II. Meşrutiyet Devrinde bir paşa, dostlarından biriyle satranç oynamakta; diğer misafirleri de, onları heyecanla seyretmektedir. Bir ara bir hamle hakkında ihtilaf doğunca, paşa misafirlerine sorar:
“Yâhu oyunu seyrediyordunuz! Kim haklı, kim haksız söyleyiniz!” der.
Misafirler, paşanın haksız olduğunu söylemeye cesaret edemedikleri için, susmayı tercih ederler. Tam o sırada odaya giren zurafâdan (yani zarif, nâzik, nüktedân, hoş konuşmayı bilen zekî kimselerden) bir zât, Paşam, der; “siz haksızsınız!”
“Peki ama”, der paşa, “siz henüz geldiniz, bir şey görmediniz ki!”
Adam hiç tereddüt etmeden cevap verir:
“Eğer haklı olsaydınız, bu kadar insan suâliniz karşısında susmazdı!!!”
Bu nükteyi okuduğumda hakkaniyet kantarına onu, bunu, şunu değil tek başımıza kendimizi çıkararak bugünkü ahvalimizi tefekkür ederek “kim haksız” sorusunu yöneltti beynim.
Zira Allah (c.c), Kur'an-ı Kerim'de ayetler boyunca "akletmez misiniz, düşünmez misiniz, aklınızı kullanmaz mısınız?" dedikten sonra; Yunus Süresi 100. ayette "Allah, aklını kullanmayanların üzerine iğrenç (rics) bir pislik atar" diyor! Demek ki her türlü pislikten kurtulmak için “akıl” nimetinin kullanılması esas ve bu nimet aynı zamanda mutlak hakikate sımsıkı tutunmanın ve Hakk'a bağlanmanın da anahtarı.
Ama aklın da başlı başına temizlenmesi gerekiyor.
Demek ki hakikate ulaşmak için aklı kullanmak; aklın da kullanılabilmesi için “temiz” kalması, “temiz” kalması için de onu örten davranış ve eylemlerden uzak kalınması gerekiyor. Zira kitabımızda Allah'ın pislik (rics) olarak saydığı kötü alışkanlıkların aklın hakikate ulaşmasını engelleyerek hakkıyle iman etmenin de önüne geçtiği aşikâr.
Bu ne demek?
Nefsin zaptına uğramış veya kirlenmiş akıl, hesapsız istekler için makul görünen gerekçeler uydurur; vicdan ise tüm bunları aklayıp kişinin kendisini “kandırma” uğraşını teneffüs eder demek. Eğitilmemiş nefis, böylelikle aklı kirli bir düşünüş üzerine işletir ve vicdanı uykuda bırakır demek. Aslında her biri birer nimet olan bu lütuflarla hayır yerine şerrin emrine giren kişi de kendi elleriyle kendisini ateşe atar demek.
Bu idraki kazandıktan sonra bu kez yeniden ilahi hitaba dönelim.
Kabirlerde ölülere okumayı adet haline getirdiğimiz ve yazık ki zerrece nasiplenemediğimiz Ya’sin Süresi 70. ayet haykırıyor;
“Diri olanı uyarsın ve kâfirler hakkındaki hüküm yerini bulsun diye biz ona Kur’an’ı verdik.”
Yani aslında Kur’an’ın indirilişi diri olan kimseleri uyarmak içindir. Çünkü Allah temiz akılla birlikte hitabının, vahyinin karşısında ölü ruhlar, ölü bedenler, şuursuz insanlar istemiyor. Tabi buradaki dirilik hepimizin de anlayacağı gibi fiziki bir dirilik değil, zihni, kalbi, ruhi bir dirilik.
Bir diğer ayet olan Enfal 24’e bakalım;
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeye çağırdığı zaman, Allah'a da, Resulüne de cevap verin.”
Allah ve Resulü neye çağırıyor?
Hayat verecek şeye, diriltmeye!
Demek ki Allah ve Resulü’nün çağrısı bir “diriliş” çağrısıdır.
Kimlere bir diriliş çağrısı?
