"Trenin camına başımı yaslamış; etrafı izliyor, insanlara bakıyorum. Önümdeki koltukta yaşlı bir çift var. Yaşları ben diyeyim 60, siz deyin 70. Kırış kırış olmuş yüzleri. Özellikle teyzenin. Tüm yaşanmışlıklarını yüzündeki “acı” haritasından okumak zor değil. Birbirlerine sarılarak uyuyor, her şeyi birlikte yapıyorlar. Buram buram samimiyetin, katıksız sevginin kokusu yüreğinizin tüm hücrelerine nüfuz ediyor yani.
Yolumuz uzun. Yanlarında getirdikleri yol erzağından bana da veriyorlar. Zira onlar “göz hakkı” çağının göğsünden süt emerek “biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar” sözünün hakkını eda eden yürek ülkesinde büyümüşler. Bu yüzden olsa gerek, verdiklerinin lezzetine de doyum olmuyor.
Bir ara teyze kondüktöre “tren ne zaman duracak evladım” diye sordu. “Hayrola teyze bir isteğin mi var” dedim ; “yok yok bu gider” diyerek kocasını gösterdi. Çok geçmeden de Anadolu'nun kuş uçmaz kervan geçmez bir istasyonunda durduk.
Israrlarıma rağmen ne alınacağını söylemedi. Eşi gitti gitmesine ama trenden indikten kısa bir süre sonra tren hareket etti. O an bir çığlık koptu trenden, teyzede tarifi imkânsız bir panik.
Nasıl bağırıyor anlatamam. Herkes teyzenin başına üşüştü. Camdan amcaya bakıyorum o da ellerini başının arasına almış; çaresiz, şaşkın, resmen çökmüş durumda. Ben kondüktöre seslenirken teyze hüngür hüngür ağlıyor.
Kondüktör telsizle makiniste söyledi durumu ve tren durdu. Yaşlı amca elinde koca bir şişe su ile soluk soluğa geldi ama o an teyzeyi görünce nasıl ağlıyor koca adam. Kollarıyla gözlerini silerken eşine sıkı sıkı sarılıyor yeniden.
Amca "Seni gaybetçem diye çok gorktum be” derken bile hıçkırıklar içinde zorla nefes alıyor. Teyze de “ahan da gitti dedim tren gedince, ben mahfoldum dedim" diyerek gözlerini silerken amca bana döndü ve “gorktuk gorktuk evladım” dedi zihnimin duvarlarına sevginin, sadakatin, samimiyetin anlamını adeta kazıyarak…
Eğer bir yerlerde herhangi biri size aşka, sevgiye inanmıyorum diye bilmiş bilmiş laf ederse bu yaşanmışlığı anlatın onlara. Zira bu dünyada bindiği tren onsuz hareket edince kıyametleri koparacak insanlar var halen...
Neden mi anlattım bu yaşanmışlığı?
Tadı artık yazık ki hafızalarımızda kalan o bahçe ve mahalle sohbetlerinde tanıştığımız, kaynaştığımız insanlarla kısa sürede bir vücudun azaları gibi bir olduğumuz o günlere gidiverdim birden. Menfaatlerin henüz paylaşımdaki bereketin önüne geçmediği; abdestsiz hamurlara dokunulmadığı, hatta çocukların dahi abdestsiz emzirilmediği; babaların “helal” lokma adına gecesini gündüzüne kattığı, nur yüzlü ninelerin aksakallı dedelerin uykunun ile uykuda olduğu demlerde tüm insanlık için merhamet ve rahmet dilendiği; tevazunun etiketlerin arkasına saklanmadan iyi insan olmanın mayası olduğu; adamların adam gibi adam, kadınların o adamların hanımefendisi olduğu günlerden sözediyorum. Aşkın halı tezgâhlarına dokunduğu, isimlerin mendillere nakşedildiği, gizlice yüreklere kazıldığı vakitler.
Bugün ise körpe kuzuların boynunda kanarken bıçaklar ve çocuklara gerdek olurken ölüm, yaşanmayan hayatlara inat kurulan cümlelerin boşluğunda intihar ediyor ruhlarımız; biz işin sadece gösterişi ile avunurken. Zira sözün imamesini yitirip sahibinin muradıyla dinlemek yerine kendi zaafları üzerinden anlamaya çalışanlar mesajı kavramaktan uzak oldukları gibi itidal yoksunu iddialarla kendini de başkalarını da ateşe atıyor.
Malum “kapital” dininin icat ettiği günlerden bir gün geliyor yine;
“Dünya Kadınlar Günü”
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlaması; ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçinin can vermesiyle tarihe mal olan olaya karşılık 1910 yılında verilen bir teklif ile; 364 gün boyunca tepesinden inmediği, cebinden çıkmadığı, ailesine hatta yatak odasına kadar girip tüm mahremini avuçlarının içine aldığı “kadın”ı düşünüyor ve sadece “tensel” bir meta olarak algılattığı, cinsel bir argüman olarak sunduğu; bunda da yüzde yüz başarılı olduğu “kadın” için bir gün düşünmüş muktedirler ve adını “Dünya Kadınlar Günü” koymuş.
