Selçuklular Müslüman olurken temas halinde bulunduğu Sâmânîler ise son dönemlerini yaşamaktaydı.
Sâmânîlerin elinde Müslüman olan liderler tarafından kurulan Karahanlılar ve Gazneliler, Sâmânîlerin sonunu getirmiş ve onun hakimiyetindeki toprakların paylaşımına girişmişti.
Bu devletler Sünnî Abbâsîlerin halifeliğini kabul etmekteydi. Ancak Abbâsî halifesinin siyasî gücü kalmamıştı. Bağdad’da hakimiyet, bir asra yakın bir zamandır yine Şîî bir yönetim olan ''Büveyhîlerin'' elinde bulunuyordu.
Devletin yönetimi (ed-devle ve’l-mülk) Büveyhîlere geçmiş, Abbâsî halifesinin elinde sadece dinî yetkileri kalmış ve dünyevî işlerde yetkisiz hale gelmişti.2
SELÇUKLULAR SÜNNİLERE DESTEK VERMESEYDİ ŞİİLİK YAYGIN MEZHEB OLACAKTI
Selçuklular, Büveyhî yönetimine son vererek Abbâsî halifesini onların elinden kurtarmış oluyordu. Büyük Selçukluların Sünnîliğe verdikleri destek, Batı Türk Devletleri tarafından devam ettirilecektir.
İsnâaşeriyye Şîîleri için önemli dönüm noktalarından olan büyük “Gaybet”ten Selçukluların Bağdat’ı alışına kadarki dönem (940-1055) “Şîî Yüzyılı” diye adlandırılmaktadır.11 Kâdı Abdülcebbâr (ö. 415/1025), yüzyıl kadar zamandır. Abbâsîlerin sadece isimlerinin kaldığını, saydığı birçok merkezin Şîîlerin yönetiminde olduğunu kaydetmektedir.
Selçukluların tarih sahnesine çıktıkları zaman İslâm âleminin doğuda ve batıda Şii-Batınî cereyanlarıyla dolu olduğu tespitini yapan Fuat Köprülü’nün ifadesiyle, Fâtımî halifelerinin çokça genişleyen nüfuzuna karşılık Sünnîlerin halifesi olan Abbâsîlerin maddeten hiç önemi kalmamış, hatta onlar da Şii mezhebinden olan Büveyhilerin tahakküm ve istibdadı altına geçmiş bulunuyorlardı.
Sünnîlik âleminin çok zayıfladığı bu dönemde eğer Selçuklu hükümdarları meydana çıkarak Abbasi hilafetini ve Sünnîliği muhafaza etmeseydiler, İslâm dünyasında Şiiliğin genel olarak hâkim bir konuma geleceği muhakkaktı. Bu dönemde Mısır’daki Fâtımî yönetiminin Suriye, Irak ve İran’da etkili davet faaliyetleri yürüttüğüne işaret ederek benzer bir tespiti yapan Spuler’a göre, şayet Selçuklular ortaya çıkıp sıkı bir şekilde Ehl-i Sünnet’i benimseyip savunmuş olmasalardı İsmailîler hâkimiyeti ellerine geçirmiş olacaklardı.1
SELÇUKLULAR DÖNEMİ TÜRK'LERİNİN SÜNNİLİĞE KATKISI
Selçuklular dönemi, Şîîlik tarihi için önemli bir dönemdir. “Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in 447/1055 tarihinde Bağdad’a girerek Büveyhoğulları Hânedanı devrine son verişinden, 656/1258’de Moğol kumandanı Hulagu’nun Bağdad’ı zapt ederek Abbasi hilafetini ortadan kaldırışına kadarki dönem, Selçukluların Sünni oluşlarından dolayı, Şiilik tarihi için oldukça meçhul ve kapalı” olarak değerlendirilmişti. “İki asırlık bu dönemde, Şiiliğin gelişmesini sıhhatli bir şekilde takip edebilmek pek mümkün” görülmemiş, bu dönemde “Şîî âlimler, bir köşeye çekilmiş ve Şiiliğin bu durumlarda en emin sığınağı olarak gördükleri takiyye inancına sarılmış” oldukları kabul edilmiştir.
