Anadolu Selçuklu Dönemi Dini Ve Tasavvufi Yapı

Ahmet DÜZGÜN

08-08-2025 12:43

Prof.Dr. Veyis Değirmençayın önemli bir doktara çalışması olarak bilinen 2023 yılında Yazma eserler kurumu tarafından yayınlanan Sultan Veledin Rebâbnâmesi, manzum olarak Türkçeye çevirdiği bu çalışmada Veledin yaşadığı Anadolu selçuklu dönemi dini ve tasavvufi yaşantı hakkındaki açıklamaları verdiği bilgiler çok önemli..

Bu sebeble önemli gördüğüm bazı notlarımı paylaşma gereği duydum. Hocanın bu pratik ve öz çalışması o dönem hakkında bize çok güzel bir perspektif açısı sunuyor. Her Müslüman Türk gencinin istifadesine sunuyorum.

Bir kenara not etmesi dileğimle. Anadoludaki Selçuklu Türklüğü ve irfanı hakkında Bu çalışma, bir giriş ve iki bölümden oluşmakta.

Veyis Hoca  XIII. yüzyıl ile XIV. yüzyılın başlarında Anadolu’ya kısaca göz atmak gerektiğini, girişte; Sultan Veled’in yaşadığı çağda Anadolu’da siyasî, iktisadî, sosyal ve kültürel durum, din  ve  dinî  hayat  ile  ilim,  dil  ve  edebiyat  hakkında önemli bilgiler veriyor...

CUMHURBAŞKANI RECEB TAYYİB ERDOĞANIN ESERİ TAKDİMİ

Bizler, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e kadar büyük devletler kuran bir milletiz. Bu büyük devlet geleneğinin arkasında büyük bir medeniyet ve kültür tasavvuru yatmaktadır.

İlk insandan günümüze kadar gök kubbe altında gelişen her değer, hakikatin farklı bir tezahürü olarak bizim için muteber olmuştur. İslam ve Türk tarihinden süzülüp gelen kültürel birikim bizim için büyük bir zenginlik kaynağıdır. Bilgiye, hikmete, irfana dayanan medeniyet değerlerimiz tarih boyunca sevgiyi, hoşgörüyü, adaleti, kardeşlik ve dayanışmayı ön planda tutmuştur.

Gelecek nesillere karşı en büyük sorumluluğumuz, insan ve âlem tasavvurumuzun temel bileşenlerini oluşturan bu eşsiz mirasın etkin bir şekilde aktarılmasını sağlamaktır. Bugünkü ve yarınki nesillerimizin gelişimi, geçmişimizden devraldığımız büyük kültür ve medeniyet mirasının daha iyi idrak edilmesine ve sahiplenilmesine bağlıdır.

XIII.  XIV YÜZYILINDA ANADOLU'DA SOSYAL VE KÜLTÜREL YAŞAM

Anadolu, siyasî ve iktisadî durum, sosyal ve kültürel yaşam, din ve dinî hayat ile dil, ilim ve edebiyat açısından I. Alâeddin Keykubad dönemi hariç, en karışık ve en çalkantılı devrini yaşamaktadır

Siyasî Durum

Anadolu Selçuklu hükümdarı I. İzzeddin Keykâvus’un 1220’de ölümünden sonra kardeşi I. Alâeddin Keykubad (1220-1237) tahta çıkar. Selçuklu sultanları arasında çok seçkin bir mevkiye sahip olan, devrinde Anadolu’nun çok mamur ve müreffeh olduğu ve ileri bir medeniyet seviyesine eriştiği I. Alâeddin Keykubad zamanında Moğollar, dünyayı altüst etmeye başlarlar. Bunun üzerine ileri görüşlü sultan, önce Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere birçok şehri muhteşem surlarla ve kalelerle teçhiz ederek müdafaaya hazırlanır. Güneyde Kolonoros Kalesi’ni fetheder ve orada Alâiye şehrini kurar ve ayrıca bir tersane de vücuda getirir. Kilikya Ermeni Krallığı’nı üç taraftan gönderdiği ordularla sıkıştırır, küçültür ve vergiye bağlar. Fethettiği İçel bölgesine Türkmenleri yerleştirir. Ermenistan seferinden sonra faaliyetlerini doğuya kaydırarak Eyyûbî-Artuklu ittifak kuvvetlerini mağlup eder ve Hısn-ı Mansûr, Kâhta ve Çemişgezek kalelerini alır. 1228’de Erzincan'ı da ilhak ederek Mengücükler Devleti’ne son verir. Trabzon Komnenosları üzerine sefere çıkar ve onları vergiye bağlar.1

ANADOLU'DA MOĞOL TEHLİKESİNİ EN İYİ GÖREN İKİ HÜKÜMDAR

Moğol tehlikesini devrin hükümdarları arasında en iyi gören ve tedbir alan I. Alâeddin Keykubad, Celâleddin Harizmşah ile dostluk ve ittifakın önemini takdir ederek, ona aynı din ve milletten olduklarını, İslam’ın kaderi tarihi sorumlulukları olduğunu bildirerek anlaşmak ister.

Ancak Harizm hükümdarı bunu reddeder ve iki Türk sultanı, Erzincan-Sivas arasında Yassıçimen’de 1230 yılında karşılaşırlar. Neticede Harizm ordusu yenilgiye uğrar. Bu arada Erzurum meliki Cihanşah da ortadan kaldırılır. I. Alâeddin Keykubad, 1232’de Gürcistan’a sefer düzenler ve kraliçeyi tabiiyeti ne alır.

Moğol hükümdarı Oktay Kaan’a elçi göndererek anlaşma yapar ve böylece Moğol tehlikesini uzaklaştırmış olur. Suriye Eyyûbileri ve Diyarba-kır Artukluları onu metbu olarak tanırlar. Döneminde Anadolu’nun siyasî, iktisadî ve kültürel açıdan en yüksek seviyesine çıkmış olduğu I. Alâeddin Keykubad, ne yazık ki 1237 yılında vefat eder.

II. GIYASETTİN  KEYHÜSREV DÖNEMİ 

1. Alâeddin Keykubad’ın henüz genç yaşta ölmesinden sonra, yerine iktidarsız ve düşük vasıflara sahip oğlu II. Gıyâseddin Keyhüsrev (1237-1246) geçer. II. Keyhüsrev devri, Anadolu Selçuklu Devleti’nin iç ve dış savaşlar nedeniyle zayıflama ve çökme devri olur.

