* “Onlar (…) mallarını insanlara gösteriş için sarf ederler. Kime şeytan arkadaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaştır.”, “Allah; kurumlu (kibirli), öğüngen olanların hiçbirini sevmez!” (Kur’ân-ı Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 30, 36’dan)
* “Onu hâtırla ki, meleklere; ‘Âdem’e (hürmet olarak) secde edin’ demiştik de bütün melekler secde etmişlerdi. Ancak İblis, secde etmekten yüz çevirip kibirlendi ve kâfirlerden oldu.” (Kur’ân-ı Kerîm; Bakara Sûresi, âyet 34)
* “Allah, bütün mütekebbir (kibirlenen, kendisini başkalarından üstün gören, kendini beğenen) cebbârların (büyüklük taslayan/böbürlenenlerin) kalbini mühürledi.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mümin Sûresi, âyet 35)
* “Bütün cebbârlar, büyük zarar ettiler.” (Kur’ân-ı Kerîm; İbrahim Sûresi, âyet 15)
* “Hac ve Umre’yi de Allah için yapın…” (Kur’ân-ı Kerîm; Bakara Sûresi, âyet 196’dan)
* “Allah’ı görmek isteyen, amel-i sâlih işlesin ve Rabbine ibâdette ortak kabul etmesin/şirk karıştırmasın!” (Kur’ân-ı Kerîm; Kehf Sûresi, âyet 110)
* “Veyl (yazıklar) olsun o namâz kılanlara ki, (…) onlar gösterişte bulunurlar.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mâun Sûresi, âyet 4, 6)
* “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durup kaçan kimsedir.”, “Cebbâr (olan Allahü teâlâ) Kıyâmet günü mülkü olan gökleri ve yerleri eline (kudretine) alır ve buyurur ki; Cebbâr benim, Melik benim. Hani cebbârlar, mütekebbirler nerede?”, “İnsanlar, kibirlene kibirlene cebbârlar sırasına geçer. Cebbârın başına gelen azap, onların da başına gelir.”, “Öyle kimse vardır ki, kibirlenmeyi meslek hâline getirir. Buna devamla ismi cebbârlar defterine yazılır ve cebbârlara verilen azap ona da verilir.”, “Kıyâmet günü kibirli olanları, Allahü teâlânın indindeki küçüklük ve hakirlikleri bakımından insanların ayakları altında kalmış karıncalar gibi yaparlar.”, “Cehennem’de ‘Hebheb’ isminde bir yer vardır. Allahü teâlâ, kibirli ve cebbâr olanları oraya atar.”, “Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennet’e girmeyecektir.”, “Allahü teâlâ meâlen buyuruyor ki: ‘Kibriyâ, üstünlük ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehennem’e atarım, hiç acımam.’“, “Ümmetim için küçük şirkten korktuğum kadar bir şeyden korkmam. (…) Küçük şirk, riyâdır.”, “Kıyâmet günü Allahü teâlâ, ‘Ey mürailer (riyâkârlar) kim için ibâdet yaptıysanız onların yanına gidin, karşılığınızı ondan isteyiniz’ der.”, “Allahü teâlâ, içinde bir zerre riyâ bulunan ameli kabul etmez.”, “Mürailere (riyâkârlara) Kıyâmet günü bir ses gelir: ‘Ey mürai, ey alçak, ey gaddâr! Amelin zayî oldu. Mükâfatın iptal edildi. Git, kim için iş yaptıysan karşılığını ondan ara’”, “Allahü teâlâ gökleri yaratmadan önce, yedi melek yarattı. Sonra gökleri yarattı. Her meleği bir göğe verip, gök kapılarının kapıcılığı vazifesini onlara verdi. Yeryüzünde bulunup, insanların amellerini yazan melekler ki bunlara ‘hafaza melekleri’ denir, kulun sabahtan akşama kadar yaptığı ameli yükseltirler. (…) İkinci kat göğe kadar çıkar. Oradaki melek, bu ameli götür, sahibinin yüzüne vur. Çünkü bunu dünya için yapmış, toplantılarda insanlara övünmüştür; bana onun amelini geri çevirmeyi emrettiler’ der. ‘Böyle olan ‘riyâkâr’dır. Allahü teâlâ mürainin, riyâkârın amelini kabul etmez’, der.”, “Bir kimsenin ömründen bir saati, Allahü teâlânın beğenmediği bir şeyde geçerse, ne kadar çok pişman olsa, üzülse yeridir.” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)
