Malumunuz fırsat buldukça, yöneticiliği hükmetme değil hizmet etme olarak algılayan yöneticilerimizle aynı frekansla buluşmayı başardıkça özellikle ergenlik çağını atlatıp gençliğe adım atmış liseli öğrencilerimiz ve daha üst yaşlardaki insanlarımızla buluşmaya çalışıyor ve bunlara yeniden ahlaki, vicdani ve irfani melekelerimizi yeniden anımsatma ve onları yeniden kendileriyle buluşturabilmenin çabasını güdüyoruz.
Ancak okullarımızı dolaştıkça ve gençlerimizle buluştukça aslında akli ve irfani melekelerimizden ne kadar uzak bir nesil yetiştirdiğimizi; bir arı gibi her çiçeğin özünden alıp kendi balını yapmakla mükellef insanın sadece duygusuna hitap ettiği için bilgisinden vazgeçerek duyduğuyla amel edip, üstelik o duyduğunun doğruluğu konusunda tavizsiz bir direnişle nasıl karşı karşıya kaldığımızı akıl tutulması içinde izliyoruz!
“Oku”mak fiilini okuyamayan bir toplumuz
Gençlerimizin özellikle milli - manevi yönden gelişimlerini izleme açısından zaman zaman yaptığım söyleşilerde sorular soruyor ve bu sorulara aldığım cevapların bazen ufuk derinliği karşısında hayretler yaşıyor bazen de yetiştiremediğimiz gençler ve arkamızda bıraktığımız kayıp nesiller adına içten içe üzülüyorum.
Sorduğum sorulardan ilki dinimizin ilk emri yani İslâm libasının ilk düğmesi olan “oku” emri. Bu konuda gençlerimizden bazen ezbere ve kulaktan dolma bilgilerle karşılaştığımız gibi bazen de gerçekten ufkunuzu genişleten cevaplarla karşılaşıyoruz ki bu da beni sevince gark ediyor ve bitmek üzere olan umudumun yeniden yeşermesine sebep oluyor.
Ancak üzülerek diyebilirim ki bu konuda kendini yetiştirebilmiş gencimiz gezilen onca il, ziyaret edilen onca okul arasında yazık ki bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar az durumda.
Bu konuyla ilişkilendirilen genel kabul olan Alemlere rahmet olanın “ümmi” liği yani diğer bir ifadeyle toplumda kabul gören “okuma yazma bilmediği” konusuna geçmeden önce “oku” emrinin aslında nasıl anlaşılması gerektiğini yazarak takip eden gençlerimizin ufuklarına nacizane bir katkı sunmak istiyorum;
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”
Yani; “Ey gerçeği arayan insanoğlu! Hayatı, insanı, yaşamı, ölümü, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı, güzeli, çirkini, ev- reni, doğayı oku! Bütün bunların mana ve değerini insanlara göster. Allah’tan aldığın vahyi şehre taşı ve yeni bir hareket başlat. Çağının karanlıklarını buradan aldığın güçle aydınlat! Her zulme ve hak- sızlığa bununla meydan oku! İnsan hayatının tüm yönlerine yeni bir bakış açısı getir. Vicdana ve merhamete hitap ederek insanlığın sağduyusunu harekete geçir.
İnsana, hayata ve varlığa nasıl bakılır; iyi insan nasıl olunur, erdemli toplum nasıl kurulur, dünya barışı nasıl sağlanır, adalete dayalı bir dünya nasıl inşa edilir göster! Bunları yapmak için seni bütün bir hayatı yeniden okumakla görevlendiriyoruz! Bu süreçte Rabbin seninle olacak! Bu nedenle “ben bu okumayı tek başına yapamam, ben böylesi bir okumanın altından kalkamam, ben bu işi nasıl yapacağımı ve nerden başlayacağımı bilmiyorum” deme... Rabbin seninle beraberdir. Rabbine güven ve O’na dayan... Rabbin yeryüzünden gelen vicdani arayışlara karşı duyarsız değildir. Şimdi sana bu arayışın karşılığını veriyoruz. Yıllardır bu Hira mağarasına gelip gidiyorsun. Varoluşun sancılarını çekiyorsun! Senin, insanlık için, iyilik ve adalet için nasıl kıvranıp durduğunu görüyoruz. Kalbinin nasıl attığını, vicdanının nasıl sızladığını, yüreğinin nasıl yandığını görmekteyiz. Bu karşılıksız kalacak değildi. Çünkü Allah her hayra karşılık verir. Ona yönelen kim varsa eli boş dönmez. Dua edenin duasına icabet eder.
Artık vakit tamam!
