Yurt turnemiz kapsamında Şanlıurfa, Bingöl, Adana, Mersin derken Malatya'dan yürek dolusu sevgi ve selamlarımla.
Bugüne kadar ısrarla makale, kitap, sohbet ve konferanslarımda hep içimize hicret edip ne arıyorsak orda bulmamız gerektiğini, kader dediğimiz yaşamsal serüvenimizin hazır bir senaryo olmadığını ve kaderimizin alnımıza değil ellerimize yani çabamıza bağlı olduğunu, bu yüzden de ilkin insan sonra da iman iddiasındaki insanlar olarak sürekli çabalayarak herkes için “güven adası” olmamız gerektiğini ısrarla anlatan biriyim.
Celalettin-i Rumi’nin “çiviyi çakmak için defalarca vurmak gerektiği” ikazından yola çıkarak ısrarla işlediğim bu konuyu “kişisel gelişim” olarak algılayıp kendini bu kitaplara adayan okuyucu ve takipçilerim olduğunu attıkları dm ve maillerden öğrenince çok şaşırmıştım.
Zira arz etme çabası içinde olduğum konu ahsen-i takvim yani en güzel surette yaratılan insanın içine tek başına tüm dünyayı kurtarabilecek iyilik potansiyeli yüklendiği gibi aynı insanın içine yine tek başına tüm dünyayı yok edebilecek bir kötülük potansiyeli yüklenmiş olduğu gerçeği idi.
Hatta bu konuyu pekiştirmek için iki uç örnek vermiş, tek başına dünyayı iyiliğe ve güzelliğe sevkedebilme konusuna Alemlere rahmet olanı örnek göstermiş, özellikle Mekke’nin fethinde affetmenin azizliğine sığınarak gönülleri nasıl fethettiğini anlatmış; karşıt örnek olarak da milyonlarca yahudiyi fırınlarda diri diri yakıp küllerinden sabun yapan Hitler örneğiyle insanın ne kadar canavarlaşabileceğini anlatmıştım.
Öyle ya Adem’e olan kini nedeniyle O’nu ve neslini yoldan çıkarmaya çalışan İblis, aslında tam da bu yolla kendisinin yoldan çıkış gerekçelerini aynıyla ve hatta daha da fazlasıyla insanlara yüklemeye çalışıyor. Bu nedenle olsa gerek ki yoldan çıkmamak, İblis’in vesvese tuzağına düşmemek ve nefsimizi vicdanımıza imam kılmamak adına en temel rızıklar olan aklın, vicdanın ve iradenin hesabını verebilir hale gelmek gerekiyor.
Ancak, bu muhasebe içinde kendilerine verilen en büyük rızkın yaşamın ta kendisi olduğunu anlamayan insanlar, çevrelerindeki sayısız ‘var’ yerine sayılı olan ‘yok’u görüyorlar ve kendilerini bir et yığını olarak gördükleri için de “rızık” deyince sadece suyu ve günlük iaşeyi anımsıyorlar.
Oysa akledebilen bir kalbin anladığı rızık hayatı okuyabilmek ve bu okuyuşla baştan aşağı yaratılmışa hizmet aşkı ile donanabilmek,yani ruhun rızkı olan hak, hakikat ve adalete şahitlik edip onu zamanın göğsüne yayabilmektir.
Dünyaya sahip olmak için değil şahit olmak için gelmiş olmamızın idrakiyle tüm varlığımızı inancımıza şahit kılmak adına bize eşref olarak yaratılmamızın şerefiyle bahşedilen akıl,vicdan ve irade gibi nimetlerin hakkını eda etmek adına bir tefekkür sofrası açıp zihin torbalarımızı doldurmaya çalışalım istiyorum bu yazımda;
Hepiniz takdir edersiniz ki, uygun ortama kavuşuncaya kadar tüm tohumlar toprak altında uykuda sayılır. Tohumların uyanması; içine gizlenen rahmetin harekete geçip kabuğu çatlatabilmesi için havaya, suya, ışığa ve illa da ilgi, istidat ve kabiliyetlerince işleyecek bir ele ihtiyaç var. Kabuğunu çatlatamayan tohumun bin yıl toprakta da kalsa filizlenemeyeceğinin de farkında olarak “kelimeyi ruh ile buluşturma” adına “kişisel gelişim” konusuna değinmek gerekiyor sanırım bu noktada.
