Hükümete ayar vermeye kalkışan emekli amiralleri tanımak için “Bahriye’de 15 Yıl” isimli kitabımdan istifade edebilirsiniz. Zira devlete ihanet bildirisine imza atan bu amirallerin önemli bir kısmını tanıyorum. Bir kısmı ile donanmada birlikte görev yapmışlığımız vardır.
Askeri vesayet ve darbe özlemi içindeki bu insanları tanımak için makalelerim de çok faydalı olacaktır. 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 döneminde bu bildiriye benzer çok demeçlere şahit olmuş birisi olarak yaşamış olduğum hatıraları elimden geldikçe ve dilim döndükçe yazmaya çalışıyorum. Allah ömür verirse devam edeceğim. Çünkü ülkemizin en önemli kurumlarından birisi olan Deniz Kuvvetlerimizi tanımak ve sorunlarına çözüm bulmak gerekiyor.
Evet, Deniz Kuvvetlerimizin kaderi mevcut amirallere bırakılmayacak kadar önemlidir. Çünkü bu amiraller özellikle darbe dönemlerinde özenle yetiştirilmişlerdir. Üstelik hürriyet, din ve vicdan özgürlüğünden habersizdirler. Faşist ve inançsız bir darbeci cuntanın acımasız askeri eğitimine maruz kalmışlardır. İşte kitabımda ve makalelerimde yazmış olduğum hususlar denizde bir katre nevinden olup sadece genel bir kanaat vermek içindir.
Hazır mübarek ramazan ayı gelmiş iken askeri okulda nasıl oruç tutabildik buna da değinmek istiyorum. Çünkü Askeri okul yaşamı ve cuntacı askeri okul idarecilerin empoze etmeye çalıştığı düşünce ve değerler bilinirse; 104 amiralin imza atmış olduğu bu ihanet bildirisinin daha iyi anlaşılacağına inanıyorum. Ayrıca 15 Temmuz 2016 askeri darbesine iştirak etmiş onlarca amiral var. FETÖ örgütünün özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığında nasıl semirtilip büyütüldüğünü anlamak için bu hatıra yazılarından ve kitabımdan istifade edilebilir. Elbette, her 10 yılda bir yapılan askeri darbelere karşı bir çözüm aranmak isteniyorsa bu makaleler çok değerlidir.
İşte Deniz Harp Okulundaki ilk öğrencilik yılımı ve 1983 yılındaki Ramazan ayını anlatayım. Çok ibretli anılarla doludur. Bu okul yöneticilerinin Türk insanına bakış açısını, dine ve dindar insanlara kaştı tutumunu, eğitim ve öğretim yapısını bir parça anlayabilmek için yaşadığım acı hatıralar ibret dolu dersler sunmaktadır.
İşte 1983 yılının Ramazan ayında oruç tutmak Türk öğrencilere yasaklanmış yabancı öğrencilere ise serbest bırakılmıştı. Gören de diyecek ki İsrail’de mi okuyordunuz?
Hayır! Osmanlı’nın Mühendishane-i Bahriye’yi Hümayun mektebinde okumaya çalışıyorduk!
Heybeliada’da yaşadığımız 1983 yılının iftar yemekleri; benim gibi 15-20 kişi için çok farklıydı. Çünkü yasağa rağmen oruç tutuyor ve askeri okul idaresine resmen başkaldırmış bir vaziyette inançlarımızın gereğini yerine getirmeye çalışıyorduk. Üstelik daha birinci sınıf öğrencisiydik.
İşin ilginç tarafı; iftar yemekleri hiçbir yerde bu kadar lezzetli değildi. Aradan 39 yıl geçtiği halde tadı hala damağımda durmaktadır. Bu kadar lezzetli olmasının sebebi sanırım dini hassasiyetlere karşı göstermiş olduğumuz özenden kaynaklanıyordu. Doğru bir amaç için yapılan mücadele insana büyük bir haz ve lezzet verir.