SELÇUK BEYİN OĞUZ BOYU İLE BİRLİKTE İLK MÜSLÜMAN OLUŞU VE (RAFİZİ) ŞİA İLE MÜCADELESİ
Selçuklulardan ilk Müslüman şahıs olarak Selçuk gösterilmektedir. Babası Dokak’ın İslâmiyet ile alâkası14 tartışmalıdır. Selçuk, Cend’e geldikten sonra İslâmiyeti kabulü, etrafındakilerle istişare etmişve Müslüman olmaya karar vermiştir. Selçuk, Buhara’ın kuzeyindeki Zandak (Zendene) şehrine adam gönderip validen din adamları istemiş, kendisine bağlı Oğuzlar ile birlikte Müslüman olmuştur (985 veya 1001)19. Selçuklulara din adamları gönderen bu vali, muhtemelen Sâmânîlern uç valisidir.20
Selçuklular ve diğer ilk Müslüman Türk devletlerinin Mâverâünnehir bölgesinde kurulmuş olmaları, Sünnîliği benimsemelerinin en önemli sebebidir. Bu bölgede daha önceden Sünnîlik güçlü bir şekilde yerleşmiştir. “Eğer burada Şîîlik güçlü bir şekilde yerleşebilmiş olsaydı, Türklerin İslamlaşma süreci herhalde Şiîlik istikametinde gelişecekti.”
Selçuklular bölgeye geldiklerinde Sâmânîlerin hakimiyetinin sonu yaklaşmıştı. Sâmânîler ordusunu ve halkının büyük bir kısmını Türkler oluşturmaktaydı. Sâmânî ordusundaki Türkler Sünnîliği müdafaa ediyorlardı.25 Sâmânîler döneminde,İsmâlilîler davet faaliyetinde bulunmuşlar,2
AKABİNDE SELÇUKLULARIN AMELİ OLARAK HANEFİ MEZHEBİNE TABİ OLMASI
Sâmânîler, Şîî etkilere karşı, Sünnî ulemâya destek vermekteydi. Muhtemelen komşuları olan Şîî Büveyhîlerin güçlü bir şekilde ortaya çıkması da bunda etkili olmuştur. Sünnî âlimlerden Şâfîîlere karşı, özellikle Hanefîleri desteklemekteydi.29 Sâmânîler, Hanefî mezhebine mensup olup,30 devlet işlerini Hanefî âlimlerin görüşlerine göre halletmekteydiler.31
Türklerin Müslüman olmaları, büyük oranda Sâmânîler eliyle olmuştur. Sâmânîlerin Sünnî oluşları, Türklerin arasında da Sünniliğin yayılmasını sağlamıştır.32 Selçukluların din adamı isteğini yerine getiren Sâmânî valisinin göndereceği âlimin de Hanefî olması muhtemeldir. Selçukluların, hem İslamiyeti, hem de Hanefîlik mezhebini aynı anda kabul ettikleri anlaşılmaktadır33. Selçuklular, “Samamoğulları Devleti’ne hakim mezhep olan ve orada Türkler tarafından kabul edilmiş bulunan Hanefi Mezhebi’nin çok koyukoruyucuları”35 olmuşlardır.
AKABİNDE SELÇUKLULARIN İTİKADDA MATURİDİLİĞE GEÇİŞİ
Sâmânîler, “bölgede Şîî yayılmacılığı önlemek için” Mâverâünnehirli ve Türk bilgini el-Hakîm es-Semerkandî’den (ö. 342/953) Ehl-i Sünnet’in temel ilkelerini yazmasını istediler. O, el-Mâturidî’nin yolunu takip ederek es-Sevâdü’l-Azam adını verdiği kitabını yazdı.36 Sâmânîler, Sünnî-Mâtüridî mezhebine göre dinî politikalarını teşkil etmişlerdir. Bu mezhebin esas alınarak diğer mezheplerle mücadele etmişlerdi. es-Sevâdü’l-Azam, Sâmânîlerin resmi akidesi kabul edilmiştir.37 Şîî İsmâîlî olan Nâsır-ı Hüsrev’in de özellikle Horasan ve Mâverâünnehir âlimlerini tenkid etmesi dikkat çekmektedir.38 Sâmânîlerin itikatta Maturidiliği benimseleri gibi, onlara komşu coğrafyada ve onların tesirinde Müslüman olan Selçuklular da Mâturidiliğe tâbi olmuşlardı.