Artık bir özenti haline gelen “kişisel gelişim” kitaplarını okudum mu? Evet, sanırım onlarcasını. “Kişisel gelişeyim”, “başarılı olayım”, “mutlu olayım” yönünde hemen hepsi birbirinin aynı tavsiye ve nasihatler içeren bu kitaplardan bişey kazanabildim mi? Bu soruya cevabım kesinlikle hayır.
Neden? Çünkü insanda zaten var olan egoya hizmet edip insanı bencilliğin dipsiz kuyusuna yuvarlıyor.
Peki nasıl? Hep beraber bakalım;
Kişisel gelişim sistemi “Looser” dedikleri insanlar üzerine kurulu.
Kim bunlar?
Kaybedenler.
Çünkü toplum kaybedenlerle dolu. Toplumsal olarak yaşadığımız ardı arkası kesilmeyen travmalar bir tarafa geçim telaşı, kalmayan hesap korkusu, üstü örtülen vicdan kavramı, kaybolan feraset, biten basiret ve en önemlisi de hayata marifet gözüyle bakmayı kaybedişimiz “kaybedenler”in grubuna her geçen an binlercesini ekliyor. Buna bir de iman ettiğimiz kapital dininin en önemli emri olan “tüketim” çılgınlığını da ekleyin, bakın o zaman “kaybedenler klubü” gözünüzde nasıl canlanıyor!
Peki bu kitaplar neyi geliştiriyor veya bu sistem gerçekte neye hizmet ediyor?
Filmlerde, dizilerde başarılı iş adamları, onların hayatları, arabaları, evlilik dışı ilişkileri, saatleri, pahalı cep telefonları, içkileri, partileri...
Amaç ne?
Özenti yaratmak! Dikkat edin tüm senaryolardaki insanlar genç, mutlu ve varlık içinde yüzüyorlar. Toplumdaki varlıkları % 1 oranında. Toplumun geri kalan % 99’u “kaybeden”, sıradan işlerde, sıradan hayatlar yaşayan, günlük telaşlarda hayatlarını erteleyen ve en önemlisi de kendilerine borçlu kalan insanlar.
Tam da bu noktada “ben nasıl onlar gibi olabilirim?” mücadelesi başlıyor ve onlara nasıl başaracaklarını anlatan sihirli formüller devreye giriyor. Krem sürerek güzelleşeceklerine, kitap okuyarak başaracaklarına inanan insanlara mucizevi seminerler yapılıyor, kitaplar satılıyor. Seminerlerde de, kitaplarda da, reklamı yapılan ürünlerde de her şey pozitif enerji üzerine kurulu.
Oysa seminerden çıktığında ya da kitabı kapattığında dönüp bakıyorsunuz, hayatın içinde mutluluk olduğu kadar mutsuzluk da var; sevinç olduğu kadar gözyaşı da var. Ama hayatın olumsuz kısmının üstü örtülüyor ve hep bir mutluluk hormonu salgılanıyor bu sistemde.
Lütfen bir süpermarkete gittiğinizde aklınızda bulunsun.
Çocuk bezlerinin satıldığı reyona gidin. Üzerinde bin bebekten birinin olabileceği kadar güzel bebekler ve yüz bin anneden birinin olabileceği kadar güzel genç anneler birbirlerine sarılmış gülmüyorlar mı?
Şimdi de tezgâhın alt köşe raflarına bakın, orda da yetişkin bezleri var. Ama onun üzerinde altını bağlamak zorunda kalacağınız, yaşlı bitkin adamın, kadının resmi yok, Neden sizce? Her bebeğin girdiği evde bir tane de o yaşlıdan olamaz mı?
Numaraları bu işte.
Filmlerde, kitaplarda, gazetelerde o yaşlı insanlar var mı, yok maalesef. Olacaklar mı, hayır! Çünkü hedef belli.
Her şey kendinden,hayatından memnun olmaman; başka biri olmak istemen üzerine kurulu. Modellediğin adam,kadın gibi olmak, onun gibi giyinmek, saçını onun gibi boyatmak, onun gibi içmek ve hep markaları konuşmak.
Hayatından tatmin duyan, kendinden memnun birisi çılgınca satın alır herşeyi kolayca tüketir mi?
Asgari ücretle geçinen, çocuğunun ayağında ayakkabısı olmayan ama elinde aylık maaşının beş katı telefon kullanan bir zihni tarife kelimeleriniz yetiyor mu? Benimki yetmiyor maalesef.
Bakın ülkemizdeki anti-depresan ilaçların son yıllarda anbiyotikleri bile sollayan satış grafiğine ne demek istediğimi daha net anlarsınız.
Peki tüm bunları alt alta topladığınızda amaç ne?
İkiz kulelere saldırdıklarında, başkan Bush “bu Amerikan yaşam biçimine bir saldırıdır” demişti. Çok ilginç bir cümle değil mi? Ülkeme, yurduma, insanıma demiyor; “Amerikan yaşam biçimine” diyor. Gelecekteki sistemi neyin üzerine kuracakları belli mi, bence belli.
Bu ülke her üç dakikada bir, bir kadına tecavüz edilen bir ülke. Her dört saniyede bir suç işleniyor. Geceleri kimse sokağa çıkamıyor. Zencilerin nasıl aşağılandığını görsek inanamayız ama dünyaya “yaşam biçimi” satıyorlar.
Yaşam biçimi dedikleri şey ne? Tek kültür oluşturma sevdası.
“İmkân mı imtihan mı” başlıklı yazımda sosyal medya için harcanan milyar dolarların bu amaca nasıl hizmet ettiğini istatistiki verilerle açıklamıştım.
Bütün sistem bunun üzerine kurulu. Dünyada 1,5 milyar aç , 640 milyon evsiz insan varken yaşı henüz 236 olan İngiliz müsveddesi ABD’nin 350 milyar dolar dış gelir fazlasının yarısı bilgi teknolojilerinden, windows falan, diğer yarısı silah satışından geliyor. Eğer geniş çaplı savaşlar olmazsa, bu geliri kaybedecekler. Afganistan ve Irak’ın işgali olmasa, ekonomilerinin zora gireceğini tüm ekonomistler söylüyor.
Anımsıyorum, New Orleans’ta bir kasırga yaşadılar, herkes birbirinin evini dükkânını yağmaladı. Durduramadılar, insanları vurdular yağmayı durdurmak için. Bugün bizde Allah korusun öyle bir şey olsa, herkes birbirine yardım eder. Biri hastalansa herkes çorba götürür. Çünkü bizi biz yapan değererimiz ne olursa olsun ne yaşarsak yaşayalım halen diri çünkü bir çok insanımızda.
“Kişisel Gelişim” süsü altında bencilliğe giden yolun haritasını çizip kendine mahkum eden bu zihniyet ile vereceğim tek örnek asıl gelişim hamlesinin “üstün ırk” paranoyasından kaynaklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serecek nitelikte;
Sudan’da, tüm Afrika’ya AIDS ilaçlarının jenerik ilaçlarını imal eden bir ilaç fabrikası vardı. Bugün Afrika’nın üçte biri AIDS’li çünkü. Müthiş pahalı ilaçları alma ihtimalleri yok; zira yiyecek ekmekleri yok, AIDS ilacını nasıl alsın?
Sudan’daki fabrika Robin Hood gibi tüm Afrika’nın ilaç ihtiyacını karşılıyordu. ABD hükümeti açıklama yaptı: “Burası bir kimyasal silah üretim merkezidir.” Bunun üzerine Sudan hükümeti fabrikayı aynı gün herkesin kontrolüne açtı. Gazeteciler, silah uzmanları fabrikayı gezdiler ve rapor verdiler. “Burada kimyasal silah üretimi yapılamaz” diye. Sudan hükümeti açıklama yaptı: “Burada üretilen ilaçlara Afrika’nın çok ihtiyacı var. Fabrikamız Birleşmiş Milletler uzmanlarının denetiminde çalışabilir” diye. Amerikalılar işin sarpa sardığını görünce, ABD uçakları bir gecede fabrikayı yok ettiler.
Ez cümle sevgili dostlar okuyacağımız kitapların, izleyeceğimiz filmlerin, dinleyeceğimiz şarkıların bile başkaları tarafından kumanda edildiği bir sistemin içinde “kişisel gelişim” safsatasına para harcamayın ve bilin ki siz bir başkasına benzediğiniz kadar değil, kendiniz olduğunuz kadar mutlu olacaksınız. Bencillik çukuru içinde debelenerek değil yaratılmışa sahip çıktıkça, var olanı onunla paylaştıkça huzurun eşsiz tadını yudumlayacaksınız.
Atın kendinizi bir Çocuk Esirgeme Kurumuna veya bir yoksulun, düşmüşün, yaşlının, yalnızın, yolda kalmışın yanına. Paylaşın derdini, giderin sıkıntısını. O an yanağınıza konacak sıcak bir öpücük, gönüllerdeki gülümseme, davranışlardaki samimiyet sizi “kişisel olarak” çok geliştirecektir emin olun.
Müebbet muhabbetle…
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Hamdi TEMEL
Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı
Erol AYDIN
Köyden Kente Sosyolojik Dönüşüm
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)