28 Şubat 1997 Post-modern Darbesi Türkiye’de unutulmayacak derecede kötülüklere ve hıyanetlere sebep olmuştur. Faşistler dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek kadar küstah, aşağılık ve çirkin davranış içine girmişler, akla ziyan darbe icraatlarının yanında bir de yargıyı kendilerine benzetmişlerdi. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını (İBB) görevde iken Ziya Gökalp’in şiirini okudu” diye hapse atmışlardı. Lakin işin aslı bu değildi. Peki, neden böyle bir işe kalkışmışlardı?
Bunun çok sebebi var. Bunlardan önemli olarak gördüğüm ve kendimle de alakalı sadece bir tanesini anlatmak istiyorum. İşte Erdoğan’ı hapse tıkmalarının sebebi şiir miir değil ordudan atılan askerleri İstanbul Büyükşehir Belediyesinde işe almasıydı.
1997 yılı Türkiye’si, tarihte görülmedik bir faşist baskı altında idi. Faşist General ve Amiraller ve bunların sivil uzantıları, hiçbir dönemde olmadığı kadar küstahlaşmış edepsizce işler yapıyorlardı. Hükümeti deviren bu askerler yaptıkları davranışlar ile tarihe kara bir leke olarak geçmişlerdir. Şimdilerde yargılamaları devam ederken “minnoş kedi” tiplemesi ile karşımıza çıkıp yaptıkları edepsizlikleri inkâr ediyorlar. Fakat Anadolu çocuğu bu ayakları yemez! Artık kimseyi de böyle şirinlikler ile kandıramazlar…
Düşünün ne günler yaşamıştık. Devrin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Başbakan’ın vermiş olduğu davette “Burada rakı yok mu?” diyor. Rakı getirip zıkkımlanacak kadar küstahlaşıyordu.
O dönemde İBB Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, bu faşistlere direnen belki de tek kişiydi. Ordudan eşi başörtülü diye atılan yüzlerce askeri başkanlığını yaptığı İstanbul’da işe almıştı. Türkiye’nin her yerinde baskılar öyle şiddetli idi ki bütün belediye başkanları göreve getirdiği askerlerin işlerine son vermek zorunda kalmıştı. Fakat bu Tayyip Erdoğan direniyor faşist generalleri iplemiyordu bile…
Bu durum faşistler için kabul edilemezdi. Ne yapıp edip Erdoğan’ın burnunu sürtmek gerekiyordu. Sonunda Siirt’te bir şiir okudu diye hapse attılar. Dünya siyasi tarihinde emsali olmayan böyle bir suçtan dolayı hapse atılması ancak 28 Şubat faşistlerine yakışır bir davranıştı. Erdoğan’ın yerine adı Ali Müfit Gürtuna olan ve her emredileni yerine getiren zavallı bir adamı İBB Başkanlığına getirdiler. O da ilk icraatlarından biri olan benim gibi yüze yakın askeri Belediyeden attı. Kısaca bir kamu kurumundan daha atılmıştık. Suçumuz ise çok büyüktü! Namaz kılıp içki içmemek ve eşlerimizin başörtülü olmaları idi Bu ise tahammülü mümkün olmayan bir itaatsizlikti. Faşistlerin keyfi öyle istemişti canım ne var bunda!
Dönemin yargı mensupları ise bu faşistleri çılgınca alkışlıyor durumdan vazife çıkarıp benim gibi dinine bağlı askerlerin canlarına okumak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı. Fakat biz de o günlerde o şiirdeki gibi “'Minareler süngü, kubbeler miğfer; camiler kışlamız, müminler asker. Bir şey beni sindiremez; gökler, yerler açılsa, üzerimize tufanlar, yanardağlar saçılsa” diyorduk. Zira biz oyuz ki; imanıyla övündüğümüz ecdadımız, titretici şeylere hiçbir gün diz çökmemiş; zaferlerin kapısı, Anadolu'nun tapusu Malazgirt'ten ta Çanakkale'ye imanın geçilmez kalesine kadar bizi zaferden zafere koşturan şey işte şu anda içinde bulunduğumuz inanç birliğidir” demekten geri durmuyorduk.
Ordudan eşlerinin başörtüsü nedeniyle atılmış olan binlerce asker Erdoğan ile birlikte direniyor, baskı ve yıldırmaya karşı meşru haklarını kullanarak mücadele ediyordu. İşte darbecileri ve diktatörlük heveslilerini çıldırtan neden buydu. Yoksa şiir yüzünden kimse hapse atılmaz…
1912 yılında yazılmış bu şiiri Siirt'te okuduğu için 1999 yılında Pınarhisar Cezaevi'nin yolunu tutan Erdoğan, yılmadı, sinmedi halka sırtını dayayarak ve Allah’ın izni ile direndi, önce Başbakan şimdi de Cumhurbaşkanı oldu.
