Gerek internet denen digital çöplüğün artık her kesimden insanın hizmetine girmesi ve gerekse de sosyal medya adı altındaki uygulamaların kişilerin hüznü, acıyı, gözyaşını reddederek hayatın bu yönü hiç yokmuş gibi en parlak sima ve yönlerini servis ettiği; ama bu servisin de sadece beğenilerle “egosal tapınç” haline getirildiği bir fetret döneminden geçiyoruz.
Bir fetret dönemi demeyi tercih ediyorum; zira bu bir fetret yani geçiş dönemi değilse, hakikaten adım adım kelimelerin sadece çitlendiği ve hiç kimseye hiçbir şey kazandırmadığı bir anlam kıyametine hızla ilerliyoruz.
Özellikle bilginin diploma mühründen kurtulması ve ortalığa saçılması ile birlikte tüm kitap, kaynak ve manevi birikimlerin raflara kaldırıldığı; yegâne bilgi kaynağının Google denen arama motoru olduğu bu iklimde, tablo o kadar vahim ki her şey kişi veya kişilerinin o anki ruh ve duygu durumlarına hizmet ediyor. Yani aslında hedefte sadece duygu var ve ilgi, bilginin anlam derinliği ile kesinlikle muhatap bile değil.
Ayrıca tablo o derece kirli ki; bugün gönlünüzde yeşeren ve kaleme aldığınız iki satırlık bir cümleniz, çok geçmeden ya bir İslam büyüğünün ya bir alimin ya da ünlü bir filozofun kaleminden çıkmış gibi size selam veriyor.
Sağ ve sol omuzdaki, alınan her nefesi dahi kayıt altına alan yazıcı melekler, sosyal medya ortamına giremiyor gibi bir saplantı içinde; kişilerin kendi ideolojilerini beslemek adına muhataplarının manevi şahıslarına yaptıkları karalama, iftira, gıybet boyutları ayrı bir muamma.
Ama işin en acı tarafı ise din soslu paylaşımlar.
Zira paylaşımlara baktığınızda kendinizi devr-i saadette, cahil ve pejmürde bir çöl bedevisi gibi hissediyorsunuz. Ayetler ve hadisler, adeta klavye mücahitlerinin kurşunları gibi oradan oraya top sektiriyor.
Ama bu kadar bilgi, neden gırtlaklardan kalplere inmiyor, yaralı ruhlara neden pansuman yap(a)mıyor, kâl neden hâle bürünmüyor, bunca bilgi yükü siyah beyaz hayatları neden renklendirmiyor kimse bilmiyor ve gördüğüm kadarıyla umursamıyor da!
Kimse üzerine alınmadığı için de iki ayet paylaşan, iki hadisle sosyal medya hesabını süsleyen ya da kahve fincanının yanına nerden (ç)aldığı belli olmayan iki hikmetli cümleye eklediği lirik bir müzikle paylaşımını süsleyen kişi, dindar sınıfına(!) girmiş oluyor.
Resmin küçüğünde eyvallah, bu nezih tablo hoş görünse, kulağa ve göze hitap etse de resmin büyüğünde bu tür paylaşımların ne okuyana ne paylaşana bir şey kazandırmadığı aşikâr.
Çünkü yaşanmayan, yüreğe yük edilmeyen, hayatın atar damarlarında akmayan bilgi, sadece bir kulaktan girer ve diğerinden çıkar; ne yaparsanız yapın asla kalbe ulaşamaz.
Bu yüzden ısrarla belirtiyorum;
Dinin tebliğ boyutu biteli çok oldu. Çünkü Allah söylenmesi gerekeni söyledi, elçi iletmesi gerekeni sadece iletmekle kalmadı bunun en canlı şahidi oldu ve bu konuda kalem kurudu.
Bu yüzden dinamizmi işaret eden bu yol haritasının artık paylaşılmaya değil yaşanmaya, temsile ve yaşamlarda nakşedilmeye ihtiyacı var. Yani dindarlığınızın boyutu, sözünüz değil davranışınız artık. Çünkü bilgi her yerde. İsteyen çabası, niyeti ve nasibince alabiliyor.
