Osmanlı devleti ve Türkiye Cumhuriyetini yaklaşık 200 sene müddetince Sabetay Tarikatı denilen Yahudi bir örgüt yönetmiştir. Mason locaları gibi bütün gizli örgütlerin içinde işte bu sinsi tarikat mensupları yer almaktadır.
Kimseye hesap vermeyen fakat herkese hesap sorabilen bu tarikat mensupları; silahlı kuvvetler, medya, devlet bürokrasisi ve bankalar vasıtası ile daima güç kazanmış ve günümüze kadar gelmişlerdir.
Fakat 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan askeri darbe kalkışması sonrasında devlet içinde yuvalandıkları merkezlerini bir bir terk etmek zorunda kalmışlardır. Kaybettikleri kalelerin en önemlisi ise halkın seçmiş olduğu yöneticileri her 8-10 yılda bir darbe ile alaşağı eden Silahlı Kuvvetlerdir.
Bu konuda bir İngiliz’in yazmış olduğu kitaptan örnek vererek ne kadar dehşetli bir örgüt olduklarını göstermeye çalışalım:
Osmanlı devletinin son döneminde bir erkan-ı harp subayı yani bugünkü ismi ile “kurmay” sınıfına mensup bir zabit ilk görev yeri olan Suriye’deki birliğinden firar edip İstanbul’a kaçar. Burada 2. Abdülhamid’in hafiyeleri tarafından yakalanır ve Sultan Ahmet Cezaevine konulur. Normal şartlar altında böyle bir subayın askeri görevine devam etmesine imkân yoktur. Fakat iş Sabetay Tarikatına mensup olunca değişir tabiî ki.
Nitekim Sabetaycı Paşalar derhal devreye girerek bu subayı hapishaneden çıkarıp doğruca askeri birliğine teslim ederler. Hikâye burada bitmiyor. Bu subay 31Mart Vakasında Hareket Ordusunda görev yaparak 2. Abdülhamid’in devrilmesine kadar giden süreçte önemli görevlerde bulunur.
Daha sonra Balkan Savaşında Tekirdağ Çıkarmasında başarısız olduğu halde daima Sabetaycı Paşaların ve büyüklerinin yardımı ile terfi eder. Çanakkale Savaşı esnasındaki bir taarruzda 10 bin askerimizin şehit düşmesine yol açan bir tümenin komutanlığında bulunur. Bu durum onun Osmanlı Paşası olmasına mani olmaz. Nitekim çok büyük bir bozgun yaşadığımız Nablus Savaşında birliğini başsız bırakıp kaçarak Toros dağlarının kuzeyine kadar gelir.
Osmanlı Devletinin son döneminde bu zabit gibi hayatı başarısızlıklar içinde olduğu halde daima terfi edip general ve amiral olan Sabetay tarikatına mensup kişiler vardır. Bunlar adam kayırmacılığı ve Masonluk gibi önemli destekler sayesinde Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kurumlarında yönetici olmaya devam etmişlerdir. En son örneğini ise 15 Temmuz’daki FETÖ kalkışmasında görmüştük.
Peki, FETO ile Sabetay Tarikatının ilişkisi nasıldır? İşte bu makalemizde bu konuyu işleyerek ülkemizin kanını emen bu sinsi örgütlerin içyüzünü ortaya çıkarmaya çalışalım:
1492'de Kral, İspanya’daki Müslümanlarla birlikte bütün Yahudileri kovmuştu. Göçe zorlanan Yahudiler, hangi ülkeye başvurmuşsalar da; daima ret cevabı almışlardı. O tarihte Padişah olan 2. Bayezid ise Osmanlı topraklarının kapılarını Yahudilere açmıştı.
Bu padişah Kemal Reis komutasında Osmanlı donanmasını İspanya’ya göndererek, yaklaşık 150 bin Yahudi’yi Osmanlı topraklarına getirmişti. Osmanlı vatandaşı yapılan Yahudiler; İstanbul, Edirne, Selanik, İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa ve Manastır’a yerleştirildiler. İşte Hıristiyanların Engizisyon Mahkemelerinden kurtarılan Seferad Yahudileri içinden bir tanesi “Mesih” iddiası ile ortaya çıkarak bütün Yahudileri karıştırmaya yetmişti.
