Aydınlık ve Işık Kavramları Üzerine - 2

Ahmet DÜZGÜN

30-07-2024 11:41

Sözlükte “aydınlık, ışık” anlamına gelen nûr kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “insanların önünü aydınlatıp doğru ve gerçek olanı görmelerini, hak ile bâtılı, hayır ile şerri ayırt etmelerini sağlayan mânevî ve ilâhî ışık” mânasında kullanılmıştır. Bunun karşıtı zulmettir. “Müminlerin velîsi olan Allah onları karanlıklardan nura çıkarır” meâlindeki âyetlerde (el-Bakara 2/257; el-Mâide 5/16) mecazi anlamda hidayete nur, dalâlete zulmet denilmiştir.

Bu dünyayı sadece beş duyu verileriyle algılayan kişilere pozitivist denir. Onlar bütün olup bitenleri fiziki alanın tezahürü olarak, toplumuda maddi ilkelerle açıklarlar. Halbuki bu maddi dediğimiz ilkelerin yani sebeblerin yahut süretlerin ardında saklı manaları yani manevi hikmetleri vardır. Onunda ardında bu tertibi ve yetiyi ona veren birde kudret vardır. Biz ona müsebbibül esbab diyoruz.

Bu gölge ışığın ardında üstün başka bir aydınlık, bu noksan aklın ardında başka üstün Külli akla değin bir akıl olduğu gerçeğini  kimse inkar edemez. Taki sonuca kadarda böyledir. Aksi durum haliyle noksan ve eksik bir bakış olarak kalır. Sonuç yani son nokta ise ''Tevhid''tir. Sır kendinden kendinedir. Cemadattan nebatata ondan hayvanata değin her süretin anlamlandığı bir bilgi yükü vardır. Taki bu bilgi insan-i cana dönüşene dek varlık da devreder sürekli terakki eder. Bu terakki ancak tevhid ile nihayete erer.

Evet ortada sahne varsa her sahnenin ardında muhakkak bir ''şahne'' bulunur. Ortada bir beden varsa içinde birde can vardır.  Daha ötesi bir anlayışla ona bir bilgi yükleyen ve can veren Yaratıcı vardır.  Gaybe inananların bakışı hem pozitivistin bakışını kapsar hemde onun ötesine geçer. İnanan kişinin görüşü bu ışıkla yetinmez taki Nura varır. Çünkü mümin Allah'ın nuru ile gören kişiye denir. Hakkın kulunu nuruyla desteklemesi ki biz buna furkan diyoruz. Bu nur, insanın varlık mertebelerini iyi bilmesi, tevhidi anlaması ve inanması demektir..

Cenab-ı Hakk’ın isimleri ve sıfatları maddi dünyada sınırlı ama insanda sınırsız ölçüde taayyün eder. Ve bu taayyün esas itibarıyla ahlaki kemal olarak gerçekleşir. Özetlersek; aslı nur olan bu varlık Cenab-ı Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının taayyününden ibarettir. ''Allah yerlerin ve göklerin nurudur.'' ayetinin manası böylelikle zahir olur.

HİCAB, NUR VE NAR KAVRAMI NI ANLAMAK

Ebû Musa (ra) anlatıyor; ( ... ) O' nun hicabı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, vechinin sübuhatı, basarının ihata ettiği bütün mahlukatını yakardı." Hadis-i Şerif- 3470

Bazı rivayetlerde nûr yerine, nâr denmiştir. Nûr'la nâr arasındaki fark veya nurânî ile maddî arasındaki fark nedir? Tam çözülmüş değildir. İlim ve tekniğin ilerlemesi bu hususlarda daha müteyakkız olmaya, Resûlullah'ın nur' la neyi kasdettiğini daha sağlıklı anlamaya yardımcı olmaktadır. Zira en son nazariyelere göre madde ışına (nur'a) dönüşebilmektedir. Şu halde nur, nar ve hatta madde müşterek bir öz'ün farklı kesafetteki temeyyüünden, esma-i ilâhîye' nin feyz-i ilahî suretinde farklı mertebelerdeki tecellisinden ibarettir.

Hepsinin aslını, bazı hadislerde geldiği üzere, Nur-u Muhammedî (Aleyhissalâtu Vesselâm) denen bir ilk, bir irade-i kün teşkil etmektedir. Öyle ise hâlıkla mahluk arasındaki "hicab" izafî bir vakı'adır, Mahlûktan Hâlık'a perdedir, görülmesine manidir, Hâlık'tan mahluka nurdur, aydınlıktır, görmesine engel değildir. Allah "evvel"dir, "ahir" dir, "zâhir"dir, "bâtın"dır, her şeyi "bilen"dir.

Bütün bu söylenenlerden daha makbul bir ma'nâ şöyle ifade edilebilir: "Allah'ı kullara karşı perdeleyen nurlardan bir nur inkişaf edecek olsa, bu nur, değeceği her şeyi helâk eder, tıpkı böyle bir inkişâfta Hazreti Musa'nın bayılıp düşmesi ve Allah'ın tecellî etmesiyle dağların parça parça olması gibi." (Nihâye'den).

Beyt ;

Bir ilimdir ki, bu bütün ilim ve irfân ondadır

İbret ile altı yönden görünen eşyâya bak,

Cümle bir âyînedir kim vech-i Rahmân andadır. 

Mısri ks

Bütün eşya bir aynadır hepsinde Rahmân’ın yüzü ondadır. Görmenin sırrına erişmek yine Allah Teâlâ’nın yardımı sayesindedir. Burada eşya “şey” manasına kullanılmış, eşyanın hakikati olan Allah Teâlâ’nın eşyada zuhur edişini anla ve fark et denilmektedir. Allah Teâlâ’nın zuhuru, perdedir zuhuruna demektir. Eşya hem zuhura sebep hem de engel olmakla perdeleri insanın gözüne çekmektedir.

ALLAHIN VECHİ NE DEMEKTİR

''Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın vechi (zatı) oradadır. (Bakara-115)

Allah'ın vechi "Zât"ı demektir. Vech (yüz) birçok dillerde olduğu gibi Arapçada dahi şahsın yani zâtın kendisini ifade eder. Nitekim dilimizde de "yüzün ak veya kara olması" tabirinde şahsiyetin tebriesi veya tezyifi kastedilir. Öyleyse Allah'ın vechi, Allah'ın zâtı demektir ve basarının ihâtâsı tabiriyle bütün mümkinât yani mahluk âlem kastedilmiştir. Zirâ O'nun basar ve ilmi bütün varlıkları kuşatır. Hiç bir şey O'nun nazarından hâriç, ilminden dışarı değildir.

GAZALİDE GÖRE NUR ve MERTEBELERİ

Gazzâlî marifeti, “Allah’ın kulunun kalbine attığı bir nurla kulun daha önce isimlerini bildiği şeyleri açık seçik görmesi” şeklinde tanımlamıştır. Buna göre marifet sırf bir lütuf olarak Allah’ın kuluna verdiği bir ışıktır. Hz. Ali’nin, “Allah’ı Allah’la, O’ndan başkasını da O’nun nuru ile tanıdım” sözünün anlamı budur.