Darbeci Generallerin ve onlarla işbirliği yapan siyasetçilerin değil, milletin dediği oldu. Hâlbuki CHP zihniyeti ve darbeci faşist generaller o günlerde mangalda kül bırakmıyorlardı. 28 Şubat darbesi 1000 yıl sürecek diyorlardı. Halkımıza ve kendilerine engel olarak gördükleri dindar askerlere dünyayı zindan etmek için adeta yemin etmişlerdi.
İşte o dönemde Deniz Kuvvetlerinden atılmıştım. Binlerce asker arkadaşım gibi ekmek parası derdine düşmüştüm. O güne kadar “rızkı veren Allah’tır, işten atılırsanız korkmayın, Allah bir kapı kapar bin kapı açar” diyerek asker arkadaşlarıma destek oluyordum. Lakin büyük bir karamsarlık ve sıkıntı bütün ülkeyi sarmıştı. Bu arada kamu ve özel kurumlarında çalışmak üzere arkadaşlarımızla birlikte müracaatta bulunuyorduk.
Darbe günleri herkes birbirinden korkuyor dindar bildiğimiz işadamları dahi bizlere iş vermekten kaçınıyordu. Alın terimizle, emeğimizle yeniden çalışmaktan men edilmiştik. Böyle bir zamanda istisna olan tek bir şahıs vardı. İşte o şahıs Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dı. Bizlere başkanı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesinde görev vermişti. Ben de o dönemde İstanbul Su Ürünleri Hal Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı olarak göreve başlamıştım.
İBB’de benim gibi yüze yakın asker emeklisi göreve başlamıştı. O dönemde İSKİ ve Belediye yolsuzluklardan kurtulmuş su sorunu ve belediyecilik hizmetlerinde büyük başarılar kazanmıştı. Mezbelelik olan İstanbul Balık Hal’ini modern bir yapıya kavuşturmuştuk. Yolsuzluğa batmış birçok kurumu asker arkadaşlarımızın yardımı ile büyük çabalarla görevini layığı ile yapan kurumlara dönüştürmüştük.
Zaten ülkemizin Erdoğan’ı ilk tanıması burada olmuş İstanbul şehrini olağanüstü başarılı bir şekilde yöneterek şu anda gelmiş olduğu kariyerinin ilk basamağını gönüllere taht kurarak geçmeye muvaffak olmuştu.
İstanbul da güzel icraatlar olurken ülke genelinde felaketler yaşanıyor kriz üstüne kriz çıkarılarak devlet söğüşleniyordu. Darbeci faşist generaller, ABD, Batılı güçler ve hasta Ecevit sayesinde ülke yangın yerine dönmüştü. Ekonomik krizler, Apo’nun paketlenip Türkiye’ye teslim edilmesi ve Feto’nun ABD’ye götürülüp hıyanetine burada devam etmesinin yolu açılmıştı.
Erdoğan’ın biz dindar askerlere sahip çıkması ve istihdam etmesi darbeci koalisyonu çileden çıkarmıştı. Ne yapıp ettiler, bir şiir okudu diye yargıyı da arkalarına alarak Erdoğan’ı tutuklattılar ve hapse attılar. Yerine de darbecilerle işbirliği yapacak kadar omurgasız birini İBB’ye yerleştirdiler. O da kendine yakışanı yaptı ve benimle birlikte İBB’de görev yapan asker kökenli memurları bir bir temizledi.
O tarihlerde YAŞ kararları Anayasanın 125. Maddesi gereğince yargıya kapalı olduğu için hukuki yollardan hiçbir şey yapamamıştık. Bize kalan tek ve son yol olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de aleyhimizde karar vermişti. Gavur da gavurluğunu yapmıştı kısaca…
O tarihteki durum şu şekilde idi: Başörtülü eşi olan orduda görev yapamaz yetmedi kamu da da çalışamazdı. “Yok artık!” diyenler olacaktır. Lakin bunları bir bir yaşadık. Elimde mahkeme belgelerim ve resmi evraklar var, isteyen olursa ibraz edebilirim. Resmen bizlere cüzzamlı muamelesi yapılıyordu. Fakat biz de aynı Erdoğan gibi yılmadık mücadelemize devam ettik.