Bu dönemde Sadeddin Köpek adlı bir emirin kışkırtması ile tecrübeli bazı devlet adamları öldürülmüş veya bu felaketten korkan birçok emir Eyyûbîler’e sığınmıştır. Bu arada 1241 yılın-da Baba İshak adlı bir derviş, Türkmenler arasında birçok taraftar bularak büyük bir isyan çıkartır ve Malatya, Tokat ve Amasya çevresini istila eder. Neticede bu isyan güçlükle bastırılır ve Baba İshak yakalanarak idam edilir. Babaî hareketiyle Selçuklu Devleti’nin ne kadar zayıf bir duruma düştüğü meydana çıkınca, Moğollar’ın istilası başlar.

ANADOLUDA MOĞOL İSTİLALARI

Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu, Anadolu üzerine yürüyerek Erzurum’u alır ve arkasından 1243 yılında Selçuklu ordusunu Kösedağ’da ezici bir yenilgiye uğratır ve Anadolu’yu kısmen istila eder. Selçuklular, her yıl vergi vererek Baycu No-yan ile barış yapmışlarsa da devlet ve devlet yönetimi, Moğollar’a bağlı ve onların idaresinde bir sömürge haline gelir.2

II. Keyhüsrev’in 1246’da ölümünden sonra üç şehzâde, II. İzzeddin Keykâvus (1246-1249 ve 1257-1259), IV. Kılıç Arslan ve II. Alâeddin Keykubad (müştereken 1249-1257) ve II. Keykâvus ile IV. Kılıç Arslan (müştereken 1257-1266) adına, muhteris devlet adamlarının rekabet ve entrikaları, Moğol müdahalelerine ve askeri işgallere, bunun yanında vergi taleplerine zemin hazırlar. Saltanat mücadeleleri, Muîneddin Süleyman’ın zaferiyle 1261’de kısmen sona erer.

MUİNEDDİN PERVANE DÖNEMİ

Moğollar’ı iyi idare eden ve onlara sırtını dayayan bu devlet adamı, bir sükûn ve istikrar devri tesis eder. Bu devir, bazı kaynaklarda Muîneddin Pervâne devri adıyla anılır ve 1277 yılına kadar sürer. Bununla beraber Anadolu Türkleri, putperest Moğol hâkimiyetini daima ağır bulmuş ve kurtulma yolları aramıştır. Bunun ne-ticesi olarak Türk Memlukleri sultanı Baybars, Anadolu’ya davet edilir ve 1277’de Kayseri’de Selçuklu tahtına oturtulur. Ancak Memluk sultanı da kısa bir müddet kaldıktan sonra, Selçukluları yalnız bırakarak ülkesine geri döner.1Aynı yıl İran Moğol hükümdarı İlhan Abaka, Anadolu’ya girer, çok sayıda insanı öldürür, ülkeyi yağmalar ve Muîneddin Süleyman’ı idam ettirir. Her ne kadar Selçuklu hanedanı 1308’e kadar sürmüş ise de Muîneddin Süleyman’ın ölümünden sonra, ülkenin fiili yönetimi artık Moğol vali ve komutanlarınca yürütülür.

SELÇUKLU DEVLETİ 1277 YE KADAR SÜRMÜŞTÜR

Memluk sultanı Baybars’ın gelişi ve onu takip eden buhrandan faydalanan Karamanoğulları da, 1262 yılında Konya’yı işgal ederek yağmalarlar. Ancak bir müddet sonra Konya’dan çıkartılırlar. Genel vasıfları ile Anadolu Selçuklu Devleti, 1277’ye kadar sürmüş, fakat bu tarihte başlayan Moğol işgal ve idaresi, siyasî olduğu kadar, ekonomik ve sosyal buhranlara ve kültürel çöküntüye de sebep olmuştur.

Bu devrin Anadolu Selçuklu sultanları olan III. Keyhüsrev (1266-1283), II. Mesud(1283-1298  ve  1303-1308)  ve  III.  Keykubad  (1298-1302)  iktidarsız  ve  Moğollar’ın aleti durumundadırlar. Moğol genel valileri arasında Timurtaş Noyan (1316-1327) zamanı,  iyi  idaresi  ve  adaletiyle,  nisbî  bir  huzur  ve  sükûnu temsil eder. Fakat onun da isyan ederek 1328’de ayaklanıp Mısır’a kaçmasıyla, bu dönem sona erer ve karışıklıklar ve buhran dönemi tekrar başlamış olur.2

ANADOLUDA BEYLİKLERİN ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLAMASI

Selçuklu Devleti, Moğol hâkimiyeti ve diğer dâhilî şartlar altında parçalanıp yok olma durumuna gelirken, diğer taraftan da Anadolu’da küçük büyük Türk beylikleri ortaya çıkmaktaydı. Bu beyliklerin en eskisi ve en güçlüsü, I. Alâeddin Keykubad zamanında teşekkül eden, Ermenek ve Larende havalİsinde hüküm süren Karamanoğulları’dır. XIII. asrın ikinci yarısından sonra oluşan bir başka beylik de Kütahya ve havalisinde hüküm süren Germiyano-ğulları’dır.

Aynı asrın sonlarına doğru teşekkül eden diğer beyliklerden bazıları da Aydın’da Aydınoğulları, Denizli’de İnançoğulları, Manisa’da Saruhanoğul-ları, Balıkesir’de Karasioğulları, Muğla ve havalisinde Menteşeoğulları, Antalyave civarında Hamidoğulları, Beyşehir havalisinde Eşrefoğulları, Kastamonucivarında Candaroğulları ve Bilecik ve havalisinde Osmanlı Beyliği’dir.

Neticede Moğol istilasından sonra bir türlü doğrulamayan Anadolu Selçuklu Devleti, yurtta baş gösteren dağılma hadiselerini önleyemeyerek XIV. asır başlarında yerini Anadolu beylikleri denilen, yukarıda zikredilen feodal teşekküllere bırakıp tarihten silinmiştir.

EN HUZURLU DÖNEM I.ALAEDDİN KEYKUBAT DÖNEMİ

I. Alâeddin Keykubad zamanında Anadolu Selçukluları’nın ordu ve idare teşkilatı en gelişmiş şeklini almıştır. Merkezî idare mekanizması layıkıyla kurulmuş olduğu gibi bağlı birimlerdeki idare teşkilatı da muntazamdır. Her yerde kadılar, subaşılar ve tahsil memurları vardır. Selçuklu Devleti’nin esas teşkilatı, diğer bütün Türk devletleri gibi askerî bir mahiyeti haiz olup, arazi ufak parçalara ayrılarak sipahilere verilir, büyük ve zengin tımarlara sahip insanlar, kanunen belli miktarda asker beslerdi. Merkezî idare memurlarının, ulema ve sadâtın ve yakınlarının da belli gelirler getiren tımarları var-dı; ancak sınırdaki tımarlar gazilere ve alplara verilirdi.1

