Uygarlık ve medeniyet kavramları oldum olası birbirlerine karıştırılan kavramlar olup aslında tümüyle birbirlerinden bağımsız anlamlar içermektedir.
Zira medeniyet denen şey; o toplumun ruh kökleri, uygarlık ise ruh köklerine bağlı kılarak yaşadığı çağın imkânlarını elde edebilme ile ilgilidir.
Yani medeniyet; manevi dinamikleri işaret edip Medine gibi bir çöl şehrinden inşa edilen bilincin yansımasında da gördüğümüz üzere manevi bir bilinci bir inşa ederken, uygarlık ise; maddi imkânları, dünyevi kavramları işaret eder.
Toplumlar ise bu ikisini bir arada yürütebildiği zaman, diğer bir deyişle ruh köklerinden aldıkları dinamikleri yaşadıkları çağın göğsüne entegre edebildiği zaman kendileri olabilir, ayakta kalabilirler ki; İbn-i Haldun gibi bir deha, bunu “Mukaddime” adlı eserinde bundan 600 küsur yıl önce ayrıntılı bir şekilde ele almıştır.
Bizim toplum olarak düştüğümüz yer de tam burası işte.
Nasıl, hep beraber bakalım;
Sanırım yazmış veya anlatmıştım. Ama ilahi beyanın “hatırlatmak fayda verir” emrince yineleyelim;
Dikey tasavvur yani medeniyet inşasının en tehlikeli tarafı (tarihte de sıkça görüldüğü üzere) dinsel terminolojiyi kullanarak Allah’ın temsilciliğine soyunan ve onun insanlığa gönderdiği vahyi kendi tekeline alan kabile mantığıyla hareket eden sultanlıklara dönüşme riskidir ki bunu İslam tarihinde Kerbela ile noktalanan süreçte çok bariz okuyabiliyoruz.
Çünkü kutsallık atfedilen kavramlar ile putperestlik kavramı arasındaki ayrım; o kadar ince bir çizgide seyreder ki bu ölçünün ucu kaçtığında adalet, iyilik, paylaşım, doğruluk, merhamet için gelmiş vahyin soluğu, Allah’ın gölgesi sıfatıyla dolaşan zorbaların menfaatleri için bir araç haline gelir.
Yatay tasavvur dediğimiz uygarlıkta ise; Allah, din, ibadet gibi kavramlar ya da bu kavramların işaret ettiği değerler ya dışlanmış ve dünya düşüncesi hâkim olmuş; ya da paranteze alınarak soyut bir kavram olarak, mistik bir anlayışla insanlara sunulmuştur. Yani realitede bir iz düşüm veya hayatın akışında bir varlık göremezsiniz.
Bu tasavvur sadece somut olan, elle tutulup gözle görülebilen maddi anlamda ilerlemenin sembolü haline geleceği için; insan denen varlık bu sayede bugün olduğu gibi fıtratından, bu fıtrata kodlanan sevgi, merhamet, paylaşım ve adalet kavramlarından hızla uzaklaşarak kökleriyle bağını koparır.
Böyle bir anlayışta hemen tüm kutsallar mistik kavramlara havale edilmiş; keramet ve insanüstü olarak nitelendirebileceğimiz olaylar, gerçeklerin önüne geçmiş; rivayetler riayetlerin önün tıkamış, kutsallık gömleği giydirilen tüm kavramlar hayatın içinden alınarak belli zaman dilimlerine ve bonusu bol vakitlere havale edilmiş; hayatın içinde akması gereken ve topluma hayat vermesi gereken değerler ise bireysel konfor alanına indirgenmiştir.
Çok tanıdık geldi değil mi bu açıklama size de!
Öyleyse diyebiliriz ki; biz, bizi “biz” yapan” sevgi, kardeşlik, barış, paylaşım, yardımlaşma, merhamet, adalet, nezaket gibi sayısını çokça artırabileceğimiz manevi dinamiklerimizden “kopmadan” ve bu dinamikleri yaşadığımız çağa uyarlayabildiğimiz ölçüde “medeni ve uygar” olabiliriz.
Dolayısıyla “medeni” olmak dediğimiz şey; çağın rengini almak değil, kendi medeniyetten aldığınız güç ve dinamizm ile yaşadığın çağa renk ve şekil vermeyi gerektirir ki zaten İlahi beyanın da ısrarla andığı şey “tam olarak” budur!
Bu mümbit coğrafyayı bize vatan kılan şühedanın işaret ettiği misak-ı Milli ruhu da “muasır medeniyet” işaretiyle bunun altını çizmiş, kendi öz kaynaklarıyla yoğrulan ve çağa kendi şeklini veren bir toplumu hedeflemiştir!
