Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş. Şeytan kadını epeyce izledikten sonra, yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.
Buzağı az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış, debelenmiş ve boynundaki ip çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı o hızla süt kovasını devirmiş. Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu buzağıya vurunca yavru yere yığılmış. Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü sanıp ineği tüfekle vurmuş. Silah sesini duyan koca, karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş.
Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiş. Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan:
“Ben ufak ufak savuşayım. Bu felaketi de bana yüklerler şimdi. Oysa ben buzağının ipini gevşetmekten başka ne yaptım ki" demiş..
Gülümseten ve aynı zamanda da düşündüren, hemen herkesin bildiğine inandığım “kıssadan hisse” bir nükteyle başladım bu haftaki yazıma okuyucu ve takipçilerimi bir “gönül alışverişine” çağırarak.
Evet, en büyük nimet olarak bahşedilen aklımızı kullanamadığımız için tüm suç ve kusurlarımızı ona yükleyerek vicdanlarımızı rahatlattığımız; Hakk’ın üzerine batılın libasını giydirip muhatabının basiretine engel olan şeytandan, Allah ile olan ilişkisi anlatılırken “İblis” (umudu kesen) diye söz ediliyor ama insanlarla olan ilişkisi anlatılırken tekil şahıs çoğula dönüşüyor ve bu kez “şeytan”(tuzak kuran) adını alıyor. Rahmet nezdinde huzurdan uzaklaştırıldığı için ondan kaçan herkes de rahmete talip oluyor.
İlginçtir; bir çok insan, şeytanı Allah’ın düşmanı zannediyor ama kitabın ikazıyla şeytanın düşmanlığı sadece insanadır ve topraktan yaratılan ateşten yaratılana meylettikçe kendini fıtratını bozup şeytanlaşıyor. Zira İlahi kelamın “İblis” dediği itaat etmeyen düşünce sistemi, şeytan ise bu düşünce sistemi içinde ortaya çıkan karakterdir ve toplumcu ruh etrafında odaklanan kelam, bireyci ve sömürücü odakları “şeytan” olarak tanımlıyor. Yani eli mızraklı, her suç üzerine atılan,insanın kendi varlığından bağımsız tasvir edilen “şeytan” düşüncesi, mitolojik bir mit olup realiteye uymayan tanımlamalardan ibarettir ve kelamın “şeytan” tanımı varlık aleminin bizzat içinde, sınırları dahilindedir. Öyleyse diyebiliriz ki, şeytan bir varlık değil; karakter ölçüsüdür. Varlık olan şeytani karakterin üretim merkezi olan İblis’tir.
Aklın, sezişin, duyuş ve idrakin, bilip ve tanımanın veya farkedebilmenin en keskin ve seçici hali olan şuur yolunda ilerleyen kim olursa olsun teşhisleri hassaslaştıkça şeytanın nerede ve nasıl bir şekilde hayata müdahil olmaya çalıştığını görebiliyor. Bu noktada şuur, belki de bu dengeyi kurabilmenin adı olarak öncelikleri belirleme ve neyi, niçin talep ettiğini yakinen bilme hali olsa gerek.
Zaten asıl rahmet cahillikten ilme, suçluluktan tövbeye, zulümden adalete,nefisten vicdana, batıldan hakka yönelebilmek değil mi? Düşmanını tanımayan bir idrak dostuna hürmet edebilir mi?
“Ölmeden evvel ölün” diye buyuran Alemlere rahmet olan; asıl diriliğe talip olanlara kalbin ihyası uğruna ilim ve hakikatle dirilmek için önce cehalet ve vehimlerin öldürülmesi lazım geldiğini, Kelime-i Tevhid’in “La ilahe” ile başlarken inanca dair tüm enkazları süpürmesi gerektiğini, ardından “İlla Allah” ikrarıyla evvelce temizlenmiş olan gönül arsasına Birlik Sarayını inşa etmemiz gerektiğini haykırmıyor mu?
Ama şükrün, izzetin, edebin, basiretin, kalp ile akledişin, ilmin, şuurun, korkunun ve umudun bir arada zikredildiği rahmete talip birçoğumuzun şuursuzluğundan olsa gerek kazançlarımızın helal olması veya zekatlarımızı vermemiz karşılığında emanet olarak aldığımız mülklerin verilecek hesabının tamamlandığını sanıyoruz. En temel rızıklar olan aklımızın, vicdanımızın veya irademizin hesabını atlayarak üstelik. Çünkü rızkı salt “gıda” olarak görerek boğazımızdan geçmeyen nimeti “rızık” olarak saymıyoruz. Kendimizi salt et ve kemikten ibaret sandığımız için de yukarda açmaya çalıştığım şuurumuz körleşiyor.
