Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı “Arap Şükrü” olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helâl, Müslüman’a haram!”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye!
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. Kadı;
“Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmış adama. Adam:
– “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister” dedikçe kadı kızmış:
– “Ne delili ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak etmiş. Zira adam öyle “zenim” bir tipe benzemiyormuş:
– “Nedir gerekçen?” diye sormuş.
Adam:
– “Bir tek Sultan’a derim” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Ama “ispatı var” deyince çar naçar söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş.
Padişah da olayı duyar duymaz sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanmış:
– “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?”
Adam, başı önünde konuşmuş:
– “Delilim vardır sultanım!”
– “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
– “O zaman boynum, hükme kıldan incedir sultânım!”
– “Peki bakalım” demiş Sultan ve merak içinde adamın konuşmalarına kulak kesilmiş;
“Sultânım, herhangi bir havradan rasgele bir hahamı izahsız yaka paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak!”
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, “ne oluyor, bu ne zulüm?” diye feryat figan sokaklar dolmuş. “Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim”diye de eklemişler. Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş!
Bir hafta dolunca, adam:
– “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler akmaya başlamış saraya.
Adam bu kez:
– “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka paça alınmış. Bu kez tepkiler diğerinden daha yoğun bir şekilde artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış; teşekkürler, şükranlar, hediyeler yine saraya kadar ulaşmış. Hıristiyanlar, din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir farklı sarılmışlar birbirlerine.
Ortalık yatışınca Sultan “bitti mi?” demiş adama.
– “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
– “Şimdi nedir isteğin?”
– “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden”
Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Câmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler. Ama öncekilerin aksine bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan soran da olmamış.
Bir hafta geçmiş. İmamdan ses seda yok. Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen imam için:
– “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik”
– “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!”
– “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara” söylentileri almış başını yürümüş.
Padişah ve adam olup bitenleri izliyormuş. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
– “Eee, ne olacak şimdi?”
Adam:
– “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”
“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş.
Adam başı önünde konuşmuş:
– “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
– “Hava bile haram, hava bile!”
Kulaktan kulağa anlatılan böyle bir olay yaşandı mı bilmiyorum, zira rivayetleri bol bir coğrafyada yaşıyoruz ama hal ve ahvalimizi resmeden başka bir şey anlatın deselerdi sanırım aklıma bundan iyisi gelemezdi.
Özellikle “tam kapanma” ile birlikte dinsel terminolojinin “necasetten taharet” dediği ve okul sıralarında kafamıza vura vura öğretilen “bedensel temizlik” yaşadığımız iklimde corona illetiyle daha çok ön plana çıkıp önemsendi. Ama tıpkı anmış olduğum yaşanmışlığın, satır aralarında arz etmeye çalıştığım gibi nedense kalbi necis kılan kibir, nefret, öfke, hırs, hased gibi pisliklerden; dili necis kılan yalan, iftira, gıybet, dedikodu gibi afetlerden haberimiz yok. Çünkü gözle görülenin derdiyle kıvranıyor, “vaad edilenin” değil, “peşin olanın” peşinde ömür tüketiyoruz.
Oysa ki kalp denen yer, niyetin anavatanıdır ve insanı dışındaki değil içindeki kirletiyor.
Kirli bir mekândan temiz bir tohum nasıl çıkmaz ise; kirli bir kalpten de temiz niyet çıkmaz iken istediğimiz kadar maddi necasetten uzak duralım; manevi necaset ile zihnimiz, ruhumuz, aklımız ve dahi fikrimiz bu kadar “kirli iken” felaha ermemiz, huzura kavuşmamız sadece ütopya olacak ve şekli ibadetlerimiz ruhuna kavuşamayacaktır.
