Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı”ndaki “Mahmut Hoca” karakterini hatırlamayan yoktur sanırım hem eski hem de yeni jenerasyon içinde. Hayran olduğum bir eğitimci profili çizen rahmetli Münir Özkul’a çok da yakışan bir rol olan bu karakterin beni hayran bırakan tarafı “insanı” merkeze alıp, gençlere okuldan, eğitimdem, dersten, kitaptan daha çok değer vermesiydi. Çünkü eğitim sürecinin asıl amacını ziyadesiyle gözümüzün içine sokan bu karakter; hem gençlerimize hem de eğitim caimasına “olmazsa olmaz”larımızı beynimize ilmek ilmek nakşediyordu. Ama biz bugün bu denli hayati bir mevzuda gençlerimizi, onların ilgi, istidat, kabiliyet ve yeteneklerini odak noktamız yapacağımıza nitelik değil nicelik peşine düşmüş ve uzmanların ciddiyet ve özenle ele alınması gereken bir mevzuyu yazık ki siyasete alet etmiş durumdayız.
Ekim ayında yönetici ataması
Yürütmekte olduğumuz “İnsan İnsana Emanettir” projemiz kapsamında dolaştığımız il ve ilçelerde doğal olarak muhataplarımız okul ve kurum müdürleri ancak koca yaz tatili dururken Ekim ayında, eğitim öğretimin en yoğun olduğu bir dönemde bir okula veya kuruma atama yapmak hangi zihnin ürünüdür anlamak mümkün değil.
Girdiğimiz kurumların hemen hemen hepsinde okul ve kurum müdürlerinin henüz atandığını; hatta bir kuruma aynı gün içinde yapılan atamaların değiştirilmesini “akıl tutulması” yaşayarak izledik.
Oysa ki; temiz bir aklın ürünü, eğitim öğretim gibi ülkenin yarınlarını şekillendiren bir süreci gerçekten ciddiye alıyorsa yapması gereken atamayı yaz tatilinde gerçekleştirir; hem atadığı insanın adaptasyonunu sağlar, hem de planlı ve programlı bir çalışma takvimi hazırlamasına zaman ve imkân yaratır. Sürecin en yoğun olduğu bir dönemde yapılan böylesi bir atamada oraya atanan yöneticiden verim beklemek ise idrak yetimliğidir.
Sınıfta kalma acilen gündeme gelmeli
Bir önceki yazımda ve eğitime dair tüm makalelerimde 9.sınıfa kadar geldiği halde “okuma yazma öğrenememiş” ya da “idrak edebilme yeteneğini elde edememiş” gençlere ısrarla vurgu yapıyorum. İşin mutfağında alın teri döken kurum müdürleri, rehber öğretmenlerimiz ve idarecilerimizle yapılan görüşmelerde bu konu gündemdeki yerini koruyor zira herkes bu konudan muzdarip durumda. Okula sadece 10 gün devam eden bir öğrencinin sınıf geçmesine onay vermek, okuma yazma dahi öğrenememiş bir genci liseye geçirmek hatta kaydını yapmak okullardaki okumaya azimli gençlerin de önünü tıkıyor. Çünkü onlara sarfedilmesi gereken efor ve enerjinin büyük kısmı sözünü ettiğim okuma yazma öğrenememiş ya da okuduğunu anlamada yetersiz gençlere harcanıyor. Bu da hem sınıfın hem okulun eğitim öğretim kalitesini olumsuz anlamda ve ciddi bir şekilde etkiliyor; iş yapabilme azmini törpülüyor ve ortaya doğal olarak “başarısızlığın” resmi çıkıyor.