Selçuklular, Bizans aristokratlarına ait veya Türk fetihleriyle sahipleri kaybolan toprakları esir köylülere dağıtmışlar; onları toprağa ve hürriyete kavuşturmuşlardı. Bununla beraber eski göçebe uygulamasına ve İslam’ın fetih hukukuna uygun olarak sultanlar, toprak özel mülkiyetini kaldırarak Türk Anadolu Devleti mülkü ilan etmişler ve köylülere, işleyebilecekleri genişlikte toprak parçası bırakmışlardır. Bu vesileyle yerli ve göçmen nüfusun yerleşmesi daha kolay hale gelmiş, tarım üretimi koruma altına alınmıştır. Askerî yöneticilerin denetimi altındaki bu sistem, güçlü ve uyumlu bir sosyal düzenin kurulmasına yardımcı olmuştur.2

Müslüman, Hristiyan ve Musevî cemaatleri birlikte ve ahenk içerisinde yaşamışlar ve sultanlar da türlü din ve mezhep mensuplarını, aynı müsama-ha ve huzur içinde idare etmişlerdir. Mevlânâ  Celâleddin  ve Yunus Emre gibi büyük mutasavvıfların ve haleflerinin, geniş bir dinî anlayış ve insanlık görüşü ile meydana çıkmaları ve türlü din ve mezhep mensuplarının, Mevlânâ’nın etrafında toplanmaları ve yükselmeleri, o günkü Anadolu’ya özgü bu sosyal ve kültürel muhitin doğal bir neticesidir.3Anadolu’da Müslüman Türkler ile Hristiyan yerliler arasında mevcut bulunan ahenk, Moğol istilasıyla bir nebze olsun bozulmuş ise de kısa zamanda tekrar kurulmuştur.

Anadolu’nun sosyal hayatına şekil veren beşerî unsurlar, göçebeler, köylüler ve şehirliler olmak üzere üç grupta toplanabilir: (...)Selçuklu şehirlerine gelince; şüphesiz şehirler, köylere göre çok daha karışık bir muhiti ifade ediyorlardı. Buralarda gayrimüslim halk, köylere göre daha yoğun idi. Müslüman halk da pek mütecanis değildi. Aralarında değişik meslek ve meşrepten insanlar bulunduğu gibi İranlılar ve Türk olmayan başka Müslüman unsurlar da bulunuyordu.

ANADOLUDAKİ KÜLTÜR ŞEHİRLERİ

Kültür bakımından en önemli sınıf şehirlilerdi. XIII. yüzyılda hemen her sahada görülen büyük ilerleme, şehirlerin gelişmesinde de önemli bir etken olmuştur. Böylece Konya’dan başka Kayseri, Sivas, Aksaray, Kırşehir, Amasya, Niğde, Tokat, Niksar, Ankara ve Erzurum önemli birer kültür merkezi olmuştu. İlk yerleşme yıllarında birçok İranlının, Anadolu şehirlerine gelip yerleşmesi ile yukarıda sayılan şehirlerin birçoğu, pek erken devirlerde, kültür bakımından İran unsurunun yerleşmesi neticesinde İran unsurunun hâkim olduğu yerler haline gelmişti. Öyle ki Selçuklular, resmî dil olarak Farsçayı kullanmışlar ve birçok yerde olduğu gibi Divan kâtipliklerinde bile İranlıları istihdam etmişlerdi. Konya saraylarının iç hayatı ve hükümdarların İran şiirine ve İran edebiyatına karşı gösterdikleri iltifat ve ilginin samimiyeti, bu gerçeği daha açık olarak ortaya koymaktadır.

HZ MEVLANANIN BİRLEŞTİRİCİ UNSUR OLUŞU

Bürokrasinin toplandığı yer olan şehirler, asker ve memurlardan başlayarak, âlimler, şeyhler, seyitler, dervişler, vaizler, şairler, tabipler, sanatkârlar, tüccarlar, hulâsa cemiyetin her sınıf insanını kendilerine çekiyor ve içlerinde barındırıyorlardı. Selçuklu şehirlerinde ortaya çıkan güçlü içtimaî, dinî ve hatta ticarî kurumlar sebebiyle Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki ilişkiler, köylere oranla daha yoğun bir şekilde gelişmiştir. Aynı mahallelerde oturmaları, çoğu zaman onların birlikteliklerini ve yakınlaşmalarını önlemiyordu. Mevlânâ  öldüğü zaman, Konya’nın yalnız Müslüman halkının değil, Hristiyan ve Yahudilerin de cenaze merasimine katılmaları, böyle bir birlikteliğin ve yakınlaşmanın eseriydi. İki cemaatin bu yakınlaşması, kültür alışverişlerine de yol açmıştır. Mevlânâ ve Sultan Veled’in Rumca şiirler söylemeleri, Türklerin Rumca konuşabilmeleri, Mevlânâ’ya Rum müritlerinin, Mevlânâ yerine, Rumca karşılığı olan “Efendi” demeleri, bunu gösterir. Fakat bu kültür temaslarından asıl etkilenenler Hristiyanlar oluyordu. Çünkü medenî ve fikrî seviyesi bir hayli yükselmiş olan Selçuklu şehir halkına ve mensubu bulunduğu İslâm medeniyetine Rum kültürü pek fazla nüfuz etmemiştir.

SELÇUKLU DÖNEMİ ANADOLUDA DİNİ VE TASAVVUFİ YAPI (ÖNEMLİ)

XI ve XIII. yüzyıllarda Anadolu’da üstünlük Müslümanların elinde bulunmakta ve nüfusun çoğunluğu Müslüman, -Sünniliğin dört mezhebinden özellikle Hanefilik ile kısmen de Şafiilik- olmakla birlikte, daha çok Rumların ve Ermenilerin temsil ettikleri Hristiyanlık da Anadolu’daki din ve dinî hayatın içinde önemli bir yere sahiptir.Sünnilik dışında gelişen akımlar ve mezhepler ise özellikle XIII. yüzyıldaki göçlerle Anadolu’ya yerleşen göçebe Türkmenler arasında yayılma zemini bulmuş, bazı siyasî ve sosyal hareketlerde, dinî ve tasavvufî akımlarda tesirli olmuştur.2

Fakat köylerde ve uç bölgelerde yaşayan çoğu göçebeTürkmenlerle şehirlerde oturan ve içlerinde İranlı unsurların da bulunduğu halk arasındaki dinî telakkilerde az çok farklılıklar görmek mümkün idi. Başta dinî ilimlerin tahsil edildiği medreseler olmak üzere, bütün diğer dinî ve sosyal kurumların daha çok şehirlerde toplanmış olması, tabiatıyla şehir halkının, göçebelere veya köy halkına göre daha yüksek bir dinî kültüre sahip olması sonucunu doğurmuştur. Buna mukabil şehirlerin dışında kalan ve dinî bilgileri oldukça zayıf, ama geleneklerine çok bağlı Türkmenler ise daha çok Türkmen şeyh ve dervişlerinin tesirinde bir dinî hayat sürdürmüşlerdir.3

