunların tamamının temelinde “batı uygarlığının gücü putlaştırması gerçeği” yatıyor ama bu yakıcı gerçeği görecek, konuşacak, tartışacak çapta çok az insanımız var maalesef.
Önceki yazılarımın satır aralarında arz etmiştim;
Dünya, teknolojik gelişmelerle insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar birbiri ile yakınlaştı ve bu yakınlaşmanın bir sonucu olarak da artık bir ülkeyi etkileyen ekonomik, siyasi veya sağlıksal bir sorun tüm dünyayı etkisi altına alıyor.
Ancak bu hale nasıl geldiğimizi bilmek ve yaşadığımız çağı doğru okuyabilmek önemli.
Tarihsel serencama baktığımızda göreceğiz ki; batı uygarlığı, modernite adı altında geliştirdiği meydan okumayla üç asır gibi kısa bir zaman dilimi içinde ele geçirdiği ekonomik, teknolojik ve askerî güçle bütün medeniyetlerin kökünü kazıdı ve üretilen bu topyekûn saldırı, medeniyetlerin varlık nedenlerini de, temellerini de yerle bir ederek insanlığın geliştirdiği medeniyetleri tarihten sildi.
Dünyanın bugün karşı karşıya kaldığı, içinden çıkamadığı, aksine kangrene dönüşen, karmaşıklaşan ve ağırlaşan en temel sorunu bu kanımca.
Çünkü insanlık tarihi boyunca dünya hiç bu kadar tüketim kölesi olmamış, hiç bu kadar ruhunu yitirmemişti.
Dünyayı bu hale getirenlerin amacı bilgiye ulaşmak değil güce ulaşmaktı. Gücü ise bilgiye ulaşarak, bilim yaparak, tabiatın imkânlarını keşfederek elde ettiler. Dünyayı sömürgeleştirmeden önce tabiatı sömürgeleştirdiler, sonra da tabiatı köleleri hâline getirdiler. Güç, dolayısıyla güç üreten araçlar (bilim ve teknoloji) kutsandı ve amaç haline geldi. İnsan denen en önemli kutsal da bu süreçte gücün, dolayısıyla araçların, bu gücü ve araçları üreten bilim ve teknolojinin kölesi hâline geldi.
Asıl ürpertici nokta ise teknolojik kuşatmanın ötesinde, insanın düşünme melekelerini yitirmesi, hız, haz ve ayartı üzerinden duygularının kölesine dönüşmesi oldu.
Çünkü bu sayede hakikat fikri yok oldu. İnsanlık izafileşmenin ve nihilizmin eşiğinde baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojik aygıtların ve teknolojinin kölesi haline geldi. Bütün kültürel aidiyet biçimleri buharlaştı, aile yerinden edildi. Ruhsuz bir dünya içindeki insan ayartıcı, baştan çıkarıcı, hız ve hazla uyuşturucu güçlere teslim oldu. Bu teslimiyetle birlikte hakkın, hukukun, adaletin büsbütün hiçe sayıldığı, “özgürlükler, hukukun üstünlüğü, demokrasi” gibi batılıların işgallerini maskeleyici ayartıcı sloganlar eşliğinde hukukun ve adaletin yok edildiği bir zaman dilimi başladı.
Eğer kafanızı kuma gömmüş, salt kendi derdinize düşmüş, bugün dünyanın yaşadığı sorunu hem teorik hem de pratik olarak okuyabilecek bir derinliğe sahip değilseniz haçlı ruhunun hep diri olduğundan da bihabersiniz demektir. Zira zihniniz yaşadığınız çağı tanımlamaktan uzaklaşmıştır.
Ancak yaşananları, bir bütün olarak kavrayabilecek bir tarih felsefesi birikimine sahipseniz, yaşananların “bildiğimiz dünyanın sonu” anlamına geldiğini, dünyanın “belirsizlikler çağı”nın eşiğine sürüklendiğini, geceli gündüzlü uğraşlarla geleceğin dünyasının kurulmaya çalışıldığını daha net olarak görebilirsiniz.
Yani bugün yaşadığımız şu ürkütücü tablo; aslında yazımın başında anlatmaya çalıştığım fikriyatın hem fikren hem zihnen hem ruhen hem de ahlâken çöküşünün resmini çiziyor.
Sadece tüketim çılgınlığı peşinde koşturan; kariyer ve paraya tapan, egoizmin pençesinde kıvranan; medya, sanal dünya, film, futbol gibi neredeyse hayatın bütün alanlarını şekillendiren bütün mecralarda, hız, haz ve ayartı peşinde koşturan, duyarlıklarını yitirmiş, dünyanın sorunlarına yabancılaşmış, düşünme melekeleri dumura uğramış, sorumluluk bilinci sıfırlanmış nesillerin hızla ortaya çıkmasını başka türlü izah edebiliyor musunuz?
