Mustafa Tatcı hocamızın piyasaya yeni çıkan olgunlaşan son dönem eseri ''Yunus Emre Divanı büyük boşluğu dolduran emek ürünü bir eser. Daha önceki yazımızda dile getirdiğimiz gibi Yunus Emre Divanı mutlaka herkese özellikle genç kuşağa ulaştırılması, okunması, dağıtılması her ev ve okulda kütüphane de bulunması gereken tasavvufi ve irfani lugat bir şaheser.
Mustafa Tatcı hocamızın son birikimleri ve eserlerini mutlaka almak istifade etmek gerekiyor. Çünkü hocamızın farklı irfani ve arifane tarzı insanın sıkmadan anlayış idrak yolunu açıyor genişletiyor.
Biz dünyaya Allah'ı idrak etmek için bilmek ve sevmek, yani ona kul olmak için geldik diyen, Hocamızın 2008 de piyasaya çıkardığı Yunus Emre yorumları adlı eserindeki ön sözünde ki açıklamaları yokluk yolunun yolcuları ve taliplilerine belki yüzlerce sayfa ve ciltte öğreneceği gerçekleri yani ilahi hakikatleri kısa ve öz akıcı üslupla özetlemiş.. Hocamız önsözünde ''Yunus emre kimdir'' mesajı nedir sorusuna, yine Hz Yunus ve Niyazi Mısri'nin dizeleriyle cevaplar vermiştir. Akademik çevrede ki klasik yunus emre tanımı ve anlayışını yıkmış yerine Hakikat Yunus' unu ve onun dilini mesajını insanlığın farkındalığına ve gözlerinin önüne koymuştur.
Hocamızın bu uğurda eski yeni gösterdiği yahut göstereceği bütün gayretin bir Hak gayreti ve vergisi olduğuna inancım tam. Mustafa hocamızın kim olduğu ve derdini anlamak için önsözünden aldığım kısa alıntıları sizlerle paylaşmak gereğini hissettim.. Biz hocamızı yeni tanıyan dışarıdan bir muhibiyiz. Hocamız bir kusurumuz varsa cahilliğimize bağışlasın umuduyla.. Buyrun
İnsanı yeniden inşâ etmek! Zamanı âna getirmek, insanlığın fikirlerini, hayâllerini ve rüyâlarını tekâmül ettirmek, insanlığı süflîden alıp ulvîye taşımak, onu hakka, hakîkate hazırlamak, kulluk bilinciyle donatıp Allah’a lâyık hâle getirmek! Esasen peygamberlerin ve onların izinden giden kâmillerin misyonu da insanlığa mirâsı da budur.
Bu mirâs, putların ve putlaştırdıklarımızın kırılıp insanın hakîkatte yeniden inşâ edilmesi şeklinde özetleyebileceğimiz değerler manzumesidir. Başka bir şey değil!
Hz Yunus taklit değil, tahkikti. Bizim de tahkike dönmemiz gerektiğini, ilimden irfâna ; sûretten mânâya geçmemizi istiyordu. “Hakîkatin mânâsını şerh ile bilmediler!” diye ikâz ediyor efsâne bilgilerimizi havuza atıyordu. Gözü çobanda gönlü yabanda, adı müslüman gönlü keşişleri nefsini bilmeye çağırıyordu. “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir!” diyerek gerçek ilmin nefsimizi bilmek olduğunu öğretiyordu.
Yûnus, önceki gelenlerin sonuncusu, sonraki gelenlerin ilkidir.
Bu ne demektir?
Evet hiç şüphesiz Yûnus, kendinden öncekiler gibi yaşadı, kendinden öncekiler gibi bir insan-ı kâmilin, bir mürşid-i hakîkînin eğitiminden geçti, fakat o, “İlk adım Yûnus idi adımı âşık takdım/Terk etdim ud u edeb şöyle haber bırakdım” diyerek aşk ile sülûk ederek vardığı nihaî noktada eski Yûnus’u ve adıyla beraber nefsî benliğini tarihe gömdü.
“Adın değiştirmeyenler bu yola gelmediler!” dedi ve adını değiştirdi. Önceki Yûnus’u sildi, yeni bir Yûnus olarak karşımıza çıktı. “İki kere doğmayan insanların hakîkatte ölü!” olduğunu biliyordu. İkinci kere doğdu ve bize turfanda haberler getirdi!
Yûnus Arapça bilmeyen bu gönül müslümanlarına da hakîkati Türkçe anlattı. Yûnus bu ümmîleri halktan Hakk’a, taklitten tahkîke davet ederken kendi dilleriyle “oku” gönderdi. Onlar da anladılar ve iyi birer “okucu” ve “okuyucu” oldular, gönül kitabından Türkçe okuyup mânâya geldiler. Hâsılı, Yûnus, hakîkati Arapça veya Farsça söyleyen önceki gelenlerin sonuncusu, sonraki gelenlerin de ilki oldu.
Nitekim o, gönlü ile beraber dilini de Hakk’ın rengine boyadı. Kendi içini yakaladığı makâmda Türkçe’nin de içini yakaladı. Anadili Türkçe’yi Hakk’ın ve hakîkatin dili hâline getirdi. Sonra döndü, gönlüyle birlikte vahiy onun kalemiyle gökten yere Türkçe indi; Türkçe'nin Cibrîl'i oldu.
Evde, sokakta ve pazarda konuşulan sözler onun kalemiyle göklere kanatlandı. “Dil hikmetin yoludur!” diye bayrak açtı, önümüzden gitti. Arkasından gelenlerin de üslûbu oldu, Yûnus! Arkasından gelenlerin de üslûbu oldu, Yûnus!
Erenler Yûnus’tan sonra hakîkati Türkçe anlatır oldular. Niyâzî-i Mısrî bu sebeple “Bu sözün Yûnus’u Mısrî değildir!” yahut “Niyâzî’nin dilinden Yûnus durur söyleyen!” dedi.
İzine basanlar biliyordu ki sulak bahçelerde yetişen “şeker kamışı” gibi şeker (=hakîkat) yüklüydü. Tapduk’un kovanında ballar balını bulmuştu. Sözleri, özünden süzülüp gelen süzme bal, tortusuz yağ gibiydi. Dilindeki bu letâfet ve nükte, yükünün şeker, bal yahut yağ (=Hak sırları) oluşundandı. Nâdânın anlamadığı bir nükte de şu idi ki bu aşk ve mânâ dilimizin kurucusu olan zat ümmî idi. Evet, bu kelimede hiç bir mecâz söz konusu değildi. O bir ümmî idi.
“Medreseler müderrisinin okumadığı aşk dersini” okudu ve gönlünü dil eyledi. Kendisi aradan çıkmış “Yaradan” kalmıştı; dilinden dökülen sözler Hakk’a aitti. Bu sebeple nefesinden kaleme dökülen her söz “ilâhî=Allah’a ait” oldu ve yine bu sebeple o, dilimizin gönlü, gönlümüzün dili oldu. Bu özelliğini şöyle ifade etti:
Ol dost bana ümmî demiş hem adımı Yûnus komuş
Dilim şeker gövdem kamış bu söyleyen nemdir benim
Bize yol yordam öğretti. “Dağ ne kadar yüce olsa yol onun üstünden aşar” diye ikâz etti, sevgi ve sabırla yolların nasıl aşıldığını bizatihi gösterdi. Yolları yola, çokları bire indirmeyi biz onun târifiyle öğrendik: Onun verdiği haberle adresimizi şaşırmadık! Bütün derdimiz var olmak içindi. “Kimde varlık var ise gitmez gönül darlığı!” diye ikâz etti, varlığımızdan soyunduk. Yolda yokluğa uğradık. Vehimden kurtulduk, kendi gerçeği ortaya çıktı. Benliğimiz bize döndü; sûretimiz öze döndü. “Ben bir âletim arada!” sözüyle irkilip vücûdu, vâhide verdik.
Verdiği ilhâmla sâzımız dile geldi. “Diledi göre yüzün işide kendi sözün” kavlince kendinden kendine söz oldu konuştu; göz oldu görüştü. Varlık defterinden benliğimizi onun nasihatleriyle sildik ve kendimizi onunla bildik.
Yûnus bir haber verir işidenler şâd olur
Gence uğrasam diyen izlesin eren izin
kavlince bu söze kulak verip işidenler, erenler izini izledi, şâd oldu, hazineye kavuştu. Her biri bir Yûnus oldu.ğü
Yunus bize Allah’ı öğretti!
Yûnus bize “Aslım Hak'tır şek değil” diyerek varlığın özüyle tanıştırdı. Durduğu yerin “Tûr”, gönlü tecellîye mazhar olmayanların işinin zor olduğunu öğretti. Bu sonsuz tecellînin “Hak” olduğunu; “Hak'tan başka bir nesnenin olmadığını” söyleyerek bizi ikilik med-cezrinden kurtardı.
Yaradan'ı orada, burada değil, içimizde aramayı öğretti. Nereye dönersek Onun vechini göreceğimizi, parmağımızın değdiği havanın, aldığımız nefesin, hülasa varlığı bir deryâ gibi saranın “O” olduğunu öğretti.
“Sen ve ben” denen yerde “Allah'ın olmadığını: “Gir gönüle bulasın Tûr/Sen ben demek defterin dür” diyerek Cenâb-ı Hakk'ın kâmillerin gönlünde tecellî ettiğini anlattı. “Her davâdan geçen kişinin Hak'tan yana uçacağını” müjdeledi. “Hak doludur iki cihân!” diyerek görünen ve görünmeyen her şeyin Onun eseri olduğunu bildirdi.
Yûnus Emre vücûd birliğini Türkçe anlattı.
Ve biz “Hak’tan ayrı ne vardır?” diyen Yûnus’la varlık ve eşyânın mâhiyetini anladık. Varlığa dışarıdan -anlamadan- bakarken onun sözleriyle içerden bakmayı öğrendik. dünyevî sıkıntılarla daralan gönlümüz onun zamân ve mekân üstü irşâdıyla genişledi. Binbir ihtirâs, şehvet ve kîn çamuruyla yoğrulmuş tabîatımızla çırpınıp duruyorduk. “Bu bendeki ben” diyenin “O” olduğunu öğretti, gönül darlığından kurtulduk. Ondan aldığımız küçücük bir ilhâmla göklere kanatlandık.
Yûnus bize sevmeyi öğretti!
O bize sadece dil öğretmekle kalmadı, sevgiyi de öğretti. Biz, Cenâb-ı Hakk’ın sevilince bilineceğini “Ol dost ile benim işim ölüp dahı bitmeyiser/ Bu niçe ola kim bite çün gönülde dost sevile” diyen aşk müderrisi Yûnus’tan öğrendik.
Hakk’ı gerçek sevenlere cümle âlem kardaş gelir” düşüncesini biz ondan öğrendik. Hak’tan ayruk ne vardır, kalma gümân (şüphe) içinde” diyen Yûnus bizi, karıncaya ulu (=Hak) nazarla bakmayı öğretti. O “Miskîn Yûnus gözün aç bak iki cihân dopdolu Hak!” diye Türkçe anlatmasaydı, anam, babam, atalarım ve dahi bütün Türkçe konuşanlar “eşyânın Hak ile kâim olduğunu” anlamayacaklardı.
“Düşmüş idim o kaldırdı, varlığın bize bildirdi” diyen Yûnus düşüp de doğrulanlardandı.
Varlığa düşenin nasıl doğrulacağını, kendinin Hak’ta ve hakîkatte nasıl uyanacağını biliyordu. “Yâ elim al kaldır beni/Yâ aslına erdir beni” diye niyâz ede ede kapıdan içeri girdi. Tecrübeliydi. Dönüp de düşenlerin dostu oldu.
Yûnus bize iki denizi birleştirenlerle yüz yüze gelmemizi sağladı! Gönlümüzle tanıştırdı! Nefsimizle barıştırdı. Toprağa, karıncaya, insana, eşyaya, Hak nazarıyla bakmamız gerektiğini anlattı.
Yûnus bize bilmeyi öğretti!
Gelenler bildi, gördü, buldu. Gelmeyenler ise ne bildi, ne gördü, ne de buldu. Gelemediler zirâ aşktan eser duymamışlardı. Onlara ölümlü olduklarını hatırlattı:
Ne gelmeğin gelmek durur ne bilmeğin bilmek durur
Son menzilin ölmek durur duymadın aşkdan bir eser
Kapıya kadar gelip de direnenlere, taşrada gezenlere, seyrân edemeyenlere hayıflandı.
Yûnus bizi teferruattan kurtardı. İnsanın, nefsinden Allah'a –kendinden kendine- yolculuk yapabilmesi için tek bir şeye ihtiyacı olduğunu söyledi:
Aşk!
“Ete kemiğe büründü, Yûnus diye göründü!” “Biz sevdik âşık olduk, sevildik maşûk olduk!” dedi kestirmeden gitti. Âşıkın sonunun mâşûk olduğunu öğretti. İnsanın kendini gerçekleştirmesi, noksanlıklarından kurtulup tamamlanmış bir varlık hâline gelmesi için aşktan başlaması gerektiğini söyledi. Aşksızları aşka davet etti. Hemen bir karıncaya ulu nazarla işe başlanabileceğini, aşksız olanların yabanda (=dağda) yırtıcı bir hayvan mesabesinde kalacağını söyledi.
Aşksızlara benim sözüm
Benzer kaya yankısına
Bir zerre aşkı olmayan
Belli bilin yabandadır
Nihâyet “İşitin ey yârenler” diyerek çok haberler verdi Yûnus.
Yûnus bir haber verir işidenler şâd olur
Gence uğrasam diyen izlesin eren izin
kavlince bu söze kulak verip işitenler erenler izini izledi, şâd oldu, hazineye kavuştu.Yorumlar kendi zevkimize göre yazılmıştır!
Şu da bilinmelidir ki Yûnus Yorumları kendi zevkimizin mahsûlü olup gönül kalemiyle yazılmıştır. Doğrusu şerhi yapılan şiirleri tekrar değerlendirecek olsak hiç şüphesiz yepyeni yorumlar ortaya çıkacaktır. Bu yorumlara katılıp katılmamak okuyucunun takdirine bırakılmıştır. Fakîr, bunları o andaki hâlet-i rûhiyyemiz ile değerlendirdiğimiz için yorumların değişebileceğini baştan kabul etmektedir. Nitekim Yûnus da “Cânım seni seveliden benim hâlim hâle döner” ifadesiyle âşıkların bir kararda durmadığını, hâlden hâle geçtiğini söylerken bizim de gönlümüzü okuyor gibidir.
*
Nihayet bu eserde hayâtımızın aslı ve hâsılı olan aşka ve irfâna yûnus'un penceresinden yeniden bakılmakta, âlemin ve âdemin hakîkati Yûnus’un tecrübelerinden hareketle anlaşılmaya çalışılmaktadır. Yûnus'un her biri ilâhî bir fermân olan nutk-ı şerifleri yangına düşmüş sînelere dermân olmaya devam etmektedir. Yûnus'un tecrübelerinden nasiplenen güzel gönüllülere aşk olsun vesselâm!
Allah bizi hocamızdan ve bilgisinden istifade edenlerden kılsın.Amin
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)