Alemlere rahmet olarak gönderilen, merhametin yeryüzündeki en muhteşem timsali; kendisiyle 21 yıl düşmanlık yapanları, canına malına kast edip O’nu yerinden yurdundan edenleri, öz amcasının katilini dahi affedebilen ve “yeryüzündekilere şefkat ve merhamet gösteriniz ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin!” diyen bir kâmilin ahlakının varisleri olarak “merhamet nedir?” diye sorsam sanırım hepimizin ayrı ayrı tasavvur ve tarifleri olur bu konuda.
Benim naçizane merhamet tanımım; “Allâhʼın bize ihsân ettiği nîmetlerden mahrum bulunanlara dil, din,ırk,renk, mezhep, fikriyat gözetmeksizin ikram ederek onların eksiğini, noksanını telâfî etmemiz” şeklinde.
Çünkü iman iddiasında olan bir bireyin bu iddiasının ilk meyvesi tüm yaratılmışa karşı şefkat ve merhamettir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’i açtığımızda Yaradan’ın karşımıza çıkan ilk sıfâtı “Rahmân” ve “Rahîm”dir. Sonrasında ise üçyüzden fazla âyette merhamet telkîninde bulunulmaktadır. Rabbimiz ise kendisini “merhametlilerin en merhametlisi” olarak müjdeler ve biz kullarına kendisinin bu ahlâkıyla ahlâklanmamızı emir buyurur. Dolayısıyla Hakk’a muhabbetle dolu bir mü’min; yüreğini ötekileştirmeden tüm yaratılmışa karşı şefkat ve merhametle kuşatması îcâb eder.
Bu girizgâhtan sonra ikraren diyebiliriz ki; Allah'tan rahmet talep eden kul; önce kendisinde belirecek merhameti aramalıdır. Çünkü merhamet vicdanın kalbe okuduğu ezandır ve bu ezanı duymayana rahmet de yoktur merhamet de.
İnandığı kitabın neredeyse her bir kelimesinde; elinin yettiği, bakışlarının ulaştığı, vicdanının şahitlik yaptığı her yerde bu merhametin izlerini taşıyamayanın seçebilen bir kalbi, temiz bir akla sahip olduğu söylenebilir mi?
İşte bu yüzden vicdanınızda yankı bulan sesle birlikte varsa bir hacetiniz, sıkıntınız, tasanız ve kederiniz ki "Bana ihtiyacınız kadar itaat ediniz" İlahi ikazına karşılık, "Ayakkabınızın bağını dahi Allah'tan isteyiniz" nebevi müjdesince, her gördüğünü hayra ve güzelliğe yoran O'nun rahmet ikliminde yetişmeye çalışan ahlâkının varisleri olarak ilkin muhtaç birini sevindirin, düşmüş birini kaldırın, bir yoksula sofranızda yer verin, bir yetimin yüzünde gülümseme olun ki azıcık bir bedelle türlü nimetler sunan rahmetin kaynağı hoşnut olup size merhamet etsin diyoruz.
Peki…
İman iddiasında olan ve yaşadığımız mümbit coğrafyanın yaklaşık % 96 sını oluşturan bizlerin bugün “merhamet, şefkat ve rahmetten uzak” halimizi nasıl değerlendireceğiz? Ya da kalbinde iman taşıdığını iddia eden insan merhametsiz, adaletsiz, şefkatsiz olabilir mi diyerek ekleyelim; sevgiye, empatiye, adalete, merhamete, şefkate, nezakete dönüşmeyen bir iman "iman" olabilir mi?
Demek ki inanç anlayışımızda bir sıkıntı var ki olduğunu sandığımız, var olduğunu iddia ettiğimiz imanımız amelimize yansımıyor. Öyle olmasa rahmet timsali bir elçinin ahlakının varisleri “merhametten nasipsiz” olabilir mi?
Tüm bu soruların cevabını önceki yazılarımda arz ettiğimi anımsıyorum;
Yüksek bir bina inşa edeceğiniz zaman temeli çok derin kazarsınız. Bina ne kadar yüksek olacaksa zemin de o kadar derin olmalıdır. Zira zemin derinleştikçe binayı yükseltme imkânımız da artacaktır. Eğer zemin kazanmaya çok zaman ayırmazsanız çok yükseklere çıkamazsınız ve elde edeceğiniz binanın yüksekliği de zeminin derinliğiyle orantılı olur.
