Başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinde, kadınların çalışma hayatına atılmaları ve yaşadıkları aile sorunları ile ilgili olarak birçok kitap yazılmıştır. Ne yazık ki ülkemizde bu konu üzerinde ciddi sayılabilecek hiçbir çalışma yok. Benim yazılarım ve tercüme çalışmalarım dışında hiçbir esere rastlamadım.
“Kadın hakları” adı altında kadınları yuvalarından çıkarmayı marifet sayarak mücadele edenler ise mangalda kül bırakmıyor. Her tarafta hatta aileyi korumakla görevli kamu kurumlarını dahi kadınları kapitalist düzenin çarkları altında ezmeye çalışmaktadır.
Defalarca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına yazılar yazarak dikkat çekmeye çalıştım. Fakat konu gündeme gelmediği gibi tam tersine kadınları piyasanın kölesi haline getirmek ve yuvasından koparma adına her şey yapıldı. Öyle ki hükümet kadın istihdamını % 34’e çıkardım diye büyük bir başarı gösterdiğini zannediyor.
Kimsenin aileyi korumak için bir gayreti yok. Çok şikayet ettikleri “kadına şiddetin” temelinde ise bu konu vardır. Çalışan kadınlar anne şefkatini esirgedikleri çocuklarından daha sonra merhametli ve yumuşak olmalarını istiyorlar. Kreşlerin soğuk odalarına terk ettikleri çocuklarının şiddet eğilimi göstermemesini istiyorlar.
Halbuki merhamet görmeyen merhametli olmz. Şefkat görmeyen bir çocuğun erişkin olunca şiddetten uzak olmasını beklemek; budalalıktır. Bu kadar basit konuda dahi kafa yormaktan aciz akademisyn ve bürokratlarımız var. Siyasetçiler ise bu bürokratların oyuncağı olup kendilerini maskaraya çeviriyorlar. Allah,ıslah etsin…
Kadınların çalışma hayatına atılarak karşı karşıya kaldığı sorunlar ve bunların çözümünde ABD’li yazarlar Elizabeth Warren ve Suzanne Venker çok emek vererek aynı başlığı taşıyan kitaplar yazmışlar. “The Two İncome Trap” yani “İki Gelir Tuzağı” başlığını taşıyan bu kitaplar yaklaşık 15 yıl önce kaleme alınmış ve oldukça ilgi çekmişti. Bu kitapları okuduktan sonra arkadaşlarımla beraber tercümesini yaparak önce çalıştığım İstanbul Üniversitesinde ve görev alanına giren bir çok kurumda tartışılmasına çok gayret ettim. Lakin ciddi bir karşılık bulamadım. Buna rağmen en azından yazı yazdığım medya kuruluşlarında bana ayrılan köşelerde iki gelir tuzağını yüzlerce defa kaleme alarak konunun önemine dikkat çekmeye çalıştım.
Bugün hem ülkemiz hem de bütün dünya “terör” tehlikesi ve “kadına şiddet” belasıyla baş başadır. Bunları reaktif tedbirlerle önlemenin imkânı yoktur. Yani şiddet ve terör eyleminden sonra yakalayıp yargılamak ve hapse atmakla bu soruna çare bulunmaz. Sorunun çözümünde manevi değerler ve aile yapısının güçlendirilmesi yatmaktadır. Ailenin belkemiği ise annedir. Fakat anneler yuvalarından çıkmak zorunda bırakıldığı takdirde; aile güç kaybeder ve yıkılma tehlikesi yaşar.
Terörün gelişip güçlenmesinde sosyal ve iktisadi hayatın gelişmesinde ailenin önemini söylemeye gerek olmayıp konunun önemini idrak noktasında fazla zeki olmaya gerek yoktur. İki gelir tuzağı konusunu ele alırken yapılan analizlerin çoğu ekonomi üzerinedir. Nitekim Warren'ın, kızıyla birlikte yazdığı kitabında, yıllar süren ve kılı kırk yararak yaptığı araştırmalar analizler sonucunda, kısaca şu tespitleri yapmış:
Geçmişte ailede tek bir kişi, yani evin reisi konumundaki erkek, çalışırken bir yandan da tasarruf etmek mümkündü. Fakat günümüzde hem erkek hem de kadın çalıştığı halde negatif tasarruf, yani ailenin belini bir türlü doğrultamaması, durumu söz konusudur. Warren, bu paradoksal durumu incelediği kitabında ve konuyla ilgili verdiği söyleşiler ve konferanslarda ABD özelinde cevap aramış ve çözüm önerilerini sunmuş.
