Hz Mevlâna’nın eserlerinde samimi müntesibe verilmek istenen gizli bir öz vardır ki o da eserlerindeki dilidir. Aslında mesele o dili anlamak kavramaktır. Hz pirin eserlerini okuyan insanların bazısı hikayelerin tesirinde şeklinde kalır. Bazısı da beyitlerin ahengiyle coşkun bir hal bulur. Onda ki bu ifade ediş ustalığı, anlatış sıralanışı Hak vergisi bu yüksek kabiliyet, insanı Hz Mevlana ’ya karşı hayran bırakır.
Oysaki Hz Mevlana eserlerinde dilinden başkaca insana birde hakkın bakış ve görüş açısını sunmaya çalışır. İnsana, Hakkı anlayışın idrak edişin yine hakkın bakış ve görüşünden doğduğunu, çoğaldığını insanın onun bakış ve görüşüne sahib olmasını ister.
Hz Mevlana’nın kaynağı kuran ve hadistir. O bakışı ve görüşü hakkın inayetiyle oradan elde etmiş insanlığa ışık saçmıştır. Pirin o kadar aydınlatıcı ve çarpıcı görüşleri ve bakış açısı var ki bir avam olarak anladıklarımı sunmaya paylaşmaya çalışacağım.
AKİS VE ZITLIK
Cihanda görünen şu eserler ve fiilller yaratılmışlar hepsi manaların görünen farklı farklı çeşitleri ve şekillerde ki halleridir. Yani kainat yüce yaratıcımızın isim ve sıfatlarının tecellisinden aksinden ibarettir. Yüce Hak insanları kim daha iyi işler hangisi kötü işler işlediğini görmek yani insanı sınamak için hayatı ve ölümü yaratmıştır.
Hayatı ve içindeki iyi ve kötü işleri yaratan Hakk’tır. Ancak kötü işleri fena işleri sevmediğini insana bildirmiştir Çünkü Hak iyi huyludur o yüzden iyi huylu insanları sever. Zaten maksad Hakk’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır. İnsan tabiatını haktan almıştır. İnsan topraktan aldığı kötü huylardan çabucak kurtulması temizlenmesi gerekmektedir.
İyi huyun aksi de kötü işlerdir kötü huylardır. Kötü huy ise İyi huyun toprağa yansıya aksindendir. Mukayyet zaman mana bulur vücut olur görünür. Zira yüce Hak bu alemi zıtlarla kaim kılmıştır. İnsanı bu zıtlarla sınamaya tabi tutmuştur.
Ancak bu zıtlık ahiret aleminde yoktur orada zıtlık giderilmiştir. Zıtlık sadece bu varlık alemindedir. Yaşadığımız bu alem Mana aleminin aksindendir yani yaratılmıştır. Yani Mana alemine nispetle yaşadığımız bu maddi alem anlaşılması yönünden tersine çakılmış nal izleri gibidir.
Orada gün vardır ama buradaki güne benzemez. Orada güneşler vardır ama bu dünya güneşine benzemez. Oranın ışığı aydınlığı nurdur. Cennette ağaç vardır ama bu dünya ağacı gibi değildir. Orada nehirler vardır ama buradaki nehirlere benzemez.
Hayatta bu (varlıkların) akislerin birde zıtlıkları vardır. Hayat ve ölüm gibi. Güneşe kıyasla karanlık gibi. İmana nisbetle küfür gibi. Ademe nisbetle yokluk gibi. Fakirliğe nisbetle dilencilik gibi. Güneşe nispetle gece gibi. Işığa nispetle gölge gibi. Meleğe nispetle şeytan gibi. Ruha nispetle nefis gibi. Tövbeye nispetle günah gibi.
ASL VE AKS
Varlık alemi bir aslın akisleridir. Bu varlık şeklinde görünen akislerin hepsinin gayb aleminde bir aslı vardır. Bu akisler o asıldan gelir ve aslına dönerler. Ama bu asıl, asla esere benzemez. Akis başka, asıl başkadır. Akisler yansımasını o sonsuz asıldan alırlar.
Örnekle, bu yaşadığımız gökler, gayb alemindeki yüce göklerin aksinden ibarettir. Ama bunlar bir birine benzemezler. Bir başka anlatışla ve anlayışla, bu varlıklar yani akisler, mana aleminin vücud verilmiş remizleridir. Yani mecaz sembolleridir. Temsili gibidir. Bu yüzden alimler mecazlar ve semboller hakikatin perdeleri olduğu gibi bir yönden de köprüleridir buyurmuşlardır.
Çocuk babasının sırrıdır. Azdan çoğu anlamak, parçadan bütünü bulmak, izden eseri görmek, buğday tanesinden ambarı veyahut sebebin ardında müsebbibi bilmek hikmeti anlamak içindir.
Bu akislerin aslının bir mahzeni ve bir madeni vardır. O madenin mahzenin anahtarı İse hakkın kudret elindedir. Ama bu dünyada insana kabiliyetince verilen anlayışındadır. Yüce Hak dilediğine takdir ettiği miktarda buradan verir ve alır.
Bu sınırsız madenlerdeki lütuflar, kahırlar ve ihsanlar salt manalardır. Yani sağlık sıhhat, rızık, iman, aşk, ilim, hayat, güzellik, fakirlik, zenginlik, varlık, yokluk ayanı sabiteler halindedirler. Yüceliklerine göre saf halindedirler. Ancak ve ancak Yüce Hakkın izinle yani yüce bir emirle oradan gelir bu dünyada bir şekilde onda bunda görünürler.
Bu manalar her şeyin kabınca mukayyet zaman için bir kalıba verilir ve görünür nihayetinde isteyerek istemeyerek te olsa geri döndürülürler. İnsan bunların içinde misyon itibari ile yüce mana taşır. Canlı cansız herkes bu akislerin manasını yani aslını taşır. Ama bu kalıbların hepsi bu dünyada fanidir yani geçicidir.
Bu durum kıyasla suya aks eden bir ağacın, ayın, yıldızın veya güneşin görüntüsü gibidir. Güneş karanlığa gömüldü mü suda aksi kalmaz. Ancak güneş batmadı kaybolmadı ama kıyamete dek var. Gece dolunay ortaya çıkınca suya akseden ay da aynıdır. Gündüz olunca suda ayın aksi yoktur. Ama bu bize bir düşüncedir verir. Yani bir şeyi anlamak için anlatmak içindir.
İşte tersine nal izlerine benzeyen anlayış şekli burada kendini gösterir. Burada pek ince anlaşılması gereken ters bir müşkül var ki bunu anladın belledin mi hayat atlasının nur düşüncesinden yapılı kumaşının ipini tutarsın.
Bu güneşin ve ayın anlatılan akis örnekleri varlık alemindeki suya vuran akislerdir. Ama daha öte bir irtifa anlayış ister ki oda şunu farketmek ayırmaktır.
O da şudur; Mana aleminin varlık alemine (aksi) aksi başkadır. Varlık aleminin sudaki aksi ile mana aleminin varlık alemine aksi başkadır. Orası başka bahistir burası başka bahis. İnsan bu remizden işaretlerden yani ayetlerden uyanıklığı nispetinde gerçek bilgiye ulaşır. Ne kadar uyanık o kadar nakit elde edersin.
Ama mana alemine nispetle o ay bu ay değil, keza bu güneşte oradaki yani hakikat alemindeki güneş değildir. Sınırlılık aleminden sınırsızlık alemini ölçmek tasavvur etmek mümkün değildir.
Ancak örnekle ve kıyasla delil getirilebilir. İşte varlığa, sınırsızlık aleminden yansıyan akislerde bu işaretler semboller şeklindedir. Ama bize eser gibi görünen akisler semboller işaretler asla aslına benzemezler. Asıl başkadır. Eser başka.
Bu aslın varlığa yani akislere benzememesi hali, bir buğday tanesinden birinin buğday ambarını anlamasına bulmasına benzemez. Yahut bir avcının ceylanın ayak izinden takiple ceylanı yakalamasına benzemez. İşte bizim anlatmak istediğimiz sıhhatin vücut bulmamış kalıbsız halidir yani mana halidir. insanda şekil bulmuş haline benzemez. İnsan meniden yaratılmış ama meniye benzemez gibi…
Hz. Pir bu benzememezliği şöyle izah eder. Ekmek buğdaydan olmuştur ama buğdaya benzemez. Meyve ağaçtan meydana gelmiştir ancak hiç bir ağaç meyveye benzemez. Şeytan ateşten yaratılmıştır ama ateşe benzemez. Daha özetle Adem topraktan yaratılmıştır ama toprağa benzemez... Hasılı hiç bir asıl esere benzemez siz bunun aslını bilemesiniz buyurur.
Burada insana isabet eden yomluluk ya da yomsuzluk hali, o mekânsızlık âleminin bir aksinden ibarettir. Hz Mevlana bu hususu çok güzel izah etmiştir.
Başımıza gelen her şey yani bir suçun veya bir iyiliğin karşılığının mükâfatı ve mücezatıdır demiştir. Yani çektiğimiz ceza yaptığımız bu suçun karşılığıdır şeklinde ifade eder. Ama çoğu insan bunun neden niçin hangi suçtan yada ihsandan olduğunu sebebini bilemez. Ancak hakkın diledikleri bundan müstesnadır...
HER İNSANIN BİR ANLAYIŞI VARDIR
Nasıl ki kainatın durduğumuz alçak yerden yükselen gökyüzüne doğru ayı güneşi yıldızları felekleri ve bilinmeyen daha öteleri varsa, İşte İnsanda da her anlayışın ayrı gökyüzü bir ayı yıldızı güneşi ve felekleri vardır. Biz buna insanın gaybı diyoruz. Hepsi insanda mevcuttur. Her insan kendi gaybını anlayış, biliş, buluş ve ifade edişle, ona göre değerli ve değersiz olur. İnsanın kendi içindeki gayb alemi buna benzer.
İnsanın anlayış alemini böyle düşünülür ve ifade edilir. Çünkü varlık aleminin remizlerinden, sembollerinden özetle işaretlerinden İnsanda kendindeki gökleri ve içindekilerini ziyadesiyle de ötesini bulur.
Herkese kendi gaybını anlayışla bulma kabiliyeti verilmiştir. Her kez uyanıklığı nispetinde varlığın görünüşüyle kendi içindeki ayı yıldızı ve güneşi arar. Buna nispetle gaybını anlar bulur tanır fark eder.
Alimler bu anlayış buluş usulünü halini bir atın ayağına tersine çakılmış nal izlerine benzeten örnekle ifade ederler. Zira alem tersine çakılı nal izleriyle doludur. Kim daha ziyade uyanıksa yahut uyanıklık bilgisi verilmişse odur en güzel anlayışa yakın bilgiye sahib olan.
İşte bu manalar bu cihanda sadece insanda cem edilmiştir. Yani insan bu manaların numunelerinin verildiği emanet edildiği bir varlık olarak yaratılmıştır. Diğer varlıklar ise sadece manaların bir yüzü vardır. Diğer varlıklarda bu anlayış idrak ediş arayış yoktur. O yüzdendir ki onlar tek anlam ve şekil taşırlar. Velev ki Hak başka mana onlara yüklemesin.
MANA VE KALIB
İnsan maddi ve mana aleminin küçük bir örneğidir. İnsana bu yüzden alemin özü denir. Ama manaların aslı yani madeni ise Hak katındadır. İnsana ve cihana verilen bu isimler anlamlar manalar bu dünyada fanidirler yani bu cihan ve insan gelip geçicidir. Ama akıllı insan neyi arayacak sa içinde yani kendinde arayacak bulacaktır. Sağda solda aramayacaktır. Yoksa gulyabanilerin yani yol kesicilerin tesirinde kalır.
İnsan manalarla anlar manalarla yaşar. Manalarla bir anlam bulur olgunlaşır. Manalar bir gün bu isim yani bu kalıbların esaretinden nihayetinde kurtulur. Bu kalıblar ise yok olur. Geriye ise sadece mana yani manan kalır.
Hakka yücelen sadece güzel işlerin takvasıdır. Takva ise dünyada yapılan güzel iş ve amellerin manasıdır. O manada amelin ruhudur. İhlasıdır, sıdkıdır. Bu ihlas ve sıdk, ruhun yüzlerce güzel libaslarından sadece ikisidir.
Başka bir anlatışla kişinin hakka sunduğu amelinin içindeki imanı ve gönlüdür canıdır. Zati O canın akside budur. Orada geçerli nakitte budur. Zira cansız ve gönülsüz amel ölüdür. Hakka ulaşmaz. Orada nakit yerine de geçmez. Onun katına saf, ari temiz pak olan ulaşabilir.
O yüzden sufiler manalara değer verir ona yönelirler. Varlıkta manadan yokluktaki manalar madenini bulur öğrenirler. İnsanı yüceltecek olanda alçaltacak olanda yine bu manalardır. Zira bu manalar ölümsüzdür. Hiç değişmezler. Bugün bizdedir yarın başkasın da yaşanır. Eskiden de sonradan da bu hep böyledir.
İnsan öldükten sonra geriye ya iyi adı ya da kötü sanı kalır öyle anılırlar Bunun küçük bir örneğidir. Kış gider ama manası hep vardır. Bahar da geçer ama manası hep hatıralardadır. Ama bu hatıralar yarın birde bakarız ki gerçeğe dönüşür.
MANA RUH VE CİNSLİK
Her cins kendi cinsine çeker. Her cins kendi cinsini sever. Onunla ünsiyet eder. Manada da cinslik öyledir varlıkta da. Fikirde de böyledir. Ruhta da böyle. Nefste de böyledir. Yani her nefis ya da ruh kendi cinsinden olanı sever. İyi veya kötü insan kendi cinsiyle beraber olur anlaşır.
İnsan ne şekilde anılacağı kıymet bulacağı yada bulmayacağı taşıdığı anlama bağlıdır. İnsanın anlamını ise uğraşısı ve cabası ele verir. İnsan böyle anılır. İnsan ne gaye için düşünüyor, uğraşıyor caba sarfediyorsa insan odur.
Ekmek için uğraşıyorsa insan ekmektir. Hırs içinse hırstır. Şehvet içinse şehvettir. Üstünlük, kibir için ululanmak baş olmak için çalışıyorsa odur. Ama İman için çabalıyorsa odur. Hak için çalışıyorsa odur. Kötülük için çabalıyorsa odur. İnsan O düşünceden ve halinden ibarettir. İnsanın yüklendiği ve taşıdığı bu anlamlar yani manalar nihayetinde insanı ya yüceliğe ya da alçaklığa doğru götürür.
İnsanın amellerin manası mahşer günü insanın şahitleridir. Orada birer surete bürünür iyi ya da çirkin şekillerde insana görünür. Velev ki Hak izin vermemiş olsun. Hatta insanla konuşurlar. O gün iyinin de kötünün de hüneri ortaya çıkar belli olur. Yaptıklarımız, yapmadıklarımız, düşündüklerimiz yani niyetlerimiz yapmak isteyip yapamadıklarımızdan sorumlu olduğumuz gibi. Yaptıklarımız bizim eserimizdir. Ahiretteki kimliğimizdir.
Bu eserlerin ahirette ne şekillerde olacağı o gün belli olacaktır. Nihayetinde ise bütün manalar aslına yani sahibine doğru yücelir gider. Çünkü bütün manaların sahibi odur.
Dünyada bu manalar geçici olarak isimlere ve şekillere büründürülmüştür verilmiştir. Manaların ve isimlerin gerçek sahibi olan Hak, insan bir hiçken, kimseye vermediği kendindeki bu manaları sadece insanda toplamış mukayyet bir zaman ona vermiştir.
Yani insanı kendi manasından yaratmış ve yüceltmiştir. İnsanın bu manalarla hak katına yücelmesini istemiştir. İnsan bu manaların kıymetini bilmemiş aşağıların aşağısına düşmüş Rabbine karşı apaçık nankör olmuştur. Rabbim bizleri kendine inanlardan ve nurundan kılsın. Amin
Ahmet DÜZGÜN
Nihat Güç
İslam’ın Olmadığı Yerlerde Vahşet Ve Dehşet Kardeş Olur
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Halil MERT
Türkiye’de Değerler Sistemi Çöktü…
Burak Çileli
Vahşî-Sebaî Batı’dan Doğu’ya Akan Lağım!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Memiş OKUYUCU
Kapitalizmin Cinneti Sahillerimizi Vururken!
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Songül KARAMAN
ALLAH DER
Seyfettin BUDAK
Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler
Adnan ÖZ
Samsunspor ve mircea lucescu’nun ardından!
Mehmet BOZKURT
Tarih Konuşuyor, Alınacak Dersler Var! - 1
Recep YAZGAN
Bugün öğretmenler eylemde mi tatilde mi!
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Ömer Naci Yılmaz
Erbakan ve Teknoloji
Eyüphan KAYA
Veda Hutbesi insanlık için bir kurtuluş reçetesidir
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Bülent ERTEKİN
Engel Bedenlerde Değil, Vicdanlarda Başlar!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Ahmet SAĞLAM
Mümin mi, Müslüman mı!
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)