ANADOLU TÜRKMENLERİ HİÇ BİR ZAMAN EHLİSÜNNET DIŞI MEZHEP VE TARİKATLARA GİRMEMİŞTİR

Göçebe halk kitlelerinin dinî kültürleri, diğer halk kitlelerine göre daha zayıf olmasına rağmen Türkmenlerin, hiçbir zaman tamamı veya büyük bir çoğunluğu, ehlisünnet dışı mezhep ve tarikatlara girmemişlerdir.(Çetin a.g.e.s.1.2.3), XIII. yüzyılda, Anadolu’da tasavvufî hayat büyük bir gelişme göstermiştir. Bir taraftan Anadolu Selçuklularının, sufilere derin saygı göstermeleri, öte yandan Moğol istilasından kaçan büyük sufilerin Anadolu’yu vatan edinmeleri bunda etkili olmuştur. Türkistan’dan, Horasan’dan ve diğer bölgelerden ayrılan pek çok sufi, kendi hayatlarına en uygun çevreyi Anadolu’da bulmuşlardır. Onlar geldikten sonraki yıllarda ise Anadolu halkının, ancak sufilerin çevresinde teselli bulan bir hayatı olmuştur.5 Bu asırda tasavvuf, dini ve dinî hayatı tamamen kuşatmış ve felsefe ya da mistik bir duyuş ve düşünüş sistemi olmaktan çıkarak, hayatla geniş ölçüde birleşen büyük bir iman seviyesine yükselmiştir.

ANADOLUDA SUNNİ VE GAYRİ SUNNİ EĞİLİMLİ YAPIYI ANLAMAK

XIII. yüzyıl başlarından itibaren Anadolu’da yayılmaya başlayan tarikatlar, teşkilat ve dış görünüş itibariyle bazı benzerliklerine karşılık temelde, sünnî ve gayri Sünnî eğilim olmak üzere iki grupta toplanmıştır:

- Anadolu’ya, Mâverâünnehir, Harizm ve Irak gibi bölgelerden gelenlerin tarikatları Sünnî;

- Horasan ve Azerbaycan gibi eski İran kültürünün yahut Orta Asya’nın şehirden uzak yerlerinde, eski Türk inançlarının hâkim bulunduğu yerlerden gelenlerinki ise gayri Sünnî eğilimli idi.

1- ANADOLUDA IRAKİ YAPI 

Bunlar arasında mevcut tasavvuf anlayışı da gerçekte iki ana mektep etrafında toplanmıştır. Bunlardan ilki, Irakîler denilmekle beraber, başka Arap memleketlerinden gelenlerin de bulunduğu, zühd ve takva anlayışının ağır bastığı ahlakçı mekteptir. Kadirilikve Rufailik mensuplarıyla; geliştirdiği Vahdet-i vücûd sistemi sayesinde tasavvufa yepyeni bir istikamet veren Muhyiddin ibnu’l-Arabî ve halefi Sadreddin-i Konevî ile müritleri bu mektep içinde mütalaa edilebilir.

2- HORASANİ YAPI

Diğeri ise, Horasanîler tabiriyle ifade edilmekle birlikte, Mâverâünnehir ve Harizm bölgelerinden gelenlerin de içinde bulundukları, melameti benimsemiş, müsamahakâr, estetik yanı ağır basan ve daha çok cezbeye önem veren mektepti. Necmeddin-i Kübrâ ile fütüvvet teşkilatının düzenleyicisi Bağdatlı meşhur Şehâbeddin-i Sühreverdî’nin tarikatlarına bağlı olanlar bu mektebe mensuptular. En tanınmış temsilcilerinden olup Anadolu’ya gelenler arasında Evhadüddin-i Kirmânî,Bahâeddin Veled, Burhaneddin Muhakkık-i Tirmizî zikredilebilir.

HZ MEVLANA VE MEVLEVİLİK BU İKİ YAPININ SENTEZİDİR

İşte bu iki Sünnî eğilimli mektebe mensup tarikatlara bağlı şeyhler ve dervişler, Konya, Kayseri, Kırşehir, Tokat, Sivas ve Erzurum gibi devrin önemli merkezlerinde ve yörelerinde faaliyet gösteriyorlardı. Bu iki mektebin sentezi ise, XIII. yüzyıl ikinci yarısında Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî tarafından gerçekleştirildi ve daha ileri bir tarihte oğlu Sultan Veled tarafından teşkilatlanarak Mevlevîlik adını aldı. Gayri Sünnî eğilimli tarikatlar ise, XIII. asırdaki göçlerle birlikte, göçebe ve yarı göçebe Türkmen aşiretleriyle Anadolu’ya girmişti. Bunlardan pek çoğu, aslında daha Anadolu’ya gelmeden önce Türkmen babalarının temsil ettikleri tarikatlara bağlanmışlardı.Bunlar henüz sathî bir şekilde İslamlaşmış olduklarından, yerleşik halk gibi Müslümanlığı tam özümseyebilmiş değillerdi. Bunların çoğu Yesevîlik, Vefâîlik, Kalenderîlik ve Haydarîlik gibi mahallî inanç ve geleneklere kolayca uyabilen tarikatlara bağlıydılar.

ANADOLU SELÇUKLUNUN AKİDESİ

Bu tarikatlar, Selçuklu Devleti’nin resmen kabul ettiği ve savunduğu Sünnî akidelerden çok farklı idi. İşte bu farklılık neticesinde Şeyh Arslan ve Baba Merendî gibi Türkmen babaları, II. Keykavus (1246-1249) zamanında, devletin temellerini sarsan Babaîler isyanını çıkartmışlardır. Bu dinî ve siyasî mahiyetteki ilk Türkmen isyanını müteakip her tarafa dağılan baba taraftarı Türkmenler arasında, batınî akideli daha pek çok derviş yetişmiş ve bunlar, Anadolu’da birçok ayaklanmalara sebep olmuşlardır.1

Yine XIII. yüzyılda, Ahilik adı altında çok mühim ve çok yaygın bir meslekî-tasavvufî zümre de bulunmaktadır. İçlerinde birçok kadıların ve müderrislerin de bulunduğu bu teşkilat, herhangi bir esnaf topluluğu değil, o teşkilat üzerine istinat eden, akidelerini o vasıta ile yayan bir tarikattır. O sıralarda bunlar, umumiyetle batınî ağırlıklı idiler.2

HZ MEVLANA VE ŞEYHLERİNE BAĞLI SELÇUKLU HÜKÜMDARLARI

Bu tarikatlar içerisinde Mevlevîlik, özellikle Selçuklu sultanları, emirleri ve ileri gelenleri ile bazı Moğol hükümdarları ve genel valileri tarafından benimsenmiş; ayrıca Müslüman olan ve olmayan çok sayıda halk kitlesince de itibar görmüş ve her iki zümreden pek çok insanın bağlanmış olduğu bir tarikattır. Mevlevî şeyhlerine, özellikle de Mevlânâ ve oğlu Sultan Veled’e mürit olan bazı Selçuklu ve Moğol hükümdarları ve ileri gelenleri arasında;

I. Alâeddin Keykubad, VI. Rükneddin Kılıç Arslan, II. Sultan Mesud, Emir ,Muîneddin Pervâne, Keygatu, İrencin Noyan ve Abişga Noyan zikredilebilir.