O DÖNEM ZEYDİLERİN YAYGIN İNANCI
Bölgede Zeydiyye’nin varlığıyla ilgili kaynaklarda bazı işaretler vardır. durum Karahanlılar ile de ilişkilendirilmektedir. İmam Zeyd’in oğlu Yahya’nın Türkler arasında da tesirleri olduğu kaydedilmektedir.41 Zeydîlerin 169/786’da isyanında Mekke ile Medine arasında Fahh denen yerde yapılan savaşta isyanın bastırılması sonrasında kaçan ve değişik bölgeleri dolaşan Yahya b. Abdullah, Türklerin hâkimiyetinde olan Mâverâünnehir’e bir müddet himaye görmüştür.42
Ebû Dülef, 341 (952) yılından önce yazıldığı anlaşılan risalesinde kaydettiğine göre Bagraç (Buğraç) kabilesinin kudretli hükümdarları vardı. Bu hükümdarlar “Alevî olduklarını ve Yahya b. Zeyd’in neslinden geldiklerini” söylemekteydi. Ayrıca “onlara göre Zeyd Arapların hükümdarı, Ali b. Talib ise ilahıdır.” Düşüncesine sahibtier.
SELÇUKLU DÖNEMİNDEKİ KOMŞU DEVLETLERİ
Selçukluların İslamiyeti kabül ettikleri tarihlerde ilişkiye girdikleri diğer bir komşu devlet olan Karahanlıların Müslüman olmalarında da Hanefî olan Sâmânî yöneticilerinin etkisi söz konusudur. Karahanlıların yönetimindeki coğrafyada Hanefî mezhebi oldukça yaygındı. Bu dönemde fukahanın yazdıkları, neredeyse tamamen Hanefi âlimlerin eserlerinden oluşmaktaydı.48 Karahanlı yönetiminin de bölgede Şîî faaliyetlere karşı duyarlı olduğu anlaşılmaktadır.
KARAHANLI HÜKÜMDARI BUĞRA HAN IN İSMAİLİYYE MENSUPLARINI ÖLDÜRTMESİ
Mâverâünnehir’e gelen İsmailiyye’ye mensup bir grup, Fâtımî halifesi el-Mustansır adına davette bulunmaktaydı. Mezhebi çok sayıda kişi kabul etmiştir. Ancak bu durum bölge halkı tarafından hoş karşılanmamıştır. Karahanlı hükümdarı Buğra Han, bunların faaliyetlerini öğrendi. Buğra Han, 436/1044 yılında, İsmailiyye mezhebi mensuplarının bazılarına kendisinin de mezheblerine girmek istediğini söylemiştir. Hepsi, sultanın huzurunda toplandı. Tamamının orada olduklarını anlayınca Buğra Han, hepsini öldürtmüştür. Diğer yerleşim yerlerine de mektuplar gönderip oralardakilerin de öldürülmesini istemiştir.
Selçukluların bu tarihlerde ilişkiye girdikleri ve sonrasında topraklarının büyükbir bölümünü hakimiyetlerine aldıkları Gaznelilerin kurucusu Alptegin, Samanîlerin kölesiyken hâcipliğe ve ordu komutanlığına kadar yükselmiştir. Gaznelilerin asıl kurucusu sayılan Sebüktegin de köle olarak Sâmânîlerin memleketine gelince Müslüman olmuştur.
GAZNELİ MAHMUDUN ŞİAYA KARŞI TUTUMU ABBASİ HALİFESİNE BAĞLILIĞI
Gaznelirler de Şîa’ya karşı sert bir tutum içerisindeydi. Fâtımî halifesi el-Hâkim tarafından davet göreviyle Gazneli Mahmud’a gönderilen et Tâhertî, (Dinden döme) ilhâd ile itham edilmiş, âlimlerle münazara ettirildikten sonra idam edilmiştir
( Fatimi İsmailiyye mezhebinin beş esas kaidesi vardır:
a- İmamlık: Sadece İsmail ve onun çocuklarına geçer, başka birisi bu makama sahip olamaz.
b- İmam, yeryüzünde Allah'ın halîfesidir. Bu halife Allah'ın nurunu özünde toplamıştır. Bu sebeble Allah'ın imamda zuhûr ettiğine inanmak din ve imana ait bir değer taşır.
c- İmamlık makamında bulunan kişinin her sözü ilâhî bir emir niteliğine sahiptir.
d- İmamların yaptığı her şey haktır. Onlar yanılmazlar, suç işlemezler, bu bakımdan, masumdurlar.
e- Din ve iman bu mezhebe inanmakla mümkün olur. Dine bağlanmak imam'a tâbi olmayı kesinlikle gerekli kılar.)
