Yaklaşık 19 yıldır hemen her platformda, girip çıktığım her yerde, ortaya koyduğum her satırda, yazdığım her eserde insanın en önemli kutsal olduğunu, tüm kutsalların insanın huzuru ve mutluluğu için kutsiyet kazandığını, insan mutlu ve huzurlu değilse eğer bu kutsalların ya anlaşılamadığını ya da anlam kaymasına uğratılarak içinin boşaltılıp sinirlerinin alındığını haykıran biriyim.
Dünü, bugünü ve yarını sezebilmemi sağlayan bu gerçeklik de, kaynağı “sevgi ve merhamet” olan mümbit bir inancın yol haritasında “insanın insana emanet edildiği” hakikati ile yüzleştirdi beni. Bu söylem ise hem hayatımı, hem doğrularımı, hem hayata bakışımı, hem de “kitab-ül süğra” dediğimiz insana bakış açımı şekillendirdi.
Gönlümüzü muhatap alıp, gözlerini hayra ve güzelliğe yoran ahlâkın varisi olarak da hem yaşamı kalbimizin renginde yaşamaya başladık hem de bu rengi etrafımıza bulaştırma gayreti içinde olduk. Bu yönüyle de güzelle çirkini, iyiyle kötüyü, hak ile batılı ayırt edip tanıma yetisini sağlayan ve azıcık bir bedelle türlü rahmetler sunan Rabbimize salt söylemlerimizle değil eylemlerimizle de şükür makamındayız.
Zira kâinatın “gözbebeği” sıfatıyla hem varlık âlemindeki biricikliğinin hem de gönderilmiş olmanın şahitliği içindeki insanın; mesuliyetinin nerede başlayıp nerede bittiğini, bu konumdaki hak ve hukukunu seçebilmek adına sorgulayan bir aklı binek edinerek menzile ulaşması gerekiyor. Ama kavramların farkını hakkiyle bilen, bunu yerli yerince kullanan; hem tasvir eden, hem ibret alabilen; kalbi, vicdanı ve fıtratı kendisinde buluşturan, donatılmış olmanın başlı başına bir yükümlülük olduğunun da, günü geldiğinde bu yükümlülüğün hesabının da sorulacağının farkında bir akılla tabi ki.
Çünkü her yaratılmışın secdesi zoraki iken; sorgulayan, farkındalığı yakalamış, hayreti terk edip ibrete geçmiş bu aklının rehberliğinde aklen yakıştırabildiklerine kalben de şahit olabilme arzusuyla yanıp tutuşması gereken insanın secdesi iradesine bırakılmıştır ve irade sahibi iken teslimiyet daha anlamlıdır.
“İnsanın insana emanet edilişindeki” sır da sanırım bu teslimiyet anahtarıyla açılıyor.
Bu anahtara sahip olma nasipdarlığını elde eden kul; muhtaçların ihtiyaçlarını giderebilen nihai kudret sahibinin; zatıyla hükmünde ortaksız olmasına rağmen kullarının muhtaçlığını giderirken başka kulları bu işlere vesile kıldığını; bu vesileyi yaratırken birinin ihtiyacını giderdiğini, öbürünü ise sunduğu imkânlarla imtihana tabi tuttuğunu fark edebiliyor.
Bu muhtaçlık ve imtihan silsilesi içinde her imkânın aslında bir imtihan olduğunu atlayıp yaşamı hızın, hazzın, ayartıcı hırslarının ve arzularının izini sürerek “özgürleşmek” olarak görenler; bu vesileler zincirini zihinleriyle gönülleri el ele veremediği için atlıyor belki.
Ama vaktin ihtiyaçlarını bir tarafa bırakıp yaşamın tamamına gönül veren hayrı arayan bakışlar bulabildikleri her fırsatı kendileri için rahmet vesilesi kılma telaşı içinde kıvranıyor. Üstelik yapabildikleri kadar yapamadıklarının da derdiyle mustarip olarak. Bu ıstırap içinde de Rabbin rahmet ve ikazlarını önce kendisine, sonra çevresine ve en nihayetinde de tüm kâinata “annelik makamının şefkat ve merhameti ile” beyan ederek merkeze insan alınmadan hiçbir dini veya beşeri kuralın yaşamda hüküm icra edemeyeceğini “hal diliyle” ikrar ediyor.
Yinelenen ikazlara rağmen, tezkiye edilmediği için asıl sahibini ağırlamaktan aciz olan kimi kalplerin hakikate bir türlü açılamıyor oluşu da sanırım insanlardaki kibir ve güç hırsından kaynaklanıyor.
Haklının değil güçlünün önde olduğu, “güc”ün hakta değil, “hakk”ın güçte olduğu bu anlayış biçiminde “iman” iddiasına rağmen, haklı olanın değil, “güçlü” olanın yanında olmak benimsenerek gerçeğe karşı sahteliğin,doğruluğa karşı riyanın,takvaya karşı hırsın,bilgeliğe karşı cehaletin rağbet gördüğü bir süreçte “akıl tutulması” yaşatabilecek yozlaşmalar başlıyor.
