Yaşı kırk ve üzeri okurlarım bilirler çok değil bundan yirmi yıl önce birileri gelip bize insanların bakışlarıyla çeşitli boylardaki ekranlara kilitlendiğini, ekranlarca tutsak alındığını söylese herhalde deli olduklarını düşünür; o ekranlardan uzak kaldığımız nadir zamanlarda adeta krize gireceğimizi, ilk fırsatta kendimizi yeniden ekranlara teslim etmek için sabırsızlanacağımızı söylese onlara asla inanmazdık.
Hatta gerçek hayatımızın gittikçe eksilip küçüleceğini, sanal hayatımızın yaşadığımız asıl yer olacağını ifade etseler saçmaladıklarını söylerdik.
Bir çeyrek asır önce inanılmaz bulduğumuz, delilik gibi gördüğümüz, bize saçmalık gibi gelen hali ile o fotoğraf, kabul edelim ki bizim bugünümüzün, bugünkü hayatlarımızın fotoğrafı artık.
Zira televizyon, bilgisayar, tablet ya da telefon adı ne olursa olsun dünya üzerinde her an milyonlarca insan bir ekrana gömülmüş vaziyette yaşıyor ve bunların hepsi en az herhangi bir uyuşturucu madde kadar bağımlılık yapıyor.
‘Bağımlılık’ kavramı hiç kimse için kolaylıkla alıp kabul edilebilecek bir kavram değil biliyorum. Bu yüzden olsa gerek ki hemen her günün hiç azımsanmayacak kadar büyük bir bölümünü herhangi bir ekrana bağlı geçiren insanlar olarak hiçbirimiz kendimize bu kavramı yakıştırmıyor; diğer bütün bağımlılıklar gibi ekran bağımlılığının da dünyadaki marjinal birtakım insanların problemi olduğunu varsayıp geçiyoruz.
Oysa fotoğraf ortada, hiçbirimiz teknolojik oyuncaklarımızdan kafalarımızı kaldıramıyor; evde, alışverişte, yolda yürürken, toplum taşım araçlarında, lokantalarda, okullarda, sıkış tıkış otobüs durağında, hastanede tahlil kuyruğunda, kırmızı ışığın yanmasını beklerken, hatta camide hutbe okunurken ve bulunduğumuz diğer her yerde gözümüzü ekranlara dikiyor, birkaç dakikalık boşlukta hemen cebimizden veya çantamızdan telefonumuzu çıkarıyor, etrafımızdan tamamen kopuyoruz.
Kabul edelim veya etmeyelim hepimizin az ya da çok en genel anlamıyla teknoloji bağımlısı, çoğumuzun ekran bağımlısı, büyük bir kısmımızın da sosyal medya bağımlısı haline geldik. Bugün birçok kimse yeni teknolojik alışkanlıklarından vazgeçmeyi asla aklına bile getirmeyecek kadar kapılmış durumda bu illete!
Peki ne zararı var diyecek okurlarım olacaktır belki de!
İnsanın zamanın herhangi bir yerinde her şeyi durdurup kendisiyle yüzleşmesi, kendisiyle kalabalık kalması ve içine hicret etmesi oldukça zor bu devirde. Zira dışardaki gürültü o kadar yoğun ki içimizdeki sesi duyabilene aşk olsun.
Bu yüzden kendimizle neredeyse hiç “karşılaşmadan” yaşıyoruz biz. Biz bunu yapamadığımız gibi bu yokluğumuzu, yoksulluğumuzu, yoksunluğumuzu yüzümüze vuracak kimse de yok emin olun. Zira herkes aynı durumda.
Hemen her gün öyle büyük bir enformasyon sağanağının içinden geçiyoruz ki çok fazla şey başardığımız, çok şey atlattığımız zannına kapılıyoruz ister istemez. Günlerin muhasebesini yapma, hayata katabildiklerimizi görebilme alışkanlığımızı da çok zaman evvel tümüyle yitirmiş olduğumuzdan bu konudaki yoksulluğumuz dağ gibi birikiyor etrafımızda. Kendi gerçeğimizle, benliğimizle, vicdan aynamızla yüzleşmedikçe de girdiğimiz bu anaforun içinde tıkanıyor, tükeniyor, kıskıvrak mahpus kalıyoruz.
Tüm bunları görecek ahvalimiz kalmadığı için olsa gerek ki, kendimizi hayatın içinden gelip geçmekte olan fani yolcular olduğumuza ikna edecek bir delilimiz yok yaşadıklarımızda; aksine, buraya kalmaya gelmiş gibiyiz. Dilimizde inandığımızı belirten cümleler olsa da insanlığımızın yapıp ettiklerimizle, hayrımız ve şerrimizle, doğruluk ve yanlışlığımızla, günahımız ve sevabımızla bir yerde birikmekte olduğuna, bir kitaba yazılmakta olduğuna, bir hesaba eklenmekte olduğuna kalben inanmaya yatkın değil gibiyiz.