Öyleyse diyebiliriz ki, “medeni” olmamız elimizdeki telefonun model üstünlüğü ile veya sahip olduğumuz savaş uçaklarının, lüks otomobillerin, saray yavrusu evlerin, kaliteli yolların, muhteşem camilerin, devasa alışveriş merkezlerinin, plaza ve iş merkezlerinin çokluğu ile değil; bırakın toplumun en muhtaç ve yoksul ferdini kucaklamak bir tarafa bir karıncanın hukukunu ne kadar gözetebildiğimiz ile ilintilidir!
Bunu insanlık tarihinden bir örnek ile pekiştirelim;
1850’li yıllarda bize ‘çok gelişmiş’ olarak kodlanan batı, sanayi devrimi sonucunda ürettiği malları satacak yeni pazarlara ihtiyaç duyar ve gözlerini çok kalabalık olan Çin ve Japonya’ya çevirir. Ancak tüm bu gelişmelerden haberdar olan Çin ve Japonya; özellikle de Hıristiyan papazların misyonerlik faaliyetlerinden korunmak adına kapılarını Batı’ya kapatmış, tek bir batılının dahi ülkesine girmesine müsaade etmemiştir.
Sanayi devrimini tamamlayan Batı ise, özellikle de fikirlerini birleştirmekle devasa bir güç haline gelmiş ve bu iki ülkeye girebilmek, mallarını pazarlayabilmek için baskı kurmaya başlamıştır.
Uzunca süre direnen Çin, sonunda baskılara dayanamayarak tavizler vermeye başlamış ve sonunda da kapılarını ardına kadar batılılara açmıştır. Her ne kadar Batı tekniğine ve bulaştırmaya çalıştığı medeniyete temas etmekten kaçınsa da bu direniş, Çin’in her anlamda sömürülmesinin önüne geçemediği gibi yaklaşık yüz yıl süren bu sömürgecilik anlayışı sonunda Çin, batılı ülkelerce yakılıp yıkılıp talan edilmiştir.
Göz dikilen diğer ülke olan Japonya ise, gelen baskının arkasındaki gücün farkındadır.
Zira özellikle Çin örneği, Batı’nın bilimsel ve teknolojik seviyesine ulaşamadığı takdirde Batı’nın sömürgesi olmaktan kurtulamayacağı konusunda yeterince öğretici olmuştur.
İşte bu yüzden Japonya; kısa süre içinde kolları sıvayarak Batı’nın bilim ve teknolojisine ulaşmak için Avrupa’ya binlerce öğrenci göndermek, feodaliter yapısının değiştirmek, bu bağlamda derebeylik sistemine son vermek, ekonomik anlamda yenilikler gibi sayısını çokça artırabileceğimiz reformlar yapmış ve bu dönüşüm yaklaşık kırk yıl sürmüştür.
Ama Japonya ile Çin arasındaki fark, Japonya’nın kendi dönüşümünü başkasının değil bizzat kendisinin değiştirmesi ve bunu öz kaynaklarından beslenerek yapmasıdır ki bu onu “süper güç” haline getirdiği gibi, nüfuzlu bir devlet olarak Batı’nın sömürgesi olmaktan kurtarmıştır.
Zira Japonya yetinmemiş; o da Çin’i işgal etmiş ve attığı akıllıca adımlar sayesinde İkinci Dünya Savaşı’na kadar dengeleri değiştiren ve Batılıların çekindiği bir ülke olmuştur.
Bu yaşanmış tarihsel örnekten de anlaşılacağı üzere, Japonya’yı bu konuma getiren kendi değerlerini ve kültürünü muhafaza etmesi ve sadece Batı’ya ait teknolojiyi vatandaşlarının yaşamına entegre etmesidir!
Şimdi bu örnek üzerinden bir de bize bakalım;
Varlığından hikmet emdiğimiz ve yüzlerce medeniyete ev sahipliği yapmış kadim Anadolu Medeniyetinin yaklaşık bin yıldır tutunduğu inançsal dinamikleri eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesi üzerine inşa edilen bir yapıya sahip.
Zira inandığını iddia ettiği bu dinamikler; eşitlik, özgürlük, nezaket dediğimiz ’öteki’ne saygı ve adalet gibi değerlerin yeniden insanlığın yaşamına dönmesi ve insanca bir yaşam için insanlığın son vicdani patlaması olarak tarih sahnesine çıkmış ve bu patlama ilahi beyan tarafından da desteklenmiş.
Ancak bu kadarla değil.
Çünkü bu mücadele, aynı zamanda yoksulların sırtından semiren imtiyazlı sınıfa karşı, yoksulluktan kurtulmanın, ezilmişleri önder kılmanın mücadelesi; aç gözlülüğe, şatafata, hırsa karşı verilen bir erdem savaşı; baskıya, ötekileştirmeye karşı bir direniş; ahlâklı olma konusunda hayatın her alanında tavizsiz bir duruş; tüm yaratılmışa karşı güzelin yarattığına çirkin muamele edilmez anlayışı içinde engin bir merhamet sahibi olmak idi.