Ey başını yaslayacağı bir anne göğsü bulamayan öksüz Muhammed (sav)! Ey varoluş sancısı ile kendini kahreden yetim Muhammed (sav)! Artık Allah’a yaslanacaksın! Rabbinin sonsuz sevgi ve merhametine yaslan ve yürü! Ey öksüz olan yürü! İnsanlık seni bekliyor! Karanlıklar aydınlık bekliyor! Diri diri toprağa gömülen çocuklar seni bekliyor! Günah kokan şehirler seni bekliyor! Kirletilmiş geceler seni bekliyor! Mahsun gönüller seni bekliyor! Arşı yırtan ağıtlar seni bekliyor! Kalem senin yazmanı bekliyor! İnsanlığa seninle yepyeni bir sayfa açacağız! Satırlar, cümleler seni bekliyor! Kalemler yeniden yazacak! Cümleler yeniden kurulacak! Seninle kalemler satırlar yeniden yazacak! Vicdanlar şaha kalkacak! Ey insanlığın şafağında söken “son umut”, Kimseden korkma ve yürü! Rabbin seninle birliktedir!”
Yani “oku” emri akli ve kalbi bir dönüşüme işaret eder ve davet bu yöndedir. Bu anlam ikliminin ortaya çıkardığı mana; geçmişin bilgisini günümüzle birleştirip yarına dair hazırlık yapabilmeye dairdir. Yaklaşık 15 asır önce bir kum okyanusunun ortasında neredeyse yarı vahşi diye tabir edebilebilecek bir topluma ve o toplum aracılığıyla da tüm insanlığa yöneltilen ilk emir olan OKU, bir vicdani uyanışın haykırılması anlamına gelir.
Dolayısıyla, “Allah adına okumak”; Allah rızası için çalışmanın, her hayırlı işte O’nun rızasını kazanmanın, O’nu unutmamış olmanın, her an O’nun gözetiminde bulunduğunu fark etmenin; dahası, hayatına Allah’ı şahit tutmanın en kestirme ve en net yoludur.
Peki, bu ilk inen ayetlerdeki mesajlar bugün için neyi ifade ediyor?
Aciz kanaatimce bu konuda bize emredilen şey net bir ifade ile şu;
Biz de, bugün, Hz. Peygamber(sav) gibi önce kendimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz üzerine düşünerek işe başlamalı; tarih, hayat ve tabiat üzerine, üzerimizdeki nimetler ve o nimetleri veren Allah’ın yüceliği üzerine, şehrimiz, ülkemiz, bölgemiz ve insanlığın gidişatı üzerine tefekkür etmeli, gözümüzü yıldızların ötesine dikmeli, varoluş sancıları çekmeli, kendi “Hira”larımızda vicdanımızın sesini dinlemeliyiz.
İç dünyamıza dönerek orada kendi akıl, zihin, ruh ve gönül kozamızı örmeli; aydınlanmalı, öğrenmeli, her birimiz böyle kendiliğinden vicdanî uyanışlar yaşamalı; bu potansiyel enerjinin içimizde yerleşik olduğunu farketmeli; sonra kozamızdan taşarak Hira’dan şehre inmeli, toplumsal sorumluluk yüklenmeli ve gereğini yerine getirmeli; üzerimizdeki örtüyü atmalı, kalkmalı ve başka uyanışları başlatmalı; ebedi mesajları yaşayarak okumalı; söze, adalete, özgürlüğe, sevgiye, merhamete, doğruluğa, dürüstlüğe çağırmalı; her tür baskıya, zulme ve zorbalığa meydan okuyarak, insanoğlunun inancına, düşüncesine ve emeğine zincir vurulamayacağını haykırmalı ve tüm bunlar için harekete geçmeliyiz.
“Ümmi” Peygamber
Gençlerimizle sıkça tartıştığımız ikinci bir konu ise “ümmi” ifadesi. Zira yukarda da arz ettim genel kabul ile arapça gibi zengin bir dili tek bir anlama ingirgeyip okuryazarlık konusunda mazisi çok parlak olmayan toplumlar olarak “ümmi peygamber” ifadesini Hz Peygamber’in “okuma yazma bilmediği” konusuna ingirgemiş durumdayız.
Peki gerçekten Alemlere rahmet olan okuma yazma bilmiyor muydu?
Evet, Hz Peygamber Kitab-ül Mübin’in de muhtelif ayetlerinin şahitliği ile “ümmi”dir ve “ümmi” bir nebidir.
Peki, “ümmi” ne demek?
Vahyin inzal olduğu döneme baktığınızda tarih kitaplarının “ümmi” kelimesine yüklediği en yaygın kabulun Kureyş toplumunu anlattığıdır. Zira Hicaz bölgesi Mekke’yi “ümmül kura” yani “ana kent”, “beldelerin anası” olarak tarif ederdi. “Ümmül Kura” kelimesi de vahiyle de tastiklenmiş bir cümledir ve burdan “ümmi” kelimesinin ilk anlamının “Mekkeli” olduğunu anlayabiliyoruz.