Kabul edelim veya etmeyelim iman ettiğimizi iddia ettiğimiz ötelerde, "hayatını neyle geçirdin, nelerle meşgul oldun?" diye sual edilse ki edileceğine iman etmişiz, apışıp kalacak bu devrin insanı. Çünkü toplumun bir parçası olduğumuz her yerde, isteyelim istemeyelim bu gaflet seline bir yerinden kapılıyoruz hepimiz.
Bu akıl boşalmasından, bu idrak çözülmesinden, bu kalp kirlenmesinden tek başına kurtulma şansımız da yok. Ne yapacaksak, bu ağır uykudan hep birlikte uyanarak yapacağız.
Aksi halde ayağımızın ucuna kadar gelen, her gün teknolojik oyuncaklarımızla gözümüze sokulan medya dolambaçlarına düşmekten, magazin dolmuşlarına binmekten, beş para etmez mevzulara ömür harcamaktan geri alamayacağız insanlığımızı.
Öyle ya herkesin gülecek bir saçmalık, konuşacak bir konu, merak edecek bir acayiplik peşinde olduğu bir yerde; “yaşamak ve yaşadığı çağa olan borcunu ödemek” gibi ciddi bir meseleyi, derdi, endişeyi nereye koyacak, kime nasıl anlatacaksınız?
Ya da bu konu açılmışken sormak lazım "bizde büyük sanatçı, düşünür, ilim adamı neden artık yetişmiyor" diye yaygara koparıyoruz ya hani, sahiden yetişmiş olsa kim, nasıl fark edecek o büyük sanatçıyı, düşünürü, ilim adamını bunca gürültünün içinde?
Bu kadar mı? Hayır tabi ki!
Farkındayız veya değiliz.
Çevremizi saran tehditler çemberi de giderek daralıyor. Hırsızlık, gasp, tecavüz, şiddet tırmanıyor. Uyuşturucu, alkol, tütün kullanımı artıyor, bunun yol açtığı bağımlılıklar nesilleri çürütüyor.
Evlerimizi çelik kapılarla, alarm sistemleriyle, güvenlik kameralarıyla, kapı nöbetçileriyle, demir parmaklıklarla, yüksek duvarlarla donatıyor, yine de kendimizi güvende hissedemiyoruz.
Üstelik sadece tarifi belirsiz saldırganlıklar değil bizi korkutan.
Çevresel felaketler sağlığımızı doğrudan tehdit eder hale geldi. Düne kadar adını bile duymadığımız onca hastalık ölümcül kollarını üzerimize doğru uzatıyor. Doğru dürüst bilgi sahibi bile olamadığımız ve kimsenin tam izahatını yapamadığı salgın hastalıkların korkusu geceleri uykumuzu kaçırıyor.
Kuşlar, tavuklar, sığırlar, keneler gibi daha düne kadar tabiatın bir parçası olan pek çok canlıyı bugün korkutucu düşmanlar olarak görüyor, sokaktaki evcil hayvanlara dahi dokunmaktan imtina ediyoruz.
Baz istasyonları, cep telefonları, manyetik alanlar, radyasyon yayan elektronik eşyalar, genetiğiyle oynanmış gıda maddeleri, koruyucu katkılarla birer zehir kaynağına dönüştürülmüş besinler, hepsinin ölümcül keskin kılıcı tepemizde sallanıyor.
Peki nasıl bu hale geldik?
Bize içini kendileri doldurdukları ama doğanın varlığından eser olmayan hayat tasarımları sundular, kayıtsızca kabul ettik.
Sonra tabiatla irtibatsızlığın içimize açtığı boşluğu kullanarak tabiatın türlü simülasyonlarını üreten bir endüstri kurup bir pazar oluşturdular ve tabiatı hangi şekliyle, ne şekilde hayatımıza kabul etmemiz gerektiğini söylediler.
Yetinmediler arabamıza atlayıp gidebileceğimiz rotalar, güzergahlar, parkurlar belirlediler. Hatta nerede kalacağımızı ne yiyeceğimizi ne alacağımızı gözümüzün içine soktukları medya tezgâhları kurdular. Yaprakta, çiçekte, kırda bayırda ne göreceğimizi, o gördüğümüzden ne şekilde ve nasıl etkileneceğimizi de sıkıca tembihlemeyi unutmadılar.
Kır ayakkabısı, gözlüğü, sırt çantası, filanca kemeri, falanca kayışı, su geçirmez saati, ter geçirmez tişörtü ve sair ıvır zıvırı üretip tabiatla bütün bunları denkleştirip önümüze sundukları için de tabiatı düşündüğümüzde filanca markanın gözlüğüyle, filancanın ayakkabısı, öbür markanın montu, diğerinin yağmurluğu, berikinin şemsiyesi ile canlanır oldu artık gözümüzde. Dolayısıyla tabiatın doğal bir tarafı kalmadı ve avucumuzda sadece bir simülasyon kaldı geriye. Bu simülasyonun içine girip sosyal medyaya yetiştirilecek tonla fotoğraf ve videoyu da yanımıza alarak öngörülmüş, tasarlanmış, kesilip biçilmiş birer paket hissiyatla evlerimize döndük.