Gazneli Mahmud, et-Tâhertî’nin akibetini, Abbâsî halifesine bildirmiştir (406/1015-6).51 Halife el-Kâdir Billah, 408 (1017) yılında Hanefî-Mutezlî fukahadan tevbe etmelerini istemiş, Mu’tezile ve Şia’nın (Rafizı) görüşleriyle ders ve münâzara yapılmasını yasaklamıştır. Sultan Mahmud da benzer şekilde harekete geçip Horasan ve diğer bölgelerde Mu’tezile, Şîa (Râfızi), İsmâiliyye, Karmatiyye mensuplarını bazılarını astırmış, diğerlerini hapsetmiş veya sürgün etmiştir. Ayrıca minberlerde bu grupların lanetlenmesi emrini vermiştir.
Gazneliler adına 415/1025 yılında hacı grubunun başında bulunan Hasenek’e, Şîî Fâtımî yönetimi tarafından hil’at verilmiş, çeşitli hediyeler gönderilmiştir. Hasenek,hac dönüşünde Bağdad’a girmeden memleketine gitmiştir. Durumdan rahatsız olan Abbâsî halifesinin Gazne sultanı Mahmud ile yazışması sonucu, Fâtımîler tarafından verilenler, Bağdad’a gönderilmiş ve yakılmıştır.53
Sultan Mahmud tarafından, Rey şehri, 420/1029 yılında, Rüstem b. Ali ed-Deylemî’den (Mecdüddevle b. Fahriddevle b. Büveyh) alındığında Bâtınî, Mu’tezilî ve Şii (Revâfız) çok sayıda kişi öldürülmüş veya sürgün edilmiştir. Mu’tezile, filozoflar ve Şîa’nın görüşlerini ihtiva eden kitaplar yakılmıştır. Böylece bu bölgede Bâtıniyye’nin dâîleri, Mu’tezile ve Şîa’nın ileri gelenleri bırakılmamıştır.
GAZNELİLERİN ABBASİ HALİFESİNE GÜÇ VERMESİ SAHİB ÇIKMASI
Sultan Mahmud, Abbâsî halifesine gönderdiği mektupta, bölgede bulunan, başta Şîa (Râfıza, Bâtıniyye) olmak üzere Mu’tezile ve diğer grupların yok edildiğini anlatmıştır. Şîî Büveyhîlerin Bağdad’ı ele geçirmelerine (334/946) rağmen Sünnîlerin imam kabul ettikleri Abbâsî hilafetine son vermemelerinin en önemli sebeplerinden biri de Horasan ve ona bitişik olan Mâverâünnehir’de Sünnîliğin egemenliği ve başta Sâmânîler olmak üzere doğudaki Sünnî yönetimlerden gelecek olan dış faktörlerdi.56 Selçuklular da bu bölgede Müslüman olmuş, aynı zamanda Sünnî Abbâsî halifesinin imametini kabulle, dönemin Abbâsî-Fâtımî hilafet rekabetinde, dolaylı olarak Şîî karşıtı bir konumda yer almışlardı.57
Selçuklular, Gaznelilere karşı Dandanakan savaşını kazandıktan sonra Abbâsî halifesine mektup gönderip bağlılıklarını bildirmişlerdi.58 Nizamülk’ün kaydettiğine göre sultan Alparslan, Erdem isimli komutanının Hurdâbe isimli Şîî (Râfızî) birini, katip olarak hizmetinde çalıştırmasına kızmış, huzuruna getirttiği Hurdâbe’ye “sen Bağdad halifesi hak değildir diyorsun” şeklinde çıkışmıştır. 59 Doğuda önce Gaznelî, sonra Selçukluların güçlenmesiyle, Şîî Büveyhî yönetimindeki Bağdad’da bulunan Abbâsî halifeleri, kendilerini daha güçlü hissediyor ve Sünnîler lehine faaliyetlerde bulunabiliyorlardı
RAVENDİ YE GÖRE TÜRKLER VE İMAMI AZAM EBU HANİFE HZ
Selçuklu tarihinin önemli kaynaklarımdam birini yazan Râvendî, Selçukluların Hanefî olduklarını kaydetmektedir. Aslında bu kayıtta yorumlanması ve değişik yönlerden tenkid edilmesi gereken hususlar da vardır. Önemli olmakla birlikle, bu tarafını bir tarafa bırakıp tespitiyle yetinilecektir.