Öyle ya sahip olduğu yüzyılların birikimi onca manevi dinamik ve bu dinamiklerin sıkı sıkıya öğütlediği ahlaki öğretilere rağmen;
Gücün hakta değil, hakkın güçte olduğunu öne çıkararak,
Tv dizileriyle, üçüncü sayfa haberleri ile, toplumun ahlaki yapısını bombalayan filmlerle her bir bireyi adeta birer tüketim makinesi haline getirerek;
Toplumun tüm mahremini gözler önüne seren programları insanların gözüne sokarak,
İnsanları sahip olduklarının kölesi, olamadıklarının bağımlısı kılarak;
Haz, hız ve ayartıcı güçleri kutsayarak;
Toplumun yüzde birinin dahi sahip olmadığı şartları özendirerek;
Lüksü, şatafatı, eğlenceyi, kolay para ve kısa yoldan zengin olmayı öne çıkarıp milyonların gözüne sokarak,
Bu dünyaya sahip olmaya değil şahit olmaya geldiğini envai çeşit enformasyon sağanağıyla unutturarak sadece otuz kırk yıl içinde toplumun tüm manevi dinamiklerini “değişim, çağa uyum” adı altında rafa kaldırırsanız,
Pek tabi ki herkes çalışmadan, yorulmadan, emek vermeden alnının teri, çocuğunun rızkı üç beş kuruşu değerlendirme adına başta “kripto para” dedikleri sanal paralarla servet hayalleri kuracak;
Hapishanelerinizin yüzde doksanı ahlaki suçlar nedeniyle dolacak,
Sahip olma hırsı ile bahis ve kumar oyunları zirve yapacak;
İnsanlar birbirinin sırtına basarak yükselmenin yollarını arayacak,
Bu sayede de “kripto ilişkiler” bir yaşam tarzı haline gelecektir.
Zira tarih şahittir ki manevi eğitimsizliklerin bedeli toplumlara huzursuzluk, kargaşa, savaş, gözyaşı olarak ödetilmiştir.
Sizi bilmiyorum ama kendi nefsim adına yaklaşık yarım asra merdiven dayayan bahşedilen ömür, okunan okullar, gezilen onca yer, güneş ışıyıncaya kadar içine gömüldüğüm adeta hatmedilen onca kitap, ortaya konan binlerce sayfa eser, yaşanmışlıklarım, adanmışlıklarım, aldanmışlıklarım, avuçlarımda yüreğime batan can kırıklıklarım, hainlikler, ihanetler, vefadan nasipsizliklerle “ne öğrendiniz?” derseniz sanırım üç şey sayabilirim;
İlki niyet.
Çünkü niyet temiz olunca önünüzdeki engel ne kadar büyük olursa olsun, aşılmaz görünen dağlar ne kadar engebeli olursa olsun kalemin ve kaderin sahibi “yüreğinizdeki samimiyetten” tutup sizi kaldırıyor. Ama niyet nefsani necaset ile kirlenmişse, gaye muhatabını salt “çıkarları için kullanmaksa” dağın doruğuna da çıkmış olsanız o muhteşem kudret sizi tepetaklak etmek için mutlaka bir sebep yaratıyor. O yüzden her iş ve eylemde mutlaka önce niyetinize dikkat edin.
İkincisi akıbet.
Yediğiniz bir hak, aldığınız bir ah, gecenin tenhasında döktürdüğünüz iki damla gözyaşı, harcadığınız samimiyet ömrünüze bulaşıyor ve ilahi kodlama “kırdığın yerden kırılacaksın” hükmünce sizi aynen kırdığınız yerden kırıyor. Muhatabınız her kimse ondan helallik almadan iki yakanız bir araya gelmiyor, huzur nedir tadamıyorsunuz.
Bu yüzden ne yaparsanız yapın gecenin tenhasında akan iki damla gözyaşına, arşa yükselen bir aha sebep olmayın. Zira simsiyah bir gecede simsiyah bir kaya üzerindeki simsiyah bir karıncanın ayak sesini duyan ve bir kuş yuvasına ulaşsın diye fırtınalar çıkaran kudret, emin olun ki o karıncanın akıttığı iki damla yaş hatırına nice padişahı yerle yeksan edebiliyor.
