Yurdum insanlarından biri o yaşına kadar hiç şehir dışına çıkma ihtiyacı duymamasına rağmen yana yakıla arzuladığı hacc farizasını yerine getirmek için kuraya yazılmış ve nasip bu ya kuradaki hacı adaylarından biri de o olmuş. İsimlerin açıklanmasından bir süre sonra müftü efendi hacı adaylarını toplamış ve bu ibadete ilişkin tüm teferruatları anlattıktan sonra da konuşmasının sonuna eklemiş;
“Hacc farizası meşakkatlidir. Orada işinizin kolay olması ve bu ibadetin hakkını eda etmek için kendinizi şimdiden ruhen hazırlayın. Secdelerinizi, gece namazlarınızı, tesbihlerinizi artırın ki hem kalbiniz yumuşasın, hem de Rabbimiz oradaki meşgalelerinizi kolay kılsın”
Bu son cümlelerden oldukça etkilenen amcamız hakikaten de müftümüzün dediğini yapmış ve var gücüyle namaza, tesbihe, gece namazlarına yüklendikçe yüklenmiş gidecekleri güne kadar.
Vakit gelmiş çatmış ve amcamız valizini alıp havaalanına gitmiş.
Gelmiş gelmesine ama her taraf cam ve kapalı; içeri nasıl girecek. İçeri girmek için harıl harıl kapı aramış ama yok. Öyle ya kapılar çalmadan açılmazmış.
Sonunda birilerine sormuş ve kapının yerini bulmuş, kapının önüne gelir gelmez –fotoselli- kapı kendiliğinden açılmış.
İçi bir tuhaf olan amcamız duygulanmış;
“Aha da oldu bu iş, Allah onca ibadet ve taatimi kabul etti ve girişte dahi kapıyı çalmadan o açtı”.
Uçağa doğru ilerlerken gidiş alt katta olduğu için merdivene adım atmış. Yürüyen merdiven aynı şekilde amcamızı hiç eziyet ettirmeden aşağı kadar götürmüş. Uçuş kapısına kadar da bir iki adım dahi atmadan yürüyen yol sayesinde gelmiş.
Amcamızın yüreği kabarmış, kabarmış; duygu seli gözlerinde taşmış; dua ve ibadetleri karşılığında işlerinin kolaylaştığı zannıyla uçağa binmiş.
İniş, otele yerleşme derken otelde lavabo ihtiyacından sonra ellerini yıkamak için lavabodaki çeşmeye uzatmış ve –fotoselli- çeşmemiz akmaya başlamış ama kerameti kendinden bilen amcamız, artık olan biten karşısında oralı bile değilmiş.
Kabe ziyareti tamamlanmış, sıra Alemlere rahmet olanın ziyaretine gelmiş. Medine’ye gelinmiş.
Akşam namazı vakti, 21 kubbe ışıl ışıl kandil ve ışıklarla dolu ve amcamız derin bir tefekkür içinde bu güzelliği seyrediyor. Ezan okunmuş, namaz kılınmış ve bu sırada 21 kubbe, raylı sistemle kapanmış.
Namazdan sonra yine aynı güzelliği seyre dalmak isteyen amcamız kubbelerin göz kamaştıran ışıltısı yerine gök kubbedeki yıldızlarla karşılaşınca “artık ben erdim” zannıyla iyice cuşa gelmiş, ayağa kalkmış ve Alemlere rahmet olana selam vererek seslenmiş;
“Ya ResulAllah, hele bi bak kim geldi!”
Böyle bir olay yaşandı mı bilmiyorum, ama bir imkân aynı zamanda bir imtihan olan sosyal medyada bu nükteyi okuduğumda yüzümde derin bir tebessüm belirmiş ve aynı zamanda da hal ve ahvalimizi anlatan bir paylaşımla karşılaştığım için epey de sevinmiş; hatta paylaşan kardeşime epeyce de dua etmiştim.
Malumunuzdur, kısa bir süre önce “Liyakat mi Sadakat mi” başlığı altında yayınladığım ve işe lâyık olanı değil bize sadık olanı makamlara getirdiğimiz için de özellikle şah damarımız olan eğitim kurumlarında terazinin bir kefesi olan fizik, donanım, personel açısından “altın bir çağ” yaşadığımızı; ama bu altın çağın karşılığında terazinin diğer kefesinde iyilik, güzellik, sevgi, merhamet, nezaket ile donanmış altın bir nesil yetiştiremediğimizden dem vurmuş, diğer yazılarımda da aslında peşine düştüğümüz “akademik başarı” saplantısında dahi sınıfta kaldığımızı ulusal ve uluslararası sayısal verilerle arz etmiştim.
Bu yüzden de az evvel arz ettiğim yukardaki nükte, hal ve ahvalimize cuk diye oturdu dedim.
Binbir meşakkatle sürdürmeye çalıştığımız ve her platformda haykırarak dimağlara kazımaya çalıştığımız “İnsan İnsana Emanettir” projemiz kapsamında yaklaşık 3 yıldır il il, ilçe ilçe dolaşarak başta gençlerimiz olmak üzere tüm insanlarımızı ulaşabildiğimiz her yerde, yeniden bizi biz yapan milli ve manevi dinamiklerimizle buluşturma yönünde insan üstü bir gayretle efor sarf ettiğimizi okuyucu ve takipçilerimiz zaten biliyor.