Bu virüs salgınının kardeşlik, yardımlaşma, kanaatkârlık, tevazu, fedakârlık, diğergâmlık gibi kurucu değerlerimizin yok olmaya yüz tuttuğu; her şeyin izâfîleştiği, anlamsızlaştığı ve bittiği, bütün dünyada değerlerin yerle bir olduğu, sosyal yapıların çatırdağı, ailenin yok edildiği, maneviyatın hayattan çekildiği; futbol, müzik, medya gibi kültür endüstrisinin nefse hitap eden ayartıcı güçleriyle insanlığı büyük bir ontolojik felâketin ve manevî boşluğun eşiğine sürüklediği bir zaman dilimine denk gelmesi sizce tesadüf olabilir mi?
Farkında mısınız bilmiyorum ama insanlık bu sorunlara karşı cesur çözümler üretmek için hayal gücü ve cesaretini yitirmiş durumda. Dünyada ne olup bittiğini anlamayan Asya, Afrika, Latin Amerika, Arap Alemi ve Doğu Avrupa ülkelerinin liderleri halen ondokuzuncu yüzyılın köhnemiş siyaset dilini kullanmaya devam ediyor.
Peki çözümümüz ne?
Öncelikle şuna samimi bir kalple inanmak zorundayız.
İnsan; âlemin, tabiatın ve bütün varlıkların dengesini korumak, sadece insanlar arasında veya sadece inananlar arasında değil, bütün yaratılmışlar arasında mizanı, dengeyi, ölçüyü, adaleti temin ve tesis etmek; teminat altına almakla mükellef kılınmıştır.
İnsan, bu mükellefiyetle varlıklar âleminin bir parçası olduğu ve varlıklar âleminde Allah’ın adaletini tesis etmekle yükümlü kılındığı için; başka insanlara da, başka varlıklara da, tabiata da zarar vermesi; diğer insanlar ve varlıklar üzerinde de, tabiat üzerinde de tahakküm kurması düşünülemez. Zira insan bu yükümlülüğünü yerine getirdiği ölçüde hakîkî kul olur.
Elbette ki, gücün kutsandığı ve putlaştırıldığı bir çağda, varlığınızı koruyabilmeniz için belli bir güce ulaşmanız kaçınılmaz. Ama güç üreten araçları, amaçların ve en önemlisi insanın önüne geçirirsek, hakikati yitirir; bununla birlikte sevgiyi, merhameti, kardeşliği, yardımlaşmayı, bir ve beraber olma ruhunu yok eder; bilimin ve teknolojinin kölesine dönüşür, insanlığın su kadar ekmek kadar ihtiyaç duyduğu adaleti insanlığa yeniden sunma imkânlarımızı kaybederiz.
Amaç bilim, teknoloji, dolayısıyla güç üreten araçlara hâkim olmak değil; ait olduğumuz manevi mirasın ışığı altında insanoğluna daha âdil ve yaşanabilir bir dünya sunmak olmalıdır.
Biz özellikle şu kaygan zeminde patinaj yapıp sahip olduğumuz bu manevi mirasın farkına varamaz, hakîkî ilerlemeyi insanın olgunlaşması, kemal merdivenlerini tırmanması, insanca bir dünya kurma çabası olarak göremezsek; araçları amaç hâline getirenlerin, gücü kutsayarak ilahlaştıranların oluşturduğu cehennemde, insanlığı felâketin eşiğine sürükleyen çıkmaz sokaklarına sapmaktan da kurtulamaz, hakikati kaybederiz.
Kimbilir, belki de bu hakikat ruhundan uzaklaştığımız için yerkürenin stratejik haritalarının yeniden çizildiği bu yol ayrımında ülke olarak ard arda yaşadığımız “doğal” ve kültürel şoklar, depremler, anormallikler; kendimize olan güvenimizi, geleceğe güvenle bakabilme melekelerimizi her geçen gün yok ediyor ve toplum olarak geleceğimizden, hatta yarınımızdan bile emin değiliz.
Geleceğe sağlıklı bakabilmemiz için, sağlam bir yerde duruyor; ayaklarımızı bulunduğumuz yere sağlam basıyor olmamız gerekir ancak görünen o ki, biz, bulunduğumuz yerin neresi olduğunu bile tam olarak bilemiyoruz. Tarihimiz, hafızamız, kültürümüz, anlam haritalarımız yok sayılmaya çalışıldığı için, nereye basabileceğimizi de, nereye doğru yürüyeceğimizi de, dolayısıyla yürüyüşümüzü engelleyebilecek duvarları nasıl aşabileceğimizi de kestiremiyoruz.