Şimdi sayısını çokça artırabileceğimiz, hatta sayfalar dolusu yazabileceğimiz, bizi biz yapan şu saydığım özelliklerden kaçı var avuçlarımızda?
Dürüstlükle, asaletle, adaletle ve merhametle sorunların üstesinden nasıl gelinebileceği; sakinliğin, efendiliğin, adalet ve dürüstlüğün dirayetle bir araya geldiğinde neler yapabileceğinin en bariz örneği olan tarihimize rağmen biz bugün neden bu haldeyiz cevabı olan var mı?
Yok değil mi?
Çünkü biz, benimsediğimizi iddia ettiğimiz ve dünya tarihine yüzlerce yıl yön veren değerlerimize rağmen, vakti kuşanarak itiraz ettiğimiz dünyaya ahlâki standartlar sunamadık.
Çünkü barışın, kardeşliğin, birliğin, dayanışmanın çimentosu olan bu dinamikler; bizim elimizde ayrışmanın, çatışmanın, kavganın aracı haline geldik.
Çünkü biz, kendi kültürümüzden, terbiyemizden, medeniyet değerlerimizden yola çıkarak bırakın “bizden olmayanları”, bizden olanların dahi yaşamlarında kolaylık sağlayacak değerler üretemedik.
Çünkü biz değerlerimizi yaşadığımız çağa monte edip çağa şekil vermek yerine, değerlerimizi ardımızda bırakarak yaşadığımız çağın şeklini almayı tercih ettik.
İşte bu yüzden bugün Newyork, Atlanta, Teksas bir olurken; Paris, Köln, Londra, Helsinki, Madrid el ele verirken Bağdat, Kudüs, İstanbul, Mekke, Kerkük, Musul, Şam boynu bükük!
Başarabilir miyiz derseniz?
Tabi ki, kocaman bir evet!
Tek şart; kendimize, değerlerimize, birbirimize tutunmak!
Göklerinde Hz.İbrahim’in kuşlarının uçtuğu, bozkırlarında Hz. Süleyman’ın atlarının koştuğu, vadilerinde Hz. Salih’in develerinin gezdiği, nehir kenarlarında Hz Ömer’in koyunlarının özgürce otladığı bir dünya hayal değil!
Ama bu kolaycı, kafa konforu rahat, yenilmiş bir uygarlığın çocuğu olmanın getirdiği hüznü yudumlamayanların, başkalarının yarattığı uygarlığın nimetlerine gidip konmayı marifet sananların, Avrupa eskilerini alıp yenilik sayanların, çağdaşlık adı altında tüm değerlerinden soyunanların göreceği bir rüya da değil!
Hatta dünyayı kurtarmaya azmetmiş, dünyayı barış, esenlik ve güvenlik yurdu kılmayı amaç edinmiş bir dinin (sözüm ona) mensuplarının dünyanın gözü önünde birbirini boğazlarken görebileceği bir rüya hiç değil!
Tam aksine bizzat “çağdaş uygarlık almayı değil yaratmayı” kafasına koyanların, kendi öz değerlerinin farkında olanların, tüm dünyayı cennete çevirecek kadar sevgi ve merhamet ile dolu olanların, gücün hakkına değil hakkın gücüne inananların; dünyanın koşulsuz bir sevgi, katıksız bir merhamet ve amasız bir adalet ile herkes için cennete dönebileceğine inananların, bütün gücü kendi sinesinde bulabilenlerin, tüm bunlarla “sahici” anlamda “içerden” yüzleşebilenlerin görebileceği bir rüyadır.
Çünkü o rüya, özü gür olanları özgürlüğe; hala insan kalmış olanları ise birleşmeye, el ele vermeye, ortak iyinin iktidarı için gönül birliğine; tüm insanlık için erdemli, namuslu ve ahlâklı bir yaşama, dolayısıyla hem medeni olmaya hem de uygar olmaya davet ediyor!
Bu rüyayı gerçekleştirecek olan ise Hira’dan yükselen vicdan ve merhametin, kıyamete kadar haykıracak olan nefesidir!
Duyabilenlere selam olsun!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Adnan ÖZ
Şimdi Sıra Trabzonspor Maçında!
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Fatih ORUÇ
Amerika’nın Hiroşima ve Nagasaki Katliamları
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Önder GÜZELARSLAN
Gaziantep’te Bir Dulkadiroğlu Eseri: Alaüddevle Camisi
Seyfettin BUDAK
Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi?
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)