Suzanne Venker ise iyi bir anne olmaya çalışan bir Amerikan kadını. Elisabeth Warren gibi meşhur bir senatör değil. Fakat her ikisi de Amerikan ailesini korumak ve kadınlara karşı kurulan tuzakları boşa çıkarmaya gayret gösteriyorlar. Her iki yazar da modern yaşamın dayattığı ve materyalist felsefeden gelerek artan baskılara karşı çaresizliklerini dile getirmekten çekinmiyor.
Venker, geçen 25 yıl süresince müşfik, evliliğe adanmış, analı babalı, çocuklar evdeyken yanlarında annesi olan ailelerin olumlu neticelerini görmekle birlikte, dehşet, yılgınlık, şüphe içinde kalıyor ve şu hususları dile getiriyor:
Anne mutlu olduğu sürece, çocukların ihmal edilmesini, çıkarları en yüksek seviyeden korunuyormuş gibi sunan medyayı eleştirerek aldatmacanın derinliklerine kadar iniyor. Özellikle kadın ve ebeveynlik dergilerinde kendi çocuklarını yetiştiren kadınlara karşı derinden derine bir düşmanlık meydana getirildiğine dikkat çekiyor.
En temel, geleneksel normların çöktüğünü insanların bencil ve anlık arzularının kurbanı olduklarını dile getiriyor. Annenin sorumluluk ve görev anlayışının neredeyse tamamen kaybolduğunu ifade ediyor.
Erkekleri, evliliği ve çocuk yetiştirmeyi hafife alan feministlerin; kadınlıkları, üretkenlikleri ve annelikleri ile saygı görme mevkiinden uzaklaştırdığını dile getirerek birlikte yaşamanın, evlilik dışı bebeklerin ve gündüz bakımının aile kurumunu alt üst ettiğini dile getiriyor.
Genelde medya ve özelde de diğer ebeveynler, bir çocukları olduğunu dahi unuttuklarından dolayı, onun arabanın arka koltuğunda sıcaktan pişerek ölmesine sebep olmalarına karşı çok ciddi eleştiriler getiriyor. Anne veya babaya, “ah, yazık, ne kadar da meşguller,” diyerek şefkatli bir destek ve anlayış göstermesinin tutarsızlığına dikkat çekiyor.
Annelerin, onların rahatlık ve mutluluğu adına çocuklarını kreşlere daha büyük bir gönül rahatlığıyla bırakmalarını sağlamak için tasarlanmış ürünlerin geliştirilmesini de eleştiriyor. Bu yeni devrin anne babalık anlayışının “çocuklarının ne zaman ve ne kadar tuvaletini yaptığı, yiyip içtiğini, takla attığını veya hangi sözleri söylediğini gösteren günlük çizelge ve grafikler; anne bilgisayarı açsın ve çocuğunu on saniye görebilsin diye kreşe yerleştirilen bir kamera” olduğunu söyleyerek böyle bir ailenin ve çocuk gelişiminin sürdürülemez olduğunu ifade ediyor.
The Wall Street Journal, 8 Ekim 2003 tarihinde çalışan annelerin aile üzerindeki etkisini ele alan bu kitapların eleştirisini yayınladı. Kitaptan alınan iktibas “İki gelirli ortalama bir aile, bugün, bir nesil öncesinin tek gelirli ailenin kazandığından daha çok kazanıyor. Ancak, bugünün iki gelirli ailelerinin elinde; ev ipoteğini, arabanın masraflarını, vergileri, sağlık sigortasını, kreş faturalarını ödedikten sonra, daha az para kaldığını ifade ediyor. İşte “iki gelir tuzağı” adı verilen mesele budur.