Değerli Hocam Niyazi Beki anlatmıştı; arpa ekmeği ile oruç açtığını ve bu ekmeğin ne kadar lezzetli olduğunu ancak Ramazan ayında fark etmişti. İşte bende bir Ramazanda gerçek lezzet ve iştahı tanıma fırsatı buldum.
Yemeklerdeki lezzet deyince insanın aklına bir ziyafet sofrası gelir. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Zira o büyük ziyafet sofralarında gerçek lezzet fark edilmez. Ancak Ramazan gibi ibadetler sayesinde insan, gerçek iştahı ve lezzeti fark edebilir. İşte bunun delili o yıl yaşadığımız Ramazanda doğru dürüst yemek bile yememiştik.
Birkaç bisküvi ve çay ile oruç açıyorduk. Bahriye Mektebine o yıl girmiştik ve ne yazık ki okul idaresi Kenan Evren’in faşist cuntası yönetiminde dini emirleri yasaklayabilme cesareti gösteriyordu. Sivillere karşı daha dikkatli idiler. Fakat özellikle dindar askeri okul öğrencilerine karşı insafsız ve acımasız bir tutum göze çarpıyordu. Yeni palazlanmakta olan FETÖ örgütü bu durumu fırsata çevirmiş öğrencileri dinden soğutmak adına her eylemi yapıyordu. Örneğin oruç tutulmasını FETÖ örgütü de istemiyor güya tedbir almak için oruç tutan öğrencilere karşı çıkıyorlardı.
O yıl okul komutanı önceki yılda olduğu gibi oruç tutmayı yasak etmişti. Yıllarca hiç ara vermeden oruç tutmuş biri olarak bu durumu çok tuhaf ve acımasız olarak karşılamıştım. Ama ne olursa olsun orucumu tutmaya da kararlıydım. Zorla yedirip engel olacak değillerdi ya?
İlginçtir benim gibi bazı sınıf arkadaşımda aynı kararı vermiş “ne pahasına olursa olsun” oruç tutmaya devam etme kararı almıştı. O yıllardaki “irtica furyası” son hızla devam ediyor Cunta lideri ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Evren; her akşam televizyona çıkıp “gericiler yüzünden ülkemizin içine düştüğü durumu”; kendi lisanına uygun bir şekilde ahmakça sözlerle anlatıyordu. Tabii, ABD ve batılı devletlerin hiçbir kusuru ve günahı yoktu!
Özellikle askeri okullarda okuyan dindar öğrenciler en tehlikeli vatandaşlardı (!) Asla bu gençlere göz açtırılmamalıydı. Nitekim darbe döneminde binlerce askeri okul öğrencisi okuldan atılmıştı. Şimdi FETÖ örgütünün neden bu kadar semirip büyüdüğünü bir parça anlayabilirsiniz. Çünkü namaz kılma, oruç tutma gibi İslam’ın en önemli ibadetleri birçok askeri okulda yasaklanmıştı.
FETÖ örgütü durumu fırsata çevirmeyi bilmiş etki ettiği öğrencilere; namaz kılmayı ve oruç tutmayı yasaklamıştı. Bu kararı alırken askeri okullardaki amansız din düşmanlığını bahane ediyordu. İslam’da yeri olmayan bu talimatları zındık Feto uygulatmaya çalışıyordu.
Hatta FETÖ örgütü; namaz kılmak yerine “ima ile namaz” adı altında uyduruk bir davranışı öne sürüyordu. Halbuki 5 vakit namaz; Hazreti Peygamber’e (asm) göre dinin direği idi ve asla terk edilmesi mümkün değildi. İşte sahte peygamber Feto, böylesine iğrenç faaliyetlerde bulunuyordu.
