Bugünkü yazıma yaşadığı toplumu 180 derece değiştiren, dönüştüren, yenileyen, düzelten Alemlere rahmet olanın “muhafazakâr” olup olmadığıyla ilgili beyninizde bir sekme açarak başlamak istiyorum. Zira O’nun (sav) hayatında okuduğum ve algıladığım kadarıyla bugün anladığımız manada bir “muhafazakarlık” olduğuna veya yaşadığı topluma dair bişeyleri “muhafaza” ettiğine denk gelmedim hiç.
Çünkü O(sav), yaşadığı toplumun “muhafaza” etmeye çalıştığı değerlere karşı çıkan bir devrimci olarak göze çarpıyor. Değişime ve gelişime kapalı kapkara granitlerin karşısına geçmiş ve “devrim” ruhunu o denli benimsemiştir ki; yaşadığı dönemde bırakın müdahale etmeyi, sorgulamaya bile kimsenin cesaret edemediği tabuları yerle bir etmiş; 23 senelik mücadelesinin ardından kömür gibi bir toplumu elmasa dönüştürmüştür.
Ama bugün İslâm toplumunda siyasi, mezhebi, kültürel ve ekonomik olarak parçalanma yaşanmasına, hakikat kırılmasına ve her bir grup kendi elindekine sarılarak “gerçek budur” diye fanatizm naraları atmasına rağmen ihtilaflı ve ötekileştiren bir mekanizma işliyor ve herkes kendi elindekini “muhafaza” etmeye çalışıyor.
O yüzden kim bana ne derse desin; bugün İslam Âleminin üzerindeki miskinliğin, sessizliğin, kayıtsızlığın, durağanlığın, mutaassıplığın, bananeciliğin, cahilliğin, idealsizliğin, bilgisizliğin, ferâsetsizliğin, basiretsizliğin ana kaynağı muhafazakarlık putudur. Sorgulanmayan, sorgulanamayan, entegre edildiği inanç sistemini sömüren bu tabu var olduğu müddetçe, İslam aleminin muvazene unsuru bir yapı oluşturması da mümkün olmayacaktır.
Oysa ki, karanlığa karşı mücadele verecekseniz önce içinizdeki karanlıkları aydınlığa boğmalısınız. Kendine faydası olmayan biri başkasına nasıl yardım edebilir ki?
Hep dediğim gibi genelde tüm dünya müslümanları, özelde ise Türkiyeli müslümanlar olarak eşyanın doğasındaki dinamiklik ve değişimi kavrayamamız bir tarafa; mantığımızla birlikte geleneksel din, dil ve hayat algımız da (Eflatun’un iddia ettiği gibi) eşya ve hayatın sabit olması üzerine şekillendiği için çağdaki hızlı değişimi bir şekilde yaşadığımız halde görmemizi engelliyor ve bizi değişim karşısında aciz bir durumda bırakıyor.
Yani en önemli nedenlerden biri Müslümanlar olarak son iki asrın bütün değişimlerine hazırlıksız yakalandığımız gibi, hız çağının getirdiği dijital dünya çağına da ayak uyduramamış olmamız.
Zira zamanın, eşyanın, düşünce ve fikirlerin durağan, hakikatin geçmişte bir yerde sabit olduğu, değişmediği, değişmeyeceği, kişinin her dönemde bu sabiteye göre kodlanması gerektiğini söyleyen bir hafızaya ve din tasavvuruna sahibiz. Ancak buna rağmen batılı bir paradigma (değerler dizisi) ile düşünerek yeryüzündeki her şeyin bizim için yaratıldığını, onların sahibinin insan olduğunu, onu elde etmek için her yolu kullanabileceğimizi, elde edince de onu sınırsızca tüketebileceğimizi söyleyen; böylelikle insanı sorumsuzlaştıran ve alabildiğine yücelten, yani merkezinde insanın bulunduğu seküler (dünyevi) bir zihne sahibiz.
Yani, batılı gibi yaşıyor ama atamız dedemiz gibi düşünüyoruz. Bu yüzden de hep andığım gibi söylem ve eylemlerimiz birbirini yalanlıyor.