Allah kendisini kime tanıtırsa O’nu ancak o tanır. Cüneyd-i Bağdadî tarife (tanıtma) ve taarrufa (tanınma) dayanan iki marifetten bahseder. Taarruf Allah’ın kendisini, kendisiyle ilişkisi açısından da eşyayı kuluna tanıtması, tarif ise dış dünya (âfâk) ve iç dünya da (enfüs) kudretinin eserlerini ona göstermesidir.İlki havassın, ikincisi avamın marifetidir. Taarruf Allah’ın lutfuyla O’nu doğrudan tanıma, tarif dolaylı olarak Hakk’ın kendisini kuluna tanıtmasıdır.

Özü itibariyle zâhir olup başka zuhurların kaynağı olan şeye nur denir. Varlıkla yokluk karşılaştırılınca varlık nur, yokluk zulmettir. Her şeyi yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran Allah’ın nurudur. Feyezan yoluyla eşyaya gelen varlık da O’nun zâtının nurudur. Bir nur olan güneşin her zerresi kendisinin delili olduğu gibi varlıkların her zerresi de Allah’ın varlığının delilidir. Allah’ın bâtın olmasının sebebi çok zâhir olmasıdır. Çünkü O’nun nuru nuruna perde olmuştur (Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ, s. 99, 106).

Dünyevî ve maddî nurlar olduğu gibi uhrevî ve mânevî nurlar da vardır. Güneşin, ayın ve yıldızların ışıkları gibi dünyevî nurların bir kısmı gözle, Kur’an gibi ilâhî kaynaklı nurlar ise basiret ve akılla algılanır. “Allah’a, resulüne ve indirdiğimiz nura iman ediniz” meâlindeki âyetlerde (et-Tegābün 64/8; en-Nisâ 4/174) nurdan maksat Kur’an’dır. Kur’an’ın isimlerinden biri de nurdur.

Mişkâtü’l-envâr adlı eserindeki görüşleriyle nur fikrine büyük katkı sağlayan Gazzâlî tek ve hakiki nurun Allah olduğunu, O’nun dışındaki nurlara ancak mecaz yoluyla nur denilebileceğini ifade etmiş ve nuru “zuhur” olarak tanımlamıştır. Ona göre kalpteki gözün nuru baştaki gözün nurundan daha önemlidir; bu sebeple bu gözün görmesini sağlayan nur gerçek nurdur.Sana hakîki nûrun durumunu anlattım: O, kendisi ile idrâk gerçekleştiği halde, kendisinin idrâk edilmediği bir şeydir.

EBU’ l-HÜSEYİN EN-NURİ' YE GÖRE NUR KAVRAMI 

Ebu’l-Hüseyin en-Nûrî kalpte bazı nûrların bulunduğunu söylemekte ve bunları şu şekilde sıralamaktadır: Marifet nûru, akıl nûru, ilim nûru. Ona göre marifet güneş, akıl kamer ve ilim de yıldızlar gibidir. Marifet nûru hevâyı, akıl nûru şehveti, ilim nûru da cehaleti örter. Marifet nûru ile Rab Teâlâ görülür, akıl nûru ile Hakk kabul edilir, ilim nûru ile de Hak’la amel edilir.Arifin kalbinde bulunan nûrun bazı dereceleri olduğundan bahseden Nûrî şöyle demektedir: “Allah bir kimsenin saadetini istediğinde onun kalbine nûr verir ve bu nûr tedricen şu halleri alır: Nûr, ziyâ, şuâ’, kamer, şems. Nûr halindeyken dünyada ve içindekilerden soğur. Kamer halini alınca ahiret ve oradakilerden uzaklaşır. Şems olunca da ne dünyayı, ne ahireti, ne onların içinde olanları görür, Rabbi dışında hiçbir şeyi bilmez olur. Onun cesedi, kalbi ve sözü nûr olur.

HAKİMİ-TİRMİZİDE NUR KAVRAMI

Tirmizî nûrun kelime anlamının “iyilik”, zulmetin ise “kötülük” olduğunu söylemektedir. Ona göre nûr ile zulmet sürekli mücadele halindedir ve dâimî olarak galip gelen nûrdur. İbn Arabî de iyilik ve kötülüğü nûr ve zulmet kavramları ile eşleştirmektedir. Ancak onun bu konudaki kanaatleri Tirmizî’ye nazaran daha kapsamlıdır. Ona

göre sırf kötülük, sırf yokluk ve sırf karanlık aynıdır. Sırf iyilik ise sırf varlık ve sırf ışıktır. İbn Arabî için nûr ile zulmet arasındaki fark bir karşıtlık farkı değil varlık- yokluk farkıdır.

Bu doğrultudaki bir yorumu Şihâbüddin Sühreverdî’de de (ö. 587/1191) bulmak mümkündür.Ancak söz konusu kavramı bu bağlamda elen ilk sûfi olması yönüyle Tirmizî dikkate değerdir.O, nûr ile ilgili açıklamalarını Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan “O,göklerin ve yerin nûrudur” (Nûr, 24/35) ayetine dayandırmaktadır.Bu ayetin müfessirler tarafından çok değişik tefsirlerinin yapıldığını belirttikten sonra esas olarak dokuz çeşit nûrun var olduğunu ifade etmektedir.

Bunlar sırasıyla: Güneşin nûru, ayın nûru, yıldızların nûru, gündüzün nûru, şimşeğin nûru, ateşin nûru, gözün nûru,mücevherin (değerli taşın) nûru ve nihayet dokuzuncusu ise bütün bunların kaynağı olan “Esas Nûr”dur. Bunun dışında sayılan bütün diğer nûrlar O’na delalet ve şahitlik etmektedirler. Bunlar zâhirî nûrlardır, O ise Bâtınî Nûr’dur

Tirmizî’ye göre Allah Nûr’dur, hatta Nûrların Nûru’dur. Hiçbir şey yokken O vardı.Tirmizî’nin bu cümlesi ile bağlantılı olarak, bir anlamda belki de ileride İbn Arabî tarafından mükemmel bir şekilde sistematize edilecek olan vahdet-i vücûdun ilk nüvelerinden olan şu ifadesini de nakletmek gerekir: “Allah’tan, Onun sıfatlarından ve

fiillerinden başka hiçbir şey yoktur (Leyse fi’l-vücûd illallah). Herşey O’nunla, O’ndan ve yine O’nadır. Şayet bir an için âlemden yüz çevirecek (gizlenecek) olsa âlem bir anda yok olurdu. Âlemin (ve mahlukatın) bekâsı O’nun hıfzı iledir.”

