“Gökyüzünde bir sürü yıldız var. Saymayı denediniz mi hiç? Sadece kendi galaksimizdekileri saymanız bile 6000 yılınızı alır. Ayrıca bunun gibi bir sürü galaksi var. Bilim insanları 2 milyardan fazla olduğunu söylüyorlar."
Amir Khan'ın P.K. filmi bu ifadelerle başlıyor. Bilim adamlarının tespitiyle “Dünyanın kâinattaki yeri, Büyük Sahra çölündeki bir kum tanesinden bir milyar kat kadar daha küçük” diyebiliriz sanırım. Gözlemlenebilir evrenin içinde bir nokta kadar bile yer kaplamayan Dünya ve bu zerreciğin içinde de bir ülke: Türkiye.
Bu zerreciğin içindeki mümbit bir coğrafyanın ferdi olarak bugünkü yazımda sevgiye, şefkate, rahmete, merhamete ve en çok adalete odaklı değerler silsilemiz içinde kronik muhalifliğimizi bir tarafa bırakmak adına bu kez olsun “güzel şeyler” yazmayı arzu etti kalemim. Zira aynalarımızı habire çöplüklerde dolaştırıp müzmin memnuniyetsizlik halimizin özlemini patavatsızlığımız ile cesaret addedip, “marifet, iltifata tabidir” gerçeğini atladık epeydir.
Öyle ya; zihin ve gönül dünyamızı kirleten yanlışlarımızı deşifre ederek kalem ve kelamımızla buluşanları “temiz bir akledişe” çağırıp; “iyi, güzel, doğru, adil ve hayırlı olanlara” işaret etmeye çalışsak da ‘akil’ kelimesinin “çözüm üretebilen kişileri” kapsadığını unutmamak gerekiyor.
Evet, eleştiri kültürümün odağında “sağlıklı akletmekten uzaklaşmak” oldu hep.
Çünkü kendimizle tanışmadan, kendimizi doğurmadan, farkımıza varmadan, içimize hicret etmeden yani içsel yolculuğumuzu tamamlayıp kendimizle olan kavgamızı bitirmeden; ariflerin “küçük kitap” dediği, bir ağacın bir çekirdekte dürülüp saklanması gibi başlı başına bir âlem olan “insanı” okumak; insanı okuyamadığımız zaman da kendisi için yaratıldığına iman ettiğimiz “büyük kitap” olan “kainatı” okumak da mümkün olmuyor.
Peki bu okumayı nasıl yapmalıyız?
Aslında başta kendi nefsim sanırım hepimizin belki de başaramadığı en önemli şey burası.
Zira ordan burdan şurdan değil, kendimizden başlamak zorunda olduğumuzu; merhamet istiyorsak ilkin kendimizin tüm yaratılmışa merhametli olmamız gerektiğini, adalet istiyorsak ilkin kendimizin her iş ve oluşumuzda adil davranmamızın olmazsa olmaz olduğunu, sevgi dilenciliği yapıyorsak ilkin kendimizin tüm mahlukata sevgi diliyle yaklaşmamız gerektiğini atlıyoruz.
Arifler kâinattaki en muhteşem ayet ve kutsal olan insanı, insan kılan yegâne sırrın gönlü olduğunu haber veriyorlar yüzyıllardır yazmış oldukları eserlerinde. İlahi hitapla “kullanın” denen aklı asli vazifesine döndürüp tefekkür nazarıyla baktığınızda hak da veriyorsunuz ‘yürek ülkesi’ne davet eden tüm bu yazılıp çizilenlere.
Öyle ya Kâbe, atamız Hz. İbrahim Halil'in (a.s.) yaptığı bir binâ ise; gönül Celîl olan Allah'ın nazargâhı. Neye nazargah ve kime mekan olduğunun şuuruyla okumaya başlamamız gereken ilk yer burası olsa gerek.
Bu uzun girizgahtan sonra “niyet ettim insan olmaya” diyerek başlayalım mı bu okumaya?
Çünkü “niyet” önemli. Yaradanın hassas terazisinin ölçtüğü tek şey.