Biz “nasıl” bu hale geldik demeyeceğim. Çünkü “nasıl” sorusu, her zaman uygulana geleni, şekli açıdan tanımlama ihtiyacıyla sorulur ve buradaki çaba, eylemi şeklen tanımak içindir.
“Niçin” bu hale geldik diyeceğim. Çünkü “niçin” sorusu, hareketi ve var olan duruma karşı alternatif bir gelişimi ya da iyi olanı daha ileri bir seviyeye getirmeyi amaçlar; yapılacak olanın ya da yapılmış olanların amacını ve sonucunu ortaya koymak için sorulur.
Ancak şunu da belirtmek gerekiyor ki bugünkü asıl tablonun sebebi “niçin” diye akletmek yerine “nasıl”ın peşine düşmemiz.
Çünkü sorulabilecek “nasıl” sorusu rahatsızlık verici değildir. Bu sorunun muhataplık alanı aklınızın alamayacağı kadar geniştir ve “nasıl” sorusuyla ortaya konan araştırmaların sonucunda; “asıl” olan ya boya değiştirir ya da muhafaza edilir. Dolayısıyla “nasıl” sorusu ile keşfedilecek buluş ve yeniliklerin mevcut tabloya karşı söyleyeceği hiçbir şey yoktur.
Misal verelim!
Abbasi ve Emevi ilim havzalarında oluşan binlerce ciltlik eserin içinde İslâm’ın şeklen nasıl yaşanacağına dair en ince ayrıntısına kadar her şeyi bulursunuz. Öyle ki bir lavabo ihtiyacı için bile bir merasim gerekir adeta. Ancak hemen hiçbir eserde Abbasi ve Emevi saltanatlarına veya bu saltanatların zulümlerine karşı İlahi kelamın ne dediğini asla bulamazsınız. Çünkü burada niçin sorusu devreye girmektedir ve bu soru tarih boyunca birçok faziletli ismin can vermesine, dillerinin kesilmesine sebep olmuş; niçini sormak yerine maslahat gözetilmiş, vahiy bazılarının göz hapsine alındığı için de içtihat kapısı kapatılmıştır.
Niçin sorusu ertelendiği için artık düşünmek yasak hale gelmiş; “muhafazakarlık” putu baş köşeye oturmuş; “nasıl”ın oluşturduğu bilgi yığınıyla araç ile amaç yer değiştirmiştir. Çünkü bu kadar alim, hoca, arif benim kıyamete kadar olan sorunlarımı tesbit etmiş, rüyamda gördüğüm asansörün bile ne anlama geleceğini yedi yüz sene önce haber vermiştir(!)
Artık Taif’teki ayağı yaralanan, zulüm ve muhasara altında acı çeken ama buna rağmen “ah etmeyen” bir peygamberi örnek alamaz; Hz. Bilal(ra)’in taşlar altında kalışına rağmen zulme olan kıyamını ve dirayetini ilke edinemezsiniz. İslâm’ın ilk anları olduğu için duyduğu birkaç ayete olan sarsılmaz imanı nedeniyle ilk şehit olan Hz. Sümeyye(ra) sizi o kadar ilgilendirmez bile…
Çünkü nasıl sorusu yönünüzü de kutsalınızı da yeniden şekillendirmiştir.
Bu yüzden de Osman Gazi’nin odada bulunan Kur’an için sabaha kadar yatmadığını ve ayakta dikildiğini okursunuz ama; bu harekete özenirken, Allah’ın geceyi kulları için istirahat gayesiyle yarattığını ve yatarken kendisine vahiy gelen bir peygamberi hesaba katarak bu hareketin övünülecek bir yanının olmadığını düşünemezsiniz.