Hakîm Tirmizî, nûrun esas itibariyle “Nûrların Nûru” olan Allah’dan geldiğini söyler. O, nûrunu dilediğine yönlendirir. Kimin hayrını dilerse onun kalbine bir nûr bırakır ve o kalb bu nûrla hayat bulur. Bu sayede sadrında yer alan fuâdının gözleri açılır. Sonra burada tevhid nûru işrak eder ve kalb aydınlanır. Daha sonra da Allah ona ubûdeti (Tirmizî’nin kelimeyi kullanışı bu şekildedir) anlaması için akıl nûrunu ihsan eder. O da Allah’dan gelen bu lütfu kabul eder. Kelam âlimlerinin tartışma konularından biri durumunda olan imanın artıp eksilemeyeceği hususu, Tirmizî’ye göre bu şekilde çözümlenmektedir. Kalbte yer alan nûrun artması, imanın artmasına, zulmetin nûra galebe çalması ise eksilmesinedelalet etmektedir. Kalbteki nûrun varlığı bir başka sonuç daha doğurmaktadır. O da marifettir. Marifet nûrları sayesinde nefsin ateşi ve karanlığı ortadan kalkar. Nûrun sadrdaki fiillerinden biri de, burayı havf nûrunun istila etmesiyle havf halinin gerçekleşmesidir. İman nûrunun kalbte bulunması aynı zamanda ruhun nefs esaretinden kurtulmasına vesile olmaktadır. Ruhun nefse değil de kalbe itaat etmesi ise hayanın ortaya çıkmasına sebep olur.

 

DAVUDİ KAYSERİ ve KONEVİYE GÖRE MUTLAK VARLIK NURDUR 

Varlık ve Yokluk Sadreddin Konevî’ye göre mutlak yokluktan söz etmek mümkün olmamakla birlikte, Mutlak Varlığın karşısında yokluk düşünülebilir. Zira yokluğun akılda taayyünü vardır. Böylece mutlak yokluktan değil izafi yokluktan bahsetmek mümkündür. Nur’un sahibi Mutlak Varlık ve karanlığın sahibi yokluktur. Bu şekilde yokluk ile nitelenmiş mümkünler Mutlak Varlığın nur ve tecellisi ile zuhur ederler.

Yokluk varlığın karşısında düşünülürken, Mutlak Varlık idrak edilemez ve Mutlak Varlığın kendisini belli etmesi için karanlık gerekir. Karanlık La-taayyün mertebesi ile taayyün mertebesinin arasında bir ayna mesabesindedir ve böylece her şey o aynaya zahir olmaktadır. Mutlak Varlık Nurdur ve nur nur ile belli olmaz. Karşısında  bir karanlık bulunur ve o karanlık da izafi yokluktan ibarettir.

MUTLAK NUR VE ZİYA HAKKINDA KONEVİNİN GÖRÜŞÜ

Hak da, kitabında nûrunun mazhâr mertebelerinde zuhûrunu zikrederken buna işâret etmiştir ve şöyle buyurmuştur: “Allah göklerin ve yerin nûrudur” (Nur, 35). Allah, misâllendirme mertebelerini zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Nur üzerine nûrdur” (Nur, 35). İki nûrdan birisi ziya, diğeri ise aslî-mutlak nûrdur. Bunun için tamamlayarak, şöyle demiştir: “Allah, dilediğini nûruna hidâyet eder.” Yani Allah, mazhârlarda taayyün ve sereyan eden nûru ile, mutlak ve ahadî olan nûruna hidâyet eder.

KONEVİDE NURUN MERTEBELERİ

Bilinmelidir ki: Karanlık ne idrâk edilir, ne de kendisi ile bir şey idrâk olunur. Ziya ise, idrâk edilir ve kendisi ile idrâk gerçekleşir. Bu üçünden ( nûr, karanlık ve ziya) her birisinin kendisine ait bir değeri vardır.

1- Hakîki nûrun değeri, öncelik ve asalet açısındandır. Çünkü bu nûr,örtülü olan her şeyin açılmasının sebebidir.

2- Karanlığın değeri, hakîki nûrun kendisine bitişmesiyle, bu ittisalden önce imkânsız olan nûrun idrâkinin gerçekleşmesidir.

3-Aydınlığın (Ziya) değeri ise, zâtıyla her iki durumu cem etmesi ve bunun da, iki şerefe sahip olmayı gerektirmesi açısından sâbittir.

Hakîki nûrun, üç mertebesi daha vardır.

1- Bunlardan birisi mutlak-sırf varlığa ortaklıktır.

2- Diğeri, mutlak-hakîki ilme ortaklıktır.

3- Üçüncüsü ise, zuhûr ve izhâr özelliği olan cem’e/çokluk ait olmasıdır.

HZ HARAKANİYE GÖRE NUR  KAVRAMI

Bu  düşünceye göre kısaca “Allah en yüce ve hakiki nurdur, diğer bütün nurların de kaynağı O’dur. Ruhanî-cismanî bütün varlıklar aslında o nurun yansımalarıdır… böylece her şey nurdan sudur eder ve yine o nura döner. Ayrıca nur kavramının İslâm düşüncesinde de çok büyük bir değer ifade ettiği hatta “Allah göklerin ve yerin nurudur… Allah, dilediğini kendi nuruna yöneltir… Rabbinden bir nur üzerinde değil midir?... Ve yeryüzü, Rabbinin nuru ile parlamıştır…ayetleri ile ifade edilmiştir.

Aşağıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere Ebü’l-Hasan’a göre, nur potansiyel olarak kulda var olup bazen Allah’ı görme aracı, bazen kullar özellikle arınmış olanları ile Allah’ı birbirlerine bağlayan bir bağ, bazen sûfînin kalbinde yer alan Allah’ın bir sıfatı, bazen O’nun vahdaniyetinin bir parçası, bazen Allah’ın kendisidir. Çünkü bu sözlerin birinde nûr sâlikin varacağı son makamdır ve sâlik oraya varmakla fenâya erer:

Harakânî, Hz. Peygamber’in sözlerini de referans göstererek kulun Allah’ı bulması ve ibadete devamla onda nurun ortaya çıkması hususunda şöyle der:  “Akıl sahipleri Allah’ı kalp nuruyla bulurlar, dostlar (sûfîler) yakîn nuruyla ve civânmertler de muayene (açıkça görme) nuruyla.”“İbadet (amel)’e devam et ki ihlâs ortaya çıksın; ihlâslı olmaya devam et ki nur ortaya çıksın. Nur zuhûr ettiği zaman, ‘O’nu kesinlikle görmüş gibi (O’na) ibadet et.’ (şeklindeki hadisin) sırrı ortaya çıkar.”

“Necmeddin-i Râzî Harakânî’nin aşağıdaki sözüne yaptığı yorumda söz konusu nurun insanda ve sâlikte zuhûr etmesi de yine Allah’ın iradesiyle gerçekleşir: “Bil ki irâde büyük bir zenginliktir ve bütün mutlulukların tohumudur ve i-râde beşerî sıfatlardan değildir, aksine Hakk’a mürit olma sıfatı nurlarından bir parıltıdır.