Kalbimizin derinliklerinden kopup zihin duvarlarımıza çarpa çarpa dudaklarımıza ulaşan ince bir dua olsun ilkin, secdelerimizde gözyaşlarımızla çiçek açan;
“Allahım! Beni dünyaya bir böcek veya bir hayvan olarak göndermek yerine muhteşem bir yaratılışla insan olarak yolladın. Hitaplarında işaret ettiğin “insan kalma” mücadelemde aciz, cahil ve güç yetiremez durumdayım. Bana razı olduğun kullarının, salihlerin, sıddıkların ve rıza makamına ermişlerin ulaştığı “insanlık” mertebesini nasip kıl. Nasip kıl ki yeniden dönebileyim senin rızana. “
İlk adımı atıp ağyardan temizlendik böylece.
Ağyar neydi sahi?
Allah'tan gayrı olan her şey. Mal mülk, makam mevki, hırs, talep. Dünyaya ait olan ne var ise aklınızda, hepsi ağyâr.
Ne diyor arifler:
“Gönlünden ağyârı çıkarıp at ki orada Hakk tecelli etsin. İçi tertemiz olmayan bir saraya padişah gelip oturmaz!"
Varlığı hikmet aynasından okuyabilen insan nihayetinde farketme ki tüm okumalar kişinin nefsine dönüyor ve dünya hayatı kendini bulmaktan ibaret.
İşte bu yüzden olsa gerek ki söz üstatlarının deyimiyle; gönlü, sahibine mekân eyleyebildiğimiz kadar insan; orada, O'ndan gayrısını bırakmadığımız kadar kuluz. Gönül ülkesini biricik iktidarına teslim edebildiğimiz kadar da varlığımızın bir anlamı var.
Öyleyse helal rızkın hesabını, haram rızkın ise azabını vaad edenin o iktidar sahibinin rızasına talip olarak diyebilir ki; çağırmak dilin, salih amel veya insan kalabilmek halin, iman ise kalbin işi.
Ama farkında mısınız bilmem biz işin sadece “çağırmak” kısmında kalakalmışız. Bilmek yetiyor sanıyoruz. Olmak semtimize bile uğramıyor artık.
Bu yüzden olsa gerek ibadetlerimiz bile kör topal, kırık dökük ve yara bere içinde.
Gecenin bir yarısına kadar tv veya internet başında vakit öldürerek uykuya kurban ettiğimiz, ne söylediğimizi bile anlamadan sırf ‘borç’ niyetiyle kıldığımız namazlarımız; ömrümüzü temizleyecek ama ‘ihtiyacından fazlasından geçtik’ asgarisini bile vermemek için kırk takla attığımız zekatımız; bırak iftar vaktine kadar sabretmeyi uykudan uyanır uyanmaz bir gıybete, bir haram nazara feda ettiğimiz oruçlarımız; ruhundan bile bihaber olduğumuz kelime-i şehadetimiz; kapı komşumuz açlıktan kıvranırken, akraba(ları)mız bankalara kölelik yaparken turistik bir gezi haline getirdiğimiz umremiz; “yemeğinizin kokusuyla dahi komşunuza eza etmeyiniz” nebevi ikazına rağmen aç, yoksul, yaşlı, hasta, gebe düşünmeden envai çeşit sofralarımızı sergilediğimiz sosyal medya hesaplarımız; tevazu peçeli kibrimiz, bizi yiyip bitiren hırsımız, ihlas libaslı riyamız, paçalarımızdan din akarken(!) ahlaktan nasipsizliğimiz de hep bu yüzden maalesef.
Kin, nefret veya acziyet üzerinden vicdanını susturamayan akıl en sonunda nefsani bir ‘erdem’ icat ederek onu yoldan çıkarmayı başarıyor bir şekilde. Şeytanın soldan saldırılarına karşı bir şekilde dirensek de sağdan gelenlerin karşısında yıkılıyoruz böylece.