Oysa ki gökten inen yağmurun bedenin ihtiyaç duyduğu rızıklara vesile olmasına benzer şekilde insan doğmak ile insan kalmak arasındaki o incecik çizginin yol haritasını sunan arştan inen vahiy de ruhun gıdasıdır.
Ruhumuza gerekli gıdayı veremediğimiz için sadece gözümüzün ve karnımızın açlığını dert edinerek sahip olduklarımız arttıkça asıl rızık vereni unutup O’na sığınmak yerine salt birer imtihan olan rızkımıza güvenip dayanıyoruz. Batıl bir tutku olan mülk arzusunun Allah ile aramıza girdiğini, bize verilen en büyük rızkın yaşamın ta kendisi olduğunu atladığımız için de çevremizdeki sayısız “var”lar yerine sayılı olan “yok”ları görüyor; rızktan yana asıl mahrumiyetimizin birkaç “yok”u görürken mevcut “var”ı görememek olduğunu farkedemiyoruz.
Helal rızkın hesabını, haram olanın azabını vaad edenin şükür sahibine de nankörlük edene de ayrım yapmaksızın rızkını verdiğini atlayarak rızık denince sadece “su” ve “iaşeyi” hatırlıyor; akledebilen bir kalple asıl gözetilmesi gereken rızkın hayatı okuyabilmek ve tüm yaratılmışa karşı sevgi ve merhametle donanmak olduğunu; ruhun rızkının ise “sahip olmaktan” değil şahit olmaktan geçtiğini unutuyoruz.
Tam da bu noktada diyebilirim ki insan için asıl bela ve musibet; mülkçe zengin olmak değil, emanet şuurunu yitirmektir. Zira helal ve temiz yollarla kazanılan, hayırda harcanan, bölüşülen, emanetçisini şımartmayan, yani kalbe değil keseye girip çıkan mülkün şuur ile bir derdi olamaz.
Öyle ya Harun Nebi’ye öykünerek yola çıkan niceleri Karun gibi yoldan çıkmamış, fani olduğu halde baki olanın yerine göz dikmemiş miydi?
Peki girişteki nüktede andığım haliyle bizim buzağımız kim sizce?
Seçip zikredeceğim her bir nimetin diğerlerine karşı edepsizlik olabileceği korkusuyla diyebilirim ki, bizim buzağımız; tek toplumu bölen, parçalayan, etnik; ideolojik söylemler ile kalbura çeviren zihin dünyamız; paylaşımcı temellerini sarsan mülk ve hegemonya aşkımız; mal ve mülke egemen olmak suretiyle, insanlığa hâkim olma egomuz; çokluk ile övünme şizofrenimizdir.
Evet, bu gerçekten hareketle gözümüzle değil kalbimizle bakmayı dileyerek asıl kıyamın şerri emreden nefislere tabi olan ve ölüce hissiz duran vicdan sahiplerini ayağa kaldırmanın bilinci içinde; hakikatten nasipsiz ölü misal tenlerde mahpus ruhları tastamam ayağa kaldırmak için diyebiliriz ki; İlahi nimete talip olan herkes için servet ile şuur biri arttıkça diğerinin mutlaka azalması gereken iki düşman gibi görünüyor.
Hatırlıyorum söyleşilerimden birinde gençlere benimle buluştukları için teşekkür edince şaşırmışlardı “neden siz teşekkür ediyorsunuz, biz size yüzlerce kilometre yoldan geldiğiniz için teşekkür borçluyuz” diyerek. Ama ben onları farklı bir bakış açısına davet ederek asıl teşekkürü onların hakettiğini ikrar etmiş ve eklemiştim;
Kulun kendisi de Allah’ın mülküdür, emanetçisi olduğu mal ve mülk de. Şu takdirde, Allah’ın mülkü olan kulun Allah’ın emaneti olan malından Allah için infak etmesi, Allah’a bir ikram değil, Allah’ın kula olan ikramıdır. İşin hakikati, yaptığı infak karşılığında kulun karşılık beklemeye bile hakkı yoktur. Zira infak edebilme liyakatinin bizzat kendisi Allah’ın o kula verdiği bir ödüldür. Eğer kulun infakına Allah bire sonsuz ödül veriyorsa; bu, o kul onu hak ettiğinden değil, Allah’ın sonsuz ikram ve ihsan sahibi olmasındandır.
Yanisi birine iyilik yaptığımızda ona iyilik yapma imkânı vermekle, aslında Allah'ın bize iyilik yaptığını anımsamamız gerekiyor. Bu yüzden teşekkür beklemek yerine tam tersine Allah'ın rızasına ulaşmamıza neden olduğu için bizim karşıya teşekkür borcumuz var. Zira bizim başkalarına verdiklerimiz aslında Allah'ın bize verdikleridir ve gerçekte infak eden Allah'tır, bizi de bu amaç için kullanmıştır.