Şeyh Ebü’l-Hasan mânevî âlemde garipler’i aramaya çıkarken de şöyle der:  “Bir denize varıncaya kadar, bir nura varıncaya kadar gittim ve gariplerin, Allah dışında hiç kimsesi bulunmayan kişiler olduğunu gördüm.” Harakânî’nin konuyla ilgili başka sözleri: “Bir kimsenin, yerden göğe, gökten arşa ve arştan kâb-ı kavseyne, kâb-ı kavseynden nur makamına kadar, Allah’a giden yolu (yolları) olduğu halde, o kimse kendisini bir karınca kadar değerli görürse iyi bir adam sayılmaz.

HZ MEVLANA' NIN NUR VE PERDELERİ HAKKINDAKİ SÖZLERİ 

Hz Mevlana nurani perdeler ile zulmani perdeleri izah ederken , ''Hak nuru ve His nuru'' tabirini kullanır. Her aklın anlayacağı bir seviyeye indirger öylece tasnif eder.  ''Allah kimin ruhuna (nur) meheng korsa; ancak o kişi yakini şüpheden ayırd edebilir. '' His nurunu bezeyen, Allah nurudur. Bu suretle “Nur üstüne nur” ayetinin manası zuhur eder. His nuru adamı yere çeker, Hak nuru Kevser ırmağına götürür. Çünkü duygularla idrak edilen âlem, çok aşağılık bir âlemdir. Allah nuru bir denizdir, duygu ise bir çiğ tanesi gibi. Fakat duyguya binmiş olan meydanda değildir, iyi eserlerinden, güzel sözlerinden başka bir şey görünmez. Duyguya mensup olan nur bile, kesif ve cismani olmakla beraber gözlerin karasında gizlidir. Öfkenden sen duygu nurunu bile görmüyorsun, dine mensup nuru nasıl görürsün?

GEÇİÇİ- EĞRETİ OLAN NUR

... Kendine gel de iğreti nura kâni olma. Bu nur, insana ancak içinde bulunduğu zamanı gösterir; bedeni aklı ve ruhu uyuz eder. Görünüşü nurdur ama hakikatte ateştir. Eğer ışık istiyorsan iki elini de bu nurdan çek! Ancak içinde bulunduğu zamanı ve hali gören göz ve can, nereye giderse gitsin an be an yüzüstü düşer.Bu çeşit insanlar içinde uzağı gören olsa bile hünersizdir... görür ama uykuda uzağı nasıl görürse öyle görür.

ALLAHIN NURU, ŞİMŞEĞİN IŞIĞINA BENZEMEZ 

Şimşek çabucak sönüp gider, pek vefasızdır. Sen aydın ve parlak olmayan geçici şeyi baki olandan ayırt edemiyorsun.Şimşek güler o kişiye. Kime biliyor musun? Onun nuruna gönül bağlayana. Felek nurlarının (ışığının) sonu yoktur. O nurlar, şarkta ve garpta bulunmayan Allah nuruna benzer mi hiç? Şimşek, bil ki göz nurunu alır, baki nur da, bil ki gözlere yardımcıdır.

Deniz köpüğü üstüne at sürmekle şimşek ziyasıyla mektup okumak, hırs yüzünden akıbeti görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir. Aklın hassası, işin sonunu görmektir. Akıbeti görmeyen akıl, nefistir. Nefse mağlûp olan akıl, nefis haline gelmiştir. Müşteri, Zuhal tesiri altında kalırsa Zuhalleşir.

NUR ARAYAN GÖLGELER, NUR ZUHUR EDİNCE YOK OLUR

Allah tapısını arayan da Allah geldi mi yok olur. O vuslat ebedîlik içinde ebedîliktir ama o ebedîlik yokluk suretinde tecelli eder. Nur arayan gölgeler, nur zuhur etti mi yok olur. Âşık, başını verince akıl kalır mı gayrı? Her şey helâk bulur, yalnız onun hakikati kalır.Onun hakikatine karşı var da yok olur, yok da. Yoklukta varlık… bu, pek acayip bir şey! Bu makamda akıllar elden çıkar, kalem buraya vardı mı kırılır, bir şey yazamaz olur!

“Mümin Allah nuru ile görür” sözü boş (bir söz) değil... Allah nuru, gökleri bile delip geçer. Senin gözünde o nur yok... yürü, sen hayvani duygulara kapılıp kalmışsın! Sen, gözünün zayıflığından ayağının önünü görürüsün... zayıfsın kılavuzun da zayıf! Elle ayağa kılavuzluk eden gözdür... basılacak tutulacak yeri de o görür, basılmayacak tutulmayacak yeri de o!

YÜCELİK VE NUR DEFİNESİ, YIKIK YERLERDEDİR

Nimetleri inkâr eden maymun huylulardan saman bile esirgenir. Fakat peygamber huylu kişilere güneş ve bulut, saçı olarak saçılır.O küfür inadı, maymun âdetidir. Şu hamd-ü şükürse Peygamberin yoludur. Perdelerin yırtılması, maymun huylulara neler etti? Peygambere benzeyenlerse ibadetleri, ne faydalar verdi! Mamur yerlerde kuduz köpekler vardır. Yücelik ve nur definesi, yıkık yerlerdedir. Şu doğma, ayın tutulmasında olmasaydı bunca filozof, yolu kaybeder miydi hiç?Akıllı fikirli kişiler, bu yol yitirme yüzünden burunlarının üstünde ahmaklık dağını gördüler!

ONA ATEŞ DEME NUR DE

O bahtı kutlu, Musa’ya benziyordu. Musa Ağacın civarında bir ateştir, görmüştü. Allah, ona birçok inayetlerde bulunmuştu…Hz musa gördüğünü ateş sanıyordu ama nurdu. Oğul, sen de Allah erini görünce ondan insanlık ateşi var sanıyor, onu insan görüyorsun. Sen, onu kendiliğinden insan görüyorsun, hâlbuki o sıfat sende… bâtıl zannın ateşi de bu tarafta, dikeni de! O, Musa’nın ağacıdır; o, ışıklarla dopdoludur. Bir kerecik olsun ona ateş deme de nur de!

GÖZLER GÖRMEYE BAŞLADIMI

Gözler, perdeleri delip hakikati görmeye başladı mı, bu nur, onun nurudur artık. Bu nura sahip olan,dışa bakar içi görür. Zerrede ebedi varlık güneşini görür,katrada bütün denizi.!

RUHUN NURUNDAN ASLINA VARMASI

Akıl, eseri ruh sanır ama güneşin nuru güneşin cirminden büsbütün ayrıdır. O yüzden (yolcu )salik, ruhun nurundan aslına ulaşmak için bir lokma ekmeğe kanaat etti. Çünkü aşağılara vuran nur, gece gündüz daimî değildir ki… Geçer gider. Fakat nurun aslına ulaşıp orada yurt edinen kişi, daima o nura gark olmuştur. Ne bulut yolunu keser, ne nuru gurub eder.

