Bir öğretmen düşünün. Derse girer girmez istediklerini teker teker sıralayıp bir sürü nasihatte bulunuyor, sınıf geçebilmek için de gereklilikleri sıraladıktan sonra sözlerine noktayı koyuyor;
“Sizden dört şey istiyorum; onları yerine getirmezseniz asla sınıf geçemezsiniz!”
Öğretmenin bu tespiti üzerinden hareket ederek diyebiliriz ki biz bu şartları ya bilmiyoruz, ya da bildiğimiz halde yerine getirmiyoruz! Kimbilir, belki de adını iletişim çağı koyduğumuz bu çağda bilmekten kaçıyoruz! Zira başta kendi nefsim her birimiz sınıf geçmek gibi bir kaygıyı ‘yitirmiş’ durumdayız!
Günümüz manzarası içinde de rüşvet yiyen memurdan tutun da, işini savsaklayan işçiye, işçisini sömüren patrona, fâize tenezzül eden cüzdana, asabiyeti İslâm kardeşliğinin önüne koyan idrâksize, ecdâdına sövmeyi mârifet zanneden nasipsize, ölünün ardından iftira eden çapsıza, velhasıl hırsızından arsızına, ayyaşından zânisine, katilinden namussuzuna kadar, yanlış yapan her kim varsa, bu yanlışları öğretmeni dinlemediği için veya sınıf geçmeyi umursamadığı için yapmakta; böylelikle de sınıfta kalmaktadır.
Peki nedir sınıfı geçmek için ‘olmazsa olmaz’lar? Bunları saymadan önce bir durum tespiti yapmamız gerektiği kanaatindeyim.
Öncelikle kabul etmeliyiz ki teknoloji çağının artık hızlı tüketen ama aynı hızla da tükenen çocuklarıyız. Özellikle benim gibi gaz lambasından teknoloji çağına geçiş de çocukların idrak ve muhakemesi de bu hızdan nasibini aldı ne yazık ki.
Evet, bu gün yaşanan bir olayı, konuyu yorumlar veya güncellerken mevcut hafızamızla en fazla üç beş gün öncesine gidebiliyor; geçmişte yaşanan bir olayın aynısı yaşandığı zaman bağ kurabilsek de olaylar dizisi artınca oracıkta tıkanıp kalıyoruz. Buna insan olmamızın getirdiği nisyan(unutkanlık) özelliği de eklenince dünü hatırlamıyor, yarın ise evdeki hesaba uymayan çarşı gibi plansızlaşıyor. Bu defa da yarına hazırlık söz konusu olduğunda ‘gözümüz hep dışarda ve parmaklarımız da karşıda olduğu için’, “içimize hicret” edemiyor; bizzat kendimize itiraf etmemiz gerekenleri hesaba katamıyoruz.
Haydi! Nefsimizi imamlıktan azad edelim ve vicdanımızın karşısına mahcup bir eda ile dikilelim;
Aldığımız her nefesin, dillendirdiğimiz her kelimenin, yediğimiz her hakkın, ağlattığımız her gözün, acıttığımız her kalbin hesabını vereceğimiz o günden gafil olduğumuzdan beri; hayat denen girdabın bilinmezliklerine sürüklenen ruhsuz insanlara dönüştük.
Hayalimizdeki ev, gördükçe iç geçirdiğimiz araba, çalışıp kazanmayı hayal ettiğimiz para, ödemek zorunda olduğumuz borç, yetiştirmek zorunda olduğumuz çocuğumuz kadar meşgul etmiyor artık kalbimizi kul olabilmek. Alemlere rahmet olanın da deyişiyle dünya, altında biraz eğleştiğimiz bir ağaç gölgesi olduğunu, bu yolda garip bir yolcu olarak sahip olmaya değil şahit olmaya geldiğimizi bize hatırlatsa bile bunu unutuyoruz. Giderken geride bırakacağımız her şeyin daha fazlasını hırsla avuçlarımıza almak istiyor; yanımıza alacağımız yegâne sermayenin azını bile tutamıyoruz ellerimizde.