* “Ey Havâriler! Rüzgâr çok ışıkları söndürmüştür. Ucûb (kendini başkasından üstün bilmek, ayıplarını görmeyip kendini beğenmek, yaptığı ibâdetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla övünmek) da çok ibâdetleri söndürmüş, sevaplarını yok etmiştir.” (Hz. Îsâ “aleyhisselâm”)
* “Hiçbir iyiliğin fayda vermediği günâh, kibirdir.” (Hz. Süleyman “aleyhisselâm”)
* “İnsanların övmesini çok istemeyi kırmak lâzımdır. Bunun için de fenâ hâlinden (yokluk, kalbden mâsivâyı/dünyevî düşünceleri çıkarmak) bahsedilerek, Kıyâmet günü kendisine herkesin huzurunda: ‘Ey riyâkâr, ey günahkâr! Allahü teâlâya tâati, insanların senden bahsetmesine satmaktan utanmadın mı? İnsanların gönüllerini gözetmekten, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmamaktan, Allahü teâlâdan uzaklaşıp kullara yaklaşmayı tercihten, insanların övmesi ile seni yaratanın seni ayıplamasına râzı olmaktan hayâ etmedin mi? Allahü teâlânın indinde senden alçak kimse yoktur. İnsanların rızâsını arayıp, onun şiddet ve gazabından korkmadın’ denileceğini düşünmelidir. Akıllı bir kimse o günü rüsva ve rezil olmasını düşünürse, insanların övmesinin buna yardımcı olmayacağını anlar. Hele yaptığı tâat, sevap kefesine konduğu zaman ağır gelecekse, riyâ ile yok edilince günâh kefesinin ağır basmasına sebep olur. Bütün insanlar kendisini övse, onların eli ile ne rızkı, ne ömrü, ne de dünyâ ve âhiret saâdeti artar.” (İmâm-ı Gazâlî “r. aleyh”)
* “Kibir, gurur ve övünme gibi duygular; insanın içine çuvaldız gibi saplıdırlar. İnsanın kibirlenmesi, kendinde gördüğü faziletlerden ileri gelir.” (Ali Havvâs-Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü, c. 1, s. 297)
* “…mevkii ile ve rütbe ile mütekebbir olmak (övünmek, kendini üstün görmek) insana hiç yakışmaz. Çünkü bunlar, kendinde bulunan üstünlükler değildir. Gelip geçer, kendinde kalmayan, insandan çabuk ayrılan şeylerdir.” (M. Hâdimî “r. aleyh”)
* “Teknolojiyle ilgilenmemenin, sosyal ağlarda olmamanın çağ dışılık, banallik olduğu, ille de buralarda boy göstermenin, her gittiğimiz yerin fotoğrafını çekip, yerini bildirmenin, prestij kazandıracağını dikte etmeye çalıştılar bize. Çok komik ama ben de düştüm bu tuzağa. Twitter ve Facebook, fotoğraf paylaşımlarının yapıldığı Foursquare gibi başka mecralara üye oldum. Gittiğim yerlerin güzellikleri, restoranları, yöresel kıyafetleri, güzel sözleri paylaşıyordum. Ama bir gün baktım ki, inanılmaz bir zaman kaybı bu. Beni kitap okumaktan, daha fazla ibadet etmekten alıkoyan bir tür bağımlılık hâline gelmişti. 4-5 dakikada bir elim telefona gidiyor, biri bir şey yazdı mı, paylaştı mı diye bakıyor olmuştum. Üstelik yalan yanlış lâflar, karalamalar, provokasyonlar, eski görüntüleri yeniymiş gibi kullanıp halkı yanıltmalar, oturduğu yerden klavyeşörlük yapıp, iftira atmalar…” (İkbal Gürpınar-Elbet Bir Gün; İst. 2013, s. 85-86)