Ama siz insanlık elbisesini soyunmuşsanız, ruhunuzdaki çıplaklığı göremiyorsanız, bu işaretlere bakıp yaşamınızı şekillendirmek ve hâl diliyle örnek olmak yerine; bu dinamikler sadece sayfanızı süslüyorsa istediğiniz kadar ayet ve hadis çarpıştırın; az evvel andığım gibi, bu ne size fayda verecek ne gönüllere şifa olacak ne de kulaklardan kalplere sirayet edecektir.
Çünkü din, çağlar ötesinden iletilen nebevi ikazla güzel ahlâk yani insan olabilme sanatıdır. Yaşam güzel sözler üzerine değil ilahi hitabın da tasdiki ile “güzel amel” üzerine bina edilmiştir.
Bu yüzdendir ki, bu kadar kelime yığını, artık kalpleri vecde getiremiyor. Bu yüzdendir ki; anlam ve sözüm ona dilimizden düşürmediğimiz kutsallar, bir ayrılıkta avuca tutuşturuluveren bembeyaz bir mendil gibi elimizde ve dilimizde duruyor ama, biz ne onun manevi hatırasına saygı duyuyor ne de onu elimize tutuşturan, dilimize düşüren güzelliklerden haberdarız. Çünkü hiçbiri yüreklerimizde yeşerecek mekân ve samimiyeti bulamıyor!
Ama benim bu yazımdaki sancım biraz daha farklı.
“Ârife tarif gerekmez ama tarife ârif gerekir” derdi rahmetli dedem (ona ve ceddinize rahmet olsun), biz ârif olamadık ama söyleyelim sancımızı, belki ârif olan anlar;
Bizim, gelişiyle cümle noksanlarımızı tamamlayacak; bize kim olduğumuzu hatırlatacak, bu yangın yerinde ne aradığımızı kalbimizi parçalarcasına ihtar edecek; kul olmanın, bilmenin, tanımanın kapısını sihirli bir el gibi aralayacak, gelmenin aslında gitmenin ilk adımı olduğunu kulağımıza değil kalbimize fısıldayacak bir derde ihtiyacımız var. Evet, aklımızca bulunacak cevaplardan ziyade, kalbimizi suallerle kıvrandıracak o derde muhtacız.
Anladıkça dertlenir miyiz bilmem, ama dertlendikçe anlayacağımız kesin.
Peki nedir bu dert;
Bence “varlığımızı fark etmek!”
Bu nasıl olacak derseniz; aslında cevabı çok uzun ve ciltlere sığmayacak bir konu.
Kısacası, kendi kalbimizin işçisi olabilmek şeklinde tarif edebilirim sanırım.
Nedir kalp işçiliği ve insan kendi kalbinin işçisi olabilir mi?
Hep beraber bakalım;
İnsan, garip bir varlık ve belki de fıtratına yerleştirilen “beğenilme arzusu ve takdir edilme ihtiyacı” ile, benliğini (yazımın en başında arz ettiğim gibi) bir “tapınç” nesnesi haline getiriyor.
Bu ârifane bakışla hayatın anlam derinliğine daldığınızda fark ediyorsunuz ki, kadim Anadolu Medeniyet’nin hikmet diliyle “veli” olarak tabir ettiğimiz farkındalık sahipleri, her şeyi yaratanın nezdindeki anlamlarına verdikleri önemle, başkalarının kendilerine dair kanaatini, bu farkındalıkla hiç etmişler; deliler ise, kendisi hakkında bir başkasının ne düşündüğünü umursamayacak kadar kendilerinden vazgeçmişler; yani her ikisi de kalp işçiliğindeki bu sınavı başarıyla vermişlerdir.
Ancak, biz ne başkalarının kanaatlerine kulak tıkayabilecek kadar deli olabildik şu yalan rüyada ne de bir olandan başkasının ne dediğini umursamayacak kadar velilik nasip oldu bizlere. Zira hep andığım gibi ne gönlümüz eşkıyalığa razı ne de nefsimiz evliyalığa.
Bu yüzden de başkalarının gözbebeklerinde akislerimizi seyretmeye bayılıyor; bizi eleştiren ya da sevmediğimiz insanların hakkımızda bakış ve düşüncelerini pek umursamıyor ama sevip değer verdiklerimizin bize dair kanaatlerine dikkat kesiliyoruz.
Neden?