Gecenin bir yarısına kadar tv/internet başında vakit öldürerek uykuya kurban ettiğimiz, ne söylediğimizi bile anlamadan sırf ‘borç’ niyetiyle kıldığımız sabah namazlarımızı; ömrümüzü temizleyecek zekâtımızı; “ihtiyacından fazlasından geçtik” asgarisini bile vermemek için kırk takla attığımız pespaye tavrımızı; bırak iftar vaktine kadar sabretmeyi uykudan uyanır uyanmaz bir gıybete, bir haram nazara feda ettiğimiz oruçlarımızı; ruhundan bile bihaber olduğumuz kelime-i şehadetimizi; kapı komşumuz açlıktan kıvranırken, akraba(ları)mız bankalara kölelik yaparken turistik bir gezi haline getirdiğimiz umremizi; “Yemeğinizin kokusuyla dahi komşunuza eza etmeyiniz” nebevi ikazına rağmen aç, yoksul, yaşlı, hasta, gebe düşünmeden envai çeşit sofralarımızı sergilediğimiz sosyal medya hesaplarımızı; tevazu peçeli kibrimizi, bizi yiyip bitiren hırsımızı, ihlas libaslı riyamızı, paçalarımızdan din akarken(!) ahlaktan nasipsizliği itiraf edelim vicdanımıza.
Peki ne diyor o Yüce Mürebbi (c.c) …
“Bunları yapmazsanız asla dersi geçemezsiniz.”
O’nun bir öksüzün, bir yetimin yalınayak vicdanından dünyaya ‘son’ haykırışı olan kelamıyla anımsayalım ödevimizi;
“Asr’a yemin olsun ki insan mutlaka ziyandadır. Ancak; iman edenler, salih amel işleyenler; birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır”
Demek ki Rahman’ın bizzat yaşadığımız çağı şahit kılarak sunduğu imtahanda ‘minimum’ gereklilikler var. Bunları yapmazsak sınıfı geçemeyeceğiz.
Yani ne diyor Allah(c.c.); “iyi karne alabilmek için” iman edeceksiniz. Salih ameller yani iyi işler yapacaksınız. Birbirinize sabrı ve hakkı tavsiye edeceksiniz.
Daha açık bir tabirle bu ödevi şöyle de okuyabilir miyiz sizce?
Bizzat kendi çağının gerekliliklerini yaşamayanlar hüsrandadır.
Yani, kendi çağı zulümle, kötülükle doluyken önceki veya sonraki çağlardan medet umanlar; bizzat kendi çağında, kendi ortamında iyilik, güzellik, doğruluk için çalışmayanlar; bunları bir değer olarak görmeyenler; kıyam etmeyenler, hak ve adalet için bir araya gelmeyenler, zulüm ve kötülüklere direnmeyenler, dayanışma ve yardımlaşma içinde olmayanlar hüsrandadır. Çünkü size ayetlerimizle ısrarla hatırlattığımız o günde her çağın insanını, içinde yaşadığı çağa karşı sorumluluklarını yerine getirip getirmediği noktasında sorgulayacağız. Her çağa kendi çağdaşını ve her çağdaşa da kendi çağını soracağız. Yaşadığınız her an, zaman ve mekan lehinizde veya aleyhinizde şahitlik edecek. Bu nedenle çağınıza entegre olun ve kendi ortamınızın insanı olarak iyilik, güzellik, doğruluk için çalışın; hak, hukuk ve adalet için mücadele edin; yoksulların ihtiyacına, kimsesizlerin sahipsizliğine, düşmüşlerin imdadına, yolda kalmışların ızdırabına, yetimlerin yangınına koşun.
Demek ki akıp giden zaman içinde, insanlar dört şeyi yapmıyorlarsa ömürleri boşa geçiyor demektir. Bunlar aynı zamanda “evrensel kurtuluşun” da dört şartıdır. Bu asgari dört şey dışında bir şekilde “edinilmiş tarihsel kimlikler, nüfus cüzdanlarındaki din haneleri, kurtulmuş millet, seçilmiş kavim, şanlı tarih, mübarek soy avuntuları” insanı kurtaramayacaktır.
