Yaşanmışlıkların yorumlanmasında “niyet” ve “amaç” unsurları kadar konuya ilişkin “fikir” ve “kabullerimiz” de önemli sanırım. Çünkü fikir ve kabullerden kurtulmak yerine onların bilincinde olmak; anlam inşasının tam, doğru ve yerinde olabilmesi için başlı başına bir gereklilik. Aksi takdirde içerik ve gerekçesini fark edemediğimiz her türlü fikir, oluşum veya kabulün esiri oluyor ve bilgiden ziyade yaşanmışlıklarımızın işimize yayıp yaramamasına veya ezberimize uyup uymamasına bağlı olarak “doğru-yanlış, iyi-kötü” değerlendirmelerine tabi tutuyoruz.
Misal bir hadis uzmanını ele alalım; Okuduğu hadis-i şeriflerin şuur ve ahlâk inşa edici yönüne duyarsızlaşıp öğrendiklerini hayatına yaymak yerine ilgilenmiş olduğu sahanın salt “bilgi malzemesi” sanan uzmanımız sürekli okur, eleştirir, tespitlerde bulunur ama asıl lazım gelen “hikmet” mertebesine uzak kalır. Böylesi bir idrakle de yaşayıp “kemal” bulmak yerine bilginin sadece “hamalı” olmaktan öteye geçemez. Veya mide uzmanı bir doktoru ele alalım. Asıl uzmanlık alanı sadece mide olduğu için kendisine bu şikâyetle gelen hastanın midesine odaklandığı için vereceği ilaçların karaciğer, bağırsak veya başka organlara da sirayetini umursamaz ve karşısındakini “insan” olarak görmek yerine salt “mide” olarak algılarsa kaş yaparken göz çıkarmış olacaktır.
3 yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz felaketini de böyle okuduk sanırım.
Neden? Hep beraber bakalım!
Öncelikle dinin aslında ne olduğunu öğrenemediği ve devekuşu gibi kafasını toprağa gömerek gerçeklerden haberdar olmadığı için, bir bezirgânın hezeyanlarını din zanneden; mevki ve makam hırsının ruhlarındaki ilahi parıltıyı yok ettiği bu ahmaklar sürüsünü “dindar” değil “din-i-dar” addetmenin doğru olacağı konusunda sanırım hem fikiriz.
Evet, menfaatleri uğruna ülkeyi düşmanlarına peşkeş çekmeye varacak kadar alçalan; kafasını devekuşu misali toprağa gömerek gerçekleri görmediği için ya da Allah’ın “kullan” diye verdiği en önemli lütuf olan akıl nimetini gassalın elindeki meyit gibi bezirgâna teslim ettiği için; zihninin rahatlayacağı bir bahane arayan ve kendisini rahatlatacak, gerçekle yüzleşmekten kurtaracak argümanı bulduğu sanrısıyla ona sarılan ve böylece de kafa konforunu bozan ‘tehlikeli fikri’ dışarı atan bu güruh; zorbalıkta adalet, zulümde hak arayan; şehitlerinin başlarını vererek kaldırdıkları bu mümbit coğrafyanın izzetini ve şerefini yok etmeye çalışan, küçücük hırslarının ardında yitip giden; İslami, Kur’ani ve Muhammedi hakikatler cihadın aslının; nefis ve niyetle alakalı olduğunu haykırıp; asıl imtihanın yaşatmak olduğunu vazederken bu ilahi lütuflardan nasipsiz kayıp zamanların insanlarıydı.
Peki, başka ne ekleyebiliriz bu tanıma?