MEVLEVİLİK SELÇUKLULARIN RESMİ TARİKATI OLMUŞTUR

Bunlar da gösteriyor ki Mevlevîlik, ülkenin resmî tarikatı haline gelmiş ve Mevlevî şeyhlerinin, özellikle de Mevlânâ ve Sultan Veled’in geniş hoşgörüleri neticesinde her tarafa yayılmıştır.Ayrıca Selçuklular, fethettikleri ve İslamlaştırmaya çalıştıkları Anadolu’da, Hristiyanlara karşı siyasî ve iktisadî müsamahanın ötesinde, ortaçağ şartları içerisinde kolay kolay düşünülemeyecek çok geniş bir dinî müsamaha da göstermişlerdir.4

Müslüman, Hristiyan ve Musevî toplulukları birlik ve ahenk içerisinde Anadolu’da yaşamışlar ve sultanlar da türlü din ve mezhep mensuplarını, aynı müsamaha ve huzur içinde idare etmişlerdir. Müslüman Türkler ile Hristiyan yerliler arasında mevcut bulunan ahenk, Moğol istilasıyla bir nebze olsun bozulmuş olsa da kısa zamanda tekrar kurulmuştur.

 

SELÇUKLULAR  DÖNEMİNDE İLİM VE DİL

İlim, Dil ve Edebiyat Selçuklu Devleti’nin teşekkül ve yerleşmesinden sonra, büyük bir faali-yetle Anadolu’nun hemen her yerinde kurulan medreseler ve tekkeler, Arap ilmini ve özellikle İran edebiyatını yaymaya hizmet eden birer ocak hükmün-deydi. Göçebe Türkmenler, kendi halk edebiyatları ve eski Oğuz destanının kalıntılarıyla bediî ihtiyaçlarını giderirken, İslâm âleminin her tarafından gelmiş dervişleri, âlim ve fakihleri kabul eden şehirlerde, İran edebiyatı şiddetle hüküm sürüyor, eski İran geleneklerine bağlı âlim ve sanatkâr hükümdarların sarayında, bu dil ve edebiyat, millî dili ortadan kaldıracak kadar kuvvet kazanıyordu.

SELÇUKLU DÖNEMİ İRAN TASAVVUF EDEBİYATININ HAKİMİYETİ

Hükümdar başta olmak üzere, halktan kopmuş olan aydın sınıfın temayülü, İran tasavvuf edebiyatının bu devre ait Mesnevî ve Lemeât gibi en parlak eserlerini, Anadolu’da vücuda getirmesine karşılık Türkçeyi saraylardan uzak bulunduruyor ve Türkçe yazılmış eserlere hakaretle bakılmasına sebep oluyordu. İdare teşkilatına girecek aydınları hazırlayan tek müessese medreseler olduğu için, orada İran kültürünün tesiri altında yetişen memurlar, devlet işlerinde de Fars dilini kullanmakta idiler. Farsçanın resmî dil olarak bu kuvvetli tahakkümü, Karaman beyi Mehmet Bey’in, XIII. asrın ikinci yarısında Konya’yı istilâsına kadar sürmüştür.2

Hayrullah Efendi’nin şu veciz ifadesi, o zamanki durumu çok açık olarak ortaya koymaktadır: ‘‘... Ba‘dehu Divan tertip olunup tahrirat ve evâmirin cümlesi lisân-ı Fârsî üzere yazıldığından, lisân-ı Türk mahvolmak derecesine gelmişti. Binâenaleyh Divan’da kırâet olunacak evrâkın mecmuu lisân-ı Türkî üzere olup elsine-i sâire ile tekellüm olunması muhkem yasak oldu. O tarihe gelinceye kadar defterler ve sâir hesaplar Arabî ve Fârsî lisânında yazıldığından, Türkçe yazmakta zahmet çekilip, herbiri bir türlü imlâ ile defterlerini yazmakta idiler.

MOĞOL İSTİLALARI NEDENİYLE ANADOLUYA GELENLER

İbni Bîbî, muhtemelen Türkçe, Farsça, Rumca, Ermenice ve Süryaniceyi kastederek Anadolu’da beş dil konuşulduğunu söyler.1 Nitekim şairimiz Sultan Veled de bu dillerden Farsça, Türkçe, Arapça ve Rumca şiirler söylemiştir. Türk sultanlarının maddî ve manevî himayeleri ve Moğol istilası nedeniyle Türkistan , İran  ve Harizm’den kaçan birçok âlim ve sanatkârın Anadolu’ya gelip yerleşmesi ve yukarıda zikredilen nedenlerle, Anadolu Türkleri üzerinde İran tesirinin büsbütün güçlenmesi neticesinde üstün bir seviyeye yükselen Farsça, Anadolu’da tesirini göstermiş ve kaleme alınan eserlerin çoğunluğu bu dil ile yazılmıştır.

Bununla beraber bir yandan din ve ilim dili olduğu için medrese vasıtası ile durumunu muhafaza eden ve yayılan Arapça; diğer taraftan işlenmiş bir edebiyat dili olarak Farsça ile Türk dili arasında bu sahada bir mücadele cereyan etmiştir. Neticede XIII. asrın son-ları ve XIV. asrın başlarından itibaren Türk dili, bu mücadeleyi kazanmış ve gerçek yerini almıştır.2

Ancak hâkim dil Farsça olduğu için verilen eserlerin çoğunluğu da doğal olarak Fars diliyle yazılmıştır. Bunlardan; Mevlânâ’nın Mesnevî , Dîvân-ı Kebîr  ve Fîhi Mâ Fîh adlı eserleri, Sadreddin-i Konevî’nin Miftâhu’l-Gayb, Nüsûs ve  Nefahât-ı  İlâhiyye ’si,  Fahruddin-i  Irâkî’nin Le-meât ’ı,  Necmuddin  Dâye’nin Mirsâdu’l-‘İbad ’ı,  Ahmed  b.  Muhammed-i Tûsî-yi Kâniî’nin Selçuknâme ’si ve Sultan Veled’in divanı ile mesnevileri zik-redilebilir.3

Bütün kayıtsızlığa ve ihmale rağmen Türkçe olarak, dinî ve kahramanlıkla ilgili halk eserlerinden başka kısmen İran  tasavvuf edebiyatının, kısmen de eski Türkçe tasavvufî halk eserlerinin tesiri altında eserler verilmeye çalışılmıştır. Bu dil ve edebiyatın XIII. ve XIV. asrın başlarındaki ürünleri de şöyle sıralanabilir: Mevlânâ’nın 33 beyit tutan manzumeleri, Ahmed Fa-kih’in Çarhnâme ’si, Şeyyad Hamza’nın Yûsuf u Zelîhâ’sı ve altı gazeli, Hoca Dehhânî’nin bir kaside ve dokuz gazeli, Sultan Veled’in divanında, Veled-nâme  ve Rebâbnâme ’sindeki manzumeleriyle, Türkçe divançe teşkil edecek ölçüdeki şiirleri ve baştanbaşa irfani şiirlerini Türk diliyle ve hece ölçüsüyle yazmış olan halk mutasavvıfı Yunus Emre’nin divanı.