Ama özellikle okulların açılmasıyla birlite artan bu çabamızdaki son 10 günlük dönemde şahit olduğumuz olaylar, muhatap olduğumuz kurum yetkilileri “bu kadar mı kötü hale geldik” dedirtir cinsten akıl tutulmaları yaşattı adeta ve dedim ya girizgahta andığım nükte, cuk diye oturdu.
“Ben devletim”, “ben istemezsem olmaz”, “akademik başarıya engel oluyorsunuz”, “biz zaten bu işleri yapıyoruz”, “bizim memlekette adam mı kalmadı da siz ta oralardan gelip gençlerimize nasihat edeceksiniz?” şeklindeki aforizmalarla oturdukları koltukların aslında birer emanet olduğunu unutan; emanet, ehliyet ve liyakate en çok ihtiyaç duyulan şu dönemde bu hak ve hukuku ayaklarının altında çiğneyen, İldeki ziyaretlerimizi bitirip gözlemlerimi aktardığım akademik raporu kendisine uzattığımda “müdür bey, ilinizdeki 9.sınıf öğrencilerinin % 21 i okuma yazma dahi bilmiyor” dediğimde, “onların ana babalarına hayrı yok hocam, sana bana mı olacak” diyen milli eğitim müdürümüzü; okul okumak için verdikleri mücadelede korkak ve ürkek makamına kadar gelen dört yetişkin kızımızı gözlerimin önünde makamından kovan ama bir süre sonra vali olarak atanan kaymakamımızı yüreğimdeki kabristana gömüp kalbimin minberine çıkarak yalnızlığımın yetimliğine haykırıyorum;
“Boşver, sen doğru bildiğin yoldan devam et!”
Evet, bir elin parmaklarını geçmeseler de oturduğu koltuğa üslubunu, şahsiyetini, rengini veren, yöneticiliği hükmetmek değil hizmet etmek olarak gören yöneticiler de var elbet, ama koltuktan üslup, şahsiyet, renk devşirenler de mevcut maalesef. Birinde koltuğu alıversen adamdan geriye hiçbir şey kalmıyor, diğerinde adamı alsan koltuk anlamsız kalıyor.
Kerb-ü-bela romanını yazdığım ve baş olma uğruna Alemlere rahmet olanın yetimlerine zerre kadar acımaksızın hunharca kıyan zalimleri tanıdığım günden beri koltukları hep bir süngere benzetti beynim.
Üstünde oturanın bir parça zafiyeti, hafif de olsa yamulma temayülü, zerrece şahsiyet problemi varsa, koltuk başlıyor onu emmeye. İlkin kibri fısıldıyor zerrelerine; akabinde duruşunu, doğrularını, ilkelerini, derken şahsiyetini, mukaddeslerini emiyor koltuk, bir sünger gibi.
Masanın koltuklu tarafını pek bilmem, Rabbim bana nasip de etmesin ama sehpa etrafında bir çay içip kalkmaya; asistanlarımın yetemediği ya da ahvalini aktaramadığı durumlarda bir kaç defa mecbur ve maruz kalmışlığım var.
Herşeylerini o süngere emdirenler bazen isteyişinizdeki onurlu duruştan, bazen de hiçbir şey istemeden çekip gidişinizden rahatsız olurlar. Hâlâ insanlıktan nasibi kalanlar ise sizi bir masalmışsınız gibi seyreder ve dinlerler. Bu zamanda ve gerçek olamayacak kadar, kum tanesi olup koca bir çölün derdiyle dertlenecek kadar onurlu bir masal...
Bu onurlu masalın yanında bizim halimiz ne ki…
Bir de bakarsınız ki tek suçlu olan bu sünger yüzünden, eğilmeden konuşmak kibir olur, perestiş etmeden istemek ayıp, vakarla oturmak saygısızlık, yanlışı ifade etmek günah, mertçe eleştirmek küfür halini alır.
Öyle ya, artık ehliyet ve liyakatin ölçüsü, işi yapabilme hususundaki kabiliyetiniz değil, işi elde edebilmek için eğilebilme potansiyelinizdir.
Duruşlarını, menfaat umdukları kişilerin küçük bir göz işaretiyle belirleyen, kıblelerini yükseklerden esen rüzgâra göre tayin eden, dün sövdüklerini bugün sevebilen, sabah sevdiklerine akşam sövebilen, bugün yanlış dediklerine yarın doğru diyebilen, menfaati için eğilmeyi maharet sananların davası için dik durmasını beklemekten de vazgeçer ve yeniden kalbinizin minberine çıkarsınız;
“Boşver, sen doğru bildiğin yoldan devam et!”
Dedik ya, tek suçlu sünger…
Kimsenin kimsenin söylediğini anlamaya yanaşmamasının da; anlamak istediği şeyi karşıdakine söyletme gayretinin de, kalem ve kelamlarımızı kılıç yapıp köşe bucak kardeş doğramamızın da, hakikate istinadımız, hakikatimize itimadımızın olmayışının da suçlusu sünger.
