İngiltere'de yaşayan Somalili muhtaç bir kadın, yardım almak için bir radyo istasyonunu arar ve bu radyo programını dinleyen ateist bir İngiliz, bu Müslüman kadınla dalga geçmeye karar verir.
Kadının isim ve adresini aldıktan sonra sekreterini çağırarak ona büyük miktar gıda ve yardım malzemeleri alıp kadına götürmesini ister ve sekretere; "eğer kadın gıdayı kimin gönderdiğini sorarsa, ona şeytandan olduğunu söyle" diye emreder.
Sekreter, kadının evine geldiğinde, kadın gelen malzemeleri memnuniyetle kabul eder.
Sekreter ona: "Bunları kimin gönderdiğini bilmek istemiyor musun?" diye sorduğunda;
Fatima isimli okuma yazma bilmeyen bu kadın, ateist İngiliz düşünürü Dr. Timothy Winter'in, Müslüman olup adını Abdülhakim Murad olarak değiştirmesine vesile olacak şu harika cevabı verir:
"Kimin gönderdiği ile ilgilenmiyorum. Çünkü varlığına şahitlik yaptığım Allah, bir şeyin olmasını istediğinde şeytanlar bile ona itaat eder" der.
Evet, sahiplik ve şahitlik.
Yazı, eser ve makalelerimdeki yürek terimde ısrarla gündemde tutmaya çalıştığım iki konu.
Zira ruh köklerimiz, ait olduğumuz dinamikler ve kodlanan inançsal öğretiler; sahip olmadığımızı, olamayacağımızı, canımız dahil her şeyin gelip geçici birer emanet olduğunu, ancak ve ancak şahit olmaya geldiğimizi fısıldıyor.
Ancak içinde yaşadığımız çağın vazettiği dinamikler bunun tam zıddını aktarıyor ve kendini “modern” olarak tabir eden bu akıl, anmış olduğum şahitliği ısrarla “sahip olmaya” çevirme uğraşında ruhumuzun en ücra hücrelerine kök salarak tüketim hırsımızı tetikliyor.
Özellikle de elimizdeki ekranlar vasıtasıyla ısrarla empoze edilen bu akıl, dünyaya geliş nedenimizi, bize “sahip olmak” şeklinde dikte ederek şahitlik olduğumuz tüm kaleleri tek tek ele geçiriyor.
Bu işgali ama farkındalık ama farkında dahi olmadan kabul eden ve kendini çabuk tatmine ayarlayan “yeni” zihin; bütün bir ömrü, hepsi de “tadımlık haz” veren dünyalıklara sahip olmak uğruna harcıyor ve en sonunda “sahip oldum” dedikleri tarafından kuşatılıyor.
Ancak yazık ki sahip olduğunu sandığı her şey, dönüp kendisine sahip oluyor ve aslında rahat etsin, huzur bulsun diye kendisine bahşedilen nimetler, sırtında yüke dönüşüyor.
Ancak durum sanki bu kadarla sınırlı değil.
Zira bu hazcı ve hızcı modern(!) aklın işi gücü “fiyat” ile. Çünkü onun toplumu toplum yapan, topluma değer katan ve toplumsal ahlâkı bir arada tutarak toplum vicdanını koruyan “değerlerle” işi yok.
Hatta görüldüğü kadarıyla değerleri yıkmayı, inançsal kaleleri tek tek işgal ederek kendi bayrağını bu burçlara dikmeyi kendisine amaç edinmiş durumda.
Çünkü değerlerin yükselişini, inançsal dinamikleri; tüketim ve satın alma hırsının önünde bir engel olarak görüyor. Bu yüzden de insanın daha fazla paraya sahip olduğunda daha fazla mutlu olacağı fikrini her platformda ısrarla dikte ederek, ortaya koyduğu militan bir dil ve ayak basılmadık toprak bırakmak istemeyen sömürgeci mantığı ile manevi değerleri ters düz ediyor.
Öyle ya; kanaat sahibi, yazımın başında andığım Somalili kardeşimizin şuuruyla şahit olmaya geldiğinin farkında birinin ihtiyacı sadece yaşamını idame ettirebileceği kadar olur. Böylesi bir şuur ihtiyacından arta kalanı ise, yok yere harcamak yerine infak ederek kanayan yaralara pansuman olmaya çalışır.
Bu tür insanlar, ruhlarını günün gelip geçici hazlarına rehin bırakmadıkları için dik durmayı başarır. Çünkü böyle insanlar, “tanıklığı” bir yükümlülük olarak görür ve bunu hakkıyla yerine getirmenin gayreti içinde gönül coğrafyalarını mayalamaya, anlam haritalarımıza değer katmaya ve bu hâlleriyle de son nefeslerine kadar yürek fetihlerine devam ederler.