İmam Hatip Liseleri’nin durumu
Bir zamanlar hem modern bilimlerin öğretildiği hem de dini bilgilerin verildiği ve toplumun göğsüne iyilik, güzellik, merhamet ekmek adına önemli kanaat önderleri yetiştiren, benim de “manevi ordularımız” olarak görmek istediğim İmam Hatip Liselerimiz için “dindar bir nesil yetişsin” diye Milli Eğitim bütçemizin azımsanmayacak bir payını Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne ayırıp devasa binalar yapıp tıka basa malzeme doldurmuş durumdayız ki veriler normal liselere harcanan kişi başına düşen harcama miktarının yaklaşık 2,5 katını İmam hatip liselerine aktardığımızı gösteriyor.
Eskiden daha çok “geleneksel” dindarlarımızın çocuklarını “şehir yaşamının kötülüklerinden” korumak için yolladığı ve sınavla öğrenci alan, dindar kesimin çocuklarının devlet denetiminde sağlıklı bir din eğitimi almasından memnun oldukları; oldukça da kaliteli ve seviyeli mezunlar veren bu okullarımız ziyaret edip gördüğümüz kadarıyla inanın perişan durumda. Dışı çok güzel ama içerde bişey yok. Şu ana kadar ziyaret ettiğimiz 1400 küsur okul içinde yanlış anımsamıyorsam 425 civarı İmam Hatip lisesi idi ama dinimizin ilk emri olan “oku” emrine ait net cevap alabildiğim onbinlerce genç içinde cevap verebilen sayısı dahi bir elin parmaklarını maalesef geçmiyor.
Bakanlığımız bu konuda “Proje İmam Hatip Liseleri” konusunda çok önemli ve güzel bir adım attı ki “proje” okulu olarak belirlenen okullarımızın emin olun yöneticisi de personeli de öğrencisi de “ben burdayım” mesajını çok net verebiliyor. Ama bu adımın devamı gelmeli; daha çok imam hatip lisesi açmak yerine mevcut olanların eğitim kalitelerinin yükseltilmesi için artık “niceliğe” değil “niteliğe” önem verilmelidir.
Üniversitelerimizin çoğalması bir başarı ölçütü değil!
Devlet, vakıf fark etmiyor, ülkemizde çok çabuk üniversite kurulabiliyor. Hatta kurmakla kalmayıp en fazla üç beş yıl içerisinde her birine on binlerce öğrenci alıyoruz. Son açıklanan verilere göre üniversitelerdeki öğrenci sayımız 8 milyonu aşmış durumda. Nüfus yoğunluğu açısından hemen hemen aynı olduğumuz Almanya gibi bir ülkede ise bu rakam üç milyon civarında! Ama onların iş sorunu yok, mezun oldukları alanlarda çalışıyorlar, bizimkiler ise ne iş bulsalar girmeye razılar ama onu bile bulamıyorlar. Onlarda bir üniversitenin doktora eğitimi verebilmesi için en az 30 yıl geçmesi gerekiyor, bizde ise okul bittikten 3 yıl sonra doktoraya izin çıkıyor! Onlarda en son üniversite 40 yıl önce açılmış, bizde en iyimser haliyle 6 ayda yeni bir tane açılıyor!
Peki, Almanya daha çok üniversite açıp, daha çok öğrenci mezun edemez mi? Elbette yaparlar ama “Bize bu kadarı yeter, önemli olan ara insan gücü” deyip, mesleki eğitime ağırlık veriyorlar. Kafayı kaldırıp baktığımızda bugün, onlar, dünyanın en güçlü ekonomilerinden birine sahipler, bizde ise özellikle üniversite mezunlarının işsizliği en önemli sorunlarımızdan biri!
YÖK, pek çoğu dayatmayla ya da ticari amaçlarla kurulan üniversitelere açılış izni ve kontenjan verirken, istihdam olanaklarını da düşünmek zorundadır ve YÖK’ün hedefi, sadece kontenjanları doldurmak ve profesör sayısını artırmak değil; kaliteyi, insan gücü planlamasını ve istihdamı da dikkate almak olmalıdır.
Ara insan gücü yetiştiremiyoruz!