Elbette ki aklını temizlemiş, yüreğini ve zihnini diri tutanlara bir diriliş çağrısı.
Bu dirilişi ebedileştirme, ölümsüzleştirme çağrısı.
Peki bunları bilmiyor muyuz?
Bence toplumun büyük bir kesimi bu bilgilere sahip.
Peki sıkıntı nerde?
Neden bu bilgiyle amel edemiyoruz?
Asıl düğüm burada sanırım!
Çünkü bilgiyi edinen kişi bu bilgiyi hayatına yayıp bilginin gerektiği anlayışla davranmazsa bilgilenmenin şehvetiyle bilgisinin farkında olmasa dahi tapınmaya başlıyor. Bilen olarak salt kendisini gördüğü için de bu tapınma kendisine dönüyor ve bilgisinin kölesi oluyor!
Olur mu demeyin, bakın etrafınıza ne demek istediğimi anlarsınız!
Kim bilir, belki de bu yüzden kültürel Müslümanlık ve Muhammed’i hakikatlerin arası bu kadar açıldı. Kendisine ulaşan ilk ilahi emre karşılık "bilmiyorum" ikrarıyla sarsılan bir önder ve bugün "onu seviyorum, zira bu sevgi beni kurtaracaktır" zannıyla O'na zerre kadar benzemeyi aklından dahi geçirmeyen; her şeyi bilen / bildiğini sanan ama bildiği iki kırıntılık bilginin şehvetiyle huşu duyan bir toplum çıktı ortaya.
Evet, Hira Mağarası'ndaki ilk İlahi buluşmada OKU emrine muhatap olduğunda “bilmiyorum” demişti alemlere rahmet olan. Bu, aslında Rahman'ın bir öksüz ve yetimin tertemiz vicdanından dünyaya ‘son kez’ haykırışı olan ‘son’ Nübüvet halkasının ‘ilk’ beyanı idi;
“Bilmiyorum!"
O bile “bilmiyorum” ile başladıysa bu İlahi buluşmaya, iki kelam okuyup “biliyorum” iddiasına bürünmenin şeytaniliğinden Rabbin rahmetine sığınmamız gerekmez mi sizce de?
Çünkü biz ‘bilmek’ iddiasıyla küstahlaştık! Bu yüzden de ilahi kelam mehcur kaldı, onu terk ettik! Özümüze yaptığımız bu ihanetle de eksildik ve eksilmeye de devam ediyoruz!
Peki neden bu eksiklerin farkına varamıyor; dibi delik heybemiz, her halimizi yalanlayan sözlerimizle neden bu eksiklerimizi göremiyoruz?
Sosyal Medya sayfalarımı kurcalıyorum.
Üç beş yemek paylaşımı (ki bu apayrı bir gönül yangını), birkaç siyasi / ideolojik paylaşım dışında binlerce hadis ve ayet paylaşımı, Kur’an tefsirleri, Kur’an mealleri almış başını gitmiş.
Başımı ellerimin arasına alıyorum dakikalarca.
Madem bu kadar çok biliyor isek biz neden bu haldeyiz?
Ne diyordu Saff Süresi 2. Ayet;
“Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?”
Namaz kılıyor muyuz?
Evet! Ama sanki aldığımız abdest sadece uzuvlarımızı temizliyor ve kalbimizin kirine pasına ulaşamıyor. Yani ruhlarımız kirli kalıyor. Çünkü namazı hep dediğim gibi huşusuz, salt bir borç edasıyla kılıyoruz!
Oruç tutuyor muyuz?
Evet! Ama sanki tuttuğumuz oruç sadece midemizin aç kalmasından ibaret! Zira ferasetimiz, basiretimiz hep kapalı. Gözümüz görüyor, kulağımız duyuyor, vicdanımız şahitlik ediyor ama saniyeler süren bir bocalamayla sırtımız dönüp gözümüzü kapatıyor, kulağımızı tıkıyor, vicdanımızı örtüyoruz!
Hac ve Umre’ye gidiyor muyuz?