İşte bu bilinç içinde inşa edeni ve dileyip lütfedeni kalben unutmamak adına ikrar edebiliriz ki “emanet” idrakini yitirerek servetiyle şımaranlar, zaman içerisinde güçleriyle kibirlendikleri gibi nihayetinde kendilerini “yıkılmaz” addederek varlığın asıl sahibiyle bağlarını koparıyorlar. Belki dışarda olan veya görünen bir puta tapmıyorlar ama içlerindeki o görünmez ve sinsi putun, nefislerinin gönüllü kölesi oluyorlar. Mülkü mutlak surette kendisine ait gören nefis de varlığın asıl sahibine olan şükrü atladığı gibi bir gün tüm bu emanetler için O’na hesap vereceğini unutuyor.
Kendilerine verilenlerin çokluğunu Allah katında kıymetli oldukları (!) vehmine bağlayan inançlı ve helal amel sahibi ama şuurdan ve kulluk edebinden yana idrak yetimlerini eminim sizler de çevrenizde çokça görüyorsunuzdur.
Ez cümle, iş ve duruşlarımızın niyet ile uygunluğuna azami dikkat göstermemiz gereken hassas bir zaman dilimini yaşıyoruz. Zira yeryüzünde neyi, niçin, nasıl yaptığını bilmeyen ve niyet ettiği şeylere uygun adımlar atmayan bir akıl gökyüzüne kanat çırparken de yalpalamaya mahkûmdur. Bu yüzden Hakk’a bakan yüzümüzde hal ve ahvalimizle şükür, halka bakan yüzümüzde ise teşekkür olmalıdır.
İlahi kelam “nezir” sıfatıyla muhataplarını tehlikelere karşı uyarırken nelerden kaçınması gerektiğini de anlatıyor ve “beşir” oluşuyla müjdelerken yönelinmesi gereken hedef olan “hiç”lik makamını da vazediyor. Bu yüzdendir ki Muhammedi nefesin esası “adam kazanmak” değil, “ademlikten adamlığa” çıkılan bu yolda ademe adam olması için hakkı göstermektir.
Tam da bu noktada yazının başında andığım ve Adem’e olan kini nedeniyle onu ve neslini yoldan çıkarmaya çalışan İblis, aslında yoldan çıkış gerekçelerini aynıyla ve hatta fazlasıyla insanlara da yüklemeye çalışıyor.
Öyleyse; âlimiyle, cahiliyle, zalimiyle şu koskoca toplum bize Rabbimizin emaneti olduğu için yaşanmışlıklarımızı zemheri karanlığımıza ışık yaparak, aldanmışlıklarımızı kaderin ve kalemin sahibine teslim edip affetmenin azizliğine sığınarak, adanmışlıklarımızı şiar edinerek nankörlük, vefasızlık veya umursamazlıkla mukabele görsek dahi tek bir ferdin ruhunda yaratacağımız inkişafın tüm insanlığa hayat verebilme mesabesinde olduğunun farkındalığıyla hareket etmeliyiz. Çünkü insanlığın tekâmül serüvenine sunacağımız her katkı, bir onur ve şeref madalyası gibi göğsümüzde dalgalanacaktır. Zira Allah’ın isim ve sıfatlarını kendisinde kâmilen beyan eden insanoğlunun hâkimiyeti, Allah dışında güç, kudret ve benlik kabul edilmezse Allah’ın hâkimiyeti demektir.
Bitirirken gönlümüzden taşıp semayı titreten sessiz çığlıklarla “Ya Rab!” diyelim;
Sevgiye ihtiyacımızın had safhaya vardığı bu demlerde biliyoruz ki ; Sen'den başka sevenimiz yok, Sen'den başka bizi düşünen, bize karşılıksız değer veren, bizi koruyup gözeten yok. Dünyaya yaslandık, tutundukça çokça düştük. Kula Yaslandık, yapayalnız kaldık karanlık gecelerde. Hüznümüzü görmedi, bilmedi, duymadı, umursamadı sevgiye boğduklarımız. Kör bir kuyuydu sanki, o sevgiyi sebil ettiğimiz yürekler, sevgimizi yutup tüketenler. Oysa gerçek sevgi Sen’sin. Karşılıksız seven Sen. Aşkının bendesiyiz Ya Vedud! Bizi Sevgi'siz, Hami'siz, Sen'siz Koyma!
Müebbet Muhabbetle…
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Eyüphan KAYA
Cuma Hutbemizin konusu; Veda Hutbesi
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Halil MERT
Şehirler medeniyetin merkezi mi, suç kaynağı ve alanı mı?
Fatih ORUÇ
II. Körfez savaşı veya ABD-IRAK savaşı
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Fatma Saçak Akbulut
Sevmek
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)