İMAM-I AZAMIN DUASI
Râvendî’in yazdığına göre İmam-ı Azam Ebu Hanife, hacda iken Allah’a “mezhebim hak mezhep ise yardım et” diye dua etmiş, Kabe’den bir ses “kılıç Türklerin elinde olduğu müddetçe, mezhebin zail olmasın” demiştir.
Ravendî “Arabistan, Acemistan, Rum ve Rus diyarında kılıç Türklerin elindedir… Selçuk oğullarından gelen sultanlar Ebu Hanife ashabından âlimleri o kadar himaye etmişlerdir ki, onların sevgilerinin izleri genç, ihtiyar herkesin gönlünde yerleşmiştir” demektedir.
SELÇUKLULARIN MUTEZİLE AKİDESİNE KARŞI OLUŞU
Selçukluların Hanefiliği kabulü, aynı zamanda “Rafızîlik ve İ’tizal’in umumileşmesine engel oluyordu”.66 Selçuklu Sultanları, genel anlamda Sünniliği, özelde ise Hanefiliği, Mu’tezilî akidelere karşı korumuşlardı. Kaynaklar Selçukluların Ehl-i Sünnet’e sevgi duyan ve kıymet veren bir kavim olduğuna vurgu yapmaktadır.68
Hamdullah Müstevfî, İslam tarihindeki büyük anedanları sayıp, her birinde bir dönem farklı bir mezhebin de kabul gördüğüne işaret etmektedir. Müstevfî’nin ifadesiyle Selçuklulular bu ayıplardan uzaktı, Sünnî, pâk din ve güzel itikadlı, hayır sahibi ve yönettiklerine karşı şefkatli kimselerdi.
Selçukluların Dandanakan savaşından sonra toplanan kurultayın arkasından Abbâsî halifesine hitaben yazılan mektupla tâbîiyyetlerini bildirmeleri de Selçukluların Sünnîliğinin bir delili olarak değerlendirilmektedir. Birçok araştırmacı da Selçukluların Ehl-i Sünnet vel-Cemaat mezhebine mensup, Ehl-i Sünnet mezhebi üzere ve Hanefî olduklarına işaret etmektedir.
BÜYÜK SELÇUKLU SULTANLARININ ŞİA VE DİĞER MEZHEPLERE KARŞI TUTUMLARI
Selçuklu sultanlarının mezhepleri hakkında kaynaklar daha çok, Sünnî ve Hanefî ifadelerini kullanmaktadır. Sünnî-Hanefî ifadesini, Ehl-i Sünnet’in Mâturidî kolu olarak anlamak mümkündür.98. Madelung, Selçuklular için “saldırgan Hanefilik” ve “Şafiî nefreti, Eşari düşmanlığından” söz etmektedir. Ona göre hükümdarların saldırgan Hanefiliği, Şafiliğe nefretleri, Eş’ariliğe açık düşmanlıkları ve buna karşı oluşan kuvvetli Şafii tepkisi, Selçuklular dönemindeki dini durumu belirleyen temel faktördür.
Selçuklu dönemi çoğunlukla zannedildiği gibi, Şiilik tehdidi karşısında Sünni dayanışmanın geliştiği bir dönem değildi. Aksine, Selçukluların resmi mezhep olarak Hanefiliği kurumsallaştırma çabaları, Sünnî ekoller arasında kurulmuş olan dengenin bozulmasına ve aralarındaki, özellikle de Hanefilerle Şafiîler arasındaki mezhep düşmanlığının doruğa ulaşmasına yol açmıştır.
SELÇUKLULARIN MATURİDİLKTEN SONRA EŞARİLİĞİ BENİMSEYİŞİ VE NİZAMİYE MEDRESELERİ KURULMASI
Yahya ibn Hamza el-Vezne, Tuğrul Bey zamanın uygulanan Eşarilere karşı tutumun Alparslan ile son bulduğunu, Alparslan ve ondan sonra Selçuklu sultanlarının Eşarî akideyi benimsediklerini iddia etmektedir.101 Sönmez Kutlu, Selçuklular döneminde Hanefî Mu’tezilîlere ve İsmailî/Batıniliğe karşı bir cephe oluşturmak amacıyla Eş’ariliğin resmî bir mezhep olarak benimsendiğini102 ve Nizamiye Medreselerinin kurulduğunu kaydetmektedir. Buna karşılık “Türkler arasında bu medreselerin etkisinin sanıldığı kadar güçlü olmadığı anlaşılmaktadır.