Hem de defalarca. Yanı başımızda komşumuz aç iken, akrabamız sefil iken; artık kredi kartına taksitle üstelik! Eşitlenme makamından çıkıp lüks otellerde kalmayı da ihmal etmiyor; henüz dönüş uçağında iken hiç ediyoruz tüm hasenatımızı!
Ya zekât…
Onu da veriyoruz. Üstelik kırkta bir hem de. “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar; De ki; ihtiyacından fazla her şeyi…” ayetine rağmen. Kur’an-ı Kerim’in nüzul sırasına göre ilk 23 süresi ısrarla zenginliğe karşı çıkmasına, sosyal adaleti haykırmasına; zenginliği öven ve teşvik eden tek bir ayet olmamasına rağmen.
Cüzler dağıtıyor, hatimler indiriyor, hasıl olan sevabı ölülerimize bağışlıyoruz (!)
Yani, paçalarımızdan din akıyor!
Peki okuduğumuz ilahi mesajdan, içeriğinden ne anlıyoruz?
Hadi ona da bakalım kısaca da olsa.
Sofralarımızda hiç fakir / fukara oturttuk mu? Bir yetimin başını okşayıp onu bir oyuncak / bir çikolata ile bile olsa güldürebildik mi? Girdiğimiz alışveriş / tüketim çılgınlığı içinde onların payı ne kadardı? Boynu büküklerden kaçını gülümseterek aracılıkla mükafatlanabildik? Adım başı gördüğümüz perişanlık ve sefalet içinde yüzen; yerleri, yurtları başına yıkılan mülteci kardeşlerimizden kaçı konuk oldu sofralarımıza? Ya da kaçının erzak ihtiyacına uzandık? Kaçının evinde / çadırında / barınağında / kampında onlarla birlikte iki lokma soktuk kursaklarımıza?
Ya da…
Yetim yurtlarını ziyaret edebildik mi? Gözleri her an kapıda yaşadıkları o zemheri yalnızlığı iliklerine kadar solumuş yaşlı insanların bulundukları huzur evlerini?
Bir tık daha ileriye lütfen…
Sahi bugün Hz. Peygamber(sav) aramıza gelmiş olsaydı bize ne diyecekti?
Dünyada “1,5 milyar insanın neden aç olduğunu” sormaz mıydı sizce?
İnsanların ezici bir çoğunluğu yiyecek kuru bir ekmeğe muhtaç iken TÜİK verilerine göre çöpe attığımız günlük 7 milyon ton ekmeğin hesabını peki? Camilerde yan yana tutulan safların dışarda neden olmadığının cevabını nasıl verirdik? Her cemaat namazı sonrası dönüp “ihtiyacı olan var mı” diye sorduğu sünnetinin şimdi ise neden kaybolduğunun hesabını verebilir miydik? Her yıl Kurban Bayramı’nda kesilen milyonlarca ton kurban etine rağmen Suudi Arabistan’ın 3-4 saat ötesindeki Sudan’da insanların, çocukların, bebeklerin açlıktan ölmesini izah edebilecek birilerini bulabilir miydik sizce? Emin olunması gereken, kol kanat germesi gereken Müslümandan gayr-i Müslime sığınan mülteci kardeşlerimiz için bir bahanemiz olacak mıydı?
Zulme, haksızlığa, ölüme, acıya renk, dil, din, ırk, mezhep bürüdüğümüzün; “oh be bizden değilmiş” diye rahatlayan vicdanlarımızın hesabı konusunda fikri olan var mı? En büyük sünnetleri merhamet, rahmet, şefkat, empati ve her kesimi kucaklama iken sadece sakala, sarığa, misvaka indirgediğimiz sünnetleri?