Teolojik olarak bu konuyu ele aldığımızda aynı şey imanımız için de geçerli. İnanç sahibi olduğumuz hususların çok derinlere nüfuz etmesi gerekiyor. Neye, niçin ve nasıl inandığımızı kulaktan dolma bilgilerle değil, merakın ilmin hocası olduğu gerçeğinden yola çıkarak inandığımız şeyin kesinliği konusunda kalben de emin olmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde amellerimiz inancımızı yansıtabilir.
Yanisi zeminimiz derin değil. Zemin derin olmayınca da İslâm gibi hayatın her alanına yayılması gereken dini merkeze alamıyor, belirli zaman dilimlerine hapsediyor ve bu sığ zemine iman gibi muhteşem ve çok katlı bir bina inşa edemiyoruz.
Özellikle Hz. Osman (r.a) döneminden beri gündemdeki canlılığını hep koruyan “Mürcie itikadı” dediğimiz fikriyet hakim toplumumuzun genelinde.
“Ben iman edersem yani; “La İlahe İllallah” dersem kurtulur ve cennete girerim. Hatta öldürsem, çalsam, yalan söylesem, zina etsem, hepsini Allah affeder, yeter ki ona inanalım!”
Evet, dediğim gibi malesef genel inanç bu!
Ama bakın Mülk Suresinin ikinci ayetinde “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi sınamak için ölümü de, hayatı da yaratan O’dur” diyen Rabbimiz, “ahsenu iman” demiyor; “ahsenu amel” diyor. Güzel iman değil, güzel amel. Çünkü imanı “güzel amel” güzelleştirecek ve bu imanın davranışlara yansıması ile etrafına sevgi, şefkat, merhamet saçan bir ahlâk anlayışı ortaya çıkacak.
Yani “La ilahe illallah” demekle bu iş bitmiyor demek ki!
Ayrıca devamı var Ankebut Süresi’nin hemen girişinde.
Ne diyor Allah?
“İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!”
Siz sadece “İnandım ki Allah birdir ve Hz Peygamber(sav) O’nun elçisidir” demekle; davranışlarınızdan test edilmeden, bırakılacağınızı, cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?
Hayır!
Demek ki sınanmadan cennet yok!
Peki bizim ahvalimiz ne?
Kelime-i şehadet getirdim! Namaz kılıyorum! Oruç tutuyorum! Malımın kırkta birini (ki Bakara 219 infak için “ihtiyaçtan fazla herşeyi” diyor) zekat veriyorum! E hacca da gittim, geldim. Ben kurtuldum!
Hayır efendim.
Kelime-i Şehadet dil ile ikrar ve kalp ile tasdik olunca iman dairesine giriyor; hep dediğim gibi bu daireye girmekle de Kur’an’i hükümler, Muhammedi hakikatlerin altına ıslak imzayla “ben bunları kabul ettim” diyoruz. Kıldığımız namaz, tuttuğumuz oruç, gittiğimiz hacc ise bizimle Rabbimiz arasında.
Yani?
Yaptığımız “ibadet” hükmündeki bu ritüellerin insanlara yansıması gerekiyor. Öyleyse namaza, oruca, gusle, hacca gösterdiğimiz hassasiyeti sevgiye, şefkate, rahmete, merhamete ve en çok da adalete gösteremiyorsak din ayarlarımızı gözden geçirmek zorundayız.
Zira hayat tarla ise kıldığımız namaz, tuttuğumuz oruç, yaptığımız gusül, gittiğimiz hacc, verdiğimiz zekat o tarladan sevgi, şefkat, rahmet, merhamet ve adaleti hasad etmen için bize verilmiş birer tohumdur.
Peki, ektiğimiz tohum yeşermiyorsa eğer; neyi hasad edecek, Huzur-u İlahi’ye hangi mahsulle çıkacağız?
Demek ki insanı davranışları kurtaracaktır.
Bastığımız toprak, kokladığımız çiçek, su içtiğimiz kap, giydiğimiz ayakkabı, kapımızdan geçen bir kedi, aldığımız nefes dahi bizden incinmeyecek.
Neden ortalıkta bunca güzel söz söyleyen varken bir o kadar da yanlış işimiz var anlaşılıyor mu biraz?
Çünkü söylemlerimiz eylemlerimizi yalanlıyor ve söz sadece dudaklarımızda kalıyor, gırtlağımızdan aşağı inmiyor.
