Kurumlarımızı dolaştıkça zihnim geçmişi dört niteliksel zaman dilimine bölüyor ve insanlık tarihini kıyamete doğru kötülüğün sürekli arttığı bir süreç olarak tanımlıyor;
Beynimin altın, gümüş, bronz ve demir çağı diye nitelendirdiği bu çağrışımda idrak edebiliyorum ki; altın çağında huzur ve barış hüküm sürmekte ve bu dönemde yaşayan insanların hepsi altın gibi değerli ruhlara sahip. Gümüş çağında iyi huylar azalmaya yüz tutuyor, yollar ayrılıyor, kar gibi bembeyaz kalplere gölgeler iniyor ve kötülük filize duruyor. Bu yüzden de kavganın, acının ve nefretin ilk işaretleri ortaya çıkıyor.Bronz çağında artık kötülük meyve vermeye başlıyor, hakikat çatlıyor ve ruhlar ise kirli. Ama bu çağ kahramanlar çağı olarak göze çarpıyor ve bu çağda kötülüğün içinden sıyrılıp mevcut imkânları insanlığın lehine çevirmek için mücadele edebilenler iyiliğin timsali, cesaret ve özverinin sembolü oluyorlar. Demir çağında ise artık bencillik hakim, kötülük her köşede kol gezmeye başladı ve iyiliğin kaleleri bir bir düşerken; karanlık, kaygı ve keder alabildiğine büyüdü.
Zihnimin duvarlarında yankı bulan bu ayrımsamayı özellikle eğitimde yeni insanlarla tanıştıkça, yeni kurumlar ziyaret ettikçe daha çok özümsüyor ve neden bu hale gelmiş olduğumuzu daha iyi anlıyorum.
Eğitim sistemimizin başında “milli” var ama bize ait bir temeli olmayan, tahtası çürük, tavanı yıkık, pencereleri kırık, alev alev yanan bir ahşap konağa benziyor. Biz ise o konağın içinde oturmuş keyifle kahvemizi yudumlarken hangi tablonun hangi duvara ne kadar yakışacağından, hangi çiçeğin hangi sehpanın neresine konulması gerektiğinden konuşuyoruz. Allah var, sadece konuşmuyor, koşturuyoruz aynı zamanda. Tablonun birisini buradan kaldırıp karşı duvara tersten asınca “gençlik” diye bir derdimiz kalmıyor mesela. Sehpanın birisini kucaklayıp diğer odanın başka bir köşesine koyduğumuz anda “müfredat” problemi kökten halloluyor.
Neden var edildiğini, nasıl var olması gerektiğini, neleri nasıl yapması gerektiğini, neyi niçin yapamadığını tahlil edip mevzuyu kökten çözmek dururken, biz oturmuş koltukta kimin nasıl oturacağına kafa patlatmakla meşgulüz. Gidenin yürüyüşünü beğenmeyenler, gelenin duruşunu beğenmeyenlerle tartışadursun 19 İl ve 185 İlçenin, 1700 küsur kurumun geride kaldığı üç yıldır sürdürdüğüm mücadelede elimdeki parçaları birleştirdiğimde resim de ortaya çıkıyor;
Kaygılı okul idarecileri, yorgun öğretmenler ve umursamaz, amaçsız yüz binlerce öğrenci. On, onbeş yıl öncesine kadar müthiş bir yatırım, devasa binalar, tıka basa malzeme dolu kurumlar ve yaşanan bu altın çağa rağmen ortada altın bir neslin bulunmayışının sol tarafıma bıraktığı tarifi imkânsız bir sızı.
Evet, çok uzun yıllardır, bütçeden en büyük payın eğitime ayırıldığını söyleyip duruyoruz. Tabloya baktığınızda gerçekten de öyle. Cumhuriyet tarihi boyunca tüm hükümetler eğitime fazlasıyla önem vermiş, fazlasıyla kaynak ayırmış, fazlasıyla kafa yormuş.
Peki o zaman neden bunca şikayet?