Çünkü bu Nizamiye Medreselerinin yanı sıra Hanefî-Mâtürîdîlerin kendi medreselerinde Hanefî-Mâtürîdî kültür okutulmaya devam etmiştir. Selçuklular dönemi Mâtürîdî’nin görüşlerini savunan âlimlerin yetişmesi bakımından en verimli bir dönem oldu ve Hanefî-Mâtürîdî çizgide hem fıkıh hem de kelam sahasında son derece önemli eserler yazıldı. Selçuklularla Osmanlılar döneminde Türk denilince Mâtürîdî ve Hanefî olarak anlaşılıyordu.”10
SÜLEYMAN ŞAH DÖNEMİ
Anadolu Selçuklu sultanı I. Süleymanşah (1077-1086), vezir Nizâmülmülk’ün de tavsiyesiyle Melikşah zamanında Anadolu’ya gönderilmiştir.107 Süleyman Şah, 475/1082’de Tarsus’u fethedince Trablus kadısı İbn Ammâr’dan Tarsus’a kadı ve hatip istemiştir.108 Muhsin el-Emîn’e göre bu dönemde Trablusşam halkı İsnâaşeriyye mezhebindendi. Burayı yönetmekte olan Ammaroğulları’nın kurucusu Emînüddevle Şîîydi.
İstenilen kadı da tabii ki müfrit Şîî mezhebinden bir kadıdır. Bu durum, Süleyman Şah’ın Abbâsî hilafeti ve dolayısıyla onu temsil eden Büyük Selçuklu sultanı Melikşah’a tâbiliğine son vermesi olarak anlaşılabilecektir. Ancak Süleyman Şah’ın Antakya’yı fethettiğinde (477/1085), bu fethi Melikşah’a bildirmisi ve kendisini ona bağlı sayması, henüz istiklalini ilan etmediğini göstermektedir. Bununla birlikte bir takım siyasî ve iktisadî kaygılarla, aynı zamanda Fâtımîler ve onlara bağlı emirlerle dostça ilişkiler kurma ihtiyacı duymuş olmalıdır.
Süleyman Şah'ın Fâtımîler ile bu ilişkisi, onun Büyük Selçuklulara karşı mücadelesi ve siyaseti ile ilgilidir. Nitekim Abbasi halifesinin Süleyman şah’a menşur ve hil’at göndermek suretiyle onun saltanatını tasdik ve ilan etmesi ve Melikşah’ın bir müddet bu duruma ses çıkarmaması ile Süleymanşah’ın Şiiliği bir silah olarak kullanmasına lüzum kalmamış ve Sünnilik muhafaza edilmiştir.
Büyük Selçuklular döneminde Şîa ile ilgili olarak ise, günümüz Şiîyazarlarından Resul Caferiyan’ın kaydettiğine göre Selçuklular döneminde İmâmiyye Şîası gelişmeye ve yayılmaya devam etmiştir. Bu durumun destekçileri, Selçuklu yönetiminin idari bünyesindedir. Selçuklular öncesinde Şiî Büveyhi yönetimi, yüzyıl kadar süren hükümranlığı döneminde, Şîa neslini idari mevkiler için eğitmiştir. Başlangıçta Selçuklular bunlara karşı taassub göstermiş, ancak toplum ve yönetimin bu yetişmiş kadroya ihtiyacı devam etmekteydi. Selçuklu yönetimindeki el-Kummî, et-Tefreşî, el-Ferâhâmî, el-Âvî, el-Kâşî gibi Şîî şehirlerine nisbetli lakaplar, onların devlet idaaresinin çeşitli kademelerindeki yaygınlıklarına işarettir.
Bu yayılmada takiyye zırhı kullanılmaktadır. Prensip farklılığından dolayı İmâmiyye’nin Zeydiyye’ye kıyasla bu hususta daha önde oldukları görülmektedir. İmâmiyye, Selçukluların devamlı mücadele halinde olduğu İsmailiye’den, kendilerini olabildiğince ayırmaya çalışmış, İsmâiliyye ile ilmi münazaralar yapmış, ve onlara karşı reddiyeler yazmıştır. Caferiyan’a göre Şîa, Selçuklu döneminin başında bazı baskılara maruz kalmıştır, ancak gün geçtikçe bu baskılar hafiflemiştir.