Çünkü müslüman "İslâm dairesine" girebilme müjdesini doğuştan gelen bir hak değil; gerçekleştirilmesi gereken bir ödev olarak görmeli ve bu yükümlülüklere uygun istikamette bir yaşam sürmeli. Bu da dil, din, ırk, renk, mezhep ayırmadan tüm yaratılmışı sevgiyle, şefkatle, merhametle, kucaklamakla mümkün olur.
O yüzden ısrarla haykırıyoruz ya Müslümanlık insanlığın "annelik" makamıdır diye.
Yanisi kalem erbabının deyimiyle “Müslüman, faturasını kendisi ödemeyecek olsa bile suyu ihtiyacından fazla kullanamayan insandır” demeli; “parasını peşin ödemiş olsa bile bir otel odasında fazladan yanan lambanın kalbini huzursuz ettiği kimsedir” diye eklemeliyiz.
“Giydiği elbisenin üzerinde, o elbiseyi dikebilmek için bir konfeksiyon atölyesinde gecesini gündüzüne katarak çalışan işçinin alın teri hakkı olduğunu bilen ve bu şuurla elbisesini kaldırıp bir kenara öylesine fırlatamayan insandır” diye bahsetmeliyiz iman ehlinden.
“Yarım bıraktığı çay bardağının hüzünlü bakışında Rize tepelerindeki annelerin yorgunluğunu, çöpe attığı bir ekmeğin kaş çatışında kırış kırış alnı, çatlamış elleriyle bir Anadolu çiftçisinin sitemini, ihtiyacı olmayan şeye verdiği her kuruşun üstünde Afrikalı bir bebeğin açlıktan kıvranış sancılarını ve o annelerin semaya yükselen perdesiz yakarışlarını seyredebilen adamdır” diye tarif etmeliyiz Müslümanı...
İşte o an merhametin acımak değil acıtmamak olduğunu anlayacak; bu dünyaya başka bir şey için değil, bizi göndereni razı etmeye geldiğimizin farkına varacak; iyi, güzel ve doğru olanı sadece dillendirmeyip aynı zamanda yaşamaya başlayacak; başkasının kusur, hata ve yanlışlarıyla vakit kaybetmek yerine içimize hicret edip “Orası benim mekânımdır” diyen padişahlar padişahının hatırına kalbimizi kin, nefret, öfke ve buğzdan temizleyip yerine sevgi, şefkat, merhamet ve adalet tohumlarını ekmiş olacak ve “razı olunmuş” bir ömür ile emaneti asıl sahibine teslim edeceğiz.
Öyleyse ey yüreğim;
Yarın merhametin Rabbine boyun bükecek halin olmasını istiyorsan, acziyet ve zavallılığının farkındaysan; bugün senin yüzünden boynu bükülmesin çiçeklerin bile. Tevekkeli değildir kulluğun şefkat ile yan yana yazılışı, kişinin kul oluşu kendine şefkatidir, başkasına şefkati Rabbine kul oluşu.
Hal böyleyken ne olur kimseyi incitme, hatta Âlemlere rahmet olanın muştusuyla kalbin nurlansın diye seni incitenlere dua et; ya da gayret edip çık iki tık yukarı, sen kalbine yet kimselerden incinme.
Müebbet Muhabbetle…
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Nihat Güç
İslam’ın Olmadığı Yerlerde Vahşet Ve Dehşet Kardeş Olur
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Halil MERT
Türkiye’de Değerler Sistemi Çöktü…
Burak Çileli
Vahşî-Sebaî Batı’dan Doğu’ya Akan Lağım!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Memiş OKUYUCU
Kapitalizmin Cinneti Sahillerimizi Vururken!
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Songül KARAMAN
ALLAH DER
Seyfettin BUDAK
Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler
Adnan ÖZ
Samsunspor ve mircea lucescu’nun ardından!
Mehmet BOZKURT
Tarih Konuşuyor, Alınacak Dersler Var! - 1
Recep YAZGAN
Bugün öğretmenler eylemde mi tatilde mi!
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Ömer Naci Yılmaz
Erbakan ve Teknoloji
Eyüphan KAYA
Veda Hutbesi insanlık için bir kurtuluş reçetesidir
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Bülent ERTEKİN
Engel Bedenlerde Değil, Vicdanlarda Başlar!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Ahmet SAĞLAM
Mümin mi, Müslüman mı!
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)