Annelerin bir furya hâlinde çalışma hayatına girmesinin, aileleri daha az güvenli, daha az esnek ve fakir etme gibi paradoksal bir etkisi olduğu bu eserler sayesinde ABD toplumunda daha iyi anlaşılmış durumdadır. Fakat kendi ülkemizde durum neredeyse tam tersine bir algıya işaret etmektedir. Bu algıyı kırabilmek için Suzanne Venker’in eserlerini ve hayatını örnek göstermek gerekiyor, vesselam…
.
Venker tıpkı Warren gibi iyi bir kariyer yapmış. Lisanslı evlilik-aile terapisti ve özel bir muayenehanesi var. Yirmi beş yıllık başarılı bir radyo yayıncılığı tecrübesi ve New York Times çoksatarları arasında yer almış yedi adet de kitabı bulunuyor. Bir internet sitesinde köşe yazıları yayınlanıyor. Aynı zamanda terk ve ihmal edilmiş çocuklar için çalışan bir vakfı yönetiyor. Vakfı için para toplamak amacıyla mücevherat tasarlıyor ve imal ediyor. Ama hep evdeki anne olmayı sürdürmüş ve bunu övünerek ifade ediyor.
Venker, yazarlığı herkes uyurken, sabah 5’te yapıyor. Radyo yayıncılığını, önceleri, tüm gün çocuk bakımı ile uğraştıktan sonra, sonraları da oğlu okuldayken gün ortasında yapmış. Başka bir ifadeyle, anneliğini tam yapabilmek için kariyerini buna göre planlamış. Eğer, doğru yapma kararlılığı gösterilirse bunun kolayca başarılabilecek bir şey olduğunu eserleri ile ispatlamaya çalışmış. Kısaca annenin ve aile sevgisinin odakta olması sayesinde hayatın mutlu olduğunu söylüyor.
Üniversiteli genç bir kız Venker’in imza gününde kendisini niçin akademik unvanları ile tanıtmadığını sorar. Niçin başarılarından önce anneliği ile kendisini tanımladığını, hâlbuki üniversitede kendisinden akademik başarılarından dolayı çok bahsedildiğini söyler. Öğrencisine; oğlunun annesi olmanın en ödüllendirici bir başarı olduğunu anlatıyor ve anne olmanın verdiği çok güzel duyguları yaşaması gerektiğini ifade ediyor.
Çocuklarımızı yabancıların bakımına emanet etmenin niçin kabul edilebilir bir şey olmadığını “iki gelir tuzağı” kitapları çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Bu hanımefendilerin insanlığa, ailelere, evliliklere ve kadınlara katkısı çok büyüktür.
Bizden yalan söylememizi isteyen bir seküler yaşam biçimi dayatılmaktadır. (Seküler yani modern ve sadece dünya için yaratılmaya inanmak). Bu kültürde hakikati söylemeye çalışanlar ne yazık ki “9 köyden kovulmaktadırlar”. Çocuklarla kariyerler arasındaki çatışma mutsuzluk pahasına da olsa daima kariyeri öne çıkarmaktadır.
Bu yazının öncelikle hitap ettiği kadınları üç grup içinde değerlendirebiliriz:
Ülkemizde “iş ile evi birlikte götürme” kavramı, göklere çıkarılmaktadır. Fakat çocukların ihtiyaçlarının yetişkinlerin heves ve arzuları ile çatıştığı gerçeğini unutmamak gerekiyor. Kadınların aile ve işi bir arada götürebileceği, zorlu kariyerleri sürdürebileceği, harika çocuklar yetiştirebileceği ve bütün bu hengâmeden sonra akıl sağlıklarının sarsılmayacağı fikrinin sahte olduğunu artık bizim de anlamamız gerekiyor.
Hükümetin çocuk bakımına ve doğum iznine biraz daha fazla yatırım yapması, işverenler anne babaların akşam saat 5’te ofisten ayrılmalarına izin vermesi gibi tedbirler yeterli değildir. İş-aile çatışmasının gerçek sebebi çok daha girifttir.
Tam zamanlı çalışan ve doğrusunu söylemek gerekirse acınası hâlde olan kadınları dikkate almak gerekiyor. Neredeyse hepsi çocuklarını çok özlemiştir ve evliliklerinin kopma noktasına geldiğini ifade ederler. Ne var ki işlerine âşıktırlar. Ne yapmakta olduklarını merak ederek “Bir başkası bunu iyi yapıyor da, ben mi beceremiyorum. Benim eksiğim ne?” diye sormaktadırlar.