Sadece Yahudilerle kalsa iyiydi. Osmanlı Devleti de; bu kişinin kurduğu tarikatın gizli entrikaları sonucu batmıştı. İşte Sabatay Sevi, bu tarikata kendi ismini veren bir kişiydi. 17. yüzyılda İzmir Agora'da doğmuş 22 Yaşından itibaren Mesihlik iddiasında bulunmuştu.
Sevi, bütün dünyayı kötülüklerden arındıracağına ve tüm Yahudileri mukaddes toprak olarak saydıkları İsrail’e götürerek orada yeniden Süleyman tapınağını inşa edeceğine Yahudilerin bir kısmını inandırmıştı.
Osmanlı devletinin her yerindeki Yahudiler arasından binlerle sayılan müritler edinmişti. İzmir'den İstanbul'a geçmiş fakat buradaki Yahudiler kendine tepki gösterince Selanik'e gitmişti.
Sevi, Selanik'teki ilk günlerinde Mesihlik iddiasında bulunmazken zekâsıyla Selanikli Yahudileri kendisine hayran bırakmış hatta evinde misafir olduğu bir Yahudi, kendisine kızını vermişti. Fakat burada yeniden Mesihlik iddiasında bulununca; Yahudiler ikiye bölünmüştü.
Yahudi hahamlar, Mesihlik iddiası yüzünden kendisine sert tepki gösterince Selanik'ten ayrılıp İzmir'e dönmüş ardından da ikinci kez İstanbul'a gitmişti. Tepkiler devam edince 1659'da babasının yanına yeniden İzmir'e geri gelmişti.
Fakat bu sefer de İzmirli hahamlar Sevi’yi Padişah’a şikâyet etmişlerdi. Sevi tutuklanıp Padişah 4. Mehmet'in huzuruna çıkarılmış ve yargılanması için bir divan kurulmuştu. Divan’da Yahudiler arasında fitne çıkardığı söylenip imtihana tabi tutulacağı kendisine söylenmişti.
Divan, Sevi’ye şu kararı tebliğ etmişti. “Sabatay Sevi soyunacak, vücudu en maharetli okçulara nişangâh yapılacaktı. Eğer atılan oklar Mesihlik iddiasındaki Sevi’nin vücuduna işlemezse, Padişahın kendisini resmi olarak Mesih ilan edecekti. Çünkü Yahudi inancında Mesih’e; kılıç, ok, tüfek, kurşun işlemez, ateş yakmaz hatta suda boğulmaz diye bir inanç bulunuyordu.
Divan, Sevi’nin sahtekârlığını ortaya çıkarmak istediği için bu şekilde karar almıştı. Fakat Divan heyetinin bu teklifi karşısında Sabatay Sevi, “Adiyo santo! (İspanyolca Kutsal Melek)” diyerek titremeye başlamış ve sonrasında Mesihlik iddiasını reddetmişti.
Padişah ve divan heyeti onun bu reddinden tatmin olmamıştı. Hekimbaşı Mustafa Fevzî Efendi, Sevi’ye Müslüman olmasını teklif etmiş eğer kabul etmediği takdirde fitne ve karışıklık çıkarmaktan dolayı ceza alacağını söylemişti.
Sevi, Yahudi dönmesi Hayatizade'nin tavsiyesi üzerine canının bağışlanması karşılığında "Bu can bu bedende kaldığı sürece..." diyerek kelime-i şehâdet getirmişti. Vânî Mehmed Efendi; “Bu adamın, Müslümanlığı yürekten hisler ve ihlâsla kabul ettiğine kâni değilim. Fakat dinimiz kuşkuyu onaylamaz ve kişinin imanı üzerine hüküm ancak Allah'ındır. ...” demiş ve divan bu şekilde sonuçlanmıştı.
16 Eylül 1666'da Divan huzurunda Müslüman olan Mordehay oğlu Sabetay Sevi, “Mehmet” ismini alarak hamama götürülmüştü. Gusül abdesti aldırıldı ve kendisine Müslüman giysisi kürk ve hil'at giydirildi.
Sevi'nin Müslüman olması, Yahudiler arasında şaşkınlık meydana getirmişti. Hahambaşılık ise bunu sevinçle karşılamış zira Müslüman olduğu için Sevi'yi dinden çıkmış sayarak bu fitneden kurtulacağını zannetmişti.