Toplumun lokomotifi olarak görebileceğimiz mesleki ve teknik liselere gidip ziyaret edin; ötekileştirip çaresizliği öğreterek ‘vasat’ ilan ettiğimiz, ‘akademik başarı’ algımıza kurban verdiğimiz ne kadar gencimiz varsa bu liselere yollamışız. Bu algı kurum yöneticilerinde bile mevcut. Aynı il hatta aynı ilçede bir taraftan fabrika gibi üretim yapabilen bir mesleki liseye karşılık, hiçbir şey üretemeyen okullarla da karşılaşabiliyorsunuz. Bina aynı bina, imkân aynı imkân, şartlar aynı şartlar olmasına rağmen üstelik.
Bir okul müdürümüzün 5 yıllık zaman zarfında yollanan 1,5 milyon tutarındaki makinelerimizi “kullanabilecek kapasitede öğretmenimiz olmadığı için” cihazlarımız atıl durumda sözü hala dimağımda.
Oysa ki ‘akademik başarı’ algımızdan vazgeçerek nitelikli insan gücüne yönelip bununla ilgili bir plan, program yapmayı başarabilsek gençlerimizin müthiş başarılara imza atacağına dair inancım tam. Yeter ki mesleki lise algımızı toplumsal düzeyde çözebilelim. Bu konuda adım atması gereken ilk merci Bakanlık ve bunun için de hamasi söylemlerin ötesine geçilip bu okullarımızın başarılarının ön plana birer namzet olarak çıkarılması gerekiyor.
Mesleki liselerden üniversitelere sınavsız geçiş hakkı
Bugün için sadece ülkemizin değil, dünyanın en önemli sorunlarından biri işsizlik. İşsizliğin çaresi ise üretimden, üretimin yolu da üretken insan yetiştirmekten geçiyor! Ne yapıp edip eğitim sistemimizi sınav odaklı olmaktan kurtarıp, üretim ve çözüm odaklı hale getirmemiz gerekiyor!
Peki, bu o kadar zor mu? Tabi ki hayır!
Üretim ve çözüm odaklı bir eğitim sistemini daha önce Köy Enstitüleri ve meslek liseleriyle denedik ve çok başarılı olduk. Anadolu liseleri ve fen liselerini özünden koparmadan önce çok başarılı örneklerle karşılaştık. Sonra ne olduysa oldu, çocuklarımızı eğitimden, üretimden kopartıp, sınavların ve dershanelerin kucağına attık. Gelinen son nokta ise tam bir bataklık. Elini veren kolunu kurtaramıyor! Çocukluğunu, gençliğini sınavlar için feda edenlerin ödülü işsizlik oluyor! En başarılı olanların bile diplomaları artık bir işe yaramıyor. Çünkü yetkinlik kazandırmıyoruz!
En büyük hatamız, umut tacirliği oldu. Tüm çocuklarımıza olmayacak hayaller kurdurduk, testlerin, dershanelerin ve diplomaların kölesi haline getirdik. Meslekten, hayattan, mücadeleden, üretimden koparttık.
Hem bir eğitimci hem de uzun yıllardır bu sahaya gönül vermiş ve mümbit coğrafyamı karış karış dolaşmış biri olarak diyebilirim ki bugün bir sağlık meslek lisesi mezunu gencimiz en az bir tıp öğrencisi kadar donanımlı halde. Ya da meslek liselerinin makine bölümünden mezun olan bir gencimiz bir mühendis kadar pratik bilgilerle donanıyor.
Bu noktada yapmamız gereken şey onların önündeki üniversite engelini kaldırmak olmalı. Yani bir sağlık meslek lisesi mezunu gencimiz tıp öğrencisi olmak istediği zaman üniversite sınavına takılmamalı, bir diğer gencimiz mühendis olmak istediği zaman bu engelle zaman kaybetmemeli ki biz gençlerimizi yok yere heba etmeyelim. Bunu başarabildiğimiz zaman inanıyorum ki özellikle gençlerimizin hem sevdikleri mesleklere kavuşmalarını sağlayacak hem de mevcut üretim kalitemiz tavan yapacaktır.