Ümmi kelimesi ayrıca arapçada anneyi anlatan “üm” kelimesinden türetilmiştir. Haliyle burda “ümmi” kelimesi “anneye benzeyen”, “annesinden doğduğu gibi pak, temiz ve aynı saflıkta kalmış” anlamına gelir. Bunun tersi anlamında ise “annesinden doğduğu gibi toy ve cahil” anlamı çıkar karşımıza.
İşte bizim anlam yüklediğimiz burdaki “ümmi” ifadesinde geçen “okuma yazma bilmeyen” ifadesidir ve biz sadece duyduklarımızla amil olan bir toplum olarak tüm anlamları rafa kaldırıp burdaki ifade bizim ruh halimizi de yansıttığı için “peygamber okuma yazma bilmiyordu” diyerek kestirip atıyor; aksi görüşleri de “tekfir” edip saldırıyoruz.
Burdaki anlam aslen arapça olan “saf” kelimesinde de karşımıza çıkıyor. Bu kelimeye “o kadar saf ki, sırtına vur ağzındaki ekmeği al” anlamını yükleyeceğiniz gibi “pırıl pırıl, ilk günkü gibi temiz” anlamını da yükleyebilirsiniz.
Dikkat edilirse “ümmi” ve onunla aynı konumda olan “saf” kelimelerine yüklenen hem övgü hem de yergi anlamları var. Bizim karar vermemiz gereken şey Hz Peygamber’i övecek miyiz yoksa haddimiz olmadan yerecek miyiz? Burada aradığımız şey eğer övgü ise Alemlere rahmet olanın “ümmi” oluşunun annesinden doğduğu gibi saf, temiz ve arı oluşudur.
“Ümmi” kelimesini “ümmet” kelimesi ile ilişkilendirdiğiniz zaman ise burda topluma ilişkin bir mana çıkar karşımıza. Bu anlamda ise “ümmi” kelimesi ‘içinden geldiği topluma ait, nerden geldiğini bilen’ anlamını verir bize. Bu bağlamda da baktığınızda Hz Peygamber’in ait olduğu topluma bağlı ve nerden geldiğini bilen bir önder olarak “ümmi” olduğunu söyleyebiliriz.
“Ümmi” kelimesinin bir başka anlamı ise “dilinden anlaşılmayan yani yabancı” olarak çıkıyor karşımıza. Yani ehli kitaba göre “yabancı” bir insan anlamı var burda. Evet, Hz Peygamber(sav) İncil’i, Tevrat’ı ve Zebur’u bilmiyor; Aramice ve İbranice’den anlamadığı gibi , bu toplumlara da “yabancı” idi.
Yani Hz Peygamber Mekkeli oluşu ile “ümmi”dir. Annesinden doğduğu günkü kadar tertemiz ve pak oluşuyla “ümmi”dir. İçinden geldiği toplumu tanımış ve ait oluşuyla “ümmi”dir. Diğer kitapları bilmemesi ile “ümmi”dir. Ayetlerin hiçbirinde Hz Peygamber’in “okuma yazma bilip bilmediği”ne ilişkin bir atıf ve mana yoktur.
“Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyorsun. Eğer öyle olsaydı bâtıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı.” ( Ankebut, 48)
Bu ayet Hz Peygamber’in kendisinden önce nüzul edilen kitapları okumadığını tesciller.
O ki, ümmilerin arasından, kendilerinden olan bir elçi göndermiştir ki onlara O'nun ayetlerini okuyor, onları temizliyor ve onlara kitabı ve bilgeliği öğretiyor. Bundan önce onlar apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı. ( Cum’a 2.ayet)
Bu ayette de bir tilavet yani okuma söz konusu. Yani Ankenut 48. Ayet Hz Peygamber’in önceki kitapları okumadığını ve bilmediğini; Cum’a 2.ayet ise Kur’an-ı Kerim’i okuduğunu anlatıyor.
Görüldüğü gib ayetlerde Hz Peygamber’in okuma yazma bilip bilmemesine ilişkin bir atıf yok ama biz toplum olarak okuma yazmaya olan mesafemizi yazık ki O’na da atfederek O’nun okuma yazma bilmediği sanrısı içindeyiz. Onlarca yer gezmiş, dönemin “emin” bir tüccarı olan ve alışveriş içinde olan birinin yazıya, harflere ve rakamlara müracaat etmeden bu işi yapabileceğini vehmederek üstelik.