Yazacak o kadar çok şey var ki aslında…
Aklım tutuluyor evet…
İslam toprakları cayır cayır yanıyorken; bugün dinin olduğu her yerde kan varken, tüm İslâm coğrafyaları barut kokuyorken, mazlumların feryatları arşı yırtıyorken, analar ömür boyu iki resim karesine mahkûm ediliyorken, yetimlerin sahipsizliği her geçen gün büyüyorken, TÜİK verilerine göre huzurevlerindeki yaşlı sayısı son 5 yılda yüzde 540 artmış iken…
Her yıl Hz. Peygamber’i özlüyorum diyerek umreye gidenlere… Beşinci, altıncı hatta yedinci kez Hacc’a gidenlere… “Pişirdiğiniz yemeğin kokusu ile komşunuza eza etmeyiniz” Nebevi ikazına rağmen hamilesi, canı çekeni, imkânı olmayanı, eli uzanmayanı yok sayarak boy boy yemek resimleri paylaşanlara; merhameti, rahmeti, hukuk ve adaleti bir tarafa atarak bu dini sadece namaz, oruç, hac ve yoksula iki kuruştan ibaret görenlere… Doğan her bebek için bir damla fazla yağmur yağdıran, bir tutam buğdayı fazla yeşerten Rahman’a rağmen mal üstüne mal biriktirenlere… Hayatında sahip olduğu bir iğnenin dahi bir hibe değil bir emanet olduğunu idrak edemeyenlere, şahit olmak için geldiği bu dünyaya sahip olmak için ömür tüketenlere aklım tutuluyor…
Peki nedir çözüm?
Kendimizi formatlamalıyız.
Hep dediğim gibi içimize hicretle başlayacak her şey.
Daha fazla geç olmadan.
Bu dünyadaki vademiz dolmadan.
Görmeli ve anlamalıyız ki namaz aradan çıkarılabilecek bir şey, oruç ayıp olmasın diye katlanılan açlık, zekât nasıl daha azını veririm kurnazlığını gerektiren bir külfet değildir. Kalplerimizi idrak yetimliğinden kurtardığımızda anlayacağız ki aradan çıkardığında yük olan namaz, ikâme ettiğinde yükünü alır. Âdet diye tuttuğunda aç bırakan oruç, Allah’a hasrettiğinde gönlünü doyurur. Hile hurdayla sırf “yapmış olmak için” zoraki verdiğinde elini titreten zekât, aşkla, cömertçe verdiğinde kalbini kanatlandırır; seni, ruhunu, hayatını temizler.
Çünkü hepsinin ortak paydası güzel ahlak; güzel ahlak Müslümanlık, Müslümanlık ise kaliteye mecbur olmaktır.
Rabbiyle alışverişinde dahi kaliteyi gözetmeyen gerçek mü’min olur mu?
Bakın ta çağlar ötesinden Nebevi bir soluk uyarıyor bizleri;
“Nasıl yaşarsanız öyle ölür; nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz”
Yani en çok ne ile meşgulsen, en çok nerede vakit geçiriyorsan muhtemeldir ki; o işle meşgulken ve orada iken ölüm gelip seni bulacak. Dilinde en çok neyin sohbeti varsa, kalbini en çok ne sızlatıyorsa, uykunu kaçıran ne ise, yüzünü güldüren, gözünden yaş döken ne ise; muhtemelen son nefeste de kalbinde, dilinde ve özünde o olacak.
Bir de “öyle diriltilirsiniz” ikazı var dikkat edilmesi gereken. Yani bu, huzur-u ilahide de “o halde olursunuz” demek. Verilen mesaj gayet net aslında; “Diriltilmek istediğin gibi öl ey insan ve ölmek istediğin gibi yaşa!”.
“Peki insan nasıl yaşamalı?” diye sorarsanız da; sanırım buna da cevap gayet açık;
“Son nefeste nasıl olmak istiyorsa, hep öyle olmalı!”
Müebbet muhabbetle.
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Aynı Evde Büyüyen Yalnızlık: Narsistik Ebeveynlik Ve Görünmeyen Çocuklar
Hamdi TEMEL
Türkiye’nin Bor Hazinesi Sağlık İçin İşleniyor
Adnan ÖZ
Bu kadro ile bu kadar!
Seyfettin BUDAK
Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi?
Mehmet BOZKURT
Üzgünüm Ey Milletim!
Fatih ORUÇ
Amerikaʼnın Kızılderili Soykırımı
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Erol AYDIN
Köyden Kente Sosyolojik Dönüşüm
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)