Bence; İlahi mesajın evrenselliği ve bu mesajın tüm insanlığa indiği gerçeğini alt alta yazalım ve diyelim ki; İlahi mesaj bir grubun, zümrenin tekeline girdiği andan itibaren "ilahi" vasfını yitirir ve ‘birlik medeniyetinin ruhu olma’ vasfını kaybederek; dün ve bugünkü gibi çatışmanın ve bölünmenin, sömürünün ve eşitsizliğin, ayrıcalığın ve tekelleşmenin, kanın ve gözyaşının sebebi olur. Allah'ın bütün insanlara gönderdiği evrensel din anlayışı veya diğer bir tabirle insan kalma mücadelesini; kılık, kıyafet, davranış ve söylemlerimizle lokal ve mahalli bir din gibi göstermeye; kendi görüşlerimize hapsetmeye; din üzerinden makam, şan, şöhret, para ve saltanat kazanmaya hiçbirimizin hakkının olmadığı gerçeğiyle ‘yüzleşmek’ de diyebiliriz sanırım buna.
Öyle ya, Peygamberimizin en büyük düşmanlarından biri olan Ebu Cehil, çok önceleri toplumda “Ebu’l hikmet” adıyla anılan biri iken inkardaki ısrarı ve inananlara karşı düşmanlığı onu ‘cehaletin babası’ yapmıştı.
Öyleyse diyebiliriz ki; neyi, ne için, nasıl yapacağını bilemeyenler, nefislerinin kölesi olarak akıllarını menfaatlerine kaptıranlar, hikmeti nerede arayacakları hususundaki nasiplerini teperek ‘Ebu Cehil’leşirler. Evet, Ebu Cehil, Bedir’de öldürüldü ama cehaletin oğulları ve kızları (şu an olduğu gibi) müminlerin karşısına dikilerek varlık iddiasındalar.
Görünen o ki, Hz Peygamber'in ümmeti en çok cehalet ile avlanacak ve en büyük imtihanı da bu olacak. Zira cehalet; bilginin varlığı veya yokluğundan ziyade, bilginin hikmet ile buluşamamasıyla oluşuyor. Çünkü artık adını “digital çağ” koyduğumuz şu dönemde her tarafımız bilgi yığınlarıyla dolu ve “cehalet” ise sadece bir seçimden ibaret.
Bu nedenle olsa gerek; bilen ama gönülleri dünyanın geçici metasıyla dopdolu olduğu halde iman iddiası içinde olanlar, inanmak istedikleri şeylere delil bulmak için akıl nimetini inkara kadar hadsizleşiyor, gözlerinin önündeki gerçeği görmemek için diretiyorlar. Kin, intikam, haset, öfkeyle yoğrulmuş gönüller de bildiğini iddia edenlerin ardına düşerek yaşamlarını şekillendirmekten zerre kadar çekinmiyorlar. Böylelikle de toplumda ayrışma başlıyor ve evvelki ümmetlerin yanlışlarıyla tarih tekerrür ediyor.
Dert din sayesinde dünyaya hükmetmek olunca da, hikmetin kaynağı olan ve aynı zamanda fakirlerin, gariplerin, kadınların, bir sebepten ezilmiş herkesin umut ışığı olarak gördüğü Allah elçilerine değil, gücün timsali gördükleri Roma sultanlarına öykünenlerin dindarlık tezahürleri şekilden ibaret kalıyor.
Peygamber’e iman edip onun gibi olmayı aklının ucundan geçiremeyen, iman edip diriltmeye ve yaşatmaya tabi olmayan; mesajları bildiği halde ne uğruna ve kimlerle mücadele ettiğini önemsemeyen; sadece güce ve güçlüye tapınan; hakikati zimmetine alıp başkalarını batıl yolların yolcuları ilan eden insanlar sizce de idraksizlik ve ferasetsizliğin dipsiz kuyusunda boğulmamış mıdır?
İlahi kelamın hikmetlerine vakıf olamadan, güç ve güçlüyle buluşunca toplumun sofrasına acı tohumlar eken ve yiyenleri zehirleyen tekfir meyvesi böylece ortaya çıkmıyor mu?
Yazık ki, bu meyveden tadanlar birbirlerinden destek aldıkça inanmak istedikleri şeye olan inançlarını perçinledikleri için haklı olma ihtiyacı hissetmiyorlar bile. Zira muhataplarının haksız olduğuna inanmak onlar için yeterli geliyor. Buna kalben inandıkları için de, ne yapıp edip yapmayı düşündüklerini akıllarınca aklıyorlar.