Üçüncüsü büyük konuşmama, başka bir deyişle “haddini bilme”.
Zira kaderin ve kalemin sahibine “yapmam, olmaz, asla” diye meydan okuduğunuz ne varsa, o kudret kulağınızdan tutup bu küstahlığınızın bedelini kafanıza vura vura, canınızı yaka yaka, yüreğinizi acıta acıta öğretiyor. Bu yüzden ağzınızdan çıkan her kelimeye azami dikkat edin ve aciz olduğunuzu, ne kadar bilirseniz bilin burnunuzdan girecek topal bir sivrisinek, gözle görülemeyecek bir mikrop kadar kudretiniz olmadığının farkına varın.
Tüm bu “kanaya kanaya” edinilmiş satırlara sığması mümkün olmayan yaşamsal tecrübelere rağmen olsa gerek ki;
Yaşamları boyunca toplasanız en fazla on kitabın sadece önsözünü okumuş; tüm hayatlarını haz, hız ve ayartıcı güçlere teslim eden; vakitlerini sosyal medya platformlarında onun yanlışı, berikinin hatası, öbürünün kusurunu aramakla geçirip kendi içindeki pislikleri görmekten nasipsiz; vücudu belki temiz(!) ama diliyle gıybetin, dedikodunun, iftiranın dibine vuran; kalplerindeki aydınlık nefretin, kinin, öfkenin, hırsın necaseti içinde kaybolmuş, ruhu cünüp ama sözüm ona abdestli dolaşanların verdikleri ahlak derslerine bayılıyorum.
Zira malumat seviyesindeki bilgi kırıntılarının üstüne devasa fikirler bina eden bu mütefekkir müsveddesi, bu sabit fikirlerini desteklemek için bulduğu her zırvaya “mal bulmuş bedevi” gibi yapışıyor. Ama bunun bedevilik olduğundan bihaber bedeviyi sadece çölde yaşayan gariban köylü sanıyor. Oysa ki “bedevi” kendi iç dünyasında çölü yaşayan, kalbi sevgi ve merhametten nasiplenmemiş insan demektir.
Kabul etseler de etmeseler de servet ile gözü kararan, para ile merhametsizleşen, vefadan nasipsiz, kendi yumurtasını pişirmek için dünyayı yakabilen, çıkarlarıyla çatışınca gözünü kırpmadan muhatabını iki saniyede harcayan, içine düştüğü mal sevdasından muhatabını göremeyen; açın iniltisini, öksüzün ağlamasını, yoksulun çığlığını duymayan, merhamet yoksunu, sevginin almak değil sende hiçbir şey kalmayana kadar muhatabına vermek olduğunu, asıl gayenin kendini değil muhatabını yaşatmak olduğunu ve imtihanın yaşatmak üzerine bina edildiğini zerre kadar idrak edememiş herkes, bir bedevidir ve iman ediyorum ki onlar bedevi olarak haşr edilecektir.
Çünkü onlar; kimde o an güç ve iktidar görse; menfaatleri kiminle uyuşsa, duygularına kim hitap etse onlara kuyruklarını sallayıp onların etrafında pervane olurlar. Bu yüzden gözleri kör, kulakları sağır, kalpleri ölüdür ama ölüm böyleleri için müthiş bir nasihatçidir.
Zira en büyük eşitleyici olan ölüm, onları toprağın üstünde iken yan yana gelmek dahi istemediği; yanındayken asla yapamayacağı ama arkasından gönlünce dil uzattığı, gıybetini yaptığı, iftiralar savurduğu ve samimiyetini harcadığı insanlarla toprağın bağrında eşit hale getirecek ve sizi bilmem ama ben kendi adıma iman ediyorum ki benim o insanlarla kendi nefsimin hesabı çok ama çok çetin olacak!
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)