Halka din ve dünya işlerini öğretebilmek maksadıyla kaleme alınan eser-lerde, nazım nesre tercih edilmiş ve içerik itibariyle fazla söze, uzun açıklamalara ihtiyaç gösteren bu konular için, kafiye bakımından gösterdiği kolaylık açısından, genelde mesnevi en uygun nazım şekli olarak benimsenmiştir.Hulâsa Sultan Veled’in yaşadığı çağda Anadolu’daki siyasî ve iktisadî durum, sosyal ve kültürel yaşam, din ve dinî hayat ile dil, ilim ve edebiyat böyle olmakla birlikle; şunu açıkça belirtmeliyiz ki Sultan Veled, bütün bu olumlu ve olumsuz durumlar karşısında bile; hem Selçuklu sultan ve emirleri hem de Moğol hükümdar ve genel valileri tarafından son derece hürmetle karşılanmış, saygı görmüş, maddî ve manevî yardımlar almış; hatta onlardan birçoğu kendisine mürit olmuş ve bağlılıklarını arz etmişlerdir. Böylece her iki yönetim döneminde de Anadolu’da geniş bir tasavvuf ortamı içerisinde yaşamış ve bu şekilde hem Mevlevî tarikatını kurmuş ve yaymış hem de babasını takiben eserler vücuda getirmiştir.

 

 

TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI YAYINLARI: 215

Edebiyat ve Sanat Serisi : 46

Kitabın Adı : REBÂBNÂME -SULTAN VELED

DİĞER YAZILARI Artık seviye eğitim sistemi şart 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönüş 01-01-1970 03:00 Bir Oy Vermenin Değeri 01-01-1970 03:00 Kimse mucize beklemesin 01-01-1970 03:00 Putlarımız ve Perestlerimiz 01-01-1970 03:00 Ümmetin Varisleri 01-01-1970 03:00 SCOOTER ÇILGINLIĞI 01-01-1970 03:00 Nizâmülmülk'ün Siyasetnamesinde Sultan Alparslanın Günümüze Damga Vuran Işık Tutan O Müthiş Sözleri 01-01-1970 03:00 Aklın aydınlığı ile ahmaklığın karanlığı 01-01-1970 03:00 Selçuklu Devletinde Tuğrul Bey, Alparslan Ve Nizamülmülk Dönemi -3 01-01-1970 03:00 Selçukluların İslam Tarih Sahnesine Çıkışı Ve Şia Mücadelesi - 2 01-01-1970 03:00 Tarikatlar İçindeki Fetö'cü Yapılanmaya Dikkat 01-01-1970 03:00 Saygılı Olmanın Dayanılmaz Hoşluğu 01-01-1970 03:00 MİLLİ RUH 01-01-1970 03:00 Karanlığa Tapanlarla Aydınlığa İnananlar 01-01-1970 03:00 NO SAVAŞ YES TİCARET 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına 01-01-1970 03:00 Ayrılığın Acısı 01-01-1970 03:00 Mustafa Tatcı Hocamızın Tesirli Sohbetleri 01-01-1970 03:00 Kelime Hazinemiz ve Anlama Kapasitemiz 01-01-1970 03:00 Allah' ın Mülkü Zalimlere Miras Kalmaz 01-01-1970 03:00 Aydınlık ve Işık Kavramları Üzerine - 2 01-01-1970 03:00 Aydınlık ve Işık Kavramları- 1 01-01-1970 03:00 Akıllı Yolcuya Notlar - 2 01-01-1970 03:00 İbn'ül Arabinin Tevhid (Vahdeti Vücud) Görüşü - 2 01-01-1970 03:00 Varlık Mertebeleri Hakkında Okuyucuya Notlar 01-01-1970 03:00 Akıllı Yolcuya Notlar 01-01-1970 03:00 Büyük Resmi Görmek 01-01-1970 03:00 İlkeli Duruş 01-01-1970 03:00 Emeklilerin Zammına Farklı Bakış 01-01-1970 03:00 Çarşambada Sandığa Gelmeyen Seçmen 01-01-1970 03:00 İstikamet Sahiblerinin Yolu 01-01-1970 03:00 Tefrika 01-01-1970 03:00 Ak Partiye Navtex İlan Etmek 01-01-1970 03:00 Biz Dönmeyiz Yolumuzdan 01-01-1970 03:00 Kim Dönerse Dönsün 01-01-1970 03:00 Bağımsız Adaylar Hakkında 01-01-1970 03:00 Dar Anlayış 01-01-1970 03:00 Ahde Vefana Ne Oldu 01-01-1970 03:00 İhtiyaç ve İnanç 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya ve Modern Selefilik 01-01-1970 03:00 İnsanlık Gazzede Sıkıştı 01-01-1970 03:00 Berrak Göze ve Görüş'e Sahib Olmak 01-01-1970 03:00 Hatırlamak ve Hatırlatmak 01-01-1970 03:00 Ahmaklık İlleti ve Seba Kavmi 01-01-1970 03:00 İnananlar orta yolda birleşir 01-01-1970 03:00 Tarafını Seçmelisin 01-01-1970 03:00 Dünya İhtiyaçlarımız Putlaşmasın 01-01-1970 03:00 Sen Önce Kendi Yüzünü Gör 01-01-1970 03:00 Hz Mevlanaya Göre Görüş Sahibi Olmak-2 01-01-1970 03:00 Hz Mevlana'ya Göre Görüş Sahibi Olmak 01-01-1970 03:00 Nacizane Tefekkürhane 01-01-1970 03:00 Duygu Kalpazanları 01-01-1970 03:00 Hz Mevlânâ Celâleddîn-İ Rûmî hikmet dolu sözler 01-01-1970 03:00 Piyasada Şok Etkisi Yapacak Bir Ücret Tespiti Elzemdir 01-01-1970 03:00 Cumhur Abi 01-01-1970 03:00 Kısmet Görenedir 01-01-1970 03:00 Fikir ve Düşüncelerimizin Doğduğu Yer 01-01-1970 03:00 Milli öngörü ve veri bankacılığı sistemi 01-01-1970 03:00 Şehvet Sarhoşluğu 01-01-1970 03:00 İnsan Noksanını Tamamlayan Varlıktır 01-01-1970 03:00 İnsanın İhtiyaç Anlayışı 01-01-1970 03:00 Seviyesiz Ortamlardan Kaçmak 01-01-1970 03:00 İyilikle Anmak ve Anılmak 01-01-1970 03:00 Dalgınlık ve Dirilik Alemi 01-01-1970 03:00 Uyutan Bilgi İle Uyandıran Bilgi 01-01-1970 03:00 Aczimizi Bilmek 01-01-1970 03:00 Hayvanlar boğazdan insan kulakdan beslenir 01-01-1970 03:00 İnsan-I Gafil Ve İnsan-I Kamil 01-01-1970 03:00 Dünyada İkinci Kez Doğmak 01-01-1970 03:00 Yem Ve Tuzak 01-01-1970 03:00 Akıl Ve Ziya 01-01-1970 03:00 Akıllıların düşmanlığı cahillere iyiliktir! 01-01-1970 03:00 Hz Mevlana Nın 748 Vuslat Yıl Dönümü 01-01-1970 03:00 Ahmaklığın Karanlığı 01-01-1970 03:00 Labirentteki Peyniri Bulmak 01-01-1970 03:00 Akıl ihtiyarı ve vücud ihtiyarı nı anlamak! 01-01-1970 03:00 Mustafa Tatcı Hocamızın Yunus Emre Gayretini Anlamak! 01-01-1970 03:00 His Nuru İle Hak Nuru 01-01-1970 03:00 Ey hüznüm! Nedir senin derdin 01-01-1970 03:00 15 Temmuzun Gerçek Ve Sahte Kahramanları 01-01-1970 03:00 Mustafa Tatcı Hocamızı Tanımak 01-01-1970 03:00 Mesnevî' den Kısa Notlar Ve Açıklamalar – 1 01-01-1970 03:00 Eşyalar da Konuşur 01-01-1970 03:00 Lokma’dan Lokman’a 01-01-1970 03:00 İnsanın Hakiki Sermayesi Yokluktur! 01-01-1970 03:00 Hakiki Hayal İle Sahte Hayal! 01-01-1970 03:00 Para Kazanmak Ya Da Gönül Kazanmak 01-01-1970 03:00 Odaklanmak 01-01-1970 03:00 Toprak Sofrasından Gayb Sofrasına 01-01-1970 03:00 Ten Şişmanlığı İle Gönül Şişmanlığı 01-01-1970 03:00 Huzur ve Hazret Hakkında 01-01-1970 03:00 Aklın Başa Gelmesi! 01-01-1970 03:00 Biraz da Canımızı Tanıyalım 01-01-1970 03:00 İnsaflı Olmak 01-01-1970 03:00 Anlayış Ve Ayırd Ediş Kabiliyeti- 2 01-01-1970 03:00 Ayırd Ediş Ve Anlayış Kabiliyeti -1 01-01-1970 03:00 Varlık Ve Yokluğu Anlamak 01-01-1970 03:00 Anlamlarımız Duramıyor ve Dinlemez! 01-01-1970 03:00 Akıllı Akıl İle Akılsız Akıl 01-01-1970 03:00 Hep İçimizdeki Öküz Yüzünden 01-01-1970 03:00 Anadolu İrfanı Ve Hz Harakani K.S - 2 01-01-1970 03:00 Ödünç Bir Hayatımız Var 01-01-1970 03:00 İlahi Akıl İle İnsani Akıl 01-01-1970 03:00 Anadolu İrfanı Ve Ebul Hasan El Harakani Ks Yi Tanımak 01-01-1970 03:00 Savaş Türklerin İşidir! 01-01-1970 03:00 Bedenin Duyguları Ve Ruhun Duyguları! 01-01-1970 03:00 Dürüstlük Kazanır 01-01-1970 03:00 Cennette Hayal Tablonuz Olsun 01-01-1970 03:00 Yol Gulyabanileri 01-01-1970 03:00 İnayet Ve İhsan Beklemek 01-01-1970 03:00 Beden Gözü İle Can Gözü 01-01-1970 03:00 Geylani Hz 'den İkaz Ve Nasihatler 01-01-1970 03:00 Her cins kendi cinsi ve zevkiyle beraberdir 01-01-1970 03:00 Huzursuz İnsan 01-01-1970 03:00 Arif Olana Bir İşaret Yeter 01-01-1970 03:00 Manalar Ve Kavramlar Varlık Ve Mana 01-01-1970 03:00 İmansızlığın Ve Dinsizliğin Cinneti! 01-01-1970 03:00 Dünya Sağlıkda Sınıfta Kaldı! 01-01-1970 03:00 Anlama Kuvvetleri Ve Mertebelerini Tanımak 01-01-1970 03:00 Noksanlarımız ve Dualarımız 01-01-1970 03:00 Dert de Hak'dır Deva da Hak'dır! 01-01-1970 03:00 Maddi Ve Manevi Sebebler 01-01-1970 03:00 Krizi Fırsata Çevirmek 01-01-1970 03:00 Azgınlaşmak Ve İlahi İkaz 01-01-1970 03:00 İnsan Hakkında Alimlerin Görüşleri! 01-01-1970 03:00 Varlık alemi ve gayb alemi yaratılmıştır! 01-01-1970 03:00 Attığın Zaman Sen Atmadın 01-01-1970 03:00 Bakış, Görüş Ve Anlayış 01-01-1970 03:00 Düşünmek Ve İbret Almak 01-01-1970 03:00 İnsani Huy Ve Hayvani Huy 01-01-1970 03:00 Yetemanın Hakkını Verin! 01-01-1970 03:00 Evin Anahtarlarını Şempanzeler Kaparsa 01-01-1970 03:00 Mukaddes Bir Hayal İçinde Başka Hayaller Peşindeyiz 01-01-1970 03:00 Ruhun Garip Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Nafakasının Azlığı Yüzünden Padişaha Kızan Köle 01-01-1970 03:00 Şeytan'ın Tahammülsüzlüğü 01-01-1970 03:00 Doğu Türkistan Ve Türkiye’nin Tavrı 01-01-1970 03:00 Kimse kimsenin ayıbını örtmüyor! 01-01-1970 03:00 Cennette bir hayal tablon olsun! 01-01-1970 03:00 Dine Olan Kin Lezzet Haline Gelirse! 01-01-1970 03:00 Mana Ve Surete Bakış 01-01-1970 03:00 Tesir Ve Eser 01-01-1970 03:00 Karmaşa Ve Hakikat 01-01-1970 03:00 Mecnun Ve Devesi 01-01-1970 03:00 Düşünmek ve İstidat 01-01-1970 03:00 Bakış Açısı 01-01-1970 03:00 “Kıssa, mesel” ve “maksad” 01-01-1970 03:00 Halkın Talepleri Ve Seçimin Sonucu 01-01-1970 03:00 Görünmeyeni Görmek! 01-01-1970 03:00 Uyanık Olmak! 01-01-1970 03:00 Abdestli Bürokrasimiz Ve Mağdur Vatandaş 01-01-1970 03:00 Kin Kardeşliği Ve Din Kardeşliği 01-01-1970 03:00 Gönül Ve Nefsin Farkı 01-01-1970 03:00 Olgunluğun yegâne sahibi 'Hak’tır ve insanın olgunlaşmasını ister! 01-01-1970 03:00 Kendi kendine kasd etmek! 01-01-1970 03:00 Ümmetin Asra İz Bırakan Lideri: Prof. Dr. Necmeddin Erbakan 01-01-1970 03:00 Eyüb'ün Tavukları 01-01-1970 03:00 Gönül belediyeciliği eylem adamı olmakla başlar! 01-01-1970 03:00 İman, ayırd etmek taraf tutmaktır.. Din ehlini kin ehlinden ayırt etmektir 01-01-1970 03:00 Hak Tabiatı İle Ten Tabiatının Görüşü 01-01-1970 03:00 İyi İle Kötü Huyların Savaşı 01-01-1970 03:00 Bakış ve görüş 01-01-1970 03:00 Ateşin oğulları, suyun oğullarının düşmanıdır! 01-01-1970 03:00 Adı Hasan huyu da hasendi! 01-01-1970 03:00 ''Gönül'' Belediyeciliği 01-01-1970 03:00 Aslın neyse seni çeken odur! 01-01-1970 03:00 Bu Alem Tersine Çakılı Nal İzleriyle Doludur 01-01-1970 03:00 Hz. Mevlâna’nın Akıl Hakkındaki Görüşleri 01-01-1970 03:00 Yokluk yolunun yolcuları çok iyi bilirler ki ‘’Yol sevgiliden ibarettir’ 01-01-1970 03:00 Emanete hıyanet etmek! 01-01-1970 03:00 Teamül Ve Temayül 01-01-1970 03:00 Aday Adayların Evsaf ve Düşüncesi 01-01-1970 03:00 Maksadı Ve Meramı Anlamak 01-01-1970 03:00 Taban Hizmetkârı Belediye Başkanı Aranıyor 01-01-1970 03:00 Cins Oluş ve Cinsiyet 01-01-1970 03:00 İdeal bir belediye başkanı! 01-01-1970 03:00 Sabredenleri Müjdele! 01-01-1970 03:00 Gerçek Dostluk Yokluk Günlerindeki Dostluklardır 01-01-1970 03:00 Üstünlükler Ve Hallerin Değişmesi Hak'tandır 01-01-1970 03:00 İnananların İmtihanı 01-01-1970 03:00 Gözler Kör Olmaz Lakin Kalbler Kör Olur 01-01-1970 03:00 Yeni Dönem ve Gençlik Erozyonu 01-01-1970 03:00 Nice Elbiseler Gördüm İçinde İnsan Yok 01-01-1970 03:00 Ölümsüz eserler ve fikirler hakkın bakış ve görüşünden doğar 01-01-1970 03:00 Mazlumun kuruyan dudağına söyleyin gülsün! 01-01-1970 03:00 Ekmekle Gelişen Ve Büyüyen Hayat Ekmek İster 01-01-1970 03:00 Hak Ve Batıl’ın Mücadelesi 01-01-1970 03:00 İşte rahmetli Erbakan hocamızın unutulmayan ölümsüz sözleri! 01-01-1970 03:00 Vatandaşların Nüfus Ve Tapuda Yaşadığı Sorunlar 01-01-1970 03:00 Kalblerinde Maraz Olanlar 01-01-1970 03:00 İnsanların En Hayırlısı İnsanlara Faydalı Olandır 01-01-1970 03:00 Kendimizi Tamamıyla Dünya İşlerine Verdik 01-01-1970 03:00 Anlamlar Sebeplere Eğreti Olarak Verilmiştir 01-01-1970 03:00 Hak ölümsüzdür! 01-01-1970 03:00 Zorlaştırmayın Kolaylaştırın 01-01-1970 03:00 İman ayırd etmektir taraf tutmaktır! 01-01-1970 03:00 Yolun Yalancıları Ve Yabancıları 01-01-1970 03:00 İnsanı yücelt ki devlet yücelsin! 01-01-1970 03:00 Neseb Bağını Yeniden Kurmak 01-01-1970 03:00 Hakikatler, Bulunduğu İsmin ve Kalıbın Manasında 01-01-1970 03:00 Belediyelerin Kat Adaletsizliği 01-01-1970 03:00 Değişmekte Zorlanıyoruz 01-01-1970 03:00 İstikamet Şuuru Ve 2019 Seçimleri 01-01-1970 03:00 Davasının Ve Milletin Adamı Olmak 01-01-1970 03:00 Tevazunun Ve Eşitliğin İktidarı 01-01-1970 03:00 Hazımsızlık Çekenlere 01-01-1970 03:00 İnsanların En Hayırlısı İnsanlara En Faydalı Olandır 01-01-1970 03:00 Değişimin Zil Sesleri.. 01-01-1970 03:00 Uyarıyoruz! 01-01-1970 03:00 Yarının Molla Kasımları 01-01-1970 03:00 Hak Yolcusunun Varlıkla İşi Olmaz 01-01-1970 03:00 Milli Görüş Tabanlılar AK Parti’den Neden Tasfiye Edildiler 01-01-1970 03:00 İdeal Belediye Başkanı 01-01-1970 03:00 Sırdan Surete 01-01-1970 03:00 Her Şey Dürüst Olmakla Başlar 01-01-1970 03:00 Yahudi Padişah Ve Hilekar Veziri 01-01-1970 03:00 Bu gidişle Kripto FETÖCÜ’ler ancak mahşerde çözülür! 01-01-1970 03:00 İstikamet Ve Handikap 01-01-1970 03:00 Milletin Zaferi 01-01-1970 03:00 Timsah Gözyaşları 01-01-1970 03:00 Sahte Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Hayal Kırıklığı 01-01-1970 03:00 Kanadı Kırık Kuş 01-01-1970 03:00 El İnsaf Nuri Hocam! 01-01-1970 03:00 Kim Miyiz.!İşte Gerçek Kimliğimiz 01-01-1970 03:00
haber yazılımı