Menfaat devşirdiğimiz dudaklardan çıkan sözlerin rüzgârıyla yön değiştiren yelkenler gibi bir şey olsa da şahsiyetimiz; kendisi için yanmayı göze alacağımız kişiler yangınımızdan arta kalan közde pişirse de kahvelerini; hiç edilmiş itibarların telvesi kahkahayla püskürse de ehliyetsiz ama sadık dostlarımızın ağızlarından, tek suçlu sünger.
Benim asıl derdim altına imza atılacak evraklar, memleketinize misafir olmak değil efendiler!
Benim asıl derdim, süngerim emdiklerinden ziyade, sehpanın etrafındaki sadakati liyakate değiştiren ölçüyü bildiği için, odanın kapısından girmeye dahi tenezzül etmeyenlerin kırgınlığıdır!
Benim asıl derdim, yapacağım dediklerimizin arkasında yiğitçe durmak; bitirmemiz gereken okulları aşkla bitirmek, yapmamız gereken işleri en güzel haliyle yapmak, terk etmemiz gereken yanlışları tek kalemde terk etmek; güzellikleri yalnızca niyetimizde mahpus bırakarak değil, bizzat yaşayarak ve yaşatarak yaşadığımız çağın göğsüne sevgi ve merhamet tohumları ekmek; bu mümbit coğrafyayı namus, bu toplumu kardeş, üzerinde tepindiğimiz bu manevi mirası ümmetin gözbebeği bilmektir.
Benim asıl derdim, peşinden koştuğumuz tek dişi kalmış canavar “gençlik” diye haykırırken yegane hazinemiz olan ama bilerek, isteyerek, farkındalıkla toprağa gömdüğümüz nesillerimiz; namaz kıldığı halde yalan söyleyebilen, oruç tuttuğu halde hırsızlık yapabilen, “dindar” yetiştiğini sandığımız ve kültür emperyalizminin dar ağacında sallandırdığımız gençliğimizdir!
Benim asıl derdim, “dolaştırılan can emanetse, o can o bedende dolaştığı müddetçe temas ettiği her şey de bir emanettir” diyebilen Anadolu insanının artık buharlaşan idraki, kaybolan feraseti, yetim kalan basiretidir.
Benim asıl derdim; taşıdığı candan, yaşadığı evden, oturduğu koltuktan, cebindeki paradan, eşinden, çoluk çocuğundan dahi emanet diye bahsedebilen bir idrakin bu coğrafyada yeniden yeşermesi, aldığın nefesten karşılaştığı insana, yaşadığın andan sarf ettiği söze kadar hepsinin birer emanet olduğunu bilen bir hakikatin dirilmesidir.
Bunları yapın, dünyanız da, makamlarınız da, imzalarınız da, ev sahipliğiniz de sizin olsun!
Kim ne derse desin, önümüzü açacak, dünyayı iyi tanıyan, çağrısı çağını kuracak, bize yol haritası çıkaracak, hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeden yalnızca hakikatin izini sürecek ilim, irfan ve hikmet yolculuklarına çıkacak bir öncü kuşak yetiştirmek istiyorsak eğer; bize düşen, hakikat kaleleri yıkılmadan evvel oraları mesken eyleyen kötülere kötü, yaptıkları yanlışlara yanlış, çirkinliklere çirkinlik diyebilmek; bunu yaparken de tamahkâr bir tüccar gibi fayda zarar hesabı ile değil; hakiki bir Müslüman hasbîliği içinde faydadan feragat ederek zararı göze alarak kötünün kötülüğünü, çirkinin çirkinliğini, yanlışın yanlışlığını ifade edebilmektir.
Bu mümbit coğrafyanın hızla sekülerleşmesinin önüne geçecek, İslâmî varlığını, kimliğini ve ruhunu koruyacak yılmayacak ve yıkılmayacak samimî ve sahici bir Müslüman toplum inşa etmenin başka yolu yok çünkü.
Nükte ile başladık bu haftaki kelama, yine bir nükteyle bitirelim;
Adamın biri etrafındakilere 'kurban' meselesini anlatıyormuş:
“Hazreti Musa Allah'a dua etmiş.
'Ya Rabbi, bana bir kız evlat bahşedersen onu sana kurban edeyim.
' Bir zaman sonra duası kabul olmuş ve Hazreti Musa'nın bir kızı olmuş, adını Ayşe koymuş. Çocuğun kurban edileceği zaman gelince Hazreti Musa bıçağı yavrucağın boynuna dayamış. Tam kesecekken Azrail gökten elinde bir keçiyle gelmiş”
Hikâyenin tam bu noktasında dinleyenlerden biri dayanamamış ve şöyle demiş:
'Ben bunun neresini düzelteyim? Hazreti Musa değil Hazreti İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, keçi değil koç.'
Derler ya hani; anlamayana davul zurna az…
Müebbet muhabbetle…
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Kadir Erol
Telef olan, rotasız hayatlar
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)