* “Türkiye’de 70 milyon 791 bin 75 cep telefonu abonesi bulunuyor. Abone başına aylık görüşme süresi 364 dakika olarak hesaplanıyor. Bu rakamla Türk cep telefonu kullanıcıları, Avrupa birincisi. Türkiye’yi 289 dakikayla Fransa, 267 dakikayla da Norveç izliyor.” (Denge Gazetesi-02.10.2014)
* “Cep telefonu abone sayısı 72 milyonu aştı. Türkiye, ‘cep’ten aylık 399 dakika ile Avrupa’nın en çok konuşan ülkesi oldu.” (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Feridun Bilgin-Gazeteler; 06.09.2015)
* “Türkiye’de Facebook’un yaklaşık 35 milyon, Twitter’in ise 11 milyon kullanıcısı var.” (Abdullah Çiftçi-Sosyal Medya ve Bilgi Teknolojileri Strateji Derneği Başkanı; Türkiye Gazetesi-06.09.2015, s. 12)
* “Bugün öğrenci olsaydım, mümkün olduğunca bilgisayar, televizyon, akıllı telefon gibi cihazların kölesi değil, onları kendime köle yapmaya çalışırdım. Çünkü bu cihazların, düşünceyi dumura uğratıp; asosyal, çevreden kopuk, bencil bir toplum yetiştirdiği artık biliniyor.” (Prof. Dr. Muhittin Şimşek-Türkiye Gazetesi-08.03.2016, s. 14)
* “Batı, televizyonu uyuşturucu gibi kullanıyor. Türkiye’de basın, Türk değildir, çünkü Türk basını Türkiye’nin çıkarlarını korumuyor. Türkiye’de özel kanallar, özgür değildir; çünkü özel kanallar, sermayenin kanalları olmuştur.” (Attila İlhan-Türkiye Gzt. 14.03.2016, s. 9)
* “Descartes’in meşhur sözü olan ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ sözü şimdilerde ‘Görülüyorum, öyleyse varım’a dönüşüyor. Görülmek ve kendini teşhir etmek, aslında pek çok insan açısından sorunlu iken, dinî hassasiyetleri olan kişiler için daha problemli bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.” (Yrd. Doç. Dr. Nihal K. Şener-KAGEM Dergisi)
* “Sersarun: (Arapça,sıfat): Geveze, çenesi düşük” (Sözlük)
* “Allah, şiiri hak yolunda kullananlardan râzı olsun!” (Prof. Dr. Cevat Akşit-Millî Gazete; 27.04.2017, s. 9)
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Bir bölge gazetemizde yayınlanan 12 Mayıs 2017 günlü “Şu ‘Sosyal Medya’ Var ya,‘Şu ‘Sosyal Medya’” başlığı altındaki köşe yazımızda; yaptıkları iyilikleri, hayr-hasenâtları, ibâdetleri… insanlara göstermenin “Riyâ”, bunun da “gizli şirk”ten sayıldığı gibi, “sosyal medya” aracılığı ile “ailevî/özel hâllerini paylaşma” nın ise bir başka gösteriş/desinler ve ben’lik unsuru grubuna girdiğini ve “şeytanî bir heves” ile “Mânevî Kalb Hastalıkları”ndan birine tutulmak olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştik:
Adam “Umre”ye veya “Hacca” gidiyor. Arkasına “Kâbe”yi veya “Mescid-i Nebevî”yi almış; sözümona “Selfi/Özçekim” yapıyor. Niçin? İleride bunu birilerine gösterecek ve “Ben… Ben…” diyecek…
“Millî Gazete Yazarı Sn. Abdülaziz Kıranşal”ın, “Mahremiyetlerini Sosyal Medyaya Servis Eden Ailelere” başlığı altında kaleme aldığı köşe yazısında bu konuda şunları da dediğini nakletmiştik:
“Bugün erkek, kadın, genç, yaşlı âdeta sosyal medyada fotoğraf paylaşımı çılgınlığı yaşıyoruz. Sosyal medya ile birlikte evlerimizin mahremiyet kurallarının yerle bir edildiği zamanlara şahitlik ediyoruz.