Aslında bu kadınların bir eksiği yoktur. Fakat işlerin gidişatında bir yanlışlık var. Çünkü günümüzde aileler baş edilebilir küçük topluluklar olmaktan çıkıp kaos burçlarına dönüşmüştür. İki gelirli aile ki bununla ebeveynden her ikisinin, doğum izinleri biter bitmez yıl boyu tam zamanlı olarak çalışmasını kastedilmektedir. Bu bir tuzaktır. Zira iş, çocukları yetiştirmeye gelince, eve ekmek getirme denklemin yalnızca bir boyutudur. Evde, geleneksel olarak annelerin yapmakta oldukları şeyleri yapmak için, birinin olmayışından kaynaklanan tükeniş ise muazzam derecede büyüktür. Varlıklı ailelerin içindeki çalışan annelerin her daim bir bakıcı anneye muhtaç olduklarını söyleyip durmaları işte bu yüzdendir.
Evet, bunca zamandır annelerin ne yapıp durduklarını sanıyoruz ki? Bonbon şekeri yedikleri ve yan gelip yattıklarını mı? Kadınları, hayatlarında daha “değerli” bir şeyler yapmak için evlerinden kaçmaya sebep olan şey işte tam da, bu evdeki kadın tiplemesidir. Bu çok büyük bir saygısızlıktır.
Bugün anneler çalışmak “zorunda”, denilir. Eğer hayatı devam ettirebilmek için, özellikle hayatın pahalı olduğu semtlerden birinde yaşıyorsak, iki gelir isteyen bir ekonomi inşa etmişiz demektir ki söz kısmen doğrudur. Fakat anneler, fakir olduklarından evlerinden ayrılmıyorlar. Tam tersine o yöne doğru çekildikleri için yani çalışma hayatına zorlandıkları için evlerini terk ediyorlar. Çünkü feministler evdeki anneyi, hayatını bebeklerine bakarak israf eden talihsiz bir hanım olarak tasvir ettiler ve ediyorlar. Bırakın bunu daha az eğitimli hanımlar yapsın, diyerek insanları aldatıyorlar.
İşte iki gelirli aileyi yani kadınları çalışmaya zorlayan bu insafsız, seçkinci ve merhametsiz anlayıştır. Çocuklarına baktıklarından dolayı kadınları öven makaleler ise çok azdır. Halbuki ev hanımı annelerin yaptığı işin öneminin altı çizilmelidir. Onların toplum içindeki statülerini yüksek göstermek gerekir. Eğer bu durum kapitalistleri üzecekse, varsın üzsün. Ülkemiz çalışan annelere dair makalelere, filmlere, televizyon programlarına, kitaplara ve haberlere doymuştur. Ev hanımları ise hak ettiği saygıyı ne yazık ki göremiyor.
Bu yazı çalışan anneleri ayıplamak için yazılmamıştır. Maksat anneliğe dair yanlış anlamaları ayıplamak için ifade edilmiştir. Evet, kadınlar iş ve aileyi de başarılı şekilde götürebilir, fakat ikisini aynı anda götüremez. Aslında, İki Gelir Tuzağı eserlerinin mesajı; kadınların hayatlarında iş ile aileyi bir araya getiren bir hayatı inşa etme gayretidir. Suçluluk hissi duymadan, pişmanlık duymadan yüksek bir özgüven ile yanlış anlamaları ortadan kaldırma gayretidir.
Bu kitaplarda geçen tüketim hastalığı; doktora tezinde işlemeye çalıştığım “Kapitalizm Sonrası Dönem: Malikiyet ve Serbestiyet Devri” çalışması ile çok yakından alakalıdır. Tezde kısaca; kapitalizmin tüketim alışkanlıklarını maniple ederek insanları bir çeşit “ücretli köle” haline getirdiği ifade edilmektedir. İnsanlığın bu ücret tuzağından kurtularak “Malikiyet ve Serbestiyet devrine” geçileceği anlatılıyor. Bu konu ile ilgili olarak daha çok yazı kaleme alınması gerekiyor, vesselam…
Vehbi Kara
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)