Eğer “FETÖ örgütü general ve amirallerin yarısından fazlasını büyüleyip 15 Temmuz askeri darbesini yapabildi” sorusuna cevap arıyor iseniz bu yasakların rolünü de anlamanız gerekir. Zira bunun sebebi olarak askeri idarenin dini emirlere karşı getirdiği yasakları ciddi olarak düşünmek gerekiyor. Keza yıllar sonra başörtüsü yasağına karşı koymak yerine faşistlerin yasaklarına boyun eğip başlarını açan kadınların bir kısmı bu dehşetli FETÖ örgütünün tuzağına düşüyordu.
Biz yine 1983 yılına dönüp Deniz Harp Okulundaki yasaklara karşı giriştiğimiz mücadeleye bakalım… Zira o yıl okulda çok ilginç bir yıl yaşanıyordu. Tuhaflık şuydu ki yabancı öğrencilerin oruç tutmasına engel olunmuyordu. Özellikle Libya’lı öğrenciler afiyetle oruç açıyor kimse bunlara bir şey söylemiyordu. Apaçık bir şekilde çifte standart uygulanıyor Türk öğrencilere ise dinimize ve askeri okul geleneklerine aykırı bir şekilde oruca engel olunuyordu.
Ramazanın ilk günü komutanlarımız çok sert tedbirler almış oruç tutan Türk öğrenciler iftar yapmasın diye yemekhanede önlem almışlardı. Birkaç öğrenciyle birlikte Libya’lıların arasına karışarak yemekhaneye girmeye çalışmış fakat yakalanmıştık.
Yemekhaneden adeta kovarcasına uzaklaştırılmış iyi bir de fırça yemiştik. Biz yine de seviniyorduk zira öğrenci numaralarımızı kaydedip kimlik kartlarımıza el koymadıkları için mutluyduk. Çünkü böyle bir durumda hafta sonu izinsiz kalma veya oda hapsi cezası ile cezalandırılma söz konusuydu.
İlginçtir ki; okuldaki en az 150 Libyalı öğrenci için iftar yemeği çıkıyor, aynı okulun öğrencisi olduğumuz halde Türk öğrencilere üvey evlat muamelesi yapılıyordu. Hem de kendi ülkemizde… Deniz Harp Okulu mezunu olan Necip Fazıl Kısakürek ne güzel demişti. “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!”
Her ne ise… Bir yaz ayında geç saatlerde olan iftar için teneffüshanenin yolunu tuttuk. Okul kantinden aldığımız bisküvi ve benzeri şeyler ile orucumuzu açtık. Birde güzel bir çay demlemiştik. İşte lezzetini unutamadığım iftar yemeği buydu.
“Ya Rabbi, her zaman bize öyle güzel nimetleri nasip et” diye dua etmişimdir. Evet, bu acı duruma inanmak bazı insanlara biraz zor gelecektir lakin daha dün gibi gözlerimin önündedir.
Demek ki; insana lezzet ve tat veren gıdalar değil; o an içinde bulunduğu haleti ruhiye ve gerçek iştah olsa gerektir. Şimdi çok daha iyi anlıyorum ki; her güzel şey; imanla ve Cenabı Allah’ın rahmeti, merhameti iledir. Eğer Allah isterse, en basit ve ucuz bir gıdayı; hatta kuru bir parça ekmeği dahi güzel gösterdiği gibi, şükürsüz geçen en nefis sofradaki nimetleri dahi tatsız ve acı hale getirebilir.
O yıl Deniz Harp Okulunda yaşanan bu skandal, bazı komutanların aklını başına getirmiş olacak ki ertesi yıl ve sonraki yıllarda oruç tutmak serbest bırakılmıştı. Fakat 1987 yılında yeniden yasak uygulanmaya başlamıştı. Lakin bu sefer çok daha acımasızca yapılıyordu.
Evet, görünüşte oruç tutmak serbest bırakılmıştı. Bununla birlikte yemekhaneye girme zorunluluğu konulmuş herkes yemek yerken aynı masadaki öğrenciler iftar saatini bekledikleri için kıvranmaya başlamışlardı. Kahvaltı ve öğlen yemeğinden başka yaz aylarında iftar saati geç olduğu için akşam yemeği de oruç tutanlar için resmen bir işkence haline gelmişti.