Çözümsüz müyüz?
Hayır tabi ki!
Her zorlukla birlikte mutlak bir kolaylık verdiğini vaad eden İlahi kudretin insanoğluna yaşattığı her musibetin hem vazifeleri hem de bu yaşanmışlıkların kazandırması gereken beklentileri var.
Okuyor, izliyor, görüyoruz. Gerek yazılı ve görsel medyada, gerek sosyal medyada özellikle bu musibetin dünyaya neden musallat olduğu konusunda yanlış inanışların kıskacında buz tutan gönüller, batıl yaklaşımların istilasıyla tıkanan zihin kanallarıyla yığınla öngörü var.
Ancak şu bilgi kirliliğine rağmen ben asla umutsuz değilim çünkü virüs sonrası evine kapanan insanlığın, içsel bir yolculukla insan olam erdemini yakalayacağını düşünüyor ve bu illetin külfet değil nimet olduğuna inanıyorum.
Zira eve kapatılan ve dışardaki gürültüden iç sesini duyamayan insanlık, bu sisli havada o sese yeniden kavuşarak her şeyin güç ve para olmadığını anladı. Paylaşmanın, dostluğun, empatinin, merhametin, vicdanın ve adaletin yeniden önemli olduğunu fark etmeye başladı. Daha iyi bir gezegen için neler yapılması gerektiğini düşünmeye koyuldu.
Çünkü her ne suretle olursa olsun, her çaresizlik, beraberinde “yeni arayışlar”ı da getirir. Yaşanan çaresizliğin büyüklüğüyle orantılı olarak “uzun soluklu muhasebeler” yapmaya mecbur kalır insan. Şu an işte tam da böylesi bir “hesaplaşma” ve bir gelecek tasavvuru geliştirme noktasında duruyoruz.
Bu nokta çok önemli çünkü bu tür hesaplaşmalar hayatı ve hakikati bütün boyutlarıyla idrak edebilmemizi sağlayabilecek algı kapılarını sonuna kadar açar. İnsanı içindeki ölüm korlusu ile yüzleştirerek şefkat, merhamet ve adalet duygusuyla yeniden donatır. Zira ölüm fikri insana, hem bu dünya hayatının geçici ve sınırlı olduğunu, hem de ruhunda saklı bulunan ölümsüzlük fikrinin izini nasıl sürebileceğini öğretir.
Bizler insanlığın dün umudu olmuş, yarın da umudu olabileceğini gösterecek kadar dünyanın mazlumlarına, yoksullarına, kimsesizlerine kucak açan mümbit bir coğrafyanın evlatlarıyız.
Adalet, asalet, hakkaniyet, sulh, selâmet, fedakârlık, ferağat, kanaatkârlık, kardeşlik gibi insanlığın insanca yaşamasını, insanca ve hakça bir dünya kurmasını mümkün kılan en kadîm değerleri hayata geçiren bir medeniyetin çocukları olarak bu medeniyetin dinamiklerine sıkıca sarılmış, sâbitelerine, ruh köklerine yürekten sahip çıkan bir coğrafyanın çocuklarını hiç bir maddî güç yok edemez. Buna imanım tam.
Ancak, zihnimizi çağdaş hurafeler çöplüğünden soyutlayarak; haritaların yeniden çizildiğini, bildiğimiz dünyanın çöktüğünü, yeni bir dünyanın kurulduğunun farkına varıp; toplumu kenetleyecek, bütünleştirecek, farklılıkları zenginlik olarak değerlendirecek, asgarî müşterekleri pekiştirecek, kısacası bütün kesimleri kucaklayacak ve aynı hedefe yönlendirecek politikalar oluşturarak medeniyet coğrafyamızı diriltmek; birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi pekiştirecek köklü adımlar atmak zorundayız.
Kabul ediyorum.
Gönül ve ruh coğrafyamız satırlarımın başından beri saydığım sebeplerle paramparça bugün. Ama bunun farkında olmak dahi direnişin, teslim bayrağı çekmeyişin ve yeniden toparlanma iradesinin beyanı olsa gerek. Eğer gönül ve ruh coğrafyamızda kendimizle buluşabilir, “biz”e ulaşabilir; kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle içimizdeki karanlıkları aydınlığa boğabilirsek, inanıyorum ki bizim önümüzde kimse duramaz.
Lafın özü, bu süreç kendimizi doğurma süreci ve bence külfet değil başlı başına bir nimet.
Farkında olabilme temennisiyle…
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)