Zira hırsının, hasetliğinin, hadsiz heveslerinin esaretinde Rabbe iman ettiklerini iddia etseler dahi sürekli “ben” diyen ve “benlik” çukurunda boğulan ölü kalpler “biz” derken bile “ne kadar nemalanabilirim” düşüncesi içinde (iman iddialarına rağmen) Allah’a ve O’nun hatırlattıklarına değil, nefislerinin heveslerine ve kendilerini ayartan diğer akıl sahiplerine meylediyor.
İyiyle kötünün, doğruyla yanlışın, güzelle çirkinin, hak ile batılın münazara meydanı olan dünya tam da bu şekilde artık sağdan yanaşan şeytanla kimi gönülleri allak bullak ediyor; hayra meyledebilme nasibini elde eden gönüller ise şerrin kelimeleriyle yeniden baştan çıkarılıyor. Her kuşun kendi cinsiyle uçması misali saflar sürekli yenileniyor; çetin imtihanlar yeni kılıklara bürünmüş halde muhataplarını seçmeye devam ederek bu imtihanlar karşısında “ak ile kara”, “hak ile batıl” ayrışıyor.
Sebepler ve mecburiyetler üzerine bina edilen arzın biricik kuralıdır bu evet ama bu ayrışmada hakikatin bilgisinden nasipsiz olanlar ne denli aydınlıktan uzaksa görebilen gözlerden süzülüp akledebilen kalplere kavuşan nasipli gönüller de o denli nimetlere kavuşuyor.
Öyle ya ateş misali nimetler maşayla tutulmazsa elin yanacağı mutlak; ya maşadan yana nasipli olmak gerekiyor ya da ateşlerden uzak durmak icab ediyor. Ama her ne yaşanırsa yaşansın; gönüllerde beliren korkuyu ve rahmeti, bekleyiş ve umudu, hüznü ve saadeti ayrı sayfalar halinde okudukça işlerine Allah’ı vekil kılanlar O’nunla, O’nun muradıyla zulmetten nura, zilletten izzete doğru zorları kolaylayıp yürümeye devam ediyorlar.
Lafın kısası aynı havayı soluyan, aynı sıkıntıyı yaşayan, aynı sevince ortak olan iki insandan biri dert küpü oluyor böylelikle, diğeri deva küpü. Biri şikâyet üretiyor, öbürü çare. Biri yük oluyor, öbürü yük taşıyor.
İşte “emanet” bilinci tam da burada devreye giriyor.
Hak ile batıl terazisindeki bu “bilinç”; taşıdığımız candan, o can o bedende dolaştığı müddetçe temas ettiğimiz her şeye; yaşadığımız evden oturduğumuz koltuğa; cebimizdeki paradan eşimize, çoluk çocuğumuza; aldığımız nefesten karşılaştığımız insana, yaşadığımız andan sarf ettiğimiz söze kadar sahip olduğumuzu sandığımız; bizim olmayan, bizde durması için bir müddetliğine “sınama amaçlı” teslim edilen ömür, sağlık, evlat, mal, mülk, akıl, idrak, güzellik dâhil herşeyin “bize ait olmadığı” idrakini nasip ediyor.
“Ben kazandım” zannettiğimiz malın da, dikkat ettiğimiz için uzadığını sandığımız ömrümüzün de, gayret ettiğimiz için elde ettiğimiz vehmine kapıldığımız başarımızın da “aslında bize ait olmadığı” düşüncesi; hem kendi hiçliğimizi hem de kendimize ait olsun olmasın var olan her bir şeyin hiçliğini idrak etmenin eşiğine varıp oturtuyor bizi aynı zamanda “birbirimize emanet edildiğimizin” de bilinci içinde.
“Yok”u fark etmekle yegâne var olanı tanımanın kapısı da aralanıyor böylelikle. Bu kapıdan içeri girip sadece kendimizi kâmilen terbiye etmekle kalmıyor, başka kulları da hal ve ahvalimizle bu güzellik sofrasına davet etmiş oluyor; ısrarla andığım “Müslümanlık insanlığın annelik makamıdır” cümlesinin de altını doldurmuş oluyoruz.
İlahi kelamın “Kerim” sıfatına sığınarak kalbinizle bakın;
İnsanın insana nasıl emanet edildiğini müşahede edecek, Rahman'ın emanete sahip çıkılma üzerinden aff için kapıları nasıl sonuna kadar açtığını iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Bakalım hep birlikte!
Bir günah mı işledin, telafi edip temizlenmek için hemen boyunduruk altında olan birini bul ve onu tutsaklığından kurtar. Buna gücen yetmezse hemen bir yoksul bul ve onu açlıktan kurtar. Buna da gücün yetmezse aç kal. Ya kölelere özgürlük (fekku ragabe), Ya açları doyurma (taâm miskîn), Ya da aç kalma (savm)!