Elinize aldığınız bir hadis kitabında Buhari’nin naklettiği her hadis için iki rekat namaz kılıp bir boy abdesti aldığını okurken “bu yüce takva!” karşısında “bunların ayağının tozu olamayız” der; ‘inancınıza zarar gelir endişesiyle’ nakledilen her hadis için ayrılan namaz ve boy abdestlerine harcanacak toplam sürenin Buhari’nin ömrünü kat be kat geçtiğinin hesabını bile yapacak kadar düşünme cesaretine sahip olamazsınız.
Ashab-ı Kehf’in mağarasını, sayısını, köpeğinin adını, hatta nasıl uyuduklarını sorarsınız ama niçin mağaraya kaçtıklarını bir türlü sormaz ve düşünemezsiniz; çünkü size ancak nasılı sorma hakkı tanınmıştır.
Sizin için Meryem Suresi’nden alınacak ders sadece üzerine hurma dökülen bir kadın ve bu hurmanın verdiği doğum rahatlığı gibi uyduruk bir tıbbi tavsiyedir sadece. “Hz. Meryem kimdir, niçin ailesinden ayrılmıştır, niçin susması emredilmiştir, niçin alemlerin kadınlarına üstün kılınmıştır?” bunlar aklınıza dahi gelmez.
Devam etmeye gerek var mı sizce örneklere? Bence hayır.
Çünkü; “niçin Müslüman olmalıyım?” sorusundan önce “nasıl bir Müslüman olmalıyım?” sorusu önceliğimiz olduğu için dini bir muhafazalar silsilesi olarak okuyor; atamızdan, dedemizden, babamızdan aldığımızı muhafaza etmeye çalışıyor; riayet değil rivayet üzerine bir yaşam sürüyoruz. Bu sayede de “niçin müslüman olmalıyım?” sorusuna odaklandığımızda; düşünerek, araştırarak bulup kabul edeceğimiz İslamımızın hem bize, hem de etrafımızdakilere hayat vereceğini atlamış oluyoruz.
Bunun en canlı örneği yeryüzünde hayatı Allah’ın istediği noktada inşa etme yolunda iflas etmiş, Allah’ın bu dünyada kurmamızı istediği cenneti bu dünyada kurmayı başaramamış ama gözünü ötelere diken üç kıta dolusu Müslümanlığımız değil mi?
Allah aşkına hangi İslâm ülkesinde kan, gözyaşı, barut kokusu yok? Hangisinde istisnasız her gün annelerin gözleri iki resim karesine mahkum bırakılmıyor?
Evet…Tüm bu olup bitenler aslında bir türlü görmek istemediğimiz nasılı bol ama niçini olmayan hayatımızın avucumuza bıraktıkları.
Zira inandığımızı iddia ettiğimiz ama bir türlü okuyup, anlayıp yaşamaktan kaçtığımız kitabın tam 75 ayetinde emredilmesine ve “akletmezseniz başınıza pislik yağar” ilahi ikazına rağmen düşünmeden, akletmeden, sormadan, sorgulamadan kabul ettiğimizi sandığımız ve bu kabulün tezahürü dindarlığımızı test etmek için fazla uğraşmadan sadece etrafımızdaki insanların bilgilenme kaynaklarına ve hayat tarzlarına bakmak; söylem ve eylemlerimizin arasındaki tezatı görmek yeterlidir!
Niçin bu hale geldik anlaşılıyor mu biraz?
Nasıl diriltileceğini sormaktan önce niçin yaratıldığını sorgulamayan bir zihin pek tabi ki toplumun kabullerinin peşine düşüp onlara kutsallık atfedecek ve giydirdiği kutsallık gömleğini ısrarla “muhafaza” etmeye çalışacaktır.
Kadın ve kızlarımıza nasıl örtüneceklerinden önce niçin örtünmeleri gerektiği anlatılmış olsaydı etrafımız “örtülü çıplaklar” ile dolup taşar mıydı? Veya tesettür kavramı alimlerin teferruatları arasına karışırken, tesettür modası milyar dolarla anılıp karuni çıkarlar arasında kapitalizme kurban gider miydi?
Bugün tesettür modasına akan paralar ile dünyadaki açlığı kaç kez kökünden kurutacağınızı bir araştırın isterseniz!