Ben o tarihte yani 1987 yılında; okuldan mezun olmuş teğmen rütbesi ile savaş gemilerinde görev yapıyordum. Bu sayede Deniz Harp Okulundaki iğrenç tutumu gördükten sonra bize yapılan muamelenin çok daha kötülerinin yapılabileceğini de anlamış oldum.
İşte böylesine kötü olayların yaşandığı bir okuldan mezun olun öğrencilerin donanmada başına gelecekleri tahmin edebilirsiniz. Nitekim 28 Şubat 1997 yılına kadar görev yapmış birisi olarak dilim döndükçe bu hatıralarımı okuyucularımla paylaşıyorum.
FETÖ örgütünü tanıyıp ne derece büyük bir İslam düşmanlığını yapıldığını da bu yıllarda anlamış oldum. Ne ilginçtir ki; yasak olduğu halde bizimle birlikte oruç tutan bazı öğrencilere FETÖ kanca atmıştı. Ertesi yıl yani 1984 Ramazanında oruç tutmak serbest olduğu halde bu kişiler oruç tutmamıştı. Kendileri ile çeliştiği halde çok açık bir şekilde FETÖ örgütünün verdiği emirlere uyuyorlardı. Bu kişiler 15 Temmuz 2016 darbesinde halkın karşısına çıkacaklardı.
1983 yılında yaşadığımız ilginç bir olay da şu şekilde gelişmişti. İkinci sınıf öğrencisiydik ve oruç tutmak isteyen öğrencilerden isimlerini yazdırmaları istenmişti. Yemekhanede buna göre planlama yapılacak imiş. 30’dan fazla arkadaşım ismini yazdırmıştı. Fakat ertesi gün denetlemeler haricinde öğrencilerin karşısına çıkmayan bir komutanımız vardı. İşte ilk defa tabur komutanı sınıfımızın karşısına çıkmış denetleme haricinde nutuk çekmeye başlamıştı.
Askeri okul öğrencilerinin oruç tutmasının zor olduğunu, spor ve zorunlu askeri eğitimlerle birlikte ağır dersler olduğunu sayıp dökmeye başladı. Bu esnada öğrencilik yaşamım boyunca hiç olmayan bir durum oldu.
Volkan isimli bir sınıf arkadaşımız “müracaatım var komutanım!” diyerek taburun önüne çıktı. Komutan aynı zamanda okul takımımızın başarılı bir basketbolcusu olan bu öğrenciye “konuş bakalım” dedi.
Volkan, önceki yıl yaşanan çirkin ve zorba uygulamanın etkisi ile “oruç tutmanın ders ve askeri eğitimlerimize mani olamayacağını” söyledi. Bütün öğrenciler Volkan’ı takdir etmişti. Fakat komutanımız kıpkırmızı olmuştu. Tek bir kelime bile söyleyemedi. Bölük komutanına ayrılacağını işaret etti ve sınıfımızı selamlayarak oradan ayrıldı.
O gün oruç tutanlarla ilgili olarak yeni bir liste yazıldı. Nerdeyse sayımız iki katı artmıştı. Bu durumdan herkes gibi ben de çok önemli dersler aldım. En önemli husus şuydu: Din bir ihtiyaçtır ve zorbalıkla engellenemez. İkincisi zorluklara karşı gösterilen direnç her insanı etkilemektedir. İster dindar olsun isterse olmasın, yasaklandığı için okul idaresine karşı 15 öğrencinin haklı başkaldırısı; diğer öğrencileri de derinden etkilemişti. İşte FETÖ örgütü ve cuntacı askerler, din düşmanlığı yaparken böylesine ters etkileri de oluyordu. Demek ki samimi ve onurlu davranışlar her insanı derinden etkilemektedir.