Üzgünken ben, mutlu ben, tesettürlü ben, evdeyken ben, yatarken ben, yemek yerken ben gibi bir yığın sözcükle paylaşılan fotoğraflar bir anda sosyal medyada binlerce insanın telefonuna ve bilgisayar ekranına servis ediliyor.
Daha çok beğeni alma dürtüsü ile evlerin, aile hayatlarının en mahrem anları, yatak odası köşeleri dâhil en mahrem köşeleri sosyal medya fotoğrafları ile milyonlarca insanın beğenisine sunuluyor. Hiç tanınmayan, bilinmeyen binlerce insanın beğen tuşuna basması karşılığında bütün mahremiyet sınırları maalesef ortadan kaldırılıyor.
Düğün, nişan, toplantı, ziyaret, yemek, doğum günü fotoğrafları başta olmak üzere en özel anların sosyal medya ile birlikte özel olmaktan çıkıp umuma açık hâle geldiğine şahit oluyoruz.
İnsanın kendi özel anlarının fotoğraflarını, ailesinin ve aile hayatının fotoğraflarını, hanımının, kızının, annesinin fotoğraflarını yüz binlerce el ilânı şeklinde bastırıp sokak sokak dağıtması, reklâm panolarına asması, duvar afişi yapıp alın bakın demesi ne kadar garipsenecek bir durumsa, aynı fotoğrafları sosyal medya aracılığı ile yüz binlere göstermesi de o kadar garip bir durumdur. (…)
Bu fotoğraf paylaşma çılgınlığı ile birlikte tesettür ve mahremiyet gibi iki önemli değeri bilerek veya bilmeyerek büyük ölçüde tahrip ediyoruz. Günlük hayatta geçerli olan haram ve helâl ölçüleri, internet ortamında da aynen geçerlidir. Bu anlamda; dinimizin tesettür ile ilgili ortaya koyduğu ölçüler, aynıyla sosyal medya için de geçerlidir. (…) Müslüman, ne sebeple olursa olsun, evinin mahremini de sosyal medyaya servis etmemelidir. Ev Müslümanlar için mahremiyetin ve özel hayatın kalesidir. Peygamber Efendimiz, “Bir kimse kapısı açık bırakılmış (veya giriş kısmında perde olmayan) bir eve uğrar da (içeri) bakarsa, kabahatin büyüğü ev sahibindedir” hadisiyle, korumanın ev sahibi tarafından yapılması gerektiğine işaret etmiştir.”
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Bizimle birlikte aynı gazetede yazan, “Samsun İl Müftülüğü Murakıbı ve Hac-Umre Görevlisi Sn. Sami Kesmen” Hocamızın da aynı konudaki “İbadet ve Teknoloji” başlıklı yazısından bâzı iktibas/alıntılar yapalım diyoruz:
“Dün akşam otel resepsiyonunda bulunan 70 umreciden 54 tanesinin akıllı telefonu ile sanal dünyada yaşadığını bizzat müşahede ettim. Mahrem konuların, dini konuların ve birçok farklı konuların paylaşıldığı bu ortam; ibadetin birlikte yaşama maksadına dönük yönünü fonksiyon dışına itmektedir.
Yaşlısı genci, kadını erkeği, görevlisi umrecisi, neredeyse herkes kendi dünyasını sanal ortamda yaşamaya çalışmakta akıllı telefonlar aracılığı ile. Görünen ve gelinen bu sürecin mutlaka değerlendirmeye konu edilmesi gerekmektedir.