Çok fazla sebep var ve bunları yazmaya kalksak sanırım ciltlerce kitap çıkar ortaya; konuşmaya kalksak haftalarca sürer ama gözüme en çok çarpan üç unsur var paylaşmak istediğim;
30 milyona yakın öğrenci sayısı, eldeki kaynakların verimsiz kullanımı ve olması gereken liyakat kavramının artık yerini çıkar ilişkilerine dayalı sadakate bırakması.
Önceki yazılarımda arz etmiştim üniversite gençliğini dahil ettiğinizde 30 milyona yakın öğrencimiz var ve yükün yüzde 90’dan fazlası devletin sırtında. Milli Eğitim Bakanlığı en çok bakan değiştiren bakanlıklardan biri ve liyakate dayanan yönetim anlayışından söz etmek de mümkün değil. Yöneticilik anlayışımız “hizmet etmek” değil, “hükmetmek” üzerine kurulu.
MEB’in bütçesi büyük ama…
Yayımlanan verilere baktığınızda 2019 yılında 113 milyar 813 milyon TL olan MEB bütçesi, 2020 yılı için 125 milyar 397 milyon TL olarak belirlendi bu yıl. Her yıl olduğu gibi rakamsal olarak arttığı görülse de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı 2019 yılında yüzde 11.84 iken, 2020’de bu oran yüzde 11.45’e geriledi. Eğitim bütçesinin milli gelire oranı OECD ortalaması olan yüzde 6’nın çok altında. Geçtiğimiz 18 yıl içinde MEB bütçesinin milli gelire oranı çok az artmış olmasına rağmen, belirlenen rakamlar ihtiyacın çok altında kalmış ve eğitim harcamalarının esas yükü, eğitimi adım adım ticarileştirme ve kamu kaynaklarının özel okullara aktarılmasının da etkisiyle büyük ölçüde velilerin sırtına yıkılmış durumda.
Çünkü MEB bütçesinin rakamsal büyüklüğünün temel nedeni, hükümetin eğitime verdiği önemden değil, büyük ölçüde personel harcamalarından kaynaklanmakta. Rakamlara baktığınızda MEB bütçesinin yüzde 73’ünün personel, yüzde 11’inin de sosyal güvenlik devlet primi giderlerine gitmekte olduğunu görüyorsunuz. Başka bir ifadeyle, bütçenin yüzde 84’ü zorunlu olarak personel harcamalarına ayırılıyor. 2020 MEB bütçesi içinde mal ve hizmet alım giderlerinin payı yüzde 8 (2019’da bu oran yüzde 9 idi), cari transferler yüzde 3, diğer giderler ise yüzde 5 olarak göze çarpıyor.
Peki ya eğitim yatırımları?
MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayırılan pay 2002 yılında yüzde 17.18 iken, eğitim hizmetlerinin sunumu açısından çok önemli olan bu rakam 2009’da yüzde 4.57’ye kadar gerilemiş. 4+4+4 sonrasında zorunlu olarak kısmen de olsa artışa geçen eğitim yatırımlarına ayırılan bütçe oranı, 2014 sonrasında yeniden azalmaya başlamış. 2019’da MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayırılan pay yüzde 4.88 iken, 2020’de bu oran daha da düşerek yüzde 4.65’e inmiş durumda. Yani eğitim yatırımlarına ayrılan pay 17 yıllık süreçte yüzde 17.18’den yüzde 4.65’e kadar geriledi. Bu rakamlara ulaştığınızda kurumlarda okul idarecilerinin sürekli yakındığı ödenek yokluğunu rakamların diliyle anlamak daha da mümkün hale geliyor.
Pamuk eller cebe…
20 milyona yakın yurttaşımızın açlık sınırının altında yaşadığı ülkemizde 2020 MEB bütçesinin bizlere gösterdiği en açık gerçek, eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceği, velilerin cebinden yapacağı eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde artacağıdır. Devredilemez ve vazgeçilemez kamusal bir hak olan eğitimle ilgili yapılan araştırmalar arz ettiğim en düşük gelir dilimindeki yüzde 20’lik kesimin gelirleri içinde eğitim harcamalarına ayırmak zorunda oldukları payın artacağını, bu artışın ise ancak gıda ve sağlık harcamalarından kısılarak gerçekleştirilebileceğini gösteriyor.