Bu açıklamaların ışığında 15 Temmuz gecesine dönersek eğer; hep haykırdığım 'Allah'ın bu toplum üzerinde bir muradı var' hakikatinin doğuşu; bu lütfa mazhar olmanın kabarttığı gönüllerden yanakları ateş gibi yakan gözyaşları, vatan uğruna serden geçen gencecik fidanların imanlarına şahit kıldıkları canlarının suretinden seyredilirken, bu mümbit coğrafyaya gelecek belalara karşı en büyük silah, uçak, tank ve tüfeğe silahsız meydan okuyup hepsini alt edebilen bir kardeşlik şuuru ve bu şuurla taçlanan birlik hususiyetinin huzurunu yudumladık mı o gece, pekâlâ evet.
Ama sanki bu olan biteni (girizgâhta andığım gibi) “duygusu bizi tatmin ettiği için” bilgisiyle ilgilenmedik veya yanlış okuduk ve bir şeyler eksik kaldı.
Zira oyun bozulmadı, sadece deşifre edildi ve bu deşifrenin şifrelerini çözmek, bugün bize nasıl bir tehlike oluşturduğunu görmek için etrafımızda olan bitene, hatta bırakınız etrafı, kendi din anlayış ve yorumlayışımızdaki savrulma ve lakaytlığa dikkat kesilmemiz kâfi gelecektir.
Çünkü 15 Temmuz’da kendi insanına bomba yağdıran bu zihniyet ve benzerleri, asıl katliamı yıllardır tanksız, topsuz, silahsız milletin inancına karşı yapıyor.
Bu yüzdendir ki, insanlık acı ve ızdıraplarının başkaldıran sesi olarak doğmuş bir din, insanlık acı ve ızdıraplarını “kader” diyerek bastırmanın aracına haline geldi.
Bu yüzdendir ki, “zülme isyan” olarak doğmuş bir din, zulme rızanın, harâma biatın telkin aracı oldu. “Haksızlığa itiraz”ın soylu sesi olan bir din, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanların yalaka yuvasına döndü.
Bu yüzdendir ki, “hiçbir ücret istemiyorum” diyerek saf bir yürek temizliği ile başlayan bir din, pazarların en büyüğü, sektörlerin en kârlısı haline geldi.Kuru hurma yiyen bir kadının oğlu (tüm değerlerim ona feda olsun) din pazarlarına meta yapıldı.
“Kölelere özgürlük” diye doğmuş bir din, insanları köleleştirmenin vasıtası haline geldi. “Aklını kullanmayan pisliğe batar” diyen bir dinin mensupları, insanlık liginde akıl tutulmasının şampiyonu haline gelerek, “vahiy” adına akıl düşmanlığının kalesine dönüştü. Sağlığında müşriklerin bütün mucize isteklerini ısrarla reddeden, “Ben de sizin gibi bir beşerim” diyen peygambere, ölümünden sonra müşrikler ne istediyse hepsi yaptırıldı.
İşte biz, bu hazin tükenişi okuyamadık. Gördüğüm kadarıyla okuyamıyoruz da. Resmin büyüğünü görme arzusu, asıl olanı detay zannetmeye mahkûm ediyor bizi.
Dolayısıyla bu tarafa yönelmeyen, öze dönüş konusunda çaba sarf etmeyen bu mücadelede de sınıfta kaldık. Evet, bu çağrı dirilme azmindeki vicdanlara ulaşarak, Rabbimizin muradı ile hak ile batıl bu kadar yan yan geldi ama, biz aradaki uçurumu hala fark edebilmiş değiliz kanımca.