Alemlere rahmet olanın hayatından umuda, cesarete, adalete, merhamete, silkinmeye, uyanışa, tefekküre, özgüvene, kardeşliğin ve birliğin tesisine, erdeme, pörsümeyen değerler dizgesine dair “done”leri hayatımıza alıp nakşetmek ve O’nun sözüm ona ahlakinin varisleri olan “manevi ordular” yetiştireceğimize daha dininin ilk emrinden bihaber bir toplumun bu çağın göğsüne iyiliği, güzelliği, rahmet ve merhameti ekmek için çaba göstermesini beklemek fazla mı hayalperestlik bilmiyorum ama bir uyanığın binlerce insanı uyandırabileceğini; bir adımın binlerce güçlü adıma zemin hazırlayabileceğini; samimi bir avazın gök kubbeyi ve yeryüzünü titreştirmesini sağlayabileceğini biliyorum.
Biz “oku”mak fiilinin anlamı konusunda dahi anlaşamazken yazık ki artık bireysel olan ile kamusal olan, zihinsel olan ile çevresel olan iç içe kaynaşmış bir vaziyette.
Her bir insan, kendisi ve diğerleri için farklı programlanmış bir bilgisayar ekranı gibi; diğer ekranların işletim ağına mesaj aktarmaya uğraşıyor. Aralarında gerçek ilişki bulunmayan günümüz insanı, hiç durmaksızın, kablolu ve kablosuz, bir akışkanlık içinde bağlar kurup bir süre sonra bağsız kalıyor. Özgürlük ihtiyacını ve aidiyet açlığını eş zamanlı olarak gidermeye çalışıyor; gündelik hayatında başvurduğu yollar bu iki özlemin yenilgilerini gizlemeye yarıyor.
Deneyimini ve insan ilişkisinden beklentisini “ilişkiye girme”, “ilişki yaşama” terimlerinden ziyade, “bağlantıda olma”, “hatta kalma” sözleri açıklıyor. “Eş”ten ziyade “ağ”dan söz ediyor. “Kendine bir ağ oluşturma”ya, “ağ üzerinde sörf yapma”ya çalışıyor. “Bağlantı” dediği ise, sanal ilişki; kolayca girilip çıkılıveren, ayrıca bakım, özen ve ciddiyet gerektirmeyen, şık ve kullanıcı dostu, “delete” tuşuna basınca kurtulması mümkün ilişki.
Bir yandan dünyanın öbür ucuna kadar binlerce insanla aynı anda temasta olmanın imkânı, öte yandan derinlemesine bir ilişkinin artık imkânsızlığı. Nereye gideceğimizi, nasıl düşüneceğimizi, hatta neler hissedeceğimizi teknomedyatik dünyanın yöneticilerinin belirlediği; piyasaya hangi kapasitede bir bilişim aygıtı sürerlerse bizim zavallı sistemimizin kendisini o aygıta göre ayarlamaya çalıştığı; ilişkilerimizi ona göre formatladığımız “sanal” gibi görünen bu dünya, artık bizim gerçek dünyamız.
“Bu dünya yalan dünya” diyordu ya eskiler, onlarınki hakikat idi; yalan olan bizimkisi ve hatta yalanın boyutları bile bizim elimizde, kendimiz dâhil her türlü görüntüyü canımızın istediği gibi büyütüp küçültebiliyor, kılıktan kılığa sokabiliyoruz. Çocuklarımız, böyle bir dünyanın içine doğuyor ve hakikat algısını ona göre biçimlendiriyor.
Evet, internet üzerinden, cep telefonuyla ve mesajlarla durmaksızın sürdürdüğümüz çılgın etkileşim bizi her an yepyeni bir insanın, topluluğun önüne bırakabiliyor herkesin her şeyden haberdar olduğu ama hiçbir şey hakkında fikri olmadığı bu çağda.
Yaşadığımız çağı “doğru okuyabilmek” temennisiyle.
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Ömer Naci Yılmaz
Ateş Sazlığı Yakınca
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Seyfettin BUDAK
Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Hüseyin KURT
Bir medeniyeti yok etmek!
Bülent ERTEKİN
Engel Bedenlerde Değil, Vicdanlarda Başlar!
Adnan ÖZ
Samsunspor oyuncularında heyecan kaybolmuş!
Eyüphan KAYA
57 İslam Ülkesinde Eşzamanlı Referandum Şart
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Ahmet SAĞLAM
Mümin mi, Müslüman mı!
Recep YAZGAN
Çarşamba Belediye Meclisinde kazan derin siyaset
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Halil MERT
Bir Çöküşten Dirilişe Uzanan Yol
Nihat Güç
ABD-İsrail Ve İran Savaşı
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Ahmet DÜZGÜN
Fabrika Ayarlarına Dönüş
Songül KARAMAN
Evlerde Bereketi Çoğaltmak İçin Neler Yapılmalıdır-2
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Mehmet BOZKURT
Yeniden Bir Diriliş Gerekir!
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)