SELÇUKLU TARİHİNİ ANLATAN KAYNAKLAR
Hayatının bir kısmını Selçuklular zamanında geçirmiş olan Ebü'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman b. Ali İbnü’l-Cevzî’nin (510-597/1116-1201) olayları kronolojik şekilde ele alan el-Muntazam isimli tarihi, olayları Bağdad merkezli ve Bağdad’da geçenleri daha detaylı şekilde aktarmakta, ayrıca her yıl içerisinde vefatedenlerin biyografilerini vermektedir. İbnü’l-Cevzî’nin dönemin farklı itikadları hakkında yorumlar içeren Telbîsu İblîs ve Kitâbü’l’Akâid ve’d-Diyânât isimli eserleri bizim için ayrıca önem taşımaktadır. Hâdî Âlimzade’nin İbnü’l-Cevzî’ye göre altıncı hicri yüzyılda dinî, ictimaî ve kültürel durumu ele alan makalesi, onun eserlerinde bu alanlarda yer alan bilgileri özetlemektedir.
İzzüddin İbnü'1-Esîr’e (ö.630/1233), Ortaçağın en güvenilir tarihçilerinden biri olma özelliğini kazandıran32 el-Kâmil fi’t-Târîh33 isimli eserinde Selçuklular dönemiyle ilgili detaylı bilgiler yer almaktadır. İbnü'1-Esîr, bazen kendinden önceki, Selçuklular döneminde veya bu döneme daha yakın bir tarihte yazılmış kaynaklarda yer almayan oldukça detaylı bilgilere yer vermektedir.
İbnü'1-Esîr’in Selçuklular dönemiyle ilgili birçok kaynaktan yararlanarak verdiği, yıllara ayrılmış bilgilerin sonrasında, o yılda vefat etmiş ünlü kişiler ile ilgili biyografik kayıtları da önemlidir. İbnü'1-Esîr’in olaylar arasında verdiği mezheplerle ilgili detaylar konumuz için oldukça önemlidir.
İbn Kesir35 İbn Haldun36 gibi tarih kaynaklarına müracat edilmiştir. Selçuklu vezirleri hakkında bilgi veren İbnü't-Tıktaka’nın el-Fahrî’si ve Selçuklu vezirlerini ele alan Abbas İkbal’in el-Vezâra’sı38 da müracaat ettiğimiz kaynaklar arasındadır.
Alparslan ve Melikşah’a vezirlik yapmış, dönemin önemli simalarından Nizâmülmülk’ün Siyâsetnâme isimli eserinde, konumuzla ilgili önemli detaylar yer almaktadır. Onun devlette görev alacakların mezhepleriyle ilgili değerlendirmeleri, bununla ilgili verdiği yaşanmış örnekler, Selçukluların Şîa’ya yönelik tutumuhakkında önemli ayrıntılar içermektedir. Onun tespitleri ve verdiği örneklerden Selçuklu sultanlarının başlangıçta, Şîa’ya karşı daha hassas ve tedbirli oldukları, ancak Melikşah döneminde zamanla durumun artık değişmeye başladığını anlaşılmaktadır.
Büyük Selçuklular dönemiyle genel tarih bilgileri için Osman Turan, Mehmet Altay Köymen, İbrahim Kafesoğlu, Ali Sevim, Erdoğan Merçil, Abdülkerim Özaydın ve Sergey Grigoreviç Agacanov gibi pek çok araştırmacıların çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalar, daha çok siyasî tarih ile ilgili bilgiler içermekte, mezhepler ile ilgili bilgiler, oldukça genel olarak yer alabilmektedir.
Hakim oldukları bölgelerde Selçuklulardan önce Şîa’nın durumunu, Selçukluların nasıl bir mirasın devralındığını anlayabilmek için Günaltay’ın genel çerçeveyi çizen makalesiyle birlikte, Ahmet Güner’in çalışmaları, Selçuklular dönemiyle ilgili Hâlib b. Muhammed es-Sâidî, Şerefeddin Yaltkaya, Ahmet Ocak,Seyfullah Kara, Abdurrahman Acar, Cafer Karadaş, Ferhat Koca, Mevlüt Özler gibi araştırmacıların çalışmalarından genel bilgiler edinilmiştir.
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Doktora Tezi
BÜYÜK SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE ŞÎA
Adem ARIKAN
(2502040107)
Tez Danışmanı:
İstanbul 2010