Meslekler saygınlığını yitiriyor
Evet, yazık ki meslekler saygınlığını yitiriyor çünkü bir mesleğin değeri kazandırdığı parayla ölçülüyor. Çünkü tahakkümün tüm gizli türlerini kitab-ül mübinin “menat” dediği parayla keşfettik ve özgürlüğümüzün ufuklarını da bu kararttı. Biz paranın esaretine girdikçe kalplerimiz görme yeteneğini kaybetti, marifet kavramını unuttuk, böylece de basiretimiz bağlandı. Hayret edemez, doğan her güne mucize gözüyle bakamaz hale geldik.
İşte bu yüzden de “saygın(!)” olarak görülen birkaç meslek var artık ve diğer meslekler kapital bir zihin algısıyla önemsiz sayılıyor. Mesela bir bahçıvan avukatın hizmetçisi olabiliyor. Kurduğumuz eğitim sisteminde çok az insan mezun olduğu fakültede öğrendiği mesleği icra ediyor; çünkü fakültelerde verilen eğitim her gencimize diploma kazandırıyor ama meslek kazandırmıyor. Bu nedenle olsa gerek ki, gençlerimizin sevdikleri meslekleri öğrenmelerini ve yapmalarını sağlayamıyoruz.
Suçlu aranacaksa bu kesinlikle gençlik değil!
Gençlerimiz yeni filizlenen bir ağaç dalı gibi; nereye bükerseniz, o yöne doğru büyüyor. Dolayısıyla doğru budarsanız, güçleniyor, yanlış budarsanız da ne boy veriyor ne de ürün. Bu yüzden de şu makus tablo içinde illa ki bir suçlu aranacaksa bu kesinlikle gençlik değil. Çünkü onlar biz ne istediysek yaptılar. Sınavları kazanın dedik kazandılar, en iyi üniversitelere girin dedik girdiler, en iyi meslekleri seçin dedik seçtiler, diplomasız olmaz dedik; bir değil, birkaç diploma birden aldılar. Onlara bu vasıfsız, ezberci ve dayatmacı eğitim modelini biz dayattık.
Eğitim boşluk kabul etmez
Hemen her fırsatta dile getirmeye çalıştığım gibi, eğitim dediğiniz olgu; bir ülkenin geleceğini, nereye varacağını, ilerleyen zaman diliminde nerede olacağını belirleyen bir süreç ve bu yüzden de boşluk kabul etmiyor. Bugün kucaklayamadığımız, sahiplenemediğimiz, frekansını yakalamayadığımız ve ötekileştirip başarısız ilan ederek sistem dışına ittiğimiz her gencimizi adeta başkalarının kucağına itmiş oluyoruz.
Madem ki medeniyet dediğimiz şey kültür ve teknoloji üretme yeteneği, öyleyse kendi kültürümüze bağlı bir zihinle kökümüzden kopmadan göklere uzanmanın mücadelesini ortaya koymak zorundayız.
Kökten kastım geçmişe tapınma ve mazinin külleri üzerine ağlamak değil. Toprağın kirlenip yüreklerin çoraklaştığı, bilincimizin köleleştiği bu zaman diliminde yüreğimizi göğe yakın tutmak adına ait olduğumuz manevi mirasın farkındalığına ulaşmak için top yekün bir zihin birliğiyle hakikate ulaşma mücadelesi içinde kaynağa gitmek, başlangıçlara yolculuk yapmak, suyu doğduğu yerden içmek için girişmemiz gereken tarih mücadelemizden söz ediyorum. Ancak bundan sonra bugünkü hastalık, sorun, kriz tam anlamıyla anlaşılabilecek ve bilginin yeni bir tedvini, toplanması yapılabilecek; gerçeğin soluğunu metinlere üflemek ve yeniden onların nefes almasını sağlamak mümkün olabilecektir.