YAŞ kararı yargıya kapalıydı ama Belediye Başkanının kararları yargıya açıktı. Hemen İstanbul İdare Mahkemesinde dava açtık ve sonunda kazandık. Bu olay şimdiye kadar başarılı olduğumuz ikinci icraat idi. Birincisi ise ASDER’i kurmuştuk. Lakin Gürtuna, darbecilerle işbirliği yapıyordu ve zorunlu olmadığı halde bizler hakkındaki olumlu kararı kaldırmak üzere Danıştay’a temyiz davası açtı. O tarihlerde çok politize olmuş olan Danıştay; hemen Gürtuna’yı haklı buldu ve benim gibi 30’ a yakın kişi üçüncü defa kamudan atılmak durumunda kaldı.
İşte üçüncü defa kamudan atılınca bu sefer ticaret gemilerinde çalışmaya başladım. 2. Kaptanlık ve gemi süvariliği yaparak Rabbimin yazdığı rızkımızı dünyanın bir ucunda aramaya koyulduk. Kaptanlık yaparken başımıza gelen bu olayları bir gazetede yazmaya çalıştım. Bu sayede yazar olduk. Hatta iki tane de kitap yayınlayarak dindar insanların başına gelen olayları dile getirmeye çalıştım. O dönemde müstear isim kullanıyor “Vehbi Horasanlı” olarak makaleler yazıyordum. Aynı isimle “Bahriyede 15 Yıl” ve “Altı Ayda Altı Kıta” isimli 2 kitabımı yayımladım. Haklı davamızı anlatmaya çalıştım.
Bu dönemde yaptığımız en önemli icraatlardan bir tanesi ise ASDER’in kurulmasıydı. Fakat bu iş çok zor olmuştu. Çünkü resmen devletle mücadele ediyorduk. Meşru haklarımız için mücadele ederken sanki devlete karşı geliyormuş gibi bir hava vardı. “Devlete kafa tutulmaz” denilerek destek beklediğimiz kesimlerden köstek yiyorduk. Bu da yetmemiş gibi sivil toplum örgüt yönetiminden habersiz olan bizler kurmaya çalıştığımız kooperatif vakıf ve dernek çalışmalarında birbirimize giriyor, doğru dürüst çalışma dahi yapamıyorduk. Birbirimizi dinlemeye tahammül etmeyi işte bu dönemde ASDER’e katılan Adnan Tanrıverdi Paşa sayesinde öğrenmeye başladık.
Bir kısım arkadaşlarımız “içimizde devlet ajanları var, takip ediliyoruz” diyerek korku ve vesvese veriyorlardı. İşte o günlerde şunu söyleyerek bu sıkıntının aşılmasında yararlı oldum. Dedim ki “Yahu bir devlet düşünün 10 bine yakın askeri ordudan çıkarsın ve bunu takip etmesin. Hiç böyle şey olur mu? Elbette bizi takip edecekler. Lakin bizler; haklı ve meşru davamızda bundan korkup haklarımızı almak için mücadele etmez isek Ruz-i Mahşerde ne yüzle çıkıp hesap vereceğiz”. Bu sözüm üzerine arkadaşlarım bana hak verdiler ve bu vesvesenin önüne geçmiş olduk.
İşte azmin sonu zaferdir. Sabrın sonu selamettir. Müspet hareketle mücadele ede ede onca badireyi atlatarak bu günlere geldik. Baskı ve zorbalığa karşı direnen Erdoğan ve arkadaşları ise devletin en üst makamlarına geldiler. Şimdi yeni bir referandum ile faşist generallerin dayattığı bir anayasayı düzeltmeye çalışıyorlar. Devleti yönetememesi için uydurulan onca faşist anayasa maddesini bir bir kaldırıp yerine güçlü bir Türkiye için gerekli anayasal değişiklikleri yapmaya çalışıyorlar. Allah muvaffak etsin diyerek hem dua hem de referandumda “evet” demek gerekiyor, vesselam…
Vehbi KARA
Songül KARAMAN
Mevlâna Gibi
Nihat Güç
Faizli banka aracılığıyla maaşımı almak istemiyorum!
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Doğru Rol Model Olabilmenin Önemi
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Seyfettin BUDAK
Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur?
Eyüphan KAYA
İltifat Marifete Tabidir
Adnan ÖZ
Bir devrelik muhteşem oyuna rağmen kötü sonuç!
Mehmet BOZKURT
Bizi çok yordunuz!
Hamdi TEMEL
Toprağın Sessiz Gücü: Bor
Bülent ERTEKİN
Engellilere Reva Görülen Bu mu!
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Recep YAZGAN
Hür ve Kabul Edilmiş Silivri Locası
Erol AYDIN
Bu benim hayatım...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)