“Ya açları doyur ya da kendin aç kal ki hallerini anla” diyor adeta Allah!
İlahi kelamda günahlara karşı kefaretler hep bu yönde...
Düşünün!
Neden Allah on rekât namaz kıl, yüz gün peş peşe sabah namazına kalk demiyor sizce?
Zekât, sadaka, infak dahi neden hep malı temizleme üzerine!
Hep ver diyor ayetler;
Yoksullara sahip çık. Açları doyur. Düşkünlere el uzat. Kimsesize ‘kes’ol…
Bence mesaj çok açık;
“Benim emanetime sahip çıkın ki ben de size sahip çıkayım !!!”
Ama bizim toplum olarak asıl sıkıntımız da burada başlıyor ne yazık ki…
Çünkü sunulan nimetler içinde ihtiyacımız dışındaki her şeyden hesaba çekileceğimiz konusunu unutmuş; ağzımıza aldığımız her lokmada, israf ettiğimiz her damla suda, fazladan aldığımız her giyside, beğenmeyip dolaba attığımız her ayakkabıda, günlük çöpe attığımız 7 milyon ton ekmekte fakirin, fukaranın, yetimin, düşkünün hakkı olduğunu “benlik” çukuruna gömmüş; her anı kayıt edilen bu emanet yaşam içinde tüm bunların hesabını verebilecek şuur ve bilinci kaybetmiş durumdayız. Dünyada her gün açıktan ölen on binlerce insanın üzerindeki parmak izlerimizi göremiyoruz.
Zira yaşadığımız çağa rengini veren kapitalist zihin yapısı bize nefsimizi okşayan sloganlar eşliğinde “tüketmeyi ”dayatıyor. Dışımızdaki dünyanın bitmek bilmeyen değişim ve gelişim sancısının uğultusunda serbest piyasa ideolojisi doğrultusunda sürekli “tüketmeye” teşvik ediliyoruz. Çünkü kapital dininin yaşaması için gerekli olan ve adeta atomize edilmiş tüketiciler hükmündeki bizler tüketeceğiz ki, onlar semirsin.
Bu tüketme arzusu içinde de sahiplik arzumuz “sorumluluk ihmâline” dönüşsün. Her şey bizim olsun derken biz kendimizden bir başkası olup çıkalım. Dışımızdaki gürültüden içimizdeki sese sağırlaşalım. Hakikati haykıran vicdanın sesine sağırlaştıkça da nefsimiz bize imam olsun. Hevâ ve hevesimiz, dünya sevgimiz, ölüm korkumuz, kendimizden kopuşumuz, gelecek algımız, savrukluğumuz, dengesizliğimiz, şuursuzluğumuz, ilimsizliğimiz, amelsizliğimiz, ihlâssızlığımızla kalbimizden başlayarak, bizi insan kılan her neyimiz varsa teker teker yok etmeye başlayalım. Buharlaşan her değerimizle beraber, irfânımız, izânımız, insâfımız yara alsın; iyiliğimiz, güzelliğimiz, kardeşliğimiz can çekişsin; adâletimiz, insanlığımız, iddiamız ölsün ama görmeyelim. Perde inen gözlerimizle kendimizi değil sadece, mâzimizi, istikbâlimizi, son bir umutla bize dikilen mazlum gözleri, bizim kim olduğumuzu hatırlamamız niyâzı ile göğe açılan elleri, hâlinden muzdarip, olması gerekenden habersiz ruhları yok edelim ama farkında bile olmayalım.
Alın başınızı ne olur ellerinizin arasına.
Tüm bu saydıklarım olmadı mı?
Asıl gayesi niteliksiz bir eğitimden geçmiş, düşünmesi ve aklını kullanma şansı elinden alınmış, özgüvensiz, sadece tüketici olarak ihtiyaç duydukları, ürettiği hiçbir şeyle tanınmayan, saygı duyulmayan bir kültür oluşturmaya çalışan kapital dinine her birimiz iman etmedik mi?
Evet, kul dilediğinde Rabbi de diliyor. Hayrın vesilelerinden olmak kadar şerrin vesilelerinden olmak da kulun iradesince cereyan ediyor. Bizler hayrı ve güzelliği talep ettiğimiz sürece bu yöndeki işlerde kullanılıyoruz ki istifade etmek isteyen kullarına ziyadesiyle veriyor.
Öyleyse “emanet” bilinci içinde “bal yapan arılardan biri mi olacağız yoksa peteğin yolunu bile bilmeyen yaban arılarından biri mi?”
Asıl mesele bu sanırım.
Zira bugün amel var hesap yok!
Yarın hesap var amel yok.
Müebbet Muhabbetle…
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)