NUR'A SAHİB OLANIN GÖZÜ

Herkes, önce kendi kusurunu görseydi halini ıslah etmekten gaflet eder miydi? Halk kendisisinden gafildir babam gafil. Onun için birbirlerinin kusurunu görürler. Ben kendi yüzümü göremem de senin yüzünü görürüm; sen de benim yüzümü görürsün. Kendi yüzünü görmeye muktedir olanın nuru, halkın nurundan artıktır. O ölse bile nuru bakidir. Çünkü görüşü, Allah görüşüdür. Kendi yüzünü, gözünün önünde apaçık bir surette gören nur, bildiğimiz nur değildir”.

NUR SAÇISINI ANLAMAK

Allah, müşrikler, tâ ezelden pislik içinde doğduklarından onlara “Necis-pis” demiştir. Pislik içinde doğan kurt, ebediyen huyundan dönmez, ambere bakmaz! Ona nur saçısı isabet etmemiştir... O, tamamı ile cisimden ibarettir, kabuk gibi içsiz, gönülsüzdür o! Hak nuru saçısından nasibi varsa, bu nur, ona da değmişse pisliğe düşse bile Mısır’da olduğu gibi o pislik içine gömülen yumurtadan bir kuş meydana gelir! Fakat meydana gelen kuş, evde beslenen pis tavuk cinsinden değildir, bilgi ve anlayış kuşudur.

NUR VE ZİKRİ ANLAMAK

Padişahımız, bize “Allah’ı anın” diye ruhsat ve müsaade verdi; bizi ateş içinde gördü de nur ihsan etti. Dedi ki: “ Filvaki ben, sizin beni anmanızdan müstağniyim. Beni tasvir etmek, övmek, anmak lâyık değil. Fakat tasvire, hayale kapılan, bizim zatımızı misalsiz, tasvirsiz anlayamaz” Cisme mensup anış, nâkıs bir hayaldir. Padişahlara lâyık olan tavsif, cismani anışlardan arınmıştır.

BAŞKA BİR NUR VER

Adam olmaktan maksat, bakış ve görüş sahibi olmaktır. Ey anlayışa, görüşe, bakışa durmadan yağıp duran ilahî rahmet!  Ey nuru güneşe de, aya da bol bol vuran eşsiz varlık! Sen bizim gözümüze, görüşümüze güneşte de, ayda dabulunmayan başka bir nur ver!

MERHEMİ GÖREN!

Merhemi gören yaradan kurtulmuştur. Bu güzelliği gören kötü kişi bile olsa ihsan sahibidir.  Ne mutlu o çirkine ki güzele eş, arkadaş oldu.. Vah eşi ; kış olan gül yüzlüye! Ölmüş eşek cana eş olunca dirilir, canın ta kendisi olur.Kara odun ateşe eş olur, karalığa gider, baştanbaşa nur kesilir!

ZAHİRİ MUM VE DİN MUMU

Bu zâhirî mum çok işler bitirir, fakat hakikatte adamı yakar. Din mumuysa vuslat zamanı gönül aydınlatır. Allaha lâyık olan pak nurun şulesi, ona ulaşanlara nur görünür ama ondan uzak kalanlara ateş gibidir.

EĞRETİ NUR İLE HAKİKİ NURU TEMYİZ ETMEK 

Bu sürçme, gözünün iyi görmeyişindendir... kör gibi inişi yokuşu göremiyorsun. Yusuf’un gömleğinin kokusunu kendine senet yap... çünkü onun kokusu gözleri aydın eder! O gizli suretle o alındaki nur, peygamberlerin gözlerini uzakları görür bir hale getirmiştir.O yüzün nuru, insanı ateşten kurtarır... kendine gel de iğreti nura kâni olma.Bu nur, insana ancak içinde bulunduğu zamanı gösterir; bedeni aklı ve ruhu uyuz eder. Görünüşü nurdur ama hakikatte ateştir. Eğer ışık istiyorsan iki elini de bu nurdan çek!

MÜMİN ALLAH'IN NURU İLE GÖRÜR 

Cihanı görme çerçeven anlayışıncadır... Pak kişilerin sence perde ardında olması, onları görmemen, pis duygundandır.  Geri kalanı da, ileri gideni de ikiliksiz olarak gör. Göremezsen bu aşağılık anlayışındandır... zaten halkın akılları, o madenden bir arpadır ancak! O takdirde din alametlerini ayıplama, ayıbı kendinde bul! Topraktan yaratılan kuş, nasıl olur da gök yüzünü aşar geçer? Gözleri yeryüzünden geçememiş, yükselmemiş olan kişiye bu sözler ters ve saçma gelir. Onlara aykırı harekette bulunma; onlarla hoş geçinmeye bak!

“Mümin Allah nuru ile görür” sözü boş (bir söz) değil... Allah nuru, gökleri bile delip geçer. Senin gözünde o nur yok... yürü, sen hayvani duygulara kapılıp kalmışsın! Sen, gözünün zayıflığından ayağının önünü görürüsün... zayıfsın kılavuzun da zayıf! Elle ayağa kılavuzluk eden gözdür... basılacak tutulacak yeri de o görür, basılmayacak tutulmayacak yeri de o!

CANIN NURU HEPSİNİ ALT EDER

Duygu yolundan apaçık ışıklar gelmede, gönüller Aydınlanmaktadır. Süheyl yıldızına benzeyen can, rukn-i yemanîtarafından görününce ay da görünmez olur, güneş de, yedi göğün kutbu da. Canın nuru, onların hepsini alt eder. Bir an için altın kınntısına benzeyen dini al, dilinin Altına koy da senin kendi gönlünde, kendi içinde nasıl çok kıymetli bir maden bulunduğunu gör, anla. Sende bulunan Beş duygu ışığını, gönül nuru ile aydınlat. Duyguları beş vakit namaz gibi bil. Senin gönlün ise yedi ayetten ibaret Olan Fatiha Süresi'ne benzer. Her sabah göklerden bir ses gelir, gönlünden dünya sevgisini Atabilirsen o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur, yol alır gidersin."

BAZAN NUR ATEŞ ŞEKLİNDE BAZAN ATEŞ NUR ŞEKLİNDE GÖRÜNÜR

Ey hakikatten haberi olmayan, ibret al, ibret! Ateş, ey bön ahmaklar, ben ateş değilim, makbul bir kaynağım.  A gözsüzler sizin gözünüzü bağlamışlar. Bana gelin, kıvılcımlarımdan kaçmayın. Ey Halil burada ne kıvılcım vardır, ne duman. Bu görünen şey, ancak Nemrud’un büyüsü, hilesi demekteydi. Sen de Halil gibi akıllıysan ateş senin soyundur, sen bir pervanesin.  Pervanenin canı keşke binlerce kanadım olsaydı da,Mahrem olmayanların körlüklerine rağmen amansız bir surette ateşlere yansaydı.Bilgisiz kişi, eşekliğinden bana acır, bense bilgi ve görgü sahibi olduğumdan ona acırım diye bağırıp durur.