Nasıl namaz kılacağımız, nasıl oruç tutacağımız, nasıl hac yapacağımızdan önce bunların amacını ve dışa dönük yansımasını ortaya koyan “niçin yapmalıyız” sorusunu kendimize sormuş olsaydık; bu saydığım ritüeller ruhsuz birer tekrarın dışına çıkıp hayatımıza can katarak etrafımıza sevgi,saygı,şefkat,rahmet ve merhamet yaymamızı sağlamaz mıydı?
Her yıl din görevlileri rehberliğinde kutsal topraklara giden binlerce hacı adayımıza tavafın nasıl olacağı, kurbanın nasıl kesileceği, şeytanın nasıl taşlanacağı anlatılırken haccın niçin emredildiği ve orda ortaya konan her davranışın niçin yapıldığı anlatılmış,idrak ettirilmiş olsaydı (bu amaca ulaşabilenlere selam olsun); şeytan taşlayıp hacı olan kardeşlerimiz, döndükleri zaman hala aynı şeytani düşünce ve sistemlerin peşinde olur veya dün taşladığının bugün yanında yer alır mıydı?
Niçin sorusu sorulamadığından değil midir ki; peygamberin yirmi üç yılda inşa ettiği topluluk asırlar sonra da olsa bir daha ortaya çıkmamıştır.
Niçin sorusu sorulamadığından değil midir ki; tevhid tecvidin arkasında, itikat amellerin gerisinde, şuur ve tahkik taklidin gölgesinde kalmıştır.
Bugüne kadar girdiğim her konferans salonunda gençlere ısrarla “sorgulamalarını” tavsiye eden biri olarak sorgulama,düşünme,akletme ile ulaşılan gerçeklerin bizi hakikate eriştireceğini ve bu hareketimizin tertemiz bir başlangıcın ilk adımları olarak “dilde değil özde” insan olmamızın yollarını açacağını savunan biriyim. Çünkü bu temiz başlangıç at izinin it izine karıştığı, İblis’in İdris libasında dolaştığı günümüzde bilgiyi bulanmadan almamıza ve tanımamıza yarayacaktır.
Aklımıza ve gönlümüze zerk edilen bir takım boş inançlardan kaynaklı kimi tabuları yıkarak cesaretle söylemeliyiz ki; Allah, “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz” derken, aynı zamanda da temiz olmayan bir aklın kitaptan herhangi bir nasibe erişemeyeceğini ısrarla bildiriyor. Zira mushafı okuyabilmek için Elif-Ba bilgisi ve kafa gözü yetiyor, bu yüzden çocuklar bile kolayca okuyabiliyor mushafı ama Furkan olan kitabı vasfen “faruk” olanlar yani aklen, zihnen, ruhen “diri” olanlar okuyabiliyor.
İslam’ın oluşum süreci olan 23 yıllık zaman diliminde dahi koşullar değiştikçe konulan kuralların da değişmesi söz konusu iken çok daha uzun zaman dilimleri için herhangi bir değişimin olmaması, ısrarla “muhafaza” edilmeye çalışılması ve değişime gerek duyulmaması mümkün değildir.
Öyleyse yenilenmiş bir şuurla en baştan ikrar edelim ki; “muhafaza” etmemiz gereken şey; “aklımızın temizliği”, “ruhumuzun ve zihnimizin diriliği”, “vicdanımızın kıyamı”dır. Bu yüzden de tam ve şeksiz rızanın yolunu bunlarda aramalıyız.
İşte o an yeryüzü işlerine hürmet eden birer insan olarak semavi işlerde farkındalık sahibi olacak ve insanlararası münasebetlerimizi nezaket,şefkat,rahmet,merhamet ve adalet üzerine inşa ederek Allah’ın bu dünyada kurulmasını istediği cennetin temellerini atmış olacağız.
Uyanabilen nasiplilerden olabilmek dileğiyle…
Müebbet Muhabbetle.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Hamdi TEMEL
Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı
Erol AYDIN
Köyden Kente Sosyolojik Dönüşüm
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)