Peki bunca emek neden heba oluyor?
Evet alt gelir grubundaki 20 milyon civarında vatandaşımızın sağlığından, mutfağından ödün vererek çocuğunu okutmak için tasarruf edeceği anlamını taşıyor bu araştırmalar.
Eline ne geçecek bu çaba karşısında ona bakalım;
LGS’de tek yanlışı olan istediği okula giremiyor, YKS’de 2.5 milyon aday yarışıyor, 50 bini seviniyor, üniversiteyi bitirip de iş bulabilenlerin mevcut durumunu önceki yazılarımda zikretmiştim. KPSS’de dereceye girseniz bile mülakatta eleniyorsunuz. TUS’a giren doktorlar tıp fakültesini seçtiklerine bin pişman. DGS’ye girenler derin hayal kırıklığı içerisinde. Daha da önemlisi, takviye almadan sınav kazanmak hayal ötesi artık! Çünkü okullarımızda nitelik değil nicelik esas. LGS, YKS, KPSS ve benzeri sınavları hazırlık kitapları ve dershane takviyesi olmadan kazanmak, iyi bir okula girmek, mezun olur olmaz atanmak mümkün görünmüyor!
Yani kurduğumuz sistemin tek kazananı “sınav sektörü!”. Sınav odaklı bir eğitimin köleleri haline geldik ve sorgusuz sualsiz sınav sektörüne hizmet ediyoruz artık.
Bu sektör sadece adayları değil, aileleri de maddi ve manevi yönden çökertiyor. Çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamıyor. Çünkü bu sınavlar 10 bin kişiyi memnun ederken yüz binlerce kişiyi mutsuz ediyor!
Yanisi hangi sınavı, nasıl yaparsanız yapın, bu yarışın sonunda yüzde 90 lık bir kesim mutsuz oluyor! İşte bu yüzden sınava dayalı eğitim sisteminden artık vazgeçmemiz gerekiyor diye haykırıyoruz. Çoğumuz farkında değiliz ama çocuklarımızı 4-5 seçenek arasına sıkıştırdık, geleceklerini çaldık, artık hayal bile kuramıyorlar!
Kim bana ne derse desin çocuklara çocukluğunu, gençlere gençliğini yaşatmayan, hele de hayata dair bilgilerle donanmayan her sınav, işlevi ne olursa olsun “kötü” bir sınavdır.
Çözüm ne?
MEB’in bütçesi ve eğitime yapılacak yatırım oranı ortada. Umut tacirliği yapmaktan artık vazgeçip ilkokul sıralarından başlayarak erken yönlendirme yapmalıyız ki sınavlar tek çare olmaktan artık çıksın. Henüz ilkokul sıralarında çocuklarımızın ilgi, istidat, kabiliyet ve yeteneklerini önemsense ve doğru yönlendirme olsa hiçbir sınava bu kadar yoğun katılım da olmaz, sınav yorgunu bir gençlik de olmaz.
Çünkü eğitimin olmazsa olmazı, öğrenciye dayatılan bilgilerin ileride onun işine yarayacağına inandırmaktır. Yoksa gerisi nafile. Bugün öğrenir, yarın unutur. Yani yaşam için değil, sınav için öğrenir ve bunun da ne kendisine ne ülkesine ne de hiç kimseye bir katkısı olur.
Lafın kısası, ille de şunu ya da bunu öğreten yerine, öğrenmeyi öğretip, gerisini kişilerin kendisine, ilgisi ve istidatına bırakmak bireysel gelişim açısından sanki çok daha yararlı olacaktır.