Çünkü sevip değer verdiklerimizin gözbebeklerinde; bizi olduğumuzdan daha güzel, daha iyi, daha mükemmel gösteren tılsımlı aynalar saklı. Öyle olmadığımızı, olamayacağımızı bilsek bile, o yalana inanmak mutlu ediyor bizi. Sevip değer verdiklerimizi gözlerinde ve sözlerinde sırf bu yüzden “bizi mükemmel gösteren” yalanlar arıyoruz.
Ancak; olmayan iyiliğimizi var gibi, olan kötülüğümüzü yok gibi gösteren bizi sevenlerin gözbebekleri, dillerine doladıkları o güzel sözleri bizi iyiliklerden mahrum, kötülüklere ise mahkûm ediyor. Çünkü bizi sevenlerin gözlerinden ve sözlerinden kendimize baktığımızda muhtemel hata ve noksanlarımızın üstünü örtüyor, olmayan iyilik ve güzelliklerimizi ise bu örtünün üstüne bir süs gibi yerleştiriyoruz.
Olan iyiliğimizi yok gibi, olmayan kötülüğümüzü var gibi gösteren bizi sevmeyenlerin ya da eleştirenlerin düşünce ve sözleri ise, bizdeki iyiliği artırmamıza, mevcut kötülüklerimizden kaçınmamıza sebep oluyor. Zira onlar, bizde var olması muhtemel güzellikleri görmezden gelip onlara yok muamelesi yaparak bizde var olmayan çirkinlikleri bir kulp takar bize yakıştırıyor. Biz ise bize iliştirilen belki de hak etmediğimiz o kulpların peşine düşerek kendimizi güzelleştirmeye çabasına giriyoruz.
Çünkü kendimize, bizi sevmeyenlerin gözünden bakınca, bizde gerçekte var olan pek çok güzel ahlâk ve hasletin aslında yok olduğunu, bizde aslında hiç olmayan birtakım kötü hallerin varlığını da fark ediyoruz. Böyle görmekle de şayet o güzellikler bizde var ise onları artırmanın çarelerini araştırıyor, yok ise var olmalarının önüne daha sıkı setler çekiyor, eğer yok ise de andığım gibi var etmenin derdine düşüyoruz.
Fark ettiniz mi bilmiyorum ama, bu bakış açısıyla dikkat kesilince, kalp işçiliğimizde sevdiklerimiz ve sevenlerimizden daha çok, sevmeyenlerimizin ve bizi sevdiği için eleştirenlerin emeği var aslında.
Yani âriflerin “kitab-ül kübra” dedikleri kâinat kitabı, burada da aslında zıtlıkların ne muhteşem nimetler ortaya koyduğunu, yaşamın zıtlıklar üzerine bina edildiğini bir kez daha gözlerimizin ve gönlümüzün içine sokuyor!
Öyle ya, bizi sevenlerin, sevdiği halde hiç eleştirmeyenlerin bize dair kanaatleri bizi daha güzel, daha iyi olmaktan alıkoyarken; bizi sevmeyenlerin bizim hakkımızdaki düşünceleri bizi biraz daha güzel olmaya davet ediyorsa, onlar kalp işçiliğimizde en büyük emektarlar olmazlar mı?
İşte bilginin gücünü eline alan toplum mühendisleri, insanın bu zayıf yönlerini keşfettikleri için olsa gerek; ortaya konan her teknolojik alet, yapılan her program, yeniden tasarlanan her iletişim aracı, tüketim hırsımızı gazlayan basan her yeni ürün, aslında bizi “sevdiklerimizin söz ve gözlerindeki” anmış olduğum o imitasyon güzellik ve iyiliklere mahkûm ediyor.
Çünkü tüm bunlar, egomuza hizmet ediyor ve ilahi hitabın kıyamete kadar var olacaklar dediği dört puttan biri olan; “Hubel” olarak andığı içimizde büyütüp beslediğimiz “ben” kavramına tazim ediyor.
Her şey çok iyi göründüğü ve bizler de çok iyi olduğumuz için(!) kalp işçiliğimizi tamamladık sanıyoruz!
Bugün bu kadar kötülüğün faillerinin “meçhul” olmasının, karanlığın siyahını bu kadar “artırmasının” sizce başka sebebi var mı?
Farkındalık dileklerimle…
Aydan KURT
İstifa Ettim
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
Özlem Gürbüz
Yuvayı Ayakta Tutan Denge
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)