Zira dünü, bugünü ve yarını sezebilenler farkındadır ki, sadece “suç” ve “suçlu” üzerinden yapılan bir mücadele, bataklıktaki birkaç sivrisineği etkisiz hale getirmekten öte bir anlam taşımaz. Bu mücadele, dinî tahrifatlar bertaraf edilerek, hâlâ etkisi devam eden aldatmacaları çürüterek, istismar bataklıklarını kurutarak başarıya ulaşabilir ve top yekûn bir seferberlikle özlem duyulan o mümbit günlere dönülebilir.
Peki, çözüm ne?
Kanımca bu konuda en büyük görev Diyanet İşleri Başkanlığı’na düşüyor.
Ama 26 Temmuz 2017 tarihinde yayınladığı rapor ile “bu tehlikeye” gecikmeli de olsa işaret eden Diyanetin o günden sonra bizzat kendi yayınladığı rapora uygun adımlar attığını (yakinen takip etmeme rağmen) ben görmedim. Gidişat göremeyeceğimizin de habercisi.
Oysa ki, haşyet ve ümit arasında akleden kalpler olarak; eğer zulmetten nura, zilletten izzete ilerlemek istiyorsak bu mücadeleyi top yekûn başlatmak, din kavramını toplumsal ve kamusal bir argüman olmaktan çıkarmak ve kişinin bireysel tercihine bırakmak; suya kanmak istiyorsak ilkin kabımızdaki fırtınayı dindirmek zorundayız. Çünkü eksikliği yaşanılmayan, özlemi çekilmeyen nimet kişiye verilmez. Yakıcı gerçekleri önceden görmek ve ona göre kalıcı önlemler almak zorundayız.
Sonuç olarak geçmişe dair önümde her şeyden daha önemli iki şey duruyor;
Birincisi ; (geçen yıl dönümünde arz ettiğim gibi) gafillerin müntesip ve muhiplerinin tamamını hapse tıksanız dahi, o yapıyı bu hale getiren en büyük yanlışı, aldatmacaları, istismar bataklığını hayatınızdan söküp atamadığınız, Rabbinizle aranızdaki tüm aracıları kaldırmadığınız, Rabbin kelamına bizzat size vahyolunmuş gibi sarılmadığınız ve hatta üstüne bir de o zihin yapısından mülhem işler yaparak dine hizmet ettiğinizi sandığınız müddetçe belki “bugünü” kazanabilirsiniz ama kesinlikle 'yarını' kaybedersiniz ki, tarih bunun nice örnekleriyle doludur.
İkincisi; ülke içinde birlik, kardeşlik ve bütünleşme ortamını korumak, pekiştirmek, farklılıkları kaşımamak, asgarî müştereklerimiz üzerinde yoğunlaşmaktır ki; 15 Temmuz'la mühürlediğimiz “bir olma” şuurunu her bir kardeşimizin gönlüne dokunacak kadar büyütmek ve mümbit coğrafyamızı tıpkı dedelerimiz gibi yeryüzüne nizam veren bir yurt haline getirmek zorundayız.
İşte o an şehitlerin kanları, evlatlarının gözyaşları, annelerin semaya kalkan avuçları lütfedilen edilen emanetin şükrüyle karışarak göğe yükselecek. Yaşlıların tevekkülü, gençlerin cesareti, dervişlerin zikri sarhoşların hıçkırıkları, kadınların metaneti erkeklerin kahramanlığı, Kürtlerin öfkesi Türklerin azmi, Sünni’nin tesbihatı Alevi’nin duasıyla bir olacak ve bu bir oluşla farklılıklarımızı nimet bilip geleceğe yürüyeceğiz.
Bu idrak ve şuurla “hubbu'l-vatan mine'l-iman” (vatan sevgisi imandandır) sırrınca canlarını ve kanlarını imanlarına şahit kılan nasipli dirilerimize Rabbimden rahmet; bununla şereflenen ailelerine sabr-ı cemil dilerim.
Dua ve müebbet muhabbetle.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Aydan KURT
İstifa Ettim
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
Özlem Gürbüz
Yuvayı Ayakta Tutan Denge
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)