Nefsimize uydukça da dünyevileşmiş aklımız Rabbimize yakın olduğumuz vehmi içinde rahatlarken vicdan(lar)ımızın da sızlaması imkânsız hale geliyor ve arzın beşeri dertlerinden arşın ulvi tefekkürlerine uzanamıyor; dilimizden düşürmediğimiz vahiyle dirilemiyoruz.
Bu nedenle de gök gürültüleri addedeceğimiz dünya musibetleri ardınca gelen rahmet yüklü yağmurlar yürek ülkemizde sevgi, şefkat, rahmet, merhamet ve adalet yeşertmiyor; aksine her emeği kırıp geçiren ‘tufan’ halini alarak namazımıza, orucumuza, zekatımıza, haccımıza ve artık hemen her yılki umremize rağmen; etrafımıza sevgi, saygı, nezaket, hak, hukuk, şefkat, merhamet ve adalet yaymak bir yana kırıp geçiriyoruz bu var olması gereken değerleri.
Duamızı nasuh bir pişmanlıkla edip ağyardan temizlendik diyelim.
Peki bitti mi? Hayır tabi ki!
Harama nazar etmeyen; bakışıyla dahi incitmekten korkan; başkasının ayıbı, kusuru, hatasını ve dahi gözündeki çapağı görmek yerine kendi gözündeki dal budağa, yanlış ve kusurlara odaklanan, emredilenle meşgul olan; nimet olarak verileni külfete çevirmeden Rabbin yaratma kudretini seyre dalan bir göz lazım sonra.
Başka?
Abdest nurunu zayii edecek işlerden uzak duracak; yetim başı okşayacak, ihtiyaç sahibinin elinden tutacak; düşmüşe kol kanat gerecek, yolda kalmışa hami olacak, fukaranın karnını doyuracak, kimsesizin kesi olacak kısacası dünya hayatında etrafındaki herkese cenneti inşa edecek bir ele ihtiyacımız var.
Yalandan, gıybetten, dedikodudan, incitmekten kaçan; hakkı tavsiye eden; zikirle, ilimle,güzel sözle, hiçbir şey bilmiyorsa bile sükut ile meşgul bir dil sonra.
İlim ile abdest almış temiz bir akıl; üstü açık, kirlenmemiş, görüp akledebilen ve tanımasa bile dil, din,ırk, renk, mezhep, cinsiyet gözetmeksizin her yaratılmışın yarasıyla kanayabilen ve o yarayı sarmayı görev addeden bir vicdan da olmazsa olmazımız.
Ne kaldı geriye?
Kendisine cennet verilmese ve buna layık olamasa dahi, elinden iyilik yapmak, mahlûkata faydalı olmaktan başka bir şey gelmeyecek veya cenneti garantilese dahi oraya girerken yanındakine yol verebilecek; kötülerden olmaya kabiliyeti olmayan; bir tacir zihniyetiyle ne sevabı cennet arzusuyla işleyecek, ne günahtan cehennem korkusuyla kaçacak; cennet ve cehennemin tek sahibine duyduğu sevgi ve o sevgiden mahrum olma korkusu ile istese de günah işleyemeyecek, istemese de her halini ibadet zevkine bürüyecek bir gönle ihtiyacımız var artık.
Ama “akıllı” bir gönül olmalı bu. Cehalet engelini aşmış, feraset kapısını aralamış, basiret nasibine ulaşmış, marifet şerbetini yudumlamış olmalı.
Dünya için yapıldığı hissi veren en sıradan işlerini dahi “Rabbim beni görüyor” idraki içinde sağlam ve halis niyetle ahiret azığı yapabilecek kadar akıllı olması şart çünkü.
Yarın huzura vardığında azığı olmayana bir şey verilmeyeceğini, azığına güvenenin halinin bile harap olacağını; bu nasipdârlıkla aldığı her nefese layık olamayışının hüznü, hakkını veremeyişin ezikliğiyle iki büklüm olacak; yaptıklarına karşılık bir mükâfat beklemek edepsizliğine düşmek bir yana; iyilik yapabilenlerden ve hayırda kullanılabiliyor olmanın mükâfatların en büyüğü olduğunu bilerek bu pişmanlığına şükrünü katık edecek kadar “akıllı” olması lazım üstelik.