Cemiyet hayatının inşasına önemli derecede katkısı olan hac ve umre gibi ibadetlerin, söz konusu maksadın hilafına yalnızlaştırıcı bir formata dönüşmesi son derece yanlış olacaktır. Teknolojik gelişmeler; ibadetleri gölgelendirmeyip, katkı sağlar hâle getirilmelidir.”
Aynı gazetedeki 28 Temmuz 2017 günlü “Sosyal Medya Yangını, Ateş Bacayı Sardı” başlığı altında kaleme aldığımız köşe yazımızda ise“Türkiye Gazetesi Köşe Yazarı Necmettin Batırel”in bir makâlesinde, “Cep Telefonları”nın bir başka yönüne dikkat çekerek şu bilgileri verdiğini özellikle vurgulamıştık:
“Milenyumdan bu yana kullandığımız akılı telefonlar olmasaydı hayatımız nasıl olurdu? diye mutlaka düşünmüşsünüzdür. Zira o kadar insafsız bir alacaklı ki, ne uykuda rahat bırakıyor, ne tuvalette. Kaçacak yeriniz yok. Telefonsuz evden çıktığınız olduğunda kendinizi çıplak hissediyorsanız, geçmiş olsun, siz de hipnoz kervanındasınız. (…) İnsanlık, 10 yıldan beri uyuşturucudan daha korkunç bir illetin pençesine düşmüş durumda. Sabahtan gece yarılarına kadar başucundan ayrılmaz bir sevgili gibi telefonla yatıyor, telefonla kalkıyor. Geniş kullanım alanı ile o kadar müthiş bir bağımlılık meydana getirdi ki, onsuz hayat düşünülemez hâle geldi. İnsanların kanına girdi, çağın vebası oldu.
Çocuklar, çocukluklarını yaşayamıyor; gençlerin kafaları film, müzik ve oyunlarla dolduruluyor. Saatlerce lüzumsuz, gereksiz, zerre kadar faydası olmayan konuşmalar yapılıyor, milyonlarca mesaj atılıyor. Kim kazanıyor? Bu programları yazanlar, cep telefonu şirketleri… Tabii aslan payını, telefon üreticileri alıyor. Çıkardıkları yüzlerce modelle milyarlarca dolar kazanıyorlar. Tüm dünya, bu hastalığın pençesine düştü; artık geri dönülmez bir yola girdiler. Adım adım felâkete koşuyorlar, farkında bile değiller. İnsanlık âleminin eline o kadar tehlikeli bir oyuncak verildi ki, ne ilim kaldı ne âlim.
Bir zamanlar ‘akıllı telefonlar’ yoktu, ama iletişim sürüyordu; hayat devam ediyordu. Teknolojinin (gâyesi) her şeyi daha kolay hâle getirmektir. Bunda mutabıkız. Ama bu teknoloji, insanlığa faydasından kat be kat fazla, zarar veriyor. Aslında olay ne biliyor musunuz? ABD dünyanın eline bir oyuncak verdi. İnsanların önce gözünü-kalbini boyadı, ellerini kollarını bağladı. Şimdi meydanda istediği gibi at koşturuyor.
Türkiye’de telefon kullanma yaşı 6’ya, oynama yaşı ise 2’ye düşmüş durumda. Tıp dünyasına göre, beynimiz ve vücudumuz telefonların yaydığı mikrodalga radyasyonun yarısını emiyor. Cep telefonuyla konuştuğumuz anlarda, mikrodalga radyasyon sebebiyle beyin hücrelerinin bir kısmı ölüyor. Günde yaklaşık olarak 2 saat cep telefonu kullanan erkeklerin spermleri yüzde 30 düşüş gösteriyor. Günde 4 saatten daha fazla süre cep telefonu kullanan erkeklerde ise sperm sayısı yüzde 40 oranında azalıyor. Dolayısıyla bu (gibi kimselerin) çocuk sahibi olma ihtimalleri daralıyor. Cep telefonunun uzun süre kullanımı kısırlığa, tümör oluşumlarına yol açıyor. Meme kanserinin en büyük sebeplerinin başında geliyor. Hamilelikte kullanılan cep telefonu, bebeğin beyin ve bedenî gelişimini engelliyor.”