Bu nedenle dünyayla rekabet edebilir, en az bir yabancı dil bilen, düşünebilen, sorgulayabilen, üreten nesiller yetiştirebilecek bilime dayalı bir eğitim sistemine ihtiyacımız var ama bu sistem ordan, burdan şurdan alınarak değil; başında bulunan “milli” ibaresinin hakkını eda edecek şekilde bize özgü olmalı, bizi yansıtmalı. Bugünkü batının ötekileştirme ve herşeyi kendi merkezi etrafında yeniden üretme hırsı, insan kibrinin zirvesi olarak karşımızda iken karanlığa karşı mücadele vereceksek ilkin kendi içimizdeki karanlıkları aydınlığa boğmalıyız.
Unutulmamalıyız ki, bilginin nasıl elde edileceğine ve hangi tür bilginin değerli olduğuna karar verenler bir bütün olarak evrene ve hayata hükmeder hale gelirler, belirleyemeyenler ise onlar tarafından güdülürler.
Yaşamak dediğimiz şey ise bilgi sarayına girmeyi fısıldar; ama bilgi sarayına sadece size lazım olanı almak için girer diğer bir tabirle “hırsızlık” niyetinde olursanız sadece farelere kalan kırıntılar nasibiniz olur. Çünkü cehalet nerde olduğunu bilmemek, bilgi ise olmamız gereken yerde olduğumuzun farkında olmaktır. Yani ancak dağın tepesinden bütün manzaraya hakim olabilir, dağın tepesinden görüşünüzü keskinleştirebilirseniz. Zirveye çıkmanın yolu ise köküne bağlı olmaktan geçiyor.
Eğer bugün din adına endişe edeceksek çocuklarımızın taklidi değil, tahkiki, sahici ve samimi bir inanca sahip olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Ama bu da okulda değil, ailede şekilleniyor. 100-120 m2 lik evlerde annenin ayrı, babanın ayrı, kız veya erkek çocuğunun ayrı bir dünya kurduğu; her bir ferdin yalnızlık ve anlaşılamamaktan şikayet ettiği bir aile ortamında verilemeyen manevi dinamikleri eğitim kurumlarından beklemek; asli vazifesi “öğretim” olan öğretmenleri kayıtsız şartsız “mürebbi” olarak görüp, ailenin veremediklerini öğretmenlerin ve okulların vermesini beklemek avuçlarımıza sadece hayal kırıklığı bırakır.
Peki çözüm ne?
Bu tabloya çözümsel olarak baktığınızda “nereden baktığınız” cevabınızı değiştiriyor. Siyaseten bakıyorsanız, objektif bir değerlendirmeden söz edemezsiniz. Pedagojik bakıyorsanız, her şey daha da içinden çıkılamaz hale geliyor. Öğretmen ve öğrenci gözüyle baktığınızda memnun olan yok gibi.Velilerin olaya bakışı da farklı değil; şaşkın, yorgun ve tedirginler! Sivil toplum örgütleri, medya ya da diğer üçüncü gözler için de her konuda çok daha iyisi yapılabilirdi.
Eğer eğitimde ciddi reformlar gerçekleştirmek istiyorsak ki bu, gerekli olmanın ötesinde, artık zorunluluk haline geldi; her şeyden önce bir gönül birliği sağlanması gerekiyor. Önce eğitimin önemi konusunda hemfikir olup, ondan sonra da, alınacak her karar için ortak paydalar oluşturmalıyız. Bu konuda MEB’e, YÖK’e, üniversitelerimize çok önemli görevler düşüyor.Doğru bir yol haritası çizerlerse, buna ne siyasiler hayır der ne de öğrenci, öğretmen ve veliler.Bu noktadaki referansları, hiç tartışmasız, ehliyet, liyakat ve değerlerimize sadakat olmalıdır.
Müebbet muhabbetle!
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)