Peşinden giden Yahudilerin büyük çoğunluğu onun Mesih olmadığına inanarak Yahudi inancına geri dönmüş fakat 250 ailelik bir topluluk ise Sevi gibi insanları aldatarak İslamiyet’e geçmiş gibi görünerek onun yolundan gitmeye karar vermişti.
1666’dan sonra bu 250 aileye dönme adı verilmiş fakat kesin olarak Müslümanlığa dönmedikleri için yine de şüphe ile bakılmaya başlanmıştı. Çünkü Müslüman isminden başka bir de Yahudi ismi taşıyor gizlice eski inançlarına benzer bir şekilde yaşıyorlardı.
Sevi, zaman zaman İzmir’den İstanbul ve Selanik'e gidiyor bir süre Edirne’de Hızırlık yakınlarında bulunan bir Bektaşi tekkesine devam ediyordu. Fakat bu tekke 1641-1642 yıllarında "şüpheli" bulunarak Osmanlı devleti tarafından kapatılmıştı.
Sabetay Sevi ve tarikatı bu sefer İzmir’i üs edinmiş sayıları artınca da bir kısmı Selanik’e geçmişti. 1673 yılında Kuruçeşme’de bir evde yaptığı ayin sırasında Sabetay Sevi yani Müslüman olduktan sonraki adıyla Aziz Mehmed Efendi, bir elinde Kur’an, bir elinde Tevrat olduğu halde görülmüştü. Bu nedenle Sevi ve tarikatının Müslüman olmadıkları kesinlikle ortaya çıkmıştı.
Aziz Mehmed Efendi bu hatası yüzünden defa daha yargılandı ve bugünkü Karadağ sınırları içinde bulunan Ülgen’e sürgün edildi ve 1676 yılında burada öldü.
Ölümünden sonra Selânik’te toplanan tarikat mensuplarının bir kısmı, eşi Ayşe’nin kardeşi Yakup Çelebi etrafında birleştiklerini ilan ettiler. Fakat bunu kabul etmeyenler de oldu. Kabul etmeyenler arasında da ayrılıklar oldu ve üç parçaya bölündüler. Yakubiler, Karakaşiler ve Kapancılar olarak anılan bu üç gurup arasında büyük kavgalar olmuştur. Müslümanlardan kız alıp vermedikleri gibi kendi guruplarından başkası ile evliliğe müsaade etmediler.
17. Yüzyılın sonlarında yaklaşık bin kişi olan bu tarikat mensupları, daha sonra binlerce kişilik bir büyüklüğe ulaşmışlardı. 1923 yılında Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi uyarınca; Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Krallığı'nın kendi vatandaşları din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutulunca; Selanik’te yaşayan 10 bin civarındaki Sabetay mensubu kâğıt üzerinde Müslüman göründüğü için ülkemize gelerek bürokraside önemli noktalara geldiler.
Mason localarında çevirdikleri gizli ve sinsi entrikalar sayesinde zengin olmuşlardı. Çocukları ülkenin en iyi okullarda okumaya başlamışlardı. 20. Yüzyılın ortalarında ise Fetullah Gülen adı verilen büyük bir zındığı keşfetmişlerdi. İşte İzmir’de başlayan bu Sabetay tarikatı ve FETÖ örgütlenmesi ülkemizin çok büyük badireler atlatmasına neden olacaktı.
Her iki yapının İzmir gibi Türkiye’nin üçüncü büyük şehrinde ortaya çıkması bir tesadüf değildir. Zira İzmir’de zaten hatırı sayılı bir Yahudi nüfus vardı. Selanik’ten gelenlerle birlikte sayıları ikiye katlanmıştı.
İzmir’de geçmişte otuz dört tane sinagog yer almasına rağmen günümüze kadar sadece dokuz tanesi ulaşmıştı. Çünkü Sabetay Tarikatı Yahudi toplumu üzerinde önemli bir konuma yükselmiş sahte Müslüman olduklarından dolayı kendilerini belli etmemek için sinagoglara gitmemeye başlamışlardı.
İşte İzmir Sabetay Tarikatı gibi Fetullah Gülen örgütünün de kuruluş merkezi durumundadır. Zira ilk olarak İzmir’de Kestanepazarı Camisi’nde kurulan FETÖ; İzmir’de büyümüştür. Günümüzde de İzmir ve civarı FETÖ’nün yoğunlaştığı bölgelerden bir tanesidir.