Bu nedenle atılacak adım belli. Veliler, öğrenciler, öğretmenler, sivil toplum örgütleri neler istediklerini dile getirecek, eğitimde “ortak bir akıl” belirlenecek ve sistem de anayasal çerçevede bu istekleri eğitime yansıtacak. Denklem çok basit ama hani şu bin yıldır çözülemeyen sorular gibi hiç kimse üstesinden gelemiyor!
Artık anlamalıyız!
Eğitim ve öğretim dört duvar arasında başlayıp, dört duvar arasında bitmez. Bilgiyi okullarda öğrenirsiniz ama eğitimi evde, sokakta, yaşadığınız kente, soluduğunuz havada, ektiğiniz toprakta, avlandığınız denizde alırsınız. İşte bu yüzden yırtınıyoruz okullarımızı hayata dair bilgilerle donatalım, uygulama merkezleri haline getirelim diye.
Eğitimsizliğin maliyeti
Söylemiştim, söyleyeceğim de. Zira Celaleddin-i Rumi’nin de deyimiyle bir çiviyi çakabilmek için defalarca kez vurmak gerekiyor;
Kırmızı ışıkta geçen araç sürücüsünün, çok kazanma hırsına yaptığı inşaattan demir ve çimento çalabilen müteahhidin, mal satabilmek için türlü yeminler ve yalanlar üretebilen esnafın, çay içmek isteyen müşterilerine boya katarak çayını renklendiren çaycının, sokak ortasında kalabalıklar içerisinde dahi ağzının dolusu cadde ortasına tükürebilen insanların, yapılan maçlarda şike iddialarına bulaşan futbolcu ve hakemlerin, reyting uğruna insan onurunu hiçe sayarak yalan haber yapabilen gazetecilerin, müşterisinden daha fazla para almak için kısa yol yerine uzun yolu tercih eden taksicinin, organik olmadığı halde insanların doğallık duygularını suistimal ederek piyasanın üç katı fiyatına domates satabilen pazarcı ve manavın, kadavradaki altın dişi sökerek rant elde etmeyi düşünebilecek kadar ruhsuzlaşmış mezar hırsızlarının, ebeveynlerinin servetine konabilmek için gözünü kırpmadan onları kesebilen insanların olduğu bir toplumda, insan olarak vicdanımızı yaralayan her olumsuz davranışın temelinde ders kitaplarındaki sınav odaklı bilgilerin değil değerler eğitimi eksikliğini görürüz.
Çünkü bir ağacın köklerinin toprakla bağlarının kesilmesi o ağacı nasıl kütükleştirirse; insanın değerlerden koparılması onu mahluklaştırır. Toplumların değerlerden koparılması ise o toplumları yığın veya kitle haline getirir. Bizim en büyük yanlışımız ailede başlaması gereken değerler eğitimini sadece başka kurumlardan bekliyor olmamızdır.
İşte bu yüzden artık kimse kimsenin söylediğini anlamaya yanaşmıyor ve anlamak istediği şeyi muhatabına söyletmekle ömür tüketiyor. Kalemlerimiz ve dilimiz kılıç artık, köşe bucak kardeş doğruyoruz. Aklımızın her an yeni putlar diktiği ve kalbimizin onlara tazim ettiği günümüzde hakikate istinadımız, hakikatimize itimadımız da kalmadı, adam gibi bir sabitemiz, doğru dürüst referanslarımız da. Çürümüş dünyamızın ideolojilerle güvelenen perdesinde şahsiyetlerimiz menfaat devşirdiğimiz dudaklardan çıkan sözlerin rüzgârıyla yön değiştiren yelkenler gibi bir şey oldu. Kendisi için yanmayı göze alacağımız kişiler yangınımızdan arta kalan közde pişiriyor kahvelerini. Gündelik aklın tutsaklığı içinde hiç edilmiş itibarımızın telvesi kahkahayla püskürüyor dostlarımızın ağızlarından. Uygarlığın krizinde kefenlerin beyazlığı yüzümüze vururken ne birisine anlatacak bir şeyimiz kaldı ne de bir başkasını anlamaya niyetimiz var.
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)