Ama tarih tekerrür ediyor sadece, üstelik boynumuzun kökünde, nefeslerimizin ölgünlüğünde utançlar biriktirerek.
Tarihten çıkarılması gereken ibret derslerini bugüne ve yarına müfredat kılamayan bakışlar anlamak arzusuyla değil sadece tatmin amacıyla maziyle ilgilendikleri, övüp yüceltmek veya kahredip sövmek ihtiyaçlarını halledince de tarihle hukuklarını bitirdikleri sürece de dün ve bugün aynı perdeye düşecektir.
Yazımın başında sunduğum yaşanmışlıktan yola çıkarak bugünkü aşk, sevgi, birliktelik kavramlarını, hatta bir tık öteye giderek toplumun çekirdeği olan “aile” kavramını ilkin kendi zihin duvarlarınıza çarpa çarpa bir yoğurun isterseniz ve buradan yola çıkarak da ışık hızıyla yiten, yitirilen bu manevi dinamiklerin bugün ortaya koyduğu hezeyana, kırıklığa, bitmişliğe yol alın benimle birlikte;
Evet “Dünya Kadınlar Günü (!)”
Rabbin "erkeğin himayesine" verdiği ama meallerimizde bizzat Allah adına yalan söylenerek "kadınlar dövülebilir" desturunun verildiği; erkek egemen bir toplumda erkeğin kölesi ilan edildiği; "Onlar, size Allah'ın emanetidir" Nebevi ikazına rağmen bırakın emanet olarak algılayamayı idrak yetimliğimizde basiretsizliğin dibine vurduğumuz kadınların günü.
Haydi dönüp bakalım etrafımıza “ben mutluyum, huzurluyum” diyen kaç tane kadın tanıyorsunuz? Ya da bin bir umutla kurdukları aile yuvalarında “sevgi” tohumlarını son ana kadar yeşertme gayreti içinde son noktaya kadar mücadele eden “kadın”ın ailedeki rolü ne ? Ataerkil bir yapının insanlığın varoluşundan hemen sonra ortaya koyduğu adeta “erkek” hegamonyası içinde “kadın” nerede?
Kafalarında yarattıkları adeta bir "erkek ilah" sanrısı içinde kadına biçilen "kölelik" rolünde (kendi nefsim dâhil) kaçımız vebal altında?
Girişte anlattığım yurdum insanının içtenliğine karşılık gelecek kaç kişi tanıyor hafızanız veya kaldı mı artık buram buram vefa,aşk,sevgi kokan bu huzur dolu hikayeler?
Neden annelerimizin, ninelerimizin, babalarımızın, dedelerimizin aşkları, sevgileri, evlilikleri anlattığım yaşanmışlığa nazire edercesine son nefese kadar sürdü sizce?
Var mı bu ve buna benzer onlarca soruya cevabınız?
Sahi hiç göz attınız mı TÜİK’in aile ile “ilgili” istatistiklerine;
Son 10 yılda boşanmalar ne kadar artmış?
Aynı verilerin haykırdığı % 500’lere varan boşanma oranlarında kadınlar nerede?
Peki ya “toplum baskısı”, ”çocuklarının geleceği”, “sığınacak yer bulamamak” endişe ve telaş sarmalı içinde öğrenilmiş çaresizliklerini bir “kader” olarak algılayan kadınların durumu?
Henüz çocuk yaşta “gelin” olan, oldurulan; hayatının baharında çocuğuyla büyüyenlerin yürek yakan dramları? Bu makûs yazgıya başkaldırarak hayatlarını erteleyenler?
Toplumun kanayan her bir yarasına neşter atan; o kanal benim bu kanal senin gezerek oluşturdukları zihin tekeli içinde beyinlerimizi adeta "iğfal" eden ve hemen her konuda allame olan profesörlerimizin, bilim adamlarımızın bu konuda çözüm üretmek adına bir çabalarına şahit oldunuz mu?
TV ekranlarında salya sümük bu din-i mübin-i salt bir menkıbe, hikâye dini haline getiren; onu hayatın atar damarlarında akan bir yaşam tarzı, insan olma çabası olarak sunmak yerine; tapınak dini haline getirmek için var gücüyle çabalayan bezirgânların bu konuda herhangi bir kelam ettiklerini duyan oldunuz mu aranızda?