Şimdi bu şartlara kısa bir göz atalım;
İlk şartımız iman. Tahkikinden haberimiz olmasa da taklidinden dem vurarak sürekli eleştirdiğim ‘İman’ kavramı, yani kainatın yegane yaratıcısının varlığını bilmek ve ona güvenmek, insanı ontolojik yalnızlıktan kurtarır. Ona evrenin bir sahibi olduğu duygusunu verir. Bu duyguya sahip olan bir insan ise korku, endişe ve tedirginliklerden azad olur.
İkinci şart salih amel. Bu şartın anlatımı ciltler dolusu kitaplara sığmasa da kısaca diyebiliriz ki iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışan insan, yaşadığı çağı yaşanabilir bir dünyaya çevirir. İlk şartın “iman” konulmasının sebebini, bu noktada daha fazla idrak edebileceğimiz kanaatindeyim. Çünkü ancak hakiki iman sahiplerinin amelleri sâlih olur, sâlih amel işlemek de insanı imanın hakikatine yaklaştırır. Yani helâl dairesinde kalmak şartıyla, Allah rızası için yapılan her şey salih ameldir. Herhangi bir işin bizi imanın hakikatine yaklaştırıp hüsrandan kurtaracak bir sâlih amel olması için de olmazsa olmaz ilk şart, Allah rızası, yani iyi niyettir.
Ne diyoruz hep; “Allah’ın terazisi hassastır; sadece ‘niyet’ ölçer!” Çünkü, niyet temiz olursa hedef tam on ikiden vurulmuş olur. Hedef on ikiden vurulunca 312 kişi ile Bedir’e çıkar, toprağı titretirsiniz. Hedef on ikiden vurulunca Kur’an’ı yırtmaya gelen adam, onun önünde diz çöker. Hedef on ikiden vurulunca örümcek, saklandığınız mağaranın kapısına ağ örer, deve hakeminiz olur, karaya yaptığınız gemiye Allah su gönderir, rüzgârlar emrinize verilir, kuşlar dalgalanmanıza katılır, nehirler hayatınıza akar, iki güvercin bekçiniz olur, tabiat yürüyüşünüze iştirak eder, varlığın kalbi sizinle atar, içiniz evrenin huzuru ile dolup taşar!
Üçüncü şart hakkı tavsiye etmek! Hak, hukuk ve adalet için omuz omuza vermek; ancak hakkın tavsiyesi sadece dil ile olursa pek fayda sağlamaz. Tavsiye sahibi hakkı kendisi yaşayabiliyorsa davranışları etrafına zaten sirayet eder. Yani, hep dediğimiz gibi kal (söz) değil hal(davranış)!
Günümüze bakalım;
Konu ne? Hakkı tavsiye etmek! Adam İlahiyat Profesörü. Milyonların izlediği bir tv programında samimiyet yoksunu bir dille Hz Hatica(ra) validemizi anlatıyor;
“O, varını yoğunu kocası için harcadı!”
Mesaj kime?
Günümüz kadınlarına!
Peki bunun yerine; “O, nübbüvetin darlık günlerinde emeğini, nefesini, varını, yoğunu Allah ve Resülü için hracamış bir gönül sultanı idi” desek? Hz Hatice(ra) gibi bir güzideyi “hakikate emektar bir rol model” olarak anlatmak dururken, “eşine sponsorluk yapan kadın” imajıyla neden anlatırız?
Ne hazin bir tablo! Verdiğim örnek “kocanıza köle olunuz” mesajı yerine, “Allah’ın rızası için herşeyinizi feda ediniz” şeklinde aktarılsaydı ben gider o hocamızın ellerinden öperdim! Ama hakkı tavsiye ederken nefsin isteğiyle maslahatçı akla yönelirsek o zaten bu isteği makul gösterecek gerekçeler arar. Sonucunda eğer vicdan ölü veya uykuda ise bu istekleri kınanmaz, aklanmaya çalışılır. Bu konudaki listeyi uzattıkça uzatabiliriz!