Fetullah Gülen’in ailesi Ahlat ilçesinden namus meselesi yüzünden Erzurum’un Pasinler ilçesine gelmiştir. Fakat bu zındık, Erzurum gibi dindar bir şehrimizde barınamadığı için İzmir gibi Sabetay Tarikatının yoğun olduğu bu yöreye yerleşerek kirli ağlarını örmeye başlamışlardır.
Ne tesadüftür ki; FETÖ’nün teşkilatlanmaya başladığı Kestanepazarı’ndaki sokak aynı zamanda Sabetay Sevi’nin yaşadığı sokaktı. Fetullah Gülen’in özel olarak atandığı Kestanepazarı Camisi, Sabatay Sevi’nin yaşadığı sokağın başında ve evine bakan bir mevkide bulunuyordu.
Harap haldeki bu cami, 1667-1668 yıllarında Ahmed Ağa tarafından yeniden inşa edilerek bugünkü Kestanepazarı Camisi olmuştu. Caminin yeniden yapılış tarihi ise Sabetay tarikatının başlangıç yılları ile çok yakından alakalıdır. Çünkü Sabatay Sevi 1666'da canını kurtarmak için Müslüman olmuş ve kendisini gizlemek adına bir sene sonra evinin sokağının başına bu caminin yapılması sağlanmıştır.
Sabetay Tarikatı, Osmanlı zaptiyeleri tarafından sürekli takip edildiği ve halkı Müslüman olduklarına inandırmak için bu camiye gelip gitmeye başlamışlardı. Sevi’nin ölümünden sonra da taraftarları Kestanepazarı camisine gitmeye devam ettikleri için Kestanepazarı Camisi, Sabetay tarikatı tarafından kutsal kabul edilen bir mekân olarak bilinmektedir.
Cumhuriyet Döneminde de Sabetaycılar bu camiye gelip, ellerini yüzlerini duvarlarına sürerlerdi. Kestanepazarı Öğrenci Yetiştirme Derneği Başkanının şöyle dediği ifade edilmiştir: “İnanın oraya üniversiteli kızlar geliyorlar, tıpkı ağlama duvarında yaptıkları gibi taşları öpüp ellerini sürüyorlar”.
İşte Kestanepazarı Camisi, sadece Sabetaycılar için değil, FETÖ’cüler için de kutsaldır. Tapu kadastro memuru olan birisi; Sabetay Tarikatı tarafından kısa sürede fahri vaiz yapılıp ardından da jet hızıyla Sabetaycıların kutsalı olan Kestanepazarı Camisine atanmıştı.
Camide İslam dışı vaazlar verdiği için şikâyet edildiği için vaizlikten atılması beklenirken, aynı Osmanlı erkânı harp subayı gibi terfi ettirilmiş Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı yapılmıştı.
FETÖ örgütünün kurucularından olan bu kişi o sırada Fetullah Gülen’i yetiştirmekle görevlendirilmişti. Gülen, Diyanet teşkilatındaki bu kişiler tarafından ilkokul mezunu olduğu halde vaiz yapılmıştı. Ardından da Kestanepazarı Camisine atanarak fitne faaliyetlerine buradan başlamıştı.
Fetullah Gülen, Kestanepazarı Camisine atandığında caminin bahçesindeki bir barakada kalıyor ve Mesihlik iddiasında da Sabetay Sevi’yi takip ediyordu. Hatta kendisine “İsa” yakıştırması da yapılmış çok tepki görünce “Mehdi” olduğu şayiasını yaymıştır. Öyle ki; FETÖ mensuplarının çoğunluğu bu yalana hala inanmaktadır. Hapishanelerde kaldıkları ve suçları kameralarla teşhis edildiği halde hala Mehdinin kendisini kurtaracağına inanan çok sayıda FETÖ mensubu bulunmaktadır.
Örgüt mensuplarının iyice araştırılıp derinine inildiğinde aslında Sabetay tarikatının bir parçası olduğu ortaya çıkacaktır. Zira hem yurt içinde hem de yurt dışında maddi ve manevi olarak Sabetay Tarikatından beslendiği çok açıktır. ABD’nin Türkiye gibi önemli bir ülkeyi karşısına almasının hatta onca baskıya rağmen neden hala Gülen besleyip semirtmesinin sebebi; Sabetay Tarikatı ile ilişkisinden dolayıdır, vesselam…
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)