Rahman’ın “çifter çifter yarattım” ikazıyla; çağlar ötesinden “Kadınlar size Allah’ın emanetidir” Nebevi uyarısına kadar; bırakın kültürel emperyalizmi ile bombalanan manevi değerlerimizi, bizzat içimizdeki fertlerin, toplulukların, stk’ların, bizatihi “dinsel argümanlar” kullanarak ortaya koydukları “kadınları köleleştirme” değirmenine su taşıyarak, hatta hakikati zimmetine alıp başkalarını bâtıl yolların yolcusu ilan edip dinin kârına ortak olan ama mükellefiyetlerinden kaçınan herkesin bu konudaki azabı iman ediyorum ki çetin olacaktır.
Zira iman edip diriltmeye, yaşatmaya talip olmamak, mesajları verip bu mesajlardan zerre kadar nasiplenmemek; O(sav)’nun risaletine iman edip onun gibi olmayı aklının ucundan dahi geçiremeyen, gönlündekilerle hesaba oturabilecek güçten yoksun, sema ağlarken kalbi kuru olan insanların bu yolculuğu yaşatmaya çalışmalarının izahı yok beynimde.
Sayfalar hatta kitaplar dolusu dile getirebileceğimiz bu içler acısı tabloyu bir tarafa bırakıp bakalım şu mübarek (!) “kadınlar günü”nde “kadın” ın dünyadaki durumuna;
✔ Kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70'i eşleri ya da sevgilileri tarafından öldürülüyor.
✔ Dünyada her 3 kadından 1'i hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor.
✔ Her 5 kadından 1'i hayatının bir döneminde tecavüz veya tecavüz girişimi kurbanı oluyor.
✔ Dünyada, (ağırlıklı olarak Afrika kıtasında) 135 milyondan fazla kadın sünnet ediliyor.
✔ 320 milyonluk Arap dünyasında her 2 kadından 1'i okuma yazma bilmiyor.
✔ Suudi Arabistan'da kadının oy hakkı 2011 yılında verildi, araba kullanması halen kısmen de olsa yasak.
✔ Dünyada her 3 kadından biri şiddete maruz kalıyor, her 5 kadından biri tecavüze uğruyor ya da tecavüzden son anda kurtuluyor.
✔ Yoksulluk giderek “kadın”laşıyor.
✔ Yeryüzündeki mutlak yoksulluk, açlık sınırındaki 1.5 milyar kişinin yüzde 70’ini kadınlar oluşturuyor.
✔ Dünyadaki işlerin yüzde 60’ını yapan kadınlar, toplam gelirin yüzde 10’una; dünya üzerindeki mal varlığının ise yüzde 1’ine sahipler.
✔ Mültecilerin yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor.
✔ Dünya genelinde okuma yazma bilmeyen yetişkinlerin yüzde 67’si kadın.
✔ Eğitim olanağından yoksun 45 milyon erkek çocuğa karşılık, kızlarda bu rakam 85 milyona ulaşıyor.
✔ 700 milyon kadın yeterli yiyecek ve içme suyu ile sağlık ve eğitim hizmetlerinden mahrum.
✔ Birleşmiş Milletler’e üye 191 ülkenin sadece 12’sinin lideri kadın...
Sonuç mu?
Evet; onlar, kendi suçlularını doğurdular. Etrafınıza bir bakın hepsi, yetiştirdikleri tarafından taciz ediliyor, yetiştirdikleri şiddet uyguluyor ve tecavüz ediyor. Yetiştirdikleri, aleyhlerinde yasalar çıkarıyor.
Mağara yaşamından(!), gökdelenlere uzanan zamanı, bu zamanın bireylere ne kazandırıp ne kaybettirdiğini düşünün. Ama kendilerine ulaşan ilahi nimetlerin yüceliğince gitgide çetinleşen imtihanlarla sınanan iffet abidesi Meryem’lerden; Allah’ın bizzat selam gönderdiği Hatice’lerden, vefa timsali Fatıma’lardan, Peygamber’in kördüğümü Aişe’lerden günümüz Havva’larına ulaşan mesajları okuyarak.
İnanın ki; bilgisini, gayretini, hissiyatını, duasını vesile edinerek "kendi çağlarının" göğsüne iyilik, güzellik, doğruluk için; hak ve adalet için, dert ve acıları paylaşmak için omuz omuza verip tohum ekenler kurtulacak, gerisi ne olursa olsun hüsrana uğrayacak ve kaybedecektir...
Zira “ama” ile başlayan hınç dolu itirazlarımızı bastırabilecek yegane silahımız kainatın varoluş sebebi olan “sevgi”dir. Ahaliyi bırakıp kendi gönlümüze dönmekten başka sığınağımız da yok. Aksi halde geleceğe dair beslediğimiz umutlarımızın üzerine bir bardak su içmekten öteye geçemeyiz.
Müebbet muhabbetle…
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Eyüphan KAYA
Cuma Hutbemizin konusu; Veda Hutbesi
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Halil MERT
Şehirler medeniyetin merkezi mi, suç kaynağı ve alanı mı?
Fatih ORUÇ
II. Körfez savaşı veya ABD-IRAK savaşı
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Fatma Saçak Akbulut
Sevmek
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)