Tabi bu bizim zihinlerimizin iğfali idi sadece. Bir de toplumsal iğfal planları vardı. Öyle ya ilkin birey sonra toplum olmalı idi.
İleri teknoloji adı altında insanları kitleler halinde öldüren, şehirleri baştan başa tarumar eden bombalar icat ettiler ve aşağıda çoluk çocuk var demeden, hasta yaşlı var demeden, o ölüm kusan bombaları insafsızca, acımasızca, vahşice şehirlerin üstüne bıraktılar ve bu sayede de kıyameti çağıran bir vahşetin kravatlı, üniformalı, önlüklü imparatorluklarını kurdular. Zira onların yüksek teknoloji dedikleri şey aslında böyle bir şeydi.
Bir taraftan bütün bunları yaparken, bir taraftan da küresel medyada boy gösterip; içinde 'insanlık', 'özgürlük', 'demokrasi', 'uygar dünya' gibi kelimelerin geçtiği o havalı nutuklarını atabiliyorlar hâlâ. Bize kalansa, bütün kazancı yine doğrudan onların ceplerine, banka hesaplarına giren kişi başına üç beş kelimelik sosyal medya isyanları.
Bugün bize “ileri teknoloji” adı altında yürüyen merdivenler, kendi kendine park eden arabalar, çok fonksiyonlu mutfak robotları, binlerce tv kanalı, bir tıkla dünyanın her yerine ulaşabileceğimiz hızlı internet, hayatımızın her köşesine dal budak salan ne idüğü belirsiz yazılımlar, kendi kendimizin fotoğrafını çekebileceğimiz becerikli telefonlar, beşi bir yerde tam mesai şarj cihazları, enerji sıkıntısını tarihe karıştıracak irili ufaklı nükleer santraller ve daha bir sürü şey satıyorlar ve bunların değişimine ayak uydurmak günümüz insanı için neredeyse imkânsız halde.
İçten içe kızsak da “yapmış adamlar kardeşim!” deyip ucundan hayranlık beslemeyi de ihmal etmiyoruz. Bu gizli hayranlığımızı kullanarak hepimizi bir şeylere bağımlı kılıyor; vazgeçemediğimiz oyuncaklarla, konforla, kontrolümüze aldığımızı sandığımız üç beş megabaytlık dijital güçle meşgul ediyorlar zihinlerimizi.
Artık bulaşık makinesi olmadan olmaz, dijital fotoğraf makinesi olmadan olmaz, daha fazla enerji olmadan olmaz, daha yeni cep telefonu, tablet olmadan olmaz zihniyetiyle bir ekonomik güç pompalıyoruz. Onlar da bu devasa güçle, bu kara düzenin devamı için her türlü itiraz ihtimalini yıkıp yok edecek zulüm cephaneliğini kuruyor.
Biz ise parmak uçlarımızla kendimize “dört başı mamur imparatorluklar” kurduğumuzu zannediyoruz. Dün, hiçbiri olmadığı halde bugün vazgeçmeyi artık aklımızdan bile geçiremeyeceğimiz zamane alışkanlıklarıyla uyuşuyor zihinlerimiz.
Ne yapacağız peki?
Kabul edelim ki “ne yapacaksak yaşama tarzımızı değiştirmeden olsun bu!” diyerek varabileceğimiz bir yer yok. O bombalar çocukların üstüne yağmaya, bizler de sosyal medyada isyan etmeye, lafazanlık yapmaya, kelime çitlemeye devam edeceğiz.
Öyle ya içine hiç şeker katmadığınız bir çayı saatlerce karıştırsanız da çay tatlanmaz. Çayı şekersiz seviyorsanız karıştırmanız abestir. Şekerli seviyorsanız, o zaman da çaya şeker katmayı unutmayacaksınız.
Sayfalar da yazılsa, ciltlerce kitap dile de gelse bizim asılsız astarsız sosyal bilinçlenme telaşımız da teknolojiye olan esaretimizi göremiyor oluşumuz; yazık ki şekersiz çayı karıştırmaktan öte bir fayda üretmiyor.
Sonuç olarak, öyle baş döndürücü bir hızla çözülüyoruz ki, yakında bir tuşa basmadan yapabileceğimiz hiçbir şey kalmayacak!
Feraset dileklerimle.
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Adnan ÖZ
Şimdi Sıra Trabzonspor Maçında!
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Fatih ORUÇ
Amerika’nın Hiroşima ve Nagasaki Katliamları
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Önder GÜZELARSLAN
Gaziantep’te Bir Dulkadiroğlu Eseri: Alaüddevle Camisi
Seyfettin BUDAK
Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi?
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)