Dördüncü şart neydi; “sabrı tavsiye etmek!” Yani her türlü zorbalığa ve zorluğa direnip, bundan dolayı başa gelenlere katlanmak ve hayatın malum dertlerini elbirliği içinde paylaşmak acıların ilacı olur diyor Allah!
“Arkadaşlar bir derdi olan varsa söylesin, Allah’tan ve birbirimizden başka dostumuz yoktur. Ne yaparsak birlikte yapacağız! El ele, gönül gönüle, omuz omuza verirsek Allah’ın rahmet ve merhameti üzerimize yağacaktır! Hastası olan, borca batmış olan, başı belaya giren, düşen kim varsa söylesin!” diye çözüm sancısı içinde dertdaş olmaktır!
Okuyor, duyuyoruz. “Sahabi Asr Suresi’ni okumadan dağılmazdı!”
Ne anlıyoruz bundan? Asr Süresi’ni okumak yani Rabbimizin bu dört şart olmazsa sınıfı geçemezsiniz dediği şey, bu ve benzeri sorun ve sıkıntılara çözüm aramak, paylaşmak ve öyle dağılmak demektir.
İki satırlık bir süreyi ezberinden okuyup dağılmak mı? Hayır kardeşim! Asr Süresi’ni okumak “iyiliği, güzelliği ve doğruluğu yaymak için ne yapabiliriz?” sancısı içinde kıvranmaktır. “Zulüm ve haksızlıkla dolmuş dünyada hak ve adaleti tesis için nasıl çözümler üretebiliriz?” diye uykusundan olmaktır! “Bakın boşanmalar artıyor, aileler dağılıyor, fuhşiyat her tarafı kapladı, uyuşturucu giderek yayılıyor, sahipsiz çocuklar sokaklarda yatıyor, ihtiyarlar yalnızlığa terk ediliyor, komşu komşuya selam vermiyor!” diye kum tanesi olup çölün derdiyle dertlenmektir. Bunları konuşup çözümler ve çareler üretmek, bunlar için elele vermek, elbirlik olmak, omuz omuza vermek (tavsiyeleşmek) demektir.
Yoksa kafasına yığınla dert ve sorunu olan bir adamın yüzüne Asr Süresi’ni okuyup el Fatiha demekle Asr Suresi okunmuş olmaz. Böylesi bir toplantıdan insanlar halen kafasındaki sorun ve dert yumağıyla çıkıyorsa, o toplantıdan çıktığında halen kendini ‘yapayalnız’ hissediyorsa bilin ki orda Asr Suresi okunmamıştır!
İşte bunları yapan yeryüzünde yaşamanın anlamını kavrar. Korkularını yener, dertlerinin esiri olmaz. Zira kendi çağının, zamanının ve ortamının tanığı olmuştur ve bunlardan dolayı hesap verecektir!
Ve bitirelim.
Alimlerden bir zat “ne yaptımsa Asr sûresinin mânâsını kalbime indiremedim” diyor. Ta ki sıcak bir yaz günü çarşıda buz satan bir adamın söylediklerini duyup hâlini görünceye kadar.
Adamcağız, erimeden evvel satmak istediği buzları eliyle göstererek şöyle nida ediyordu:
“Sermayesi her an tükenmekte olan bu zavallıya yardım edecek kimse yok mu?”
“O an irkildim” diyor! Dünya bir çarşı ise, sermayesi ömür. Güneş altında eriyen buzlar gibi geçen günler içinde ömrü verip bir şey almaya geldik buraya. Zaman geçiyor, sermaye tükeniyor ama elde avuçta bir şey yoksa bunun adı düpedüz hüsran değil midir?
Müebbet muhabbetle!
Muhammed Rıdvan SaDIKOĞLU
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Eyüphan KAYA
Cuma Hutbemizin konusu; Veda Hutbesi
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Halil MERT
Şehirler medeniyetin merkezi mi, suç kaynağı ve alanı mı?
Fatih ORUÇ
II. Körfez savaşı veya ABD-IRAK savaşı
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Fatma Saçak Akbulut
Sevmek
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)