Bir ayrılık derdi olmalı inanan insanın. Tabiki dünyalık değil çok ötesinde olmalı.. Çoğumuz dünyalık dertlerin acısı ve ayrılıkların üzüntüsü içinde kıvranıp duruyoruz. Bu tuzak dünyalık dertler ve acılar aslında daha büyük bir derde ve acıya perde kesilmiş. Daha ilk sınama durağında çamura batmışız haberimiz yok. Kaybettiklerinize üzülmeyin hitabını unuttuk.. Dünyalık dertlerden geçip öyle bakmak o göze sahib olmak büyük iş..
Varlık da ki dertlerimizin sebebi tevhidi iyi anlayamamaktan kaynaklanıyor. Yunus Emre: “Bunca varlık var iken bitmez gönül darlığı” sözü bunu çok güzel ifade ediyor. Aslında tefekkür edilmesi gereken önemli bir derdimiz var ki oda Hak'tan ayrı olmanın acısı. Çoğu insan ayrılık derdi ve acısı deyince sevdiklerinin kaybından elde edemedikleri şeyleri yahut kavuşamadığı arzuların üzüntüsü sanıyor anlıyor. Maalesef aldanıyor..
Çoğumuzun Hak'dan onun ayrılık acısından haberi yok.. Yahut var da bir türlü sıra oraya gelmiyor. Sonrada ömür vefa etmiyor... Yahut Da öncelik vermede bir hata yapıyoruz.. Elimizdeki kayıpların acısından başka acı yok sanıyoruz. Hakiki acıya yabancı olduk.. Halbuki o acı bu acıyı siliyor hafifletiyor. Dünyalık çekilen acıların ve elemlerin sebebi, o hakiki acıyı o derdi unutmamızdan iktisab. Arif olana bir işaret yeter..
Olgun insan bilir ki, gerçekte ayrılığın acısı Hak'dan ayrı kalmaktır. En büyük acı budur. Yoksa dünyalık ayrılıklarımızın onun yanında sinek kanadı kadar değeri yoktur. Hak'dan ayrı olmanın acısını dert edinen ve çeken insanı şu zamanede bulmak çok zor. Bütün dertlerin ana kaynağı o dertten uzak olmamız yüzünden.
Evet beyler derdinize bir dert daha katmaya hazırlanın..Daha şimdiden bu acıyı hissetmeye ve çekmeye başlamak dan başka çaremiz yok...Zira ben, bütün ziller diyeyim, sen çanlar de farkı yok, hepsi bunun için çalıyor.. Üzerinde tefekkür edilmesi gereken asıl meselemizde budur. Bakışı anlayışı ve görüşü bu safhaya getirmek Allah vergisi bir lutuf.. Yahut böyle birini bulmak yolun yarısı...
Hz pir Mevlana Mesnevide ayrılığı''Ayrılık, hamı pişirmek içindir,'' sözleriye ifade eder.. Ayrılığın acısının anlatımını ise taliplisine ''Ağıt'' ve ''Dinle neyden'' dizeleriyle ne kadarda dokunaklı ifade etmiş.... Buyrun
AĞIT
Göz, gamın ne olduğunu bilseydi,
gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
padişah bu acıyı duysaydı;
göz, gece demez gündüz demez ağlardı,
Gökler yıldızlarla, güneşle, ayla ,;
gece demez gündüz demez ağlardı,
padişah bakardı ününe, tacına, tahtına,tolgasına,
kemerine, gece demez gündüz demez ağlardı.
Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
uçan kuş avlanacağını bilseydi,
gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.
Zaloğlu bu zulmü görseydi,
ecel bu çığlığı duysaydı,
cellâdın yüreği olsaydı;
Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
ecel bakardı kendine ağlardı,
cellât, yüreği taş olsa, ağlardı. »
Kumru, başına geleceği duysaydı,
tabut, içine gireni bilseydi,
hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
kumru selviden ayrılır ağlardı,
tabut omuzda giderken ağlardı,
Öküzler, beygirler, kediler ağlardı.
Ölüm acılarını gördü tatlı can,
koyuldu işte böyle ağlamaya.
Olanlar oldu, gitti dostum benim,
şu dünya bir altüst olsa, ağlasa yeri var,
öylesine topraklar altında kalmışım..
DİNLE NEYDEN
Duy şikayet etmede her an bu Ney,
Anlatır hep bu ayrılıklardan,
Der ki; feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek,İsterim ben,
derdimi dökmem gerek.
Şayet aslından biraz ayrılsa can,
Öyle bekler, vuslata ersin zaman!
Ağladım her yerde, hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için, dostum dedim.
Herkesin zannında dost oldum ama;
Kimse talip olmadı esrarıma.
Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Gözde lakin yok ışık, duymaz kulak.
Aşikardır ten cana, can tene,
Ancak izin yok, görmez insan, canı.
Ney sesi tekmil hava; oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!
Ateş ateş olmuş, dökülmüştür Ney'e,
Cebesi aşkın karışmıştır mey'e.
Yardan ayrı dostu Ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.
Kanlı yoldan Ney sunar hep arzuhal,
Hem verir Mecun'un aşkından misal.
Ney zehir, hem panzehir; ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?
Sırrı bu aklın, bilinmez akl ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.
Sırf keder, gam; gitti kaç gün kaç gece,
Geçti yanışlarla günler, öylece.
Geçse günler, korku yok, her şey masal;
Ey temizlik örneği, sen gitme kal!
Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Anlamaz olgun adamdan bil ki, ham,
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam! '
Tevhidi görüş, dertleri tevhid etmek, isimleri müsemma da görmek, fiilleri yahut halleri faili mutlaka nispet etmek müminlerin görevidir.. ''Dertlerini tek dert edinen kişiye ne mutlu'' diyor efendimiz.. Dertlerin ayrılıkların hep o'ndan geldiği inancında olup tümden küllüne yönelmektir ona dayanmaktır..
Niyazi mısri ks irfan sofraları eserinde, Yüce Allah buyurdu: «Allah selamet evine çağırır.» Allah kullarını fiiller sıfatlar ve zat tevhidine davet eder. Bunların tevhidi, bütün afetlerden selamet evidir. ( Yunus-25) Fiillerde kalmak, yaşayış dertlerinin içinde kaybolmak müminin şiarı değildir. Anlayışı ve yakini fiillerin tevhidine ulaşan yolcuya ne mutlu.
Bu varlık şeklindeki dertler insanın gerçek derdine perde kesilmiş.. Kiminin derdi dünyadan ayrılmanın acısı içinde iken kiminin derdi Hakdan ayrı kalmanın gece gündüz üzüntüsü acısı içinde...burasıda yaman bir ferzin bend.. Her ayrılığın, bir hayali, hasreti, acısı, vuslatı, hayreti manası var.. Ama bu hangi ayrılığın acısı tasası bu önemli..