Mezun olduktan sonra savaş gemilerinde de ilginç Ramazan anılarım oldu. Bunu bir sonraki Pazar yazısında dile getirmeye çalışayım. Lakin o yıllarda deniz kuvvetlerinde yaşanan din düşmanlığı ile ilgili birkaç hususa da değinmek gerekiyor.
Aradan 11 yıl geçti ve nihayet 1997 yılında başörtüsü bahanesi ile ordudan resen emekli edildim. 28 Şubat döneminde aynı bağnaz zihniyetin başka bir temsilcisi olan Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya öncülüğünde Batı Çalışma Örgütü (BÇG) adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yasadışı bir örgüt kurulmuştu. Bu örgüt mensupları, dine düşman faşist askerlerden meydana geliyordu.
BÇG’nin en önemli görevi eşi başörtülü olan askerleri fişlemekti. Bu maksatla hastane, kantin gibi askeri tesislerden yararlanan başörtülü kadınların askeri kimliklerine bakılarak eşlerinin durumu tespit ediliyordu.
Dindar subay ve astsubaylar görevlerini diğer askerlere göre nispeten daha iyi yaptığı için bazı komutanlar eşleri başörtülü olduğu halde bu durumu üst komutanlara bildirmiyorlardı. Fakat BÇG’nin fişlediği askerler Kuvvet Komutanlıklarından gelen yazılarla ve özel subaylar tarafından bildirilince mecburen bu komutanlar da fişlenen sakıncalı askerleri ordudan atmak için üstlerine bildirmek zorunda kalıyorlardı.
İşte ben de böylesine acımasız çarklardan geçirilerek önce “Kontrol Altına Alınması Gereken Şahıs” sonrasında “şüpheli” ve son safhasında da “sakıncalı” statüsüne sokularak ordudan emekli edildim.
Emekli işlemi yapılırken Yüksek Askeri Şura (YAŞ) adı altında yargı yolu kapalı olan bir işleme tabi tutuldum. Bu hukuksuz durum yani 1982 Darbe Anayasasındaki madde; 2010 yılında referandum kararı ile kaldırıldı. 2011 Yılında da sadece YAŞ kararı ile ordudan atılan benim gibi bin iki yüz kişiye emeklilik hakları geri verildi.
Fakat re’sen emekli olup ta bizden hiçbir farkı olmayan eşi başörtülü kararname mağduru asker arkadaşlarıma hiçbir hakları verilmedi. Bu konuda Kamu Kenetçiliği Kurumunun tavsiye kararına ve defalarca verilen sözlere rağmen hala hiçbir ilerleme sağlanamamıştır.
İşin daha acı tarafı ise 28 Şubat darbecilerini mahkemeye verip “müebbet hapis” cezası aldırdığımız ve bu general ve amirallerin suçları tescil edilmiş olduğu halde hala AK Parti hükümeti direnmekte ve mağdur edilen binlerce kişiye haklarını vermemekte ısrar etmektedir.
Umarım 104 amiralin eski alışkanlıklarına devam ederek milletimizin seçtiği yöneticilere parmak sallaması, ayar vermesi bu gaflet içindeki siyasetçilerin aklını başına getirir ve gereken emekli hakları verilir, vesselam…
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ahmet SAĞLAM
Karı–Koca İlişkisi
Halil MERT
Suriye, ırak, iran, lübnan… s. Arabistan, pakistan, israil… Ne olmalı?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Bir Nesil Neden Daha Az Düşünüyor?
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Hamdi TEMEL
Türkiye’nin Bor Hazinesi Sağlık İçin İşleniyor
Adnan ÖZ
Bu kadro ile bu kadar!
Seyfettin BUDAK
Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi?
Mehmet BOZKURT
Üzgünüm Ey Milletim!
Fatih ORUÇ
Amerikaʼnın Kızılderili Soykırımı
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Erol AYDIN
Köyden Kente Sosyolojik Dönüşüm
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)