Hele şu suların bile canı olan ateş yok mu? Pervanenin işi bizim işimizin aksi. O nur görür ateşe atılır, gönül de ateş görür, nura dalar. Ulu Allah’ın, Halil evladı kimdir, göresin diye böyle oyunları vardır. Ateşe su şeklini vermişler, ateşin içinde de bir kaynaktır coşturmuşlardır. Bir büyücü büyüsüyle bir topluluk içinde pirinçle dolu sahanı, akreplerle dolu gösterir. Evi, büyüsü ve nefesiyle akreplerle dolmuş gösterir ama onlar, sahici akrep değildir ki.

HZ YUSUF'DAN AKSEDEN NUR

Yusuf (as) sokaktan geçerken yüzünün nuru her evin kafesinden içeri vururdu. Evdekiler, Yusuf bir yere gidiyor yine derlerdi.Köşede bucakta oturanlarda duvarda bir nur gördüler mi Yusuf’un geçtiğini anlarlardı.O tarafa penceresi bulunan ev, Yusuf’un geçişişinden ululanır, şeref bulurdu.Hadi Yusuf’un geçeceği tarafa bir pencere aç da oraya otur, seyrine bak! Âşık olmak, o yana bir pencere açmaktır. Çünkü gönül, dostun cemali ile aydınlanır.

GÖRÜŞ NURU

Akıbeti gören göz, doğruyu görebilir. Âhiri gören göz ise gururdan, körlükten ibarettir. Nice tatlılar vardır ki şeker gibidir, fakat o şeker içinde zehir gizlidir. Aklı en üstün, anlayışı en keskin olan, kokudan anlar. Öbürüyse ancak dudağına, dişine değince fark eder. Şeytan “Yiyin” diye bağırır ama o adamın dudağı, zehri boğazına varmadan reddeder.

Kızgınlığın, cehennem ateşinin tohumudur. Kendine gel de şu cehennemini söndür, çünkü o bir tuzaktır. Bu ateşi ancak nur söndürebilir.!.

Bu yaşayış, ölüm suretinde gizlidir. O ölümse yaşayış kabuğunda gizli. Nur, ateş şeklinde görünmede, ateş de nur şeklinde.

Fânî varlıklarda görülen güzellik, ilâhî güzelliğin iğreti olarak onlara aksetmesinden ibârettir. Akseden o nur, günün birinde aslına geri dönecektir.

Hz Mevlana ks

KAYNAKLAR ;

İ.Ansiklobedisi

Mesnevi 

Gazzâlî, Mi’râcu’s-sâlikîn, s. 134-135.

Gazzâlî, Mişkâtü’l-envâr, s. 6.