Yanlış bir iş yapan gördüğü zaman, ‘Rabbim bana verdiği nimetleri ona vermiş olsaydı belki de o benden çok daha iyi bir insan olurdu; onun imtihanı bana verilseydi belki de ben ondan daha beter bir hale düşerdim’ diye düşünerek, karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi bilecek; yine bir başkasının yanlışına vakıf olduğu vakitlerde, ‘şayet bu kusur bende de olmasaydı onu bu insanda görebilmem mümkün olmazdı’ şuurunda; bir başkasında gördüğü her yanlışta kendisinde düzeltilmeye muhtaç bir hal olduğunu fark edecek, kâinatta en ufak bir noksan göremeyecek kadar kâmil olma derdine düşecek şuurla yoğrulması da şart bu gönlün.
Kendisini bu bakışla daima kötülerden bilecek; “kötülerdenim” şuurunun iyilerden olmaya uzanan yol olduğunun, kötülerden olmaya aralanan kapının “iyilerdenim” zannına kapı açacağının da farkında olması lazım bu gönlün.
Başına bir musibet gelmediği, hastalık yahut dertle sınanmadığı, elinde ona ait olduğunu sandığı her şeyle imtihan edilmediği vakitlerde ‘acaba ne hata ettim ki Rabbim beni kendi halime bıraktı’ korkusuyla yüreği titreyecek; kendisine bir nimet kapısı açıldığı vakit ‘yoksa iyiliklerimin karşılığı bu dünyada mı veriliyor’ tedirginliği ile ödü patlayacak kadar da uyanık ve diri olması gerekiyor bu gönlün.
Yaratılmışlara nasıl muamele ediyorsa yarın hesapta da kendisine öyle muamele edileceğinin farkında; ancak yarın bana iyi muamele etsinler muhasebesi ile değil; güzelin yarattığına çirkin muamele edilmez bilinci içinde “insan kalma çabasını” kendisine mülk, yüreğine yük etmesi de gerekiyor ayrıca.
Evet evet…
Bugün zulüm karşısında susan dilim ve bir türlü yerinden doğrulamayan ellerimin yarın aleyhimde yapacağı şahitlikle mazluma yardım etmek yerine ona vermeye çalıştığım aklımla da yüzleştirileceğimin bilincinde olarak; bu gözü, eli, kulağı, ayağı ve nihayetinde gönlü kelimelerin gücünde mi, tesbihlerin tıkırtısında mı, gafletin kucağında mı, arifin sükutunda mı, aşıkların nazarında mı, gecelerin koynunda yahut da gündüzün keşmekeşinde mi inşa ederim bilmiyorum.
Ama kendi adıma bulamadıkça huzursuz, olamadıkça mahzun, bazen bulmak diye bir şeyin olmadığını bilmekle, bazen olmak diye bir şeyin sonunun olmadığını sezmekle şaşkın; her şeyin içimizin dışındaki başka bir yerde bulmayacağımı anlayacak kadar dolanmış biriyim kendimi bulma yolculuğunda.
“Mazeretleri azaltmayan bilgi, ilim değildir” düsturunca kim bilir diyor aklım; rahmet bu belki de… Cahilken talime, suçluyken tövbeye, zalimken adalete yönelebilmek.
Öyle ya rızkın en basit tanımı bedeni besliyor, en geniş tanımı ise ruhu. İşte o an gökten inen yağmurun bedenin ihtiyaç duyduğu rızıklara vesile olmasına benzer şekilde İlahi hitap da ruha gıda oluyor belki de.
Kendini bulabilene selam olsun.
Müebbet Muhabbetle.
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Fatma Saçak Akbulut
LEYLEK
Fatih ORUÇ
Abd Ve İngilizlerin Irak Felluce Katliamları
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Hüseyin KURT
Karadeniz’i Atık Çukuru Yapmak
Halil MERT
Türkiye–iran kardeş devletleri için Emperyalizmin büyük tuzaklari
Eyüphan KAYA
Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)