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Verilen bu bilgilerin ışığında konuyu biz de mısra-mısra hâline getirmiş ve okuyucularımız ile paylaşmış ve şunları söylemiştik; aynen Siz Saygıdeğer Okuyucularımız ile de paylaşalım istedik:
= = = * = = =
“Hangi kaba baksan boş”, “cepçiler” olmuş “sarhoş”;
Ne “alkol” ne “Bonzai”, “nesil” olmakta “zayi”;
“Yeni bir model çıkmış: Koş durma-erkenden koş!..”
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
Bu öyle bir yangın ki, duman örttü dünyâyı!..
“İyi vakti” çalan o, “paracığın” alan o;
“Mikrodalga radyasyon”, “hücrelere” dalan o;
“Spermleri öldüren”, “soyu-sopu” kıran o!..
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
“Bonzayi” malûm “zehir”, “cep tel…” yeni yılan o!..
“Kanser mikrobu” sanki, “hamile”nin düşmanı;
“Sağlık-Zaman Hırsızı”, belki de en yamanı;
“Ateş düştü kalblere”, “dînî hayât” dumanı!..
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
“İlk Kurtulan” olmalı, “Müslüman’ın îmânı!..”
“Riyâ” var, “gösteriş” var; “desinler” de cabası;
“Elde-avuçta” hep o, “marka”dan fiyakası;
“Yoğun Bakım”da sanki, “kablo” dolu yakası!..
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
“Müzik” çelmiş “aklını”, “kesmiş” alâkasını!..
“Tehlikeyi” görmeyen, “bodoslama” giden var;
“Bıdı-bıdı” konuşan, “ar-hayâ” yitiren var;
Bir “cümlelik söz” için, “5 kontör” bitiren var!..
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
“Tünele” girmiş çene, “sersarun”(*) bir tren var!..
“Cep…” kitâbı bitirdi, “türlü dertler” getirdi;
“Cep…” “boynuzu” geçti bak, “tâ “tepeye” oturdu;
Bir “Bylock Ağı” çıktı, “FETÖ” kalktı-kudurdu!..
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
Aralık”tı- “Temmuz”du, “hain plânlar” kurdu!..
KAYIKÇ’Ali yaz-söyle, bu “devrân” geçer böyle;
“Milyar-milyar lâflar” var, “sürüyle” uçar böyle;
“Hafâza” “hayır-şer mi”, cümleyi seçer böyle!..
“Sosyal medya yangını”, ateş bacayı sardı”;
“Söz gümüşse…” bir zaman, bir “Atasözü” vardı!..
Sonrasında ise aynı mevzuda, “Türkiye Gazetesi”nin 17 Eylül 2017 tarihli nüshası 8’inci sayfasında yayınlanan “Mobil Abone Sayısı 76,6 Milyon Oldu. Cepten Konuşmada Avrupa Birincisiyiz” başlıklı haberin muhtevasında bir kere daha sarsılmaya devam eyliyoruz:
“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından hazırlanan 2017 yılı ikinci çeyreğine ilişkin ‘Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü 3 Aylık Pazar Verileri Raporu’ açıklandı. Raporu değerlendiren BTK Başkanı Ömer Fatih Sayan, bu yılın ikinci çeyreğinde sabit abone sayısının 11 milyon, mobil hizmetlere abone sayısının ise 76,6 milyon olduğunu söyledi. Sayan, Türkiye’nin 441 dakikalık ortalama aylık mobil kullanım süresiyle Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yerini aldığını vurguladı.”
(Devam edecek)
Ali Kayıkçı
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Kadir Erol
İnsâni Yardım....!
Öztürk Samuk
Zemin Uygun, Kitle Müsait
Seyfettin BUDAK
Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin!
Halil MERT
Millî Ekonomi: Güçlü Ve Büyük Türkiye'nin Omurgası
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Recep YAZGAN
Gerçekten tuhaf değil mi!
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Eyüphan KAYA
Koç alnına bir kara leke sördü!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)