Öyle ya, yaşaması bile kendinden olmayanın sahipliği ne kadar sahicidir ki? Aldığı nefesi bile ödünç olan, verdiği nefesi de emanet veren nasıl olur da sahiplik davası güdebilir ki?
Bu yüzdendir ki, kendisini dünyanın kurucusu ve efendisi olduğuna, değer yargılarının tek yaratıcısı olduğuna inandıran mütekebbir aklın ortaya koyduğu hazcı ve hızcı akıl; değerleri de bu değerleri yaşatmaya çalışanları da düşman olarak algılıyor ve onlara karşı geceli gündüzlü bir savaş veriyor.
Üstelik bu savaş, “kölesi haline geldiğimizi” ısrarla zikrettiğim elimizdeki ekranlar marifetiyle hayatın her alanında mevcut. Zira, bu savaşın arkasında yatan temel neden “şahit olma” fikriyatının yok edilip “sahip olma” hırsının tetiklenmesi ve kapital dininin varlığını sürdürmesine kodlanmış.
Onların bu savaştaki samimiyetine, bizim dilimizden eylemimize nakşedemediğimiz sevgi, merhamet ve adalet söylemlerimiz ile ilgili pasifliğimiz de eklenince, manevi dinamikler suyun tuzu eritmesi gibi günden güne eriyor ve yazık ki yine bu sayede karanlık siyahını her geçen gün biraz daha artırıyor.
Zira gerek yerel gerekse de uluslararası bağlamda yapılan çalışmalar; maddeci değerlere çok fazla odaklanan insanların zamanla tatmin duygusunu yitirdikleri, diğer insanlara oranla daha mutsuz oldukları, ilişkilerinde çok daha değişik sorunlar yaşadıkları, daha fazla alkol ve madde bağımlısı olabildikleri ve özellikle de içinde yaşadığı toplumda daha az değer kattıklarını gösteriyor. En net ifade ile “kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür” tablosu yani.
Zira akıl, hayatın anlamına ulaşmak adına “araç” olmaktan çıkıp “amaç” olunca, hayatın tüm sırrı da anlam derinliği de kayboluyor. Sonuçta da ortaya ya akılsız kalpler ya da kalpsiz akıllar çıkıyor. Çünkü akıl kalple, düşünce ise duyguyla çatışıyor. Duyguda birlik olmayınca da toplum adım adım kalbiyle akledebilme yetisini kaybediyor.
Kalp ile akledebilme yetisini yitiren bir toplumda da pek tabi ki değerler bir türlü dikiş tutturamayacak, birbiriyle ahenkli bir değerler sistemi varlığını sürdüremeyecek ve ahlaki körlük karanlığın siyahını artırmasına seyirci kalacaktır.
Biz bugün neden bu haldeyiz, karanlık neden her geçen gün siyahını biraz daha artırıp bizi ruh köklerimizden çok uzaklara fırlatıp kendimizi unutturuyor, vicdanlarımızı kanatıyor anlaşılıyor mu biraz?
Çünkü hayatlarımıza ancak akledebilen kalplerle bir anlam duygusu katabildiğimiz zaman daha sakin, daha huzurlu, daha farkında yani eskilerin deyimiyle “mutmain” bir yaşam sürebiliyoruz.
Çünkü biz manevi masumiyetimize yapılan saldırılarla yetinmeyi unuttuk. Değeri fiyata tercih ettik ve en acısı da sadece bir gölgelik olan bu şahitlikte sonsuzluk sevdasına kapıldık!
Bu yüzden insanlar artık birbirlerini dinlemeye giderek daha az vakit ayırıyorlar. Maddiyata dönüşmeyen, dönüştürülemeyen değerler, bu yüzden giderek daha değersiz addedilmeye başlanıyor ve insanlığın ortak idealleri her geçen gün azalıyor.
Evet, eşkıya dünyaya hükümdar ol(a)mazdı, bize böyle öğretilmişti ama bizim basiretsizliğimiz ve özellikle de gayretsizliğimiz yüzünden oldu.
Ama eşkıyanın dünyasından daha küçük de olsa başka bir dünya daha var ki bu dünya eşkıyanın gücüne ve ele geçirdiği kudrete rağmen kişiyi “evliya” olmaya çağıran, yeryüzünde nefret yerine sevgi tohumları ekmeyi öğütleyen, merhametin kendinden olana değil kendinden olmayana gösterildiğinde asıl anlamını kazanacağını haykıran, adaletin tüm baskılardan kurtularak vicdanlara havale edilip amasız hale getirildiği; doğru, iyi ve güzelin üretilebileceği mayanın kökünün kurumadığını gösteren bir dünya bu. Aynıları çoğaltmaya ayrıları azaltmaya gayret edenlerin yaşadığı bu dünya, eşkıyaların dünyasına göre evet daha küçük ama, bu dünyadakiler ebabillerin filleri yenebileceğine inanacak kadar güçlü.
Peki biz bu küçük dünyaya dahil olamazsak dahi onların işaret ettiği sevgi, merhamet ve adalet yolunu yeniden nasıl bulacağız?
Bence, bunun kararını verebilmek için öncelikle bilmeliyiz ki,
Bilginin erdeminden ve gücün ahlâkından yoksun küresel toplum mühendislerinin dünyayı kendi heves ve istekleri uğruna istedikleri gibi dizayn etmek için her türlü tacizine maruz kalan insanlığın kurtuluşu; gücün sözünde değil, sözün gücündedir. Yani eylemlerimiz ile ruh katacağımız söze, güç vermeliyiz ve kelimelerin şahı olan ilahi hitabın insanlığa son seslenişi; her türlü yolla anlamı çalınan hayata, anlamını yeniden iade etmeli.
Bu sayede de araçlarla amaçların yer değiştirdiği, hakkın gücünün değil gücün hakkının hakimiyeti eline geçirdiği ve zihinlerimize modern olarak kodlanan dünya, ilahi hitabın inşa ettiği kişilerce yeniden dizayn edilmeli ve doğaya meydan okuyan, onu yok eden değil, onunla diyalog içinde onun dengesini koruyacak bir tasavvur inşa edilmeli.
Elinden, dilinden, belinden sadece insanların değil; hayvanların, bitkilerin, hatta cansızların dahi zarar gördüğü haddini ziyadesiyle aşmış ve azmış olan insan türünün yerini, “haddini ve kadrini bilen” ilahi hitabın ihya ettiği insan modeli almalı.
Zira kayıp insanın yeniden bulunuşu ve insanlığın yeniden ihyası ancak İlahi beyanın inşa ettiği bir tasavvur ve akla sahip şahsiyetler eliyle kurulan bir dünyada mümkün olacaktır.
Bu olmadığı, olamadığı takdirde kılavuzu karga olanın konacağı yer bellidir ki bugün bunun sancısını hem yerelde hem ulusalda hem de ulus ötesinde çok bariz bir şekilde herkes çekiyor.
İşte bu yüzdendir ki, bugün insanlık davasını yüreğine yük edenlerin, zamanın taşkın ve kirli sularında bir saman çöpü gibi akıntıya kapılıp gitmemeleri ne kadar önemliyse, hadiselere seyirci kalarak hayatın kıyısında yaşamamaları da o kadar önemlidir.
Öyleyse diyebiliriz ki, kendini bilmezlerin çirkinleştirdiği bir dünyayı, yalnızca kendini bilenler güzelleştirecektir. Çünkü dilindeki manzumeleri hayatına nakşedemeyenin inancı yüreğine yüktür ve koşulsuz bir sevgiyi, katıksız bir merhameti ve amasız bir adaleti yaşamayan, yaşatamayan bir inanç; beden ülkesinin başkenti olan yürekte hâkim değil, mahkumdur!
O vakit (bence) bugün bize düşen şey; kendi zaman, mekân ve şuurunun farkında insanlar olarak; akıp gelen tarihe, aidiyete, haysiyet ve medeniyete ait ortak akıl ve vicdanın savunucusu bireyler olarak, ağlamaktır.
Evet evet yanlış okumadınız. Ağlamalıyız!
Üstelik, insanın insani tarafının küçülüp beşerî tarafının büyüdüğü bu kirli çağda bu öyle bir ağlama olmalıdır ki; anladığımız, hissettiğimiz, dahası yaşadığımız belli olsun.
Bu öyle bir ağlama olmalıdır ki; karaya oturtan inanç gemimizi yüzdürecek su yükselsin.
Bu öyle bir ağlama olmalıdır ki; belki samimi akan gözyaşlarımız, birilerinin çöle dönmüş yüreğine rahmet sağanağı gibi iner de acımızı birazcık olsun hissederler ve o acıyı onlar da yüreklerine dert ederler.
Unutmayalım ki, biz, kendi küllerinden bir kez değil, birçok kez yeniden doğan bir dünyanın çocuklarıyız.
Farkındalık temennisiyle!
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Aynı Evde Büyüyen Yalnızlık: Narsistik Ebeveynlik Ve Görünmeyen Çocuklar
Hamdi TEMEL
Türkiye’nin Bor Hazinesi Sağlık İçin İşleniyor
Adnan ÖZ
Bu kadro ile bu kadar!
Seyfettin BUDAK
Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi?
Mehmet BOZKURT
Üzgünüm Ey Milletim!
Fatih ORUÇ
Amerikaʼnın Kızılderili Soykırımı
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Erol AYDIN
Köyden Kente Sosyolojik Dönüşüm
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)