Gavru’l-umûr, s. 82

Hakîm Tirmizî, Edebu’n-nefs

Miftahül gayb-konevi

DİĞER YAZILARI Alın Alayını Bunların 01-01-1970 03:00 Artık seviye eğitim sistemi şart 01-01-1970 03:00 Fabrika Ayarlarına Dönüş 01-01-1970 03:00 Bir Oy Vermenin Değeri 01-01-1970 03:00 Kimse mucize beklemesin 01-01-1970 03:00 Putlarımız ve Perestlerimiz 01-01-1970 03:00 Ümmetin Varisleri 01-01-1970 03:00 SCOOTER ÇILGINLIĞI 01-01-1970 03:00 Nizâmülmülk'ün Siyasetnamesinde Sultan Alparslanın Günümüze Damga Vuran Işık Tutan O Müthiş Sözleri 01-01-1970 03:00 Aklın aydınlığı ile ahmaklığın karanlığı 01-01-1970 03:00 Selçuklu Devletinde Tuğrul Bey, Alparslan Ve Nizamülmülk Dönemi -3 01-01-1970 03:00 Selçukluların İslam Tarih Sahnesine Çıkışı Ve Şia Mücadelesi - 2 01-01-1970 03:00 Anadolu Selçuklu Dönemi Dini Ve Tasavvufi Yapı 01-01-1970 03:00 Tarikatlar İçindeki Fetö'cü Yapılanmaya Dikkat 01-01-1970 03:00 Saygılı Olmanın Dayanılmaz Hoşluğu 01-01-1970 03:00 MİLLİ RUH 01-01-1970 03:00 Karanlığa Tapanlarla Aydınlığa İnananlar 01-01-1970 03:00 NO SAVAŞ YES TİCARET 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına 01-01-1970 03:00 Ayrılığın Acısı 01-01-1970 03:00 Mustafa Tatcı Hocamızın Tesirli Sohbetleri 01-01-1970 03:00 Kelime Hazinemiz ve Anlama Kapasitemiz 01-01-1970 03:00 Allah' ın Mülkü Zalimlere Miras Kalmaz 01-01-1970 03:00 Aydınlık ve Işık Kavramları- 1 01-01-1970 03:00 Akıllı Yolcuya Notlar - 2 01-01-1970 03:00 İbn'ül Arabinin Tevhid (Vahdeti Vücud) Görüşü - 2 01-01-1970 03:00 Varlık Mertebeleri Hakkında Okuyucuya Notlar 01-01-1970 03:00 Akıllı Yolcuya Notlar 01-01-1970 03:00 Büyük Resmi Görmek 01-01-1970 03:00 İlkeli Duruş 01-01-1970 03:00 Emeklilerin Zammına Farklı Bakış 01-01-1970 03:00 Çarşambada Sandığa Gelmeyen Seçmen 01-01-1970 03:00 İstikamet Sahiblerinin Yolu 01-01-1970 03:00 Tefrika 01-01-1970 03:00 Ak Partiye Navtex İlan Etmek 01-01-1970 03:00 Biz Dönmeyiz Yolumuzdan 01-01-1970 03:00 Kim Dönerse Dönsün 01-01-1970 03:00 Bağımsız Adaylar Hakkında 01-01-1970 03:00 Dar Anlayış 01-01-1970 03:00 Ahde Vefana Ne Oldu 01-01-1970 03:00 İhtiyaç ve İnanç 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya ve Modern Selefilik 01-01-1970 03:00 İnsanlık Gazzede Sıkıştı 01-01-1970 03:00 Berrak Göze ve Görüş'e Sahib Olmak 01-01-1970 03:00 Hatırlamak ve Hatırlatmak 01-01-1970 03:00 Ahmaklık İlleti ve Seba Kavmi 01-01-1970 03:00 İnananlar orta yolda birleşir 01-01-1970 03:00 Tarafını Seçmelisin 01-01-1970 03:00 Dünya İhtiyaçlarımız Putlaşmasın 01-01-1970 03:00 Sen Önce Kendi Yüzünü Gör 01-01-1970 03:00 Hz Mevlanaya Göre Görüş Sahibi Olmak-2 01-01-1970 03:00 Hz Mevlana'ya Göre Görüş Sahibi Olmak 01-01-1970 03:00 Nacizane Tefekkürhane 01-01-1970 03:00 Duygu Kalpazanları 01-01-1970 03:00 Hz Mevlânâ Celâleddîn-İ Rûmî hikmet dolu sözler 01-01-1970 03:00 Piyasada Şok Etkisi Yapacak Bir Ücret Tespiti Elzemdir 01-01-1970 03:00 Cumhur Abi 01-01-1970 03:00 Kısmet Görenedir 01-01-1970 03:00 Fikir ve Düşüncelerimizin Doğduğu Yer 01-01-1970 03:00 Milli öngörü ve veri bankacılığı sistemi 01-01-1970 03:00 Şehvet Sarhoşluğu 01-01-1970 03:00 İnsan Noksanını Tamamlayan Varlıktır 01-01-1970 03:00 İnsanın İhtiyaç Anlayışı 01-01-1970 03:00 Seviyesiz Ortamlardan Kaçmak 01-01-1970 03:00 İyilikle Anmak ve Anılmak 01-01-1970 03:00 Dalgınlık ve Dirilik Alemi 01-01-1970 03:00 Uyutan Bilgi İle Uyandıran Bilgi 01-01-1970 03:00 Aczimizi Bilmek 01-01-1970 03:00 Hayvanlar boğazdan insan kulakdan beslenir 01-01-1970 03:00 İnsan-I Gafil Ve İnsan-I Kamil 01-01-1970 03:00 Dünyada İkinci Kez Doğmak 01-01-1970 03:00 Yem Ve Tuzak 01-01-1970 03:00 Akıl Ve Ziya 01-01-1970 03:00 Akıllıların düşmanlığı cahillere iyiliktir! 01-01-1970 03:00 Hz Mevlana Nın 748 Vuslat Yıl Dönümü 01-01-1970 03:00 Ahmaklığın Karanlığı 01-01-1970 03:00 Labirentteki Peyniri Bulmak 01-01-1970 03:00 Akıl ihtiyarı ve vücud ihtiyarı nı anlamak! 01-01-1970 03:00 Mustafa Tatcı Hocamızın Yunus Emre Gayretini Anlamak! 01-01-1970 03:00 His Nuru İle Hak Nuru 01-01-1970 03:00 Ey hüznüm! Nedir senin derdin 01-01-1970 03:00 15 Temmuzun Gerçek Ve Sahte Kahramanları 01-01-1970 03:00 Mustafa Tatcı Hocamızı Tanımak 01-01-1970 03:00 Mesnevî' den Kısa Notlar Ve Açıklamalar – 1 01-01-1970 03:00 Eşyalar da Konuşur 01-01-1970 03:00 Lokma’dan Lokman’a 01-01-1970 03:00 İnsanın Hakiki Sermayesi Yokluktur! 01-01-1970 03:00 Hakiki Hayal İle Sahte Hayal! 01-01-1970 03:00 Para Kazanmak Ya Da Gönül Kazanmak 01-01-1970 03:00 Odaklanmak 01-01-1970 03:00 Toprak Sofrasından Gayb Sofrasına 01-01-1970 03:00 Ten Şişmanlığı İle Gönül Şişmanlığı 01-01-1970 03:00 Huzur ve Hazret Hakkında 01-01-1970 03:00 Aklın Başa Gelmesi! 01-01-1970 03:00 Biraz da Canımızı Tanıyalım 01-01-1970 03:00 İnsaflı Olmak 01-01-1970 03:00 Anlayış Ve Ayırd Ediş Kabiliyeti- 2 01-01-1970 03:00 Ayırd Ediş Ve Anlayış Kabiliyeti -1 01-01-1970 03:00 Varlık Ve Yokluğu Anlamak 01-01-1970 03:00 Anlamlarımız Duramıyor ve Dinlemez! 01-01-1970 03:00 Akıllı Akıl İle Akılsız Akıl 01-01-1970 03:00 Hep İçimizdeki Öküz Yüzünden 01-01-1970 03:00 Anadolu İrfanı Ve Hz Harakani K.S - 2 01-01-1970 03:00 Ödünç Bir Hayatımız Var 01-01-1970 03:00 İlahi Akıl İle İnsani Akıl 01-01-1970 03:00 Anadolu İrfanı Ve Ebul Hasan El Harakani Ks Yi Tanımak 01-01-1970 03:00 Savaş Türklerin İşidir! 01-01-1970 03:00 Bedenin Duyguları Ve Ruhun Duyguları! 01-01-1970 03:00 Dürüstlük Kazanır 01-01-1970 03:00 Cennette Hayal Tablonuz Olsun 01-01-1970 03:00 Yol Gulyabanileri 01-01-1970 03:00 İnayet Ve İhsan Beklemek 01-01-1970 03:00 Beden Gözü İle Can Gözü 01-01-1970 03:00 Geylani Hz 'den İkaz Ve Nasihatler 01-01-1970 03:00 Her cins kendi cinsi ve zevkiyle beraberdir 01-01-1970 03:00 Huzursuz İnsan 01-01-1970 03:00 Arif Olana Bir İşaret Yeter 01-01-1970 03:00 Manalar Ve Kavramlar Varlık Ve Mana 01-01-1970 03:00 İmansızlığın Ve Dinsizliğin Cinneti! 01-01-1970 03:00 Dünya Sağlıkda Sınıfta Kaldı! 01-01-1970 03:00 Anlama Kuvvetleri Ve Mertebelerini Tanımak 01-01-1970 03:00 Noksanlarımız ve Dualarımız 01-01-1970 03:00 Dert de Hak'dır Deva da Hak'dır! 01-01-1970 03:00 Maddi Ve Manevi Sebebler 01-01-1970 03:00 Krizi Fırsata Çevirmek 01-01-1970 03:00 Azgınlaşmak Ve İlahi İkaz 01-01-1970 03:00 İnsan Hakkında Alimlerin Görüşleri! 01-01-1970 03:00 Varlık alemi ve gayb alemi yaratılmıştır! 01-01-1970 03:00 Attığın Zaman Sen Atmadın 01-01-1970 03:00 Bakış, Görüş Ve Anlayış 01-01-1970 03:00 Düşünmek Ve İbret Almak 01-01-1970 03:00 İnsani Huy Ve Hayvani Huy 01-01-1970 03:00 Yetemanın Hakkını Verin! 01-01-1970 03:00 Evin Anahtarlarını Şempanzeler Kaparsa 01-01-1970 03:00 Mukaddes Bir Hayal İçinde Başka Hayaller Peşindeyiz 01-01-1970 03:00 Ruhun Garip Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Nafakasının Azlığı Yüzünden Padişaha Kızan Köle 01-01-1970 03:00 Şeytan'ın Tahammülsüzlüğü 01-01-1970 03:00 Doğu Türkistan Ve Türkiye’nin Tavrı 01-01-1970 03:00 Kimse kimsenin ayıbını örtmüyor! 01-01-1970 03:00 Cennette bir hayal tablon olsun! 01-01-1970 03:00 Dine Olan Kin Lezzet Haline Gelirse! 01-01-1970 03:00 Mana Ve Surete Bakış 01-01-1970 03:00 Tesir Ve Eser 01-01-1970 03:00 Karmaşa Ve Hakikat 01-01-1970 03:00 Mecnun Ve Devesi 01-01-1970 03:00 Düşünmek ve İstidat 01-01-1970 03:00 Bakış Açısı 01-01-1970 03:00 “Kıssa, mesel” ve “maksad” 01-01-1970 03:00 Halkın Talepleri Ve Seçimin Sonucu 01-01-1970 03:00 Görünmeyeni Görmek! 01-01-1970 03:00 Uyanık Olmak! 01-01-1970 03:00 Abdestli Bürokrasimiz Ve Mağdur Vatandaş 01-01-1970 03:00 Kin Kardeşliği Ve Din Kardeşliği 01-01-1970 03:00 Gönül Ve Nefsin Farkı 01-01-1970 03:00 Olgunluğun yegâne sahibi 'Hak’tır ve insanın olgunlaşmasını ister! 01-01-1970 03:00 Kendi kendine kasd etmek! 01-01-1970 03:00 Ümmetin Asra İz Bırakan Lideri: Prof. Dr. Necmeddin Erbakan 01-01-1970 03:00 Eyüb'ün Tavukları 01-01-1970 03:00 Gönül belediyeciliği eylem adamı olmakla başlar! 01-01-1970 03:00 İman, ayırd etmek taraf tutmaktır.. Din ehlini kin ehlinden ayırt etmektir 01-01-1970 03:00 Hak Tabiatı İle Ten Tabiatının Görüşü 01-01-1970 03:00 İyi İle Kötü Huyların Savaşı 01-01-1970 03:00 Bakış ve görüş 01-01-1970 03:00 Ateşin oğulları, suyun oğullarının düşmanıdır! 01-01-1970 03:00 Adı Hasan huyu da hasendi! 01-01-1970 03:00 ''Gönül'' Belediyeciliği 01-01-1970 03:00 Aslın neyse seni çeken odur! 01-01-1970 03:00 Bu Alem Tersine Çakılı Nal İzleriyle Doludur 01-01-1970 03:00 Hz. Mevlâna’nın Akıl Hakkındaki Görüşleri 01-01-1970 03:00 Yokluk yolunun yolcuları çok iyi bilirler ki ‘’Yol sevgiliden ibarettir’ 01-01-1970 03:00 Emanete hıyanet etmek! 01-01-1970 03:00 Teamül Ve Temayül 01-01-1970 03:00 Aday Adayların Evsaf ve Düşüncesi 01-01-1970 03:00 Maksadı Ve Meramı Anlamak 01-01-1970 03:00 Taban Hizmetkârı Belediye Başkanı Aranıyor 01-01-1970 03:00 Cins Oluş ve Cinsiyet 01-01-1970 03:00 İdeal bir belediye başkanı! 01-01-1970 03:00 Sabredenleri Müjdele! 01-01-1970 03:00 Gerçek Dostluk Yokluk Günlerindeki Dostluklardır 01-01-1970 03:00 Üstünlükler Ve Hallerin Değişmesi Hak'tandır 01-01-1970 03:00 İnananların İmtihanı 01-01-1970 03:00 Gözler Kör Olmaz Lakin Kalbler Kör Olur 01-01-1970 03:00 Yeni Dönem ve Gençlik Erozyonu 01-01-1970 03:00 Nice Elbiseler Gördüm İçinde İnsan Yok 01-01-1970 03:00 Ölümsüz eserler ve fikirler hakkın bakış ve görüşünden doğar 01-01-1970 03:00 Mazlumun kuruyan dudağına söyleyin gülsün! 01-01-1970 03:00 Ekmekle Gelişen Ve Büyüyen Hayat Ekmek İster 01-01-1970 03:00 Hak Ve Batıl’ın Mücadelesi 01-01-1970 03:00 İşte rahmetli Erbakan hocamızın unutulmayan ölümsüz sözleri! 01-01-1970 03:00 Vatandaşların Nüfus Ve Tapuda Yaşadığı Sorunlar 01-01-1970 03:00 Kalblerinde Maraz Olanlar 01-01-1970 03:00 İnsanların En Hayırlısı İnsanlara Faydalı Olandır 01-01-1970 03:00 Kendimizi Tamamıyla Dünya İşlerine Verdik 01-01-1970 03:00 Anlamlar Sebeplere Eğreti Olarak Verilmiştir 01-01-1970 03:00 Hak ölümsüzdür! 01-01-1970 03:00 Zorlaştırmayın Kolaylaştırın 01-01-1970 03:00 İman ayırd etmektir taraf tutmaktır! 01-01-1970 03:00 Yolun Yalancıları Ve Yabancıları 01-01-1970 03:00 İnsanı yücelt ki devlet yücelsin! 01-01-1970 03:00 Neseb Bağını Yeniden Kurmak 01-01-1970 03:00 Hakikatler, Bulunduğu İsmin ve Kalıbın Manasında 01-01-1970 03:00 Belediyelerin Kat Adaletsizliği 01-01-1970 03:00 Değişmekte Zorlanıyoruz 01-01-1970 03:00 İstikamet Şuuru Ve 2019 Seçimleri 01-01-1970 03:00 Davasının Ve Milletin Adamı Olmak 01-01-1970 03:00 Tevazunun Ve Eşitliğin İktidarı 01-01-1970 03:00 Hazımsızlık Çekenlere 01-01-1970 03:00 İnsanların En Hayırlısı İnsanlara En Faydalı Olandır 01-01-1970 03:00 Değişimin Zil Sesleri.. 01-01-1970 03:00 Uyarıyoruz! 01-01-1970 03:00 Yarının Molla Kasımları 01-01-1970 03:00 Hak Yolcusunun Varlıkla İşi Olmaz 01-01-1970 03:00 Milli Görüş Tabanlılar AK Parti’den Neden Tasfiye Edildiler 01-01-1970 03:00 İdeal Belediye Başkanı 01-01-1970 03:00 Sırdan Surete 01-01-1970 03:00 Her Şey Dürüst Olmakla Başlar 01-01-1970 03:00 Yahudi Padişah Ve Hilekar Veziri 01-01-1970 03:00 Bu gidişle Kripto FETÖCÜ’ler ancak mahşerde çözülür! 01-01-1970 03:00 İstikamet Ve Handikap 01-01-1970 03:00 Milletin Zaferi 01-01-1970 03:00 Timsah Gözyaşları 01-01-1970 03:00 Sahte Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Hayal Kırıklığı 01-01-1970 03:00 Kanadı Kırık Kuş 01-01-1970 03:00 El İnsaf Nuri Hocam! 01-01-1970 03:00 Kim Miyiz.!İşte Gerçek